
Cumartesi sabahı Minho’nun odası güneşle hafifçe aydınlanmış, geniş odada iki koltuk, kocaman yatak, çalışma masası ve odaya özel lavabo ile banyo arkadaşların toplandığı güvenli bir alan sunuyordu. Tayfa Minho’nun odasında dizilmiş, bilgisayarın başındaki dosya ve notlarla durumu konuşuyordu. Bugün, Jisung’un evindeki gözlemler için plan yapılacaktı.
Minho: “Herkes hazır mı? Dosya ve notlar elimde. Jisung’un durumu düşündüğümüzden ciddi. Bugün akşam neler olacağını bilmiyoruz ama elimizdeki bilgilerle gözlem yapacağız.”
Changbin: “Kolundaki yara, diğer izler… insanın kanını donduruyor.”
Hyunjin: “Odası hep açık, sessiz çalışıyor, dalgın… her şey ciddi.”
Bangchan: “Kamera konusu biraz ileri ama şu an sadece gözlem. Zarar vermek yok.”
Seungmin bir anda konuyu böldü: “Arkadaşlar, kimya sınav sonuçları açıklanmış. Merak eden var mı?”
Jeongin:"ben 55 almışım ya.."
Bangchan:"benimki 71"
Hyunjin:"oha lan 45 ne!"
seungmin: "benimki 47 koymuşum"
Felix gururla: “Ben 80 almışım!”
Changbin şaşkın: “Sen mi? Kopya mı verdin?”
Minho notu umursamadı çünkü şu an tek odak noktası jisung idi.
Felix çekinmeden: “Evet, biraz kopya ama sonucu ben aldım. Şimdi ciddiye dönelim, Jisung’un durumu…”
Jeongin: “Ya her şey bu kadar ciddi mi? Daha önce evini hiç görmemiştik.”
Hyunjin: “Sessizlik, yaralar, davranışlar… hepsi ciddi. Ama akşam neler olacağını tahmin edemeyiz.”
Minho: “Doğru. Akşam, Jisung’un evindeki davranışlarını gözlemleyeceğiz. Bugün burada kaldığımız süre boyunca elimizdekilerle plan yapacağız.”
Bangchan: “Yani özetle, sabah tartışma, öğleden sonra planlama… ve akşam gözlem. Bizim için tek gün, ama önemli bir gün.”
Herkes sessizleşti. Odadaki hava yoğun ama kararlıydı. Minho’nun ekranda açtığı dosya, odadaki sessizliğin merkezindeydi. Parmakları hâlâ titreyerek bilgisayara dokunan Minho, arkadaşlarının bakışları altında planın ilk adımlarını zihninde şekillendirdi.
Gün boyunca, tayfa Minho’nun odasında kaldı; öğle yemeği birlikte yendi, tartışmalar yapıldı, notlar alındı. Akşam yaklaşırken herkes hazırlandı, akşam gözlemi için minik bir strateji belirledi
.....
Akşam olduğunda hepsi koltuğa oturup masaya bilgisiyarı koydu. Bangchan uygulamayı açtı. Ve jisung'u izlemeye başladılar. İlk başta herşey normaldi...ama sonradan...Kapı öyle sert açıldı ki Jisung yerinden sıçradı. Babasının ayak sesleri zemine vurdukça odanın havası buz kesmiş gibiydi. Arkasından annesi göründü. Kadının bakışında korku vardı, gözleriyle yardım istiyor gibiydi ama dudaklarından tek kelime çıkmadı.
“sınavdan 65 almak ne lan?!" dedi adam tok bir sesle.
Jisung:"a-ama baba-" dediği an yüzüne yediği tokatla sözü kesildi
"Gel lan buraya!" Dedi babaı kadına.
Kadın, ne yapacağını bilirmiş gibi çekmeceye yöneldi. Çekmeceden çıkan maşa, ışığı keskin bir şekilde yansıttı. Jisung’un nefesi hızlandı, kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
“Hayır… hayır, lütfen…” diyerek yatağın köşesine çekildi, elleriyle kendini korumaya çalıştı ama nafile. Annesi, gözlerinden yaşlar süzülerek oğlunun kollarını tuttu. Belli ki yapmak istemiyordu ama yapmazsa daha büyük bir öfke ile karşılaşacağını biliyordu.
“Anne, bırak! Ne olur…” Jisung’un sesi titredi. Bedenini kurtarmaya çalıştı ama annenin çaresiz elleri onu tuttuğu yerde sabitlemişti.
Babası ise maşayı fişe taktı bi süre bekledi beklerken küfürler söyleniyordu. Kıpkırmızı kızaran demirden çıkan tıslama, odayı doldurdu. Jisung’un bakışları korkuyla kaskatı kesildi.
Ve metal, vücuduna bastırıldı.
Bir anda odadan yükselen çığlık, evin duvarlarını bile zangırdattı. Gözlerinden boşalan yaşlar, yüzüne aktı ama sesi kesilmedi. İçindeki acı, dışarıya haykırışlarla taşarak odanın havasını boğdu.
---
Tayfa – Bilgisayarın Başında
O an, ekranın karşısındaki yedi kişi donakaldı.
Hyunjin’in rengi bembeyaz oldu. Sandalyeden neredeyse düşecek gibi öne eğildi. “O ses… O Jisung’un sesi! Tanımaz olur muyum?” diye bağırdı, nefesi titreyerek.
Seungmin’in gözleri büyüdü, dudakları aralandı ama bir kelime çıkmadı. Bir süre nefessiz kalmış gibi boğazını tırmalayan bir hırıltı duyuldu. “Bu… gerçek olamaz…” dedi sonunda, sesi ince bir fısıltıya dönmüştü.
Felix’in elleri titriyordu. Başını yana çevirip gözlerini kapattı ama kulakları çığlığı susturamadı. “Lütfen… yeter… dayanamıyorum…” diyerek elleriyle kulaklarını kapattı, ama sesi hâlâ yankılanıyordu.
Jeongin’in gözleri yaşlarla doldu. “Ona bunu nasıl yapabilirler… Jisung’a nasıl kıyarlar!” diye haykırdı. Elleriyle masaya vurdu, masanın üzerinde duran kalemler yere düştü.
Changbin öfkeyle ayağa fırladı. Yumruğunu duvara vurdu, ekrana bakmaya devam ederken gözlerinde öfke ve çaresizlik birikti. “Kahretsin! Hiçbir şey yapamıyoruz!” diye bağırdı, sesi öyle yükseldi ki kendi öfkesinden ürktü.
bangchan gördüklerrine inanamıyordu. Gözleri hala ekranda jisung'un çığlıkları ve kıvranışındaydı.
Ve Minho…
Minho nefes bile alamıyordu. Çığlık kulaklarından değil, göğsünün içine kazınıyordu sanki. Ellerini yumruk yapıp dizlerine bastırdı, ama titremesi durmadı. Yüzünde bir donukluk vardı, gözleri ekranı terk etmiyordu.
Çığlık her tekrar ettiğinde, kalbinin içi oyuluyormuş gibi hissetti. Dudaklarını açtı ama kelime çıkmadı. Boğazındaki düğüm, nefesini bile kesiyordu.
Hyunjin’in sesi duyuldu: “Minho… bir şey söyle… ne yapacağız?”
Ama Minho konuşamadı. Sadece, “Ben… ben…” diyebildi, kelimeleri yutuldu.
Gözlerinin önünde, Jisung’un acıyla kıvranan bedeni vardı. Minho’nun yüzü soldu, parmakları buz kesmiş gibiydi. Hayatında hiç böyle bir şok yaşamamıştı. İçinde bir şey kırılıyordu.
Çünkü o çığlık, sadece Jisung’un değil, kendi yüreğini de paramparça ediyordu...
oy veriri misin?🩷🫶🏻
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.2k Okunma |
919 Oy |
0 Takip |
31 Bölümlü Kitap |