21. Bölüm

İçimdeki sır

Nehonuzzz23
n1hir_427

Felix’in evine vardıklarında, Jisung biraz gergindi ama aynı zamanda içini hafifleten bir rahatlama hissetti. Anahtarı kapıya sokup açtıklarında içerisi sessiz, sıcak ve tanıdık bir kokuyla doluydu.

 

“Rahat davran” dedi Felix gülümseyerek. “Gel, önce üstümüzü değişelim.” felix çantasını bıraktı köşeye savurur gibi odasına gitti ve jisung'a eşorfman ve tişört getirdi.

 

Jisung başını salladı ve Felix’in verdiği yumuşak eşofman altı ve tişörtü aldı.

Felix gülümseyerek konuştu

"Banyoda değişebilirsin. Koridorun solunda."

Jisung feli'i dinleyip banyoya gitti. Üstünü değiştirdikten sonra kendini aniden biraz daha rahat hissetti; bu evde, bu ortamda, yanında Felix varken endişelenmesi gerekmiyordu.Aynadan kendine baktı. Gözlerinin altı hafif mor ama yüzüne gelmiş o huzur. Banyodan çıktı.

Felix de üstünü değiştirmişti.

“Tamam, şimdi mutfağa gidelim. Yemek yapacağız aç karna hiç bi şey yapamam ben” dedi Felix, Jisung’a mutfak tezgahını göstererek.

Mutfakta tencere ve tavaları yerleştirip malzemeleri hazırladılar. Bugün menüde tteokbokki vardı; tavada sosun içindeki gochujang (acı kırmızı biber ezmesi) ve diğer baharatlar hafifçe kızartılacaktı.

Ancak iş başa düşmeden önce, bir anda yağ tavada sıçradı ve küçük bir alev yükseldi. İkisi birden geri çekildi, gözleri kocaman açıldı.

“Ah, tamam, tamam!” diye bağırdı Jisung panik içinde. “Tavayı lavaboya at!”

Felix hızlıca tavayı kavradı ve lavaboya attı; suyu açtılar, alevler hemen söndü. İkisi derin bir nefes aldı, gülmekten kendilerini alamadı.

“Tahminimce… biz yemek yapmayı beceremiyoruz,” dedi Jisung, omuz silkerek.

“Bence de,” diye karşılık verdi Felix, “Ama sonuçta denedik. En azından eğlendik.” dedi telefonunu çıkarıp yemek sipariş ederken

Yemek siparişi gelene kadar ikisi mutfakta dağınık olan alanı topladı; tavaları yıkadı, tezgahı sildi, yerdeki ufak döküntüleri topladı. Bu sırada Jisung kendini garip bir şekilde huzurlu hissediyordu; küçük bir kaos bile yanında Felix’le eğlenceliydi.

Sonunda kapı çaldı, yemek geldi. Sofraya geçip oturduklarında, tteokbokki’nin acılı sosunun kokusu mutfağı dolduruyordu. Felix yemeğe başlarken, konuşmaya başladı:

“Bilmiyorum, hiç sana bahsetmiş miydim… Ben genellikle evde yalnız kalıyorum. Babam sürekli işte, annem Avustralya’ya gitti, teyzesimin yanına gitti birkaç aylık… büyük ihtimal hyunjin olmasa deliririm." Dedi şakaya vurarak.

Jisung onu dinledi, yanında oturmuş, ara sıra başını sallayarak, ara sıra minik gülümsemelerle yanıt vererek. Ama aklından Minho da geçti; Felix’in samimi anlatımıyla karışık bir şekilde, Minho’nun bakışları ve kendi hisleri arasında gidip geldi.

Yemek yendikten sonra, ikisi kendilerine sıcak kahve yaptı ve oturma odasına geçtiler. Koltukta yan yana otururken, üzerlerine battaniye örttüler. Dışarıda yağmur hafif hafif düşüyor, soğuk rüzgar pencereden içeri giriyordu; ama içeri dolan sıcaklık ve birbirlerinin varlığı her şeyi dengeledi.

Felix bir yudum kahve aldıktan sonra, konuşmayı Jisung’a çevirdi:

“Peki ya sen? Bana biraz kendinden bahset. Hep sen dinledin beni. Sıra bende”

Jisung derin bir nefes aldı. Battaniyenin içinde rahatlamış, ama aynı zamanda içten bir gerilim hissediyordu. “Hmm… aslında… fazla paylaşmam,” dedi yavaşça. “Ama yanında kendimi daha rahat hissediyorum, bunu söyleyebilirim.”

Felix gülümsedi, ona bakarken gözlerinde hem anlayış hem de hafif bir sıcaklık vardı. “O zaman ben de dinlemeye hazırım. Ne olursa olsun, Jisung-ah. Yargılamam merak etme.”

 

Jisung battaniyeye gömülmüş, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra gözlerini pencerenin yağmurla ıslanmış camına dikti. Dışarıdaki hafif rüzgar, yağmur damlalarının ritmik sesi… İçinde biriktirdiği tüm duygular bir anda dışarı çıkmak istiyordu.

“Peki...” diye başladı, sesi hafif ve çekingen. “Ailem… her zaman üzerimde bir baskı hissettirdi. Notlar, başarı, doğru seçimler… Sanki ne yaparsam yapsam yetmezdi. Ben de… hep bunu düşündüm, sadece notları, sadece dersleri… ama… bazen nefes alamadığımı hissettim.”

Felix, yanındaki koltukta otururken hafifçe öne eğildi, gözleri merak ve endişe karışımıyla Jisung’u izliyordu, jisung'un başına gelen olayları biliyordu sadece bilmiyormuş gibi yapıyordu.

Jisung gözlerini kısarak, kahvesini hafifçe karıştırdı. “Ama… bir şey değişti. Minho… o gece… beni cehennemden kurtardı. O… artık o eve gitmiyorum, Minho sayesinde nefes alabiliyorum. Yani… belki de… şimdi olduğum kişi olabilmemin nedeni o.”

Felix başını hafifçe eğdi, merak ve sıcak bir gülümseme birbirine karıştı. "Minho iyi biridir ne kadar soğuk görünse de."

Jisung küçük bir gülümseme kondurdu dudaklarına, ama içi birden ürperdi. “Evet… iyi biri… hatta… sanırım…” Derin bir nefes aldı, kalbi hızlı atmaya başladı. “Sanırım ondan hoşlanıyorum, Felix.”

Felix’in gözleri aniden parladı. Bir anlık bir şaşkınlık, sonra geniş bir gülümseme ve sevinç ifadesi yüzüne yayıldı. “NEE!.”

Jisung, Felix’in heyecanını ve sevincini görünce biraz utanarak başını eğdi. “Evet… ama...kimseye söyleme ayrıca minho duyarsa benle arkadaşlığını da..bitirir belki.."”

 

Felix hafifçe omzuna dokundu, ona güven verici bir şekilde. “jisung bilip bilmeden düşünme hem seni bu düşünceye iten şey nedir?”

Jisung biraz suskun kaldı sonra cevap verdi.

"Bugün baya sessizdi pek konuşmadık ve...kendimi ona yük hissediyorum yani. Gitti beni o psikopat ailemden kurtardı üstüne evinde yer açtı bana."

 

Felix sırıttı. Aklına bi şeyler gelmişti bile.

"e mantıklı düşünürsen bunları bi insan boşu boşuna yapmaz. Seni sevdiği için yapmış olmasın?"

Jisung bi an dondu. Yüzü kızarmıştı. "felix hemen böyle konuşma da bana böyle söyleyip umut verme"

Felix:"ben bilmem ama minho hyung da kolay kolay birine aşık olmaz ki. Sevgilissi olduysa da hep takılmak için o kadar"

jisung iç çekti.

"Yani beni sevme ihtimalini yok ha?"

Felix kaşlarını çattı

"jisung olayı götten anlama ben ne diyom sen ne diyon?"

Jisung kahvesini yudumladı.

"Of sen öyle söyleyince direk öyle düşündüm"

Felix detin nefes aldı

"tamam jisung şunu bil ki ben senin hep yanındayım ve...şu minho olayına da bi el atacağım"

"ne yapacaksın?" Dedi merakla jisung.

 

felix sırıttı

"Orasını sen bana bırak"

Jisung kahvesinden yavaşça bir yudum daha aldı. “Teşekkür ederim"

Felix, gözlerindeki sevinçle, "bi şey değil sen benim arkadaşımsın. Ne olursa olsun bana söyle derdini sevincini falan.” dedi.

Dışarıda yağmur hâlâ yavaşça düşerken, ikisi koltukta yan yana, battaniyelerin altında, sıcak kahvelerini yudumlayıp sessiz bir mutluluğu paylaşıyordu.

 

 

 

Yazana kadar canım çıktı desem?

Bölüm : 06.10.2025 23:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...