3. Bölüm

AYNADAKİ İZ 3.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Kutuyu aldım. Üzerinde sadece ismim yazıyordu. Ne bir gönderen, ne bir logo. Kutunun yüzeyine bastırılmış hafif kurumuş toz, sanki yıllardır bir yerlerde saklanmış gibi bir his veriyordu. Kutuyla odama çıktım. Kapıyı kapatıp kilitledim. Yatağın kenarına otururken parmak uçlarım titriyordu.

Derin bir nefes alıp kutunun kapağını açtım.

İlk olarak küçük, sararmış bir not çıktı. Kalın, eski bir defterden koparılmış gibiydi. Üzerindeki yazı titrek ama özenliydi. Mavi mürekkeple, belli ki kalemle yazılmıştı. Ve cümleler cümleler nefesimi kesiyordu.

“Annen kazada ölmedi. Cinayete kurban gitti. Çevrendekilere güvenme. Katil çok yakınında. Benden sana zarar gelmez. Canım pahasına seni koruyacağım. Çünkü. annene söz verdim.”

Ellerim titredi. Nefesim daraldı. Kalbim hızla çarpıyordu ama vücudum hareketsizdi. Notu tutan parmaklarım soğukla uyuşmuş gibiydi.

Kutunun içinde bir şey daha vardı.

Bir deste fotoğraf.

İlk fotoğrafa bakarken gözlerim büyüdü. Fotoğrafın merkezinde annem vardı. Beyaz bir gömlek giymişti ama göğsü kanla kaplıydı. Gözleri açıktı. Ve hemen arkasında başında kapüşon, yüzünde koyu bir maske olan bir adam. Sanki annemin ölümüne tanıklık ederken çekilmiş bir kabus anıydı bu. O maskeli adam bakışları yoktu ama bir tehdit gibi sarkıyordu fotoğrafın içinden bana.

Diğer fotoğraflar da aynı geceden kesitlerdi. Karanlık, bulanık, ama açıkça cinayet anını belgeliyorlardı. Kim çekmişti? Neden şimdi gönderilmişti?

Bir anda elimdeki her şeyi yere düşürdüm. Fotoğraflar yatakla yer arasında dağıldı. Nefesim boğazıma takıldı. Sessizce ama şiddetle ağlamaya başladım. Gözyaşlarım sanki içimde yıllardır biriktirdiğim sessiz çığlıkların vücut bulmuş hâliydi. Göğsüm daraldı. Annemin görüntüsü gözlerimin önünde dönüp durdu. O gözler… yardım bekleyen, korkmuş, yalnız bırakılmış gözler.

Kendimi yatağa attım. Battaniyeyi üzerime çekip, dizlerimi karnıma doğru çektim. Ağladım. Hıçkırıklarım boğazımı yaktı. Sonra, yavaşça gözlerim kapandı. Göz yaşlarım yastığıma sızarken, zihnimde tek bir şey vardı:

“Çevrendekilere güvenme”

O gece, uyku bir kaçış değil; sığınaktı.

Sabah.

Göz kapaklarım ağır, başım zonkluyordu. Uyandığımda hâlâ üzerimde dünün karanlığı vardı. Ama bir karar almıştım. Artık beklemek yoktu. Mezarlığa gidecektim. Annemin mezarına belki onun sessizliğinde cevaplara daha yakın olurum umuduyla.

Üzerimi giyip sessizce evden çıktım. Grece ve Robert hâlâ uyuyor olmalıydı. Hava serindi, gökyüzü kurşun griydi. Sokaklar sessizdi. Ama ben sessiz değildim. İçimde bir fırtına dönüyordu. Her adımda anneme biraz daha yaklaşıyor, ama aynı zamanda kendimden uzaklaşıyordum.

Mezarlığın girişine yaklaştığımda bir ürperti geçti içimden. Göğsümün arkasında bir şey bir his sanki biri bakıyordu. Döndüm. Kimse yoktu. Ama yalnız olmadığımı hissediyordum. Belki birinin gölgesi belki bir niyetin ayak sesiydi bu.

Ve ben bunu sadece içimde değil, omuzlarımda da hissediyordum.

Mezarlığın demir kapısından içeri adım attığımda zaman başka bir ritme geçti. Havanın içinde bir tür nemli sessizlik vardı; toprakla karışık çiçek kokusu, uzak bir cenazeyi hatırlatır gibiydi. Yollar arasına sıralanmış mezar taşları, gölgelerle boyanmış mermer heykeller gibi duruyordu. Sessiz, ama haykıran bir kalabalığın ortasındaydım.

Annemin mezarını bulmam zor olmadı. Hemen tanıdım: siyah mermer, üstünde sadece adı ve doğum ölüm tarihleri Ama O da neydi annemin mezarı tertemiz rengarenk mis gibi kokan çiçekler ile doluydu buraya benden başkası gelmezdi ki bunları kim yapmıştı annemin mezarı o kadar güzel olmuştu ki gözlerim istemeden doldu

Dizlerimin üstüne çöktüm. Parmaklarım mezar taşına dokunduğunda, soğuk bir ürperti geçti içimden. Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Sonra, konuşmaya başladım.

“Anne” dedim fısıltıyla. “Biliyorum, sana geç kaldım. Ama ne yapacağımı bilmiyordum. Ne düşüneceğimi kime güveneceğimi”

Boğazım düğümlendi. Mezar taşındaki ismini okşarken sesim titredi.

“Bana hep güçlü olmamı söyledin. Ama sen gittikten sonra her şey yıkıldı. Babam hala aynı. Grece seni unutmamı istiyor. Sanki sen yokmuşsun gibi Sanki ben, senin kızın değilmişim gibi”

Yutkundum. İçimden bir şeyler akıyordu, artık tutamayacağım kadar yoğun bir nehir gibi. “Bana yalan söylediler anne. Kazaydı dediler. Ama sen bir cinayete kurban gitmişsin. Bunu biliyorum artık. Biri, bana kutuyla fotoğraflar ve bir not gönderdi. Beni korumaya çalıştığını söylüyor. Sana söz verdiğini”

Elimi toprağa koydum. Toprak nemliydi. Yağmur yağmamıştı ama sanki burası hep ağlıyordu. “Biliyor musun? Suyun altına her daldığımda seni hissediyordum. Ama artık o bile yetmiyor. Bu ev, bu okul, bu insanlar Hepsi yalanlarla dolu. Kime güveneceğimi bilmiyorum. Ama sana söz veriyorum anne Ne olursa olsun, gerçeği ortaya çıkaracağım. Seni kim öldürdüyse, onu bulacağım.”

Gözyaşlarım sessizce aktı. Ağlamadım. Haykırmadım. Bu, sessiz bir isyandı. İçten gelen, derinden bir ağıt. O sırada Bir gölge kıpırdadı.

Tepemdeki ağacın dalları hafifçe kımıldadı, ama rüzgâr yoktu. Başımı çevirdim. Uzakta, mezarların arasında biri vardı.

Koyu renk paltolu, hareketsiz bir siluet. Tam seçemiyordum ama oradaydı. Beni izliyordu. Birkaç saniye göz göze geldiğimizi hissettim. Kalbim hızlandı. Ama nedense korku değil, merak sarmıştı içimi. Siluet, bir anda ağır adımlarla arkasını döndü ve sessizce mezar taşlarının arasında kayboldu.

Koşmadım. Peşinden gitmedim. Sadece bir süre daha mezarın başında kaldım. Anneme bir veda fısıldadım: “Ben artık eski ben değilim.” Gözlerim hâlâ uzaklara, o siluetin kaybolduğu yöne dalmıştı. İçimde karmaşık bir his vardı. Korku değil bu bilmediğim bir duyguydu

Mezarlıkta geçirdiğim dakikalar sonsuzluk gibiydi. Her adımda toprağın sesi içime işliyor, her rüzgâr dokunuşu annemin eksikliğini biraz daha derinleştiriyordu. Ama artık kalmakla yetinemezdim. Bir şeyler başlamıştı. Ve ne kadar ürkütücü olursa olsun, o yola adım atmalıydım.

Sessizce ayağa kalktım. Dizlerimdeki toprak izlerini silmeden arkamı döndüm. Annemin mezarına son bir bakış attım. sana söz veriyorum seni benden alanları yok edecem,” dedim kendi kendime tekrar. Sonra yürümeye başladım.

Yol boyunca sessizlik bana eşlik etti. Ayakkabılarımın ucuna yapışmış çamurlar, kaldırımlara ağır izler bırakıyordu. Gökyüzü hâlâ kurşuni bir örtü gibi üzerime eğilmişti. Sanki şehir bile yas tutuyordu.

Eve vardığımda saat sabahın sekizine yaklaşıyordu. Kapıyı sessizce açtım. İçeride hâlâ kimse uyanmamış gibiydi. Grece'nin tiz sesi ya da babamın’ın sayfa çevirme gürültüsü yoktu. eve bir hayalet gibi girdim. Ayak seslerimi bile duymamaya çalışarak merdivenleri çıktım.

Gözlerimi kaçırarak doğruca banyoya geçtim.

Duş perdesini çekerken parmaklarım titriyordu. Suyu açtığımda ilk başta soğuk damlalar tenime çarptı. Ürperdim. Ama sonra, sıcaklık tenimi sarmaya başladıkça içimdeki donukluk da çözülmeye başladı. Su başımın üzerinden akarken gözlerimi kapattım.

Zihnimde annemin görüntüsü mezarlıkta gördüğüm o bakış ve o notun her kelimesi tekrar tekrar çınlıyordu.

“Çevrendekilere güvenme.”

“Annen kazada ölmedi”

Su, yüzümden aşağı akarken neyin gözyaşı, neyin su olduğunu ayırt edemez hale geldim. Elleriyle yüzünü ovuşturan, sessizce içine ağlayan bir kız vardı aynanın diğer tarafında. Ben. Ravenna. Ama aynı zamanda bambaşka biri de

Sıcak suyla birlikte üzerimdeki yorgunluk biraz çözülse de, içimdeki karanlık daha da belirginleşti.

Annemin kanlı gömleği maskeli adam ve o mezardaki gölge

Duşu kapatıp banyodan çıktığımda, aynaya baktım. Saçlarım ıslak ıslak yanaklarıma yapışmıştı. Gözlerim şiştiği halde sanki içlerinde bir başka parıltı vardı. Acıyla bilenmiş, sessizlikle keskinleşmiş bir parıltı gibi.

Bir havluyla saçlarımı kuruladım. Sonra, gardırobumun kapağını açtım.

Üzerime mavi tatlı bir elbise giyindim yüzüme hafif makyaj yapıp saçımı dagınık topuz yaptım Ayakkabılarımı bağlarken bile ellerim kararsızdı. Ama yüzümdeki ifade nettir. Aynaya döndüm bir kez daha.

“Kendini bırakma,” dedim fısıltıyla.

“Güçsüzlük onların istediği şey.”

Okul çantamı alıp omzuma astım. Ama çıkmadan önce yatağın kenarındaki fotoğrafları tekrar topladım. Hepsini kutunun içine yerleştirdim. Notu en üste koydum. Bu kutu artık benim gerçeğimdi. Gizlice dolabımın en kuytu köşesine yerleştirdim onu.

Merdivenlerden aşağıya indim. Grece kahve makinesinin başındaydı, ama bana dönüp bakmadı bile.Babam koltukta gazeteyi karıştırıyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

Sanki gece yaşadıklarım sadece bana ait bir kabusmuş gibi. Ama biliyordum kabuslar bazen gerçeğin ta kendisiydi.

Ayakkabılarımı giydim, kapıyı sessizce açtım. Ve o an içime bir soğukluk doldu. Sokaklar hâlâ sessizdi. Gökyüzü hâlâ griydi. Ama artık adımlarım daha kararlıydı.

Her şey değişiyordu.

Ben de öyle.

 

 

SİZCE KATİL KİM

NOTU YAZAN BİZİ TAKİP EDEN KİM

ACABA RAVENNA YI NELER BEKLİYOR

 

KİTABI NASIL BULDUNUZ

 

Bölüm : 02.09.2025 13:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...