
“Yeter artık!” diye haykırdı. “O notlar uydurma! Annen bir kazada öldü! Bunu bin kere söyledik! O gün oradaydım! Her şey resmi! Biri seni kullanıyor, farkında bile değilsin!”
“Hayır,” dedi Ravenna, gözleri yaşla değil öfkeyle doluydu artık. “Ben farkındayım. Her geçen dakika daha çok farkına varıyorum. Ve durmayacağım. Herkesi karşıma alırım ama annemin gerçeğini öğreneceğim.”
Robert bir adım daha yaklaştı. Yumrukları sıktı. Gözleri şimşek gibi çaktı. Sonra birden
Şlak!
Tokat, Ravenna’nın yüzünde patladı.
Her şey bir anda sustu.
Salonun duvarlarında yankılanan tek ses, tokadın keskin şamarıydı. Ravenna bir an sendeledi ama düşmedi. Başını yavaşça çevirip babasına baktı. Yüzünde sadece öfke değil, acı, isyan vardı.
Robert’ın yüzü taş gibiydi. Nefesi hızlanmıştı. Ellerinden biri hâlâ havadaydı. Birkaç saniye sonra yumruğunu indirip öfkeyle bağırdı Ailemizin iyiliğin için yapıyorum! Bizi, aileni düşün! O dosyayı tekrar açarsan o defter kapanmaz! O kadın öldü! Artık yok!”
Ravenna’nın gözlerinden yaş süzülmedi. Bu kez hayır. İçinde kabaran bir şey vardı ama gözyaşı değil. Soğuk bir kararlılık, sessiz bir öfke.
“Ben senin gibi korkak olmayacağım,” dedi sessiz ama net bir sesle. “Annemin mezarını sahte bir hikâyeyle örtmenize izin vermeyeceğim.”
Leo araya girmek için bir adım attı ama Grece başıyla durmasını söyledi
Robert bir adım daha attı. Elini kaldırdı tekrar.
“Sana gerçeği söylüyorum! Annen kendi hatası yüzünden öldü! Eğer bizi dinleyip susup otursaydı Hayata olurdu Şimdi senin saçma sapan sorularınla uğraşamayız!”
Ve sonra yumruk geldi. Ravenna’nın gövdesine saplandı. Nefesi kesildi. Bir anda yere yığıldı. Dizleri üstüne düştü, kollarıyla kendini korumaya çalıştı.
Ama Robert durmadı.
Yumruklar, yıllarca bastırılmış öfkenin, suçluluğun ve korkunun ağırlığıyla indi. Ravenna’nın omzuna, sırtına, kaburgalarına Her biri bir yemin gibi, her biri bir tehdit gibi.
“Senin yüzünden her şey mahvolacak! Her şeyi yakacaksın!” diye haykırıyordu Robert, gözleri kıpkırmızıydı. “Bu işi karıştırırsan, hepimizi hapse sokarsın!”
Ravenna yere kapanmıştı. Nefesi düzensizdi, boğazında bir şey düğümlenmiş gibiydi. Dirsekleriyle kendini sürüklemeye çalıştı ama Robert kolundan yakaladı. Sertçe kaldırdı, neredeyse yerden kesilecek kadar hiddetle çekti.
“Senin dilin fazla uzadı kızım Artık sana senin nereye ait olduğunu gösterme zamanı gelmiş !”
Onu saçından tuttuğu gibi sürüklemeye başladı. Ravenna direnmeye çalıştı ama gücü yoktu artık. Ayakları yerde izler bırakıyordu, halı üzerinden, tahta döşemeden, taş duvarlı geçitten Ve sonunda o ağır demir kapıya geldiler bodrum kat.
Kapı gıcırdayarak açıldı. İçerisi loştu, rutubet kokuyordu. Küf tutmuş duvarlar, paslı borular, karanlıkta sallanan çıplak bir ampul Her şey tehditkârdı. Her şey Ravenna’nın kalbindeki korkuyu büyütüyordu.
Robert onu sertçe içeri itti. Ravenna dengesini kaybedip dizlerinin üzerine düştü. “Bu senin seçimin!” dedi Robert. “Ben baban olarak seni korumaya çalıştım! Ama sen annene benziyorsun! Burnunu her şeye sokan, haddini bilmeyen bir kadın!”
Kapı çarpılarak kapandı. Ardından kilit sesi yankılandı. Metalin tıkırtısı bodrumun soğuk duvarlarında çınladı.
Ve sonra
Ayak sesleri uzaklaştı.
Karanlık kaldı geriye. Sessizlik.
Ravenna yavaşça doğruldu. Ağzının kenarından kan sızıyordu. Omzu sızlıyordu. Nefes almak acı veriyordu. Ama hâlâ dimdik oturdu.
Bu karanlık, onu susturmayacaktı. Bu acı, onu durdurmayacaktı.
Bir köşeye süründü. Sırtını taş duvara yasladı. Nefesi hâlâ düzensizdi ama bakışları artık öyle değildi. O bakışta bir karar vardı.
Annesi bu evin içinde susturulmuştu belki ama Ravenna, bu evin karanlığından ışığı çekip çıkaracaktı.
Bodrumun nemli duvarları Ravenna’nın tenine işliyordu. Çıplak ampul, ince bir ip gibi sallanıyor, her hareketinde ışık titreyip karanlıkla savaşmaya çalışıyordu. Ancak o ışık da karanlığın içinde zayıf bir nefes gibiydi. Ravenna’nın kolları morarmaya başlamıştı, dudak kenarındaki kan pıhtılaşıp kurumuştu. Nefes almak bile kaburgalarındaki acıyı yeniden uyandırıyordu.
Başını duvara yasladı. Düşünceler zihninde bir fırtına gibi dönüyordu.
Beni burada susturabileceklerini sanıyorlar ama bu sadece başlangıç.
Bodrumun ağır kokusu rutubet, pas, çürümüş tahta ve eski bir kan lekesi Ravenna’nın midesini bulandırıyordu ama gözleri asla yılgın değildi. Yavaşça dizlerini karnına çekti, kollarıyla sardı. Kararlılığını korumak için kendi bedenine siper olmuştu sanki.
Yukarıdan ayak sesleri duyuldu. Robert’ın sert adımları evin içinde yankılandı, sonra sessizlik. Bu sessizlikte Ravenna kendi kalp atışlarını bile işitebiliyordu
Gökyüzü griydi. Kışın ağır bulutları karargâhın üzerine çökmüş, her şey donuk bir renge bürünmüştü. Efe hızlı adımlarla içeri girdi. Üniforması düzgün, yüzü endişeli. Ardından Pamir ve Yiğit de geldiler. Hepsinin yüzünde aynı gerginlik, aynı huzursuzluk vardı.
Barlas, geniş masanın başında oturuyordu. Dosyalar önünde, kalemi elindeydi ama zihni başka yerdeydi. O an kapı çalındı.
“Girin.”
Efe selam verip öne çıktı. Ardından Pamir ve Yiğit de yan yana dizildiler.
“Komutanım” dedi Efe, sesi gergin, sanki boğazına bir düğüm oturmuş gibiydi. “Ravenna iki gündür evden hiç çıkmamış okula da gitmemiş. Valla, hiçbir yerde yok.”
Barlas’ın yüzü kasıldı. Kaşları çatıldı, elindeki kalemi masaya bıraktı.
“Emin misiniz?” diye sordu.
Pamir söze girdi. “Komutanım, sabah erkenden baktık. Okula gitmemiş. Arkadaşlarıyla da buluşmamış. Mahallede de görülmemiş. Bu normal değil.”
Yiğit başını salladı, sesi daha sertti. “Biri Ravenna’yı susturmuş olabilir. Çünkü o gerçeğin peşindeydi.”
O an odada ağır bir sessizlik çöktü. Barlas’ın gözleri uzaklara daldı. Ravenna’nın inatçı bakışları gözlerinin önüne geldi. İçinde bir sıkıntı, göğsünü sıkan görünmez bir el gibi yükseldi.
Masadan kalktı. Pencereden dışarı baktı. Soğuk rüzgâr perdeyi hafifçe kıpırdatıyordu. Sonunda konuştu
“Derhal bir arama başlatın. Bu işin arkasında kim varsa bulacağız. Benim kadınıma kim zarar verdiyse onu yok edeceğiz.”
Efe, Pamir ve Yiğit selam vererek hızla odadan çıktılar. Koridorlarda yankılanan adımlarında bir kararlılık vardı. Artık mesele bir kaybolma değildi. Bu, Ravenna için bir ölüm kalım meselesiydi.
Ravenna, dizlerinin üstünde doğruldu. Yanağındaki morluk, kaburgalarındaki ağrı ona her nefeste hatırlatılıyordu ama gözlerinde sönmeyen bir ateş vardı. Dudaklarından fısıltı gibi bir söz döküldü:
“Beni susturamayacaksınız.”
Ampul bir anlığına parladı, sonra tekrar titredi. Loş ışık Ravenna’nın kararlı bakışlarını, taş duvara yaslanmış gölgesini büyüttü. Kendi gölgesine baktı sanki orada bir savaşçı vardı artık, korkmuş bir kız değil.
Ve Ravenna içinden bir yemin etti
Ne olursa olsun annemin gerçeğini ortaya çıkaracağım. Beni zincirleseniz de, sustursanız da, hatta öldürseniz de gerçek gün ışığına çıkacak.
Demir kapının kilidi çevrilirken Ravenna gözlerini araladı. Göz kapakları ağırdı, bedeninde sızlayan yaralar ona gecenin zorluğunu hatırlatıyordu. Ampul hâlâ tavanın ortasında sallanıyordu o loş ışık, iki gün boyunca onun tek yol arkadaşı olmuştu.
Kapı gıcırdayarak açıldı. Robert, yüzünde hiçbir ifade olmadan içeri baktı. Gözlerinde bir yabancı vardı artık baba değil, sorgucu, işkenceci.
“Çık,” dedi sertçe.
Ravenna yavaşça doğruldu. Omuzları ağrıyordu, kaburgalarının her nefeste batışı hâlâ acısını canlı tutuyordu. Ama ayaklarını yere sağlam bastı. Gözlerini indirmedi. Onun en büyük inadı buydu korktuğunu belli etmemek.
Robert, Ravenna’nın yüzüne şöyle bir baktı. Dudaklarının kenarında kurumuş kan, yanağında kızarıklık, bileklerinde mor izler ama bakışlarında tek bir damla korku yoktu. Bir an bakışlarını kaçırdı, sonra sinirle geri çekildi. “Hadi git, odana.”
Ravenna sessizce koridora adım attı. Adımlarında acı vardı ama aynı zamanda kararlılık da. Odasına girdi. Kapıyı kapattığında derin bir nefes aldı. Aynaya baktı. Yüzünde yorgun ama dimdik duran bir savaşçı vardı.
Banyoya girip duşu açtı. Sıcak su, omuzlarındaki ve sırtındaki yaralara değince acıdan nefesi kesildi. Dudaklarını ısırarak bastırdı. Su, önce kanın izlerini, sonra gece boyunca taş zeminde biriken tozları temizledi. Her damla, yaşadıklarının ağırlığını biraz hafifletiyor gibiydi.
Ravenna saçlarını geriye attı, gözlerini kapattı. Annesinin yüzü zihninde canlandı. “Anne senin için dayanacağım. Senin için savaşacağım.”
Duş bittikten sonra aynanın önüne geçti. Aynadaki buğuyu eliyle sildi. Göz göze geldi kendi yansımasıyla. Çekmeceden küçük bir ilk yardım çantası aldı. Pamuk ve tentürdiyotla kaburgalarının üstüne bastı, omuzundaki morlukları temizledi. Her dokunuşunda canı yanıyordu ama dişlerini sıktı.
Sonra gardırobunu açtı. Sade ama güçlü bir kombin seçti koyu lacivert bir mont, siyah bir kot pantolon, gri bir tişört. Yüzüne biraz pudra sürdü morluğu saklamak için. Ama gözlerinin altındaki yorgunluğu kapatamadı.
Omzuna çantasını astı. Aynaya son kez baktı. “Bugün düşmeyeceğim.”
YENİ BÖLÜM SINIRI OKUNMA 70 BEĞENİ 60
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.72k Okunma |
2.01k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |