
Okuldan çıkışta hava hafif kararmış, gökyüzünü gri tonlar kaplamıştı. Öğrenciler birer birer dağılırken Göktuğ, Pamir ve Yiğit sessizce okuldan uzaklaştı. Kalabalığın içine karışmış gibi görünseler de adımlarındaki ritim disiplinliydi. Her biri fark ettirmeden farklı yönlere ayrıldı, ama kısa süre sonra aynı noktada, şehirden uzaklaşan dar bir yolun başında buluştular.
Onları bekleyen siyah, camları koyu filmle kaplı bir araç vardı. Göktuğ arka koltuğa rahat bir şekilde otururken, Pamir sessizce yanına geçti. Yiğit ise sürücü koltuğuna oturup motoru çalıştırdı. Araç hızla, şehrin ışıklarından uzaklaşıp askeri bölgeye doğru ilerledi.
Şehrin kenarında, sisin gölgelediği yollardan ilerleyen siyah araç, sessizce askeri bölgenin kapısına yaklaştı. Yüksek duvarların ardında, projektörlerin beyaz ışıkları devriye gezen askerlerin yüzlerini aydınlatıyordu. Kapıda duran nöbetçiler aracı gördü ve selam vererek bariyerleri kaldırdı.
Araç ağır adımlarla beton zeminde ilerledi. Düzenli sıralar halinde yürüyen askerler, soğuk havada nefeslerini buhar misali çıkarıyordu. Eğitim alanlarının uğultusu geride kaldığında ana binanın önüne vardılar. Bina, gri taş duvarlarıyla tehditkâr bir görünüme sahipti. Üçlü, araçtan indi; disiplinli, sessiz adımlarla içeri girdiler.
Koridor uzun ve dardı. Loş ışıklar, metal kokusu, uzaktan gelen telsiz sesleri ortamı dolduruyordu. Koridorun sonunda koyu renkli ağır bir kapı ve üzerinde altın harflerle yazılı bir plaka vardı: “Yzb. Barlas Batkan”
Göktuğ kapıya hafifçe vurdu. İçeriden tok, otoriter bir ses geldi: “Girin.”
Kapı açıldığında, odanın havası bile değişti. Duvarlarda haritalar, operasyon planları, silah rafları ve ödüller vardı. Masanın üzerinde bir dizüstü bilgisayar, birkaç dosya ve köşede duran siyah tabanca dikkat çekiyordu.
Yüzbaşı Barlas Batkan
Masasının arkasında duran adam, yalnızca bir komutan değil, tam anlamıyla bir efsane gibi görünüyordu. 29 yaşında, genç ama deneyimin izlerini taşıyan biriydi. Keskin çene hattı, düzgün taranmış koyu saçları ve zümrüt yeşili gözleriyle sanki bulunduğu odaya hükmediyordu. Üniforması kusursuzdu; omuzlarındaki apoletler loş ışıkta bile parlıyordu. Karizması yalnızca görünüşünden değil, bakışlarının ardında sakladığı yoğun duygulardan geliyordu. Herkes onun soğuk, sert ve disiplinli bir asker olduğunu bilirdi ama kimse onun içinde sakladığı Ravenna’ya karşı derin bir duyguyu bilmiyordu.
Barlas, Ravenna’yı uzaktan korumakla yetinmiyordu; o kıza karşı kalbinde kelimelere sığmayacak bir şey vardı. Onu gölge gibi izliyor, tehlike yaklaştığında görünmeden müdahale ediyordu. Onu yıllardır gizlice izleyen, gelen fotoğrafların arkasındaki el de oydu. Çünkü Ravenna sadece korunması gereken bir hedef değil, onun için nefes almasını sağlayan tek varlıktı.
Üsteğmen Efe Yıldırım
Odanın köşesinde duran Üsteğmen Efe, Barlas’ın en yakın adamıydı. Otuzlarına yeni girmiş, fit bir vücuda sahipti. Hafif dağınık koyu saçları, kısa sakalı ona hafif asi ama tecrübeli bir hava katıyordu. Gözleri derin kahverengi, her bakışında yeni bir planın işlediği belliydi. Sessizdi, ama konuştuğunda herkes susar ve dinlerdi. Ravenna ile ilgili tüm saha operasyonlarını Barlas ile birlikte planlayan oydu.
Solunda ise Teğmen Berk Kurtuluş vardı. Henüz yirmi beşlerinde simsiyah gözleri ile resmen geceyi hükmediyordu, yüzünde gençliğin izleri ama bakışlarında çelikten disiplin okunuyordu. Omuzlarındaki rütbe ışığı, onun sahada edindiği tecrübeyi saklamıyordu.
Göktuğ, ciddi bir yüz ifadesiyle selam verdi “Komutanım, rapor vermek üzere geldik.”
Yiğit dimdik durarak konuştu “Ravenna okulda gözetim altında tutuldu. Zorba bir grup tarafından tehdit edildi, müdahale ettik. Kimliğimiz gizli kaldı.”
Pamir, soğukkanlı ama dikkatli bir tonla ekledi “Kızın psikolojik durumu zayıf ailesi tarafından şiddet gördüğüne dair izler var. Yalnız ama sezgileri çok kuvvetli. Bizi fark etmeye yaklaşıyor.”
Barlas, derin bir nefes aldı. Yavaşça masadan kalktı, pencereden dışarı baktı. Ardından sert adımlarla üçlünün karşısına geçti. “Ravenna sıradan bir hedef değil. Onu korumanızın nedeni sadece görev değil. Bu, çok daha büyük bir planın parçası.”
Göktuğ hafifçe kaşlarını kaldırdı. “daha büyük planlar derken neyi kastediyorsunuz, komutanım?”
Barlas’ın gözleri parladı; zümrüt yeşili bakışları bir anlığına buz gibi keskinleşti. “Robert ve Grace” dedi soğuk bir sesle. “Onlar, Ravenna’nın hayatındaki bütün karanlığın kaynağı. Onları yok etmeden bu kız güvende olmayacak.”
Efe, üçlüye doğru bir adım attı. “Ravenna’ya gönderilen tehdit mesajları ve fotoğrafları onların dikkatini çekmek için değil, onun gücünü test etmek içindi. Onları gönderen bizdik. Kızın reflekslerini, korkularını, dayanıklılığını görmek zorundaydık.”
Göktuğ şaşkın bir ifadeyle Efe’ye baktı. “Yani o mesajların arkasında siz vardınız?”
Barlas’nın dudaklarının kenarında ince bir gülümseme belirdi. “Evet. Çünkü Ravenna kırılmadan güçlenmeli.”
“Dinleyin. Onu korurken sadece gölge olmayacaksınız. Ravenna’nın kaderine giden yolu temizleyeceksiniz. Robert ve Grace’nin kökünü kazıyacağız. Bu görevi size verdim çünkü sizler, gölgeler arasında savaşan en iyi adamlarsınız.”
Yiğit, askeri disiplinle başını salladı. “Emredersiniz, komutanım.”
Pamir, soğukkanlı bir tonla ekledi: “Ravenna’ya kimse dokunamaz. Biz buradayız.”
Göktuğ, hafif bir gülümsemeyle, “Gözünüz arkada kalmasın komutanım biz varken kimse Ravenna ya dokunamaz.”
Barlas, onlara sert ama gururlu bir bakış attı. “İşte bunu duymak istiyordum. Şimdi gidin unutmayın, ben de sizi izliyorum.”
Efe’nin dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. “Bu savaş yeni başlıyor.”
Üçlü selam vererek odadan çıkarken, Barlas pencereye döndü. Uzaktan gördüğü her Ravenna anısı gözlerinde canlandı. Fısıldadı, kimseye duyurmadan: “Sana dokunmalarına asla izin vermeyeceğim, Ravenna” Barlas, odada yalnız kaldığında sigara içmiyordu ama dudaklarının arasından çıkan nefes, o kadar yoğundu ki sanki içinden çıkan bir duman gibi havada asılı kaldı. Camın önünde, kollarını arkasında kenetlemiş şekilde şehrin geceye bürünmüş halini izledi. Askeri bölgenin ışıkları karanlığı deliyordu ama onun gözleri çok daha ötelerdeydi Ravenna’nın odasının loş ışığında oturduğunu hayal ediyordu.
Gözlerinin önüne, Ravenna’nın ince yüz hatları, yorgun ama asla boyun eğmeyen bakışları geldi. O bakış, yıllardır zihninde yanmakta olan bir ateşti. Parmakları istemsizce camın kenarına dokundu, sanki o kızın yüzüne dokunuyormuş gibi. Dudaklarının kenarında sert ama hüzünlü bir çizgi belirdi.
“Bir gün gerçeği öğreneceksin ama o gün gelene kadar seni uzaktan sevecem.”
Kapı hafifçe tıklatıldı. “Komutanım?
Efe’nin sesi, sessizliği böldü. İçeri adım attığında loş ışık, onun yüz hatlarını belirginleştiriyordu. Yüzünde her zamanki soğukkanlı ifade vardı ama gözlerinde ince bir yorgunluk okunuyordu. Kapıyı kapatıp Barlas’ın yanına yürüdü.
“Görev planı hazır, Ravenna’nın etrafında hiçbir açık bırakmadık,” dedi Efe. Sesinde kararlılık vardı, ama aynı zamanda gizlediği bir merak da vardı.
Siz neden bu kadar kendinizi bağlı hissediyorsunuz o kıza?”
Barlas, bakışlarını Efe’ye çevirmedi. Gözleri hâlâ dışarıdaydı. “Çünkü o sadece korunması gereken biri değil.”
Efe kaşlarını hafifçe çattı. “Anlamıyorum.”
Barlas yavaşça başını ona çevirdi, zümrüt yeşili gözleri Efe’nin karanlık bakışlarıyla çarpıştı. “Ravenna, annesinin ölümünden sonra tek başına kaldı. O daha çocukken, kader onu karanlığa itti. Ve o karanlığın içinde, ben vardım. Onu uzaktan izledim, düştüğünde sessizce kaldırdım. Ama o asla bilmedi. Bilmeyecek de. Çünkü bu benim savaşım.”
Efe, dudaklarının kenarına hafif bir gülümseme yerleştirdi. “Aşk ve savaş aynı çizgide yürür, komutanım. Bu tehlikeli bir yol.”
Barlas gülümsedi, ama bu gülümseme acıyla yoğrulmuştu. “Tehlikeli olan, onu koruyamamak olurdu.”
Ardından yüzü tekrar sertleşti. “Robert ve Grace bu iki isim, Ravenna’nın kaderindeki lanet. Onları bulacağız, köklerini kazıyacağız. Benim gölgemde kimse ona zarar veremez.”
Efe, başını eğerek, “O halde av başlasın, dedi.
Göktuğ, Pamir ve Yiğit, askeri bölgeden çıkıp geceye karıştılar. Şehir, farların ışığında ve uzak sirenlerin yankısıyla uyumaya çalışıyordu.
Göktuğ direksiyon başında gülümserken, yan koltuktaki Pamir sessiz, arka koltuktaki Yiğit ise tetikteydi.
“Komutanın gözlerinde fırtına var,” dedi Göktuğ, sesi alaycı ama içinde bir saygı gizliydi.
“Ravenna için yanıp tutuşuyor. Adam aşık resmen.”
Yiğit soğuk bir tonda,
“Bizi ilgilendirmez. Görev odaklı kalmalıyız,” dedi.
Pamir hafifçe başını salladı, sesi derinden geldi:
“Komutanımız sadece aşık değil Ravenna onun savaşı. O yüzden bu görev çok daha tehlikeli.”
SİZCE YENİ KARAKTERLERİ NASIL BULDUNUZ
SİZCE BARLAS NASİL BİRİ
SİZCE EFE NASİL BİRİ
SİZCE BERK NASİL BİRİ
100 OKUNMA 80 OY GELMEDEN YENİ BÖLÜM GELMEYECEK
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.72k Okunma |
2.01k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |