
Ertesi sabah Blackridge Akademi’nin koridorları her zamanki gibi kalabalıktı ama Jisung’un gözünde her şey bulanıktı. Dün gece evde olan kavga hâlâ omuzlarında bir ağırlık gibi duruyordu; babasının sert sesi, duvarlara çarpıp yankılanmıştı. Odanın kapısını kilitleyip sabaha kadar yatakta dönüp durmuş, sonra da bilgisayarın ışığında oyalanmaya çalışmıştı. Gözleri kan çanağı gibi, adımları ağırdı.
Sınıfa girdiğinde kimseyle göz göze gelmedi. Defterini bile açmadan başını sıraya koydu. Parmaklarını kollarının üstüne kenetlediği belli oluyordu — belli ki orada bir şey vardı, saklamak istiyordu.
İlk ders boyunca Felix onu dikkatle izledi. Jisung normalde de sessizdi, ama bu farklıydı: bir yorgunluk, bir dalgınlık, bir sanki dün gece fazla şey yapmış hissi.
Teneffüs çanında Felix, Minho’nun yanına gitti:
“Bugün çok tuhaf… resmen ayakta uyuyor gibi. Hiç tepki vermiyor.”
Hyunjin omuz silkti:
“Bence bir haltlar karıştırıyor. Sessizlik bana hep tehlikeli gelmiştir.”
Jeongin yanlarından geçerken gülümsedi:
“Belki sabaha kadar dizi izlemiştir. Abartıyorsunuz.”
Bangchan başını salladı:
“Hayır, bir şey var. Ama ne...”
Minho dudaklarını kıstı, gözleri hafifçe parladı:
“Gözün üzerinde olsun Felix. Ama merak etmeyin sorularınıza cevap almak fazla sürmez.”
---
Öğle arası geldiğinde Changbin ve Jeongin, Jisung’u koridorda kıstırdılar.
"Bizimle gel,” dedi Changbin, tartışmaya kapalı bir sesle.
“Neden?” diye sordu Jisung, yorgun bir umursamazlıkla.
“Birkaç sorumuz var,” diye ekledi Jeongin sırıtarak.
Jisung itiraz etmedi, ama tam o sırada Changbin sertçe kolunu kavradı. yaranın tam üstünden.
Jisung acıyla irkildi, nefesi kesildi, dişleri sıkıldı:
“Bırak!” dedi istemsizce. Sesi beklenenden daha keskin çıkmıştı.
Changbin’in kaşları çatıldı:
“Ne var kolunda lan? Niye bu tepki?”
Jeongin alayla güldü:
“Yoksa sakladığın bir şey mi var, jisung?”
Jisung cevap vermedi, gözlerini kaçırdı. Changbin daha da sertleşti, onu kolundan çekip okulun batı kanadındaki loş, kullanılmayan sınıfa götürdü. Jeongin de hemen arkasında yürüyordu. Kapıyı açtıklarında Minho, Bangchan, Felix ve Hyunjin çoktan içerideydi. Tozlu sıralar, kirli pencereler ve ağır bir hava… belli ki burası onların “özel mekânı”ydı.
Changbin Jisung’u içeri itti, kapıyı sertçe kapattı.
“Burası bizim yerimiz,” dedi Changbin, keskin bir ifadeyle.
Jisung başını kaldırdı. Gözlerinde boş bir dalgınlık, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. Ama bu neşe değildi.
“Biliyorum,” dedi sessizce.
Bir anda odadaki hava değişti. Sessizlik oldu. Minho’nun bakışları keskinleşti; diğerleri kısa bir an için birbirine baktı.
“Demek biliyorsun,” dedi Minho, yavaşça yaklaşırken. Sesi alaycıydı ama altında dikkat gizliydi.
“O zaman burada ne işin olduğunu da anlatırsın.”
Jisung göz devirdi.
"Ne istiyorsunuz?"
Hyunjin gözlerini kıstı.
"Birkaç sorumuzu cevaplamanı"
Jisung gülümsedi. Ama bu neşe değildi.
"Sormayın cevap alamazsınız."
Changbin içinde bi öfke ile jisung'un üstüne yürüdü yine aynı yerden tutup kendine çevirdi.
"Ne demek cevap alamayız?! Konuşacaks-"
Jisung acıyla yüzünü buruşturdu. Sesi çığlık gibi çıkmıştı.
"Bırak lan bırak!" Changbin'in elini iterek, ama changbin daha güçlüydü bırakmadı ama şaşırdı.
Jeongin sırıttı.
"Olm ne bağırıyon gören kolunda bomba var sanır."
Tam o anda jisung'un kıyafetinin kolunun içinden serçe parmağına doğru kan süzüldü ve tozlu yere damladı.
Felix şaşkın bi şekilde
"k-kan mı o?"
Hyunjin ciddiyetle
"ben size demiştim bu çocuk garip diye."
Seungmin kararlı şekilde.
"kolunun içinden geliyor.."
Bangcham endişeyle
"Changbin bırak kolunu çocuğun"
Changbin sırf bangchan istedi diye bıraktı jisung'un kolunu, gözler minho'un tepkisine gittiChangbin’in eli istemeden gevşediğinde Jisung kolunu hızla çekti, kanın süzüldüğü yeri avucunun içine bastırdı. Odanın havası daha da ağırlaşmıştı.
“Konuşacaksın,” dedi Minho, bu kez daha sert bir sesle. “Ne bu hal? Kolunda ne var?”
Jisung gözlerini Minho’ya dikti. Sesinde hem yorgunluk hem de buz gibi bir alay vardı:
“Niye bu kadar meraklısınız? Size mi zararım dokundu?”
Felix bir adım yaklaştı. “Bu şaka değil Jisung. Gerçekten yaralı gibisin. Yardıma ihtiyacın var—”
“İhtiyacım yok!” Jisung’un sesi sınıfın duvarlarında yankılandı. “Hiç kimseye ihtiyacım yok!”
Hyunjin kollarını göğsünde kavuşturdu, küçümseyen bir bakış attı:
“Sen böyle devam edersen, kimse de yanında durmaz zaten.”
Jisung öfkeyle Hyunjin’e döndü, ama Minho araya girdi.
“Bırak şimdi laf dalaşını. Doğruyu söyle,” dedi Minho, yavaş ve tehditkâr bir tonda. "Ne yaptın kendine? Evde mi bir şey oldu?”
Jisung dudaklarını ısırdı, gözleri bir anlığına bulanıklaştı. Babasının bağırışları, kapının yumruklanışı gözünün önüne geldi. Derin bir nefes aldı ama konuşmadı.
Changbin sabırsızca masaya yumruğunu vurdu.
“Lan anlat artık! Yoksa biz buluruz gerçeği!”
Jisung başını kaldırdı. Gözleri kırmızıydı, ama bu kez korkudan değil öfkeden.
“Bulamazsınız. Çünkü hiçbiriniz beni tanımıyorsunuz.”
Jeongin iğneleyici bir şekilde güldü.
“Tanımamız mı gerekiyor? Sen zaten kendi kendini ele veriyorsun. Ne saklıyorsun lan?”
Seungmin ilk defa sert konuştu:
“Kolundaki kan, senin oyunların değil. Bu ciddi bir şey Jisung. Kendi kendine mi yaptın?”
Soru odada yankılandı. Herkes bir an sessizleşti. Jisung’un dudakları aralandı ama cevap gelmedi.
Minho bir adım daha yaklaştı, sesi bu kez daha düşük ve keskin:
“Bak, bana doğruyu söyle. Yoksa kendi yöntemlerimi kullanırım.”
Jisung alaycı bir şekilde güldü, ama gözlerindeki ifade tehlikeliydi.
“Kendi yöntemlerin mi? Senin yöntemlerin beni korkutmaz Minho.”
Minho’nun gözleri kısıldı, bir süre Jisung’a bakıp durdu. Odanın havası gerildi. Changbin ve Hyunjin sessizce Minho’nun ne yapacağını bekliyordu. Felix endişeli, Bangchan ise durumu sakinleştirmeye çalışıyordu.
Bangchan araya girdi:
“Yeter artık! Bunu zorla çözemeyiz.”
Ama Minho geri çekilmedi.
“Tamam,” dedi soğuk bir sesle. “Konuşmak istemiyorsun. Ama şunu bil: Kolundaki her neyse, bu iş burada bitmez. Eğer bize yalan söylersen, günün sonunda ben öğrenirim.”
Jisung Minho’ya doğru bir adım attı, göz göze geldiler.
“İstediğini öğren Minho. Umrumda değil.”
Bu sözlerden sonra Jisung hızla kapıya yöneldi, Changbin onu durdurmaya çalıştı ama Minho eliyle işaret edip engellemedi. Kapı gürültüyle kapandı, odada bir sessizlik kaldı.
Felix başını salladı. “Bu çocuk… gerçekten bir şey saklıyor.”
Seungmin kararlı bir şekilde: “Hem de tehlikeli bir şey.”
Hyunjin alayla: “Belki de korktuğu şey bizizdir.”
Minho ise sessizdi, düşünceli gözlerle yere damlayan kanı izliyordu. Dudaklarından sadece bir fısıltı Jeongin iç çekti.
"hala o gizli numara mı öğrenemedik"
Hyunjin başıyla onayladı.
"Öğrenemedik ama o olabilir"
öksürdü. Minho gözlerini kıstı.
“Hayır… bu işin altında çok daha fazlası var.”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.2k Okunma |
919 Oy |
0 Takip |
31 Bölümlü Kitap |