
Adres Şehir merkezine çok uzak değildi. Ama oldukça tenha bir bölgeydi. Numarayı Denemeyi düşündüm. Ama bir yandan da korkuyordum. Ya cevap veren olursa? Ne diyecektim? Bir süre sonra otobüsten indim Telefonumda adresi haritaya girdim, yürüyerek gitmem biraz sürecekti ama önemli değildi. Kafamı toparlamam için zamana ihtiyacım vardı.
Yol boyunca insanların yüzlerine baktım. Her biri bana yabancıydı ama sanki herkes bir şey biliyor gibiydi.
Sonunda adrese vardım. İki katlı, eski ve sessiz bir binaydı. Perdeler kapalıydı. Kapıda numarası vardı, ama herhangi bir isim yazmıyordu. Zile basıp basmamayı düşündüm. Kalbim deli gibi atıyordu.
Zile bastım Ses gelmedi. İçeriden herhangi bir kıpırtı da yoktu. Sanki o evde hayat hiç olmamış gibiydi. Bekledim. Belki geç duymuşlardır diye ikinci kez bastım. Yine ses yoktu.
Cebimden titreyen ellerimle telefonu çıkardım. Notta yazan numarayı çevirdim. Parmaklarımın ucu terlemişti, kalbim göğsümde atacak yer arıyordu.
“Aradığınız numara şu anda cevap vermiyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.”
Telefonun ekranına donup kaldım. Beklediğim olmadı. Hiçbir şey Cevapsız bir zil, sessiz bir ev, kapalı bir hat.
Boş sokakta yalnız başıma dikilmiş halde, birden bastıran rüzgârla ürperdim. Gözlerim doldu, yanaklarımdan süzülen yaşları tutamadım. O an çok küçük hissettim kendimi. Annesini kaybetmiş, gerçeği öğrenmeye çalışan ama cevapsız kapıların önünde yapayalnız kalan bir çocuk gibiydim.
Taş merdivenin ucuna oturdum. Ellerimi başıma götürüp saçlarımı kavradım. İçimdeki o dolup taşan çaresizlik, gözyaşlarımla dışarı sızıyordu artık. Kendime hâkim olamıyordum.
“Neden şimdi? Neden hiçbir şey açıklanmıyor?” diye mırıldandım.
Cebimde hâlâ o not vardı. Bir parça umut, ama cevapsız bir umut O not bana ne vermişti? Daha fazla sorudan başka hiçbir şey.
Aklıma Leo geldi. O her zaman beni dinleyen, sessizce yanımda olan tek kişiydi. Belki Belki şimdi de gelir, beni buradan alırdı. Titreyen parmaklarımla Leo’nun numarasını buldum ve aradım.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
“Ravenna? N’oldu, sesin kötü geliyor,” dedi Leo, sesi endişeliydi.
Dudaklarım titredi. Ağlamaktan konuşamıyordum önce. Sonra fısıltı hâlinde kelimeler döküldü dudaklarımdan:
“Beni alır mısın, Leo? Yalnızım. Lütfen”
Leo tereddütsüz sordu, “Neredesin?”
Adresi söyledim. Sesini tekrar duymak bile yüreğime sıcaklık vermişti.
“Geliyorum. Bekle orada, sakın bir yere gitme.”
Telefonu kapattıktan sonra, biraz daha orada, merdivenin ucunda oturdum. Başımı dizlerime yasladım. Gözyaşlarım yavaş yavaş dinerken, içimde bir kırılganlık kalmıştı. Yorgundum. Hem fiziksel olarak hem de ruhen Ama Leo’nun geleceğini bilmek, o an için tek tesellimdi.
On dakika geçti, sonra yavaşça bir motor sesi yaklaştı. Başımı kaldırdım. Sokağın ucundan tanıdık bir siluet geldi Leo.
Motorunu kenara park etti, kaskını çıkardı. Gözleri doğrudan benim üzerimdeydi. Hızlı adımlarla geldi, yanıma diz çöktü.
“Ravenna? Neler oldu sana?” diye sordu, yavaş ama endişeli bir sesle.
Sadece başımı iki yana sallayabildim. “Annem” dedim. “Annem bir kazada ölmemiş Biri onu öldürmüş olabilir”
Leo’nun yüzü ciddileşti. Gözlerini kaçırmadı.
“Beni burada bırakma, Leo. Lütfen” dedim.
Hiç tereddüt etmeden başını salladı. “Hiçbir yere gitmiyorum. Ben buradayım. Hep olacağım.”
Ayağa kalktık. Elimi bırakmadı. Gözlerimin içine baktı.
“Bu işin peşini birlikte bırakmayacağız,” dedi. “Ne varsa öğreneceğiz. Ama önce seni buradan çıkarmam lazım. Bu sokak, bu ev sana iyi gelmiyor.”
Beraber motoruna doğru yürüdük. Arkasına bindim. Kollarımı sımsıkı sardım beline. O an sadece onun varlığı bile beni hayata yeniden bağlamış gibiydi.
Motorun sesiyle birlikte şehrin loş ışıkları arasında ilerlerken, arkamda bıraktığım evin sessizliği hâlâ içimde yankılanıyordu. Ama artık yalnız değildim. Bir adım atmıştım. Ve bu yolun sonunda, her şey değişebilirdi.
Gerçek acıtırdı belki ama yalanlar daha çok yakıyordu.
Ve Ravenna, artık yanmayı değil, yanıtları istiyordu Bir süre sonra eve geldiler ikisi motordan inip eve girdi Ravenna bir şey demeden odasına gitti leo da Robert ve grecenin yanına geldi çevreye göz gezdirdi, sonra dişlerinin arasından fısıldar gibi konuştu
“Biri her şeyi biliyor. O notta yazanlar tesadüf değil. Bizi izliyorlar Biri, Ravenna’nın annesini bizim öldürdüğümüzü biliyor.”
Robert öfkeyle öne atıldı. “Saçmalama! O dosya kapatıldı. Kaza olarak kayda geçti. Kimse bir şey kanıtlayamaz!”
Leo başını iki yana salladı. “O zaman neden biri not bırakıp Ravenna’yı uyarmaya çalışıyor? Neden ‘O evde güvende değilsin’ diyecek kadar ileri gidiyorlar? Bu bir uyarı değil, tehdit. Biri ortaya çıkmaya hazırlanıyor. Ve Ravenna gerçeklerin peşine düştü.”
Grece’nin yüzü solmuştu. “Ya vazgeçmezse? Ya öğrenirse?”
Leo bir an durdu. Gözlerini yere indirdi, yutkundu.
“Vazgeçmesi lazım,” dedi karanlık bir kararlılıkla. “Onu bir şekilde durdurmalıyız. Bu gerçeği öğrenirse her şey biter. Biz biteriz.”
Robert sinirle elini havaya kaldırdı. “Sen onu yakınında tut! O sana güveniyor. Şimdi sen temizle bu işi!”
Leo, bir adım geri çekildi. Ama gözleri hâlâ karanlıkta parlıyordu.
Grece’nin yüz ifadesi değişti. Endişe, yavaş yavaş yerini soğuk bir kararlılığa bıraktı. Leo’ya biraz daha yaklaştı, sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü artık
“Peki ya Ravenna’yı susturmamız gerekirse?”
Leo’nun gözleri aniden kısıldı. Yumrukları istemsizce sıkıldı.
Robert, Grece’ye baktı. “Ne diyorsun sen?”
“Başka çaremiz yok,” dedi Grece. “O kız, annesinin nasıl öldüğünü öğrenirse bizi mahveder. Yıllarca sakladığımız şeyler birer birer ortaya dökülecek. Sadece bizim hayatımız değil, işimiz, geçmişimiz, hatta özgürlüğümüz tehlikede.”
Leo’nun sesi tıslayarak çıktı “Onu tehdit etmeyi mi düşünüyorsun? Yoksa”
Grece gözlerini kaçırmadan konuştu “Sadece dikkatini başka yöne çekmemiz gerek. Gerekirse korkutacağız. Gerekirse bir kaza süsü veririz. Ama onun gerçeğin izini sürmesine izin veremeyiz.”
Robert başını ağır ağır salladı. “Zarar görmemesi için elimizden geleni yaparız. Ama eğer bizi ifşa edecek noktaya gelirse o zaman elimiz kolumuz bağlı kalmaz. Yıllar boyunca bu sırrı taşımak kolay olmadı.”
Leo, birkaç adım geriye çekildi. Yüzü taş gibi kesilmişti.
“Eğer ona zarar verirseniz,” dedi dişlerinin arasından, “ilk susturmanız gereken kişi ben olurum.”
Grece kısaca güldü, ama gözleri buz gibiydi.
“Leo artık çok geç. Onu korumak istiyorsan, susacaksın. Ya da biz birlikte batacağız.”
Robert bir sigara yaktı, titreyen parmaklarıyla dumanı üfledi.
“Clara ağzını tutmuş olsaydı, şimdi mezarda değil yatağında olurdu.”
Leo’nun boğazı düğümlendi. İçinde bastıramadığı bir öfke kabardı. Ama konuşmadı.
Bu, kendi elleriyle başlattığı bir karanlığın artık kontrolünden çıktığı andı.
Ravenna odasına sessizce çıktı. İçerisi hâlâ karanlıktı lambayı açmadan pencereden süzülen sabah ışığına bıraktı kendini. İçine çöreklenen karanlığı ne bir lamba ne de bir sabah dağıtabiliyordu.
Ayakları ağır adımlarla banyoya yöneldi. Üzerindeki kıyafetleri yavaşça çıkardı, her parça sanki ağırlıkla yapışmıştı tenine. Aynadaki yansımasına kısa bir an baktı kızarmış gözler, şişmiş yanaklar, ifadesizleşmiş dudaklar Gözlerinin feri sanki geceyle birlikte çekip gitmişti. Ama orada, aynanın derininde, annesinin silüeti gibi bir gölge vardı. Bakışlarında aynı isyan, aynı sevgi ve aynı yalnızlık.
Duşa girdi.
Sıcak su tenine değdiğinde birden ürperdi. Omuzları titredi. Suyun akışıyla birlikte gözlerinden yaşlar boşaldı. Ağlamıyordu ama ağlıyordu. Su mu, gözyaşı mı, ayırt edemiyordu artık. Dizlerinin üzerine çöktü. Başını öne eğdi. Bu, sadece bir duş değildi bir arınmaydı. Bir vedaydı. Bir hazırlıktı. Bütün geçmişi, annesinin sesi, Leo’nun gözleri, nottaki harfler hepsi suyla birlikte akıp gidiyordu ama kalbinin derinliğine çöküyordu aynı anda.
Bir süre sonra duşu kapattı. Aynadaki buğunun içinden silik silik yüzünü gördü. Havluyla saçlarını sardı. Şifonyerin önüne geçti. Çekmeceden sade ama güçlü bir kıyafet seçti siyah kot pantolon, koyu gri bir kazak. Ne kadınsıydı ne çocuksu. O gün, Ravenna sadece bir kız değil bir savaşçıydı.
Yavaşça merdivenlerden aşağıya indi. Her adımda içindeki kararlılık daha da güçleniyordu. Sessizlik evin her köşesine sinmişti. Ama bir sessizlik değildi bu fırtınadan önceki ölümcül sükunetti.
Salonun kapısına geldiğinde içeride babasının sesini duydu. Herzaman ki gibi korkunç tehtit dolu, buyurgan, geliyordu kulaklarına
İçeri adım attığında, Robert koltuğunda oturuyordu. Elinde tuttuğu gazeteyi kenara bıraktı, bakışlarını yavaşça kızına çevirdi. Leo köşede ayakta duruyordu. Gözleri Ravenna’da takılı kalmıştı.
Grece sessizce camdan dışarı bakıyordu ama Ravenna o buz gibi varlığını tüm hücrelerinde hissediyordu.
Robert yerinden kalktı. Sert adımlarla yaklaştı.
“Ravenna,” dedi, sesi bir kırbaç gibi iniyordu havaya. “Burnunu karıştırmaman gereken işlere soktuğunu biliyorum.”
Ravenna duraksamadı. Gözlerini kaçırmadan konuştu: “Annem bir kazada ölmedi. Bunu biliyorum. O notta yazanlar doğru olabilir. Ve ben bunun peşini bırakmayacağım.”
YENİ BÖLÜM SINIRI 70 OKUNMA 60 BEĞENİ
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.72k Okunma |
2.01k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |