22. Bölüm

AYNADAKİ İZ 19.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Gece, dağların tepesinde yerini solgun bir şafağa bırakırken, “Ölüm Kanı” timi ağır ama düzenli adımlarla üsse doğru ilerliyordu. Yorgunluk, kaslarını kemiren bir sızı gibi bedenlerine işlemişti, ama hiçbirinin yüzünde şikâyet emaresi yoktu. Barlas önde yürüyordu sırtında bir dağ gibi taşıdığı sorumluluk, bakışlarına yerleşmişti.

Her adımı hesaplı, her nefesi kontrollüydü. Geriye dönüp baktığında, timin altı üyesinin de aynı ritimle yürüdüğünü görmek ona güven veriyordu. Bu, bir grup değil; yılların birlikte yoğurduğu bir bütünlüktü.

uzaktan helikopter pistinin kırmızı ışıkları görünmeye başladı. Havanın içinde metalin keskin kokusu ve yakıt buharı vardı. Berk, o ışıkları görünce derin bir nefes aldı “Ev nihayet,” diye mırıldandı kendi kendine.

Göktuğ, yorgun bir tebessümle omzuna dokundu “Ev dediğin dört duvar, ama şu an bana saray gibi geliyor.” Efe, haritayı katlayıp çantasına yerleştirirken alayla ekledi “Senin sarayda lahmacun var mı peki, Göktuğ?” Göktuğ bir an bile tereddüt etmeden “Var. Hem de iki porsiyon.”

dedi, gözlerinde ciddi bir ifade belirerek.

Barlas, arkasından gelen bu diyalogu duyunca dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Yorgun ama sıcak bir tebessüm, o sert yüz maskesinin arasından sızdı.

Üs içinde sessizlik hâkimdi. Sadece rotorların soğuyan metal sesi ve uzakta yankılanan telsiz anonsları vardı. Tim, ağır adımlarla binaya ilerledi. İçeri girdiklerinde loş ışık, duvarlarda asılı haritaların üzerinde titriyordu.

Albay, ellerini arkada bağlamış, pencereden dışarıyı izliyordu.

Barlas ve timi içeri girdiğinde dönüp baktı, yüzünde duygusuz ama dikkatli bir ifade vardı.

“Rapor,” dedi tok bir sesle.

Barlas bir adım öne çıktı, dosyayı uzattı.

“Operasyon başarıyla tamamlandı, komutanım. İstihbarat güvenceye alındı. Hedef binada beklenen belge ve veri setleri doğrulandı. Düşman unsurları sessizce etkisiz hale getirildi kayıbımız yok .”

Bu cümle, askeri üste bir zafer bildirimi gibiydi. Kayıp yok Bu iki kelime, orada görev yapmış herkesin kulaklarında yankılandı. Çünkü herkes bilirdi Her operasyon bir dönüş garantisi taşımaz.

Albay başını salladı, sonra yavaşça dosyayı açtı.

“İyi iş çıkardınız. Sivil kayıp yok, sinyal tespiti yapılmamış. Disiplinli çalıştınız.”

Sesi soğuktu, ama her kelimenin altında saklı bir takdir vardı.

Ardından gözleri Barlas’a döndü

“Yüzbaşı, özel olarak seninle konuşmam gerek.”

Timin diğer üyeleri hafifçe selam vererek dışarı çıktı. Kapı kapandığında odada yalnızca iki adam kalmıştı.

Albay yavaşça masasının arkasına geçti, dosyayı kapattı.

“Barlas,” dedi, sesi biraz daha alçak ama ağır bir tondaydı.

“Senin ve timinin sahadaki başarısı göz ardı edilemez. Ancak bu son görev, sıradan bir operasyon değildi. Topladığınız veriler, üst kademede hareketliliğe neden oldu.”

Barlas kaşlarını çattı, “Ne tür bir hareketlilik?”

Albay’ın gözleri kısıldı.

“Bölgedeki düşman unsurları sanıldığından çok daha organize. Bu sadece sınır ötesi bir grup değil. Arkalarında güçlü bir finansal destek ve istihbarat bağlantısı var.”

“Yani daha büyük bir şeyin parçasıydı.”

“Evet,” dedi Albay, “ve senin yeni bir göreve hazırlanman gerekiyor.”

Barlas, sessizce başını salladı.

“Emredersiniz, komutanım.”

O sırada dışarıda, diğer tim üyeleri istirahat alanına geçmişti. Göktuğ yerine geçip oturdu, Pamir sırtını duvara yaslayıp derin bir nefes aldı.

Berk, çantasını yere indirip gözlerini kapattı.

Efe ise küçük defterine birkaç not karaladı görev detaylarını, hataları, geliştirilmesi gereken noktaları.

Göktuğ, gözlerini kapatmış halde gülümsedi

“Bir duş, bir uyku, sonra lahmacun.”

Pamir gözlerini devirdi, “Lan, yine mi senin lahmacunun!”

Ama bu sefer kimse sinirlenmedi. Gülüşmeler arasında o yorgun hava yavaşça dağıldı.

Barlas odadan çıktığında yüzünde kararlı bir ifade vardı. Ravenna aklına geldi. Onu bıraktığı anda, içinde bir düğüm oluşmuştu. Şimdi o düğüm yeniden sıkıştı.

Ama duygularını bastırdı. Çünkü askerlik, duygularını susturmakla başlar sessizliği emir gibi taşımakla biterdi. Barlas içeri girince herkes toparlandı. O, bu timin kalbiydi konuşmadan bile otoriteyi hissettiren türden bir liderdi.

Barlas başını salladı.

“Yeni görev,” dedi kısaca.

“Ne zamana?”

“Bir gün izin. Sonra yeniden çıkıyoruz.”

Bir anlık sessizlik oldu. Ardından Göktuğ dudak büküp gülerek, “O zaman bugün resmî lahmacun günü,” dedi.

Berk hemen atıldı “Bir de çay. Bol demli olsun.”

Efe omzuna havluyu atıp ayağa kalktı. “Ben duşa giriyorum. Sıcak su varsa mucize olur.”

Günün ilerleyen saatlerinde tim etrafa dağılmıştı Barlas ise, bahcede yürürken bir an durup eğitim alanına baktı. Yeni gelen askerler, sırt çantalarıyla koşu yapıyordu. Yerde çamur, havada nefes buharı. Gözleri bir an kendi timine kaydı. Göktuğ gülerek birine top atıyor, Berk yerdeki malzemeleri diziyor, Pamir sessizce silahını temizliyordu.

Hepsi hayattaydı. Bu düşünce, Barlas’ın içindeki yükü hafifletmedi ama ona yön verdi.

“Yorgunluk, bir askerin düşmanı değildir,” diye mırıldandı kendi kendine. “Yorgunluk, hâlâ hayatta olduğunun kanıtıdır.”

Tam o sırada telsizinden kısa bir cızırtı geldi.

“Yüzbaşı Barlas, toplantı odasına cağırılıyorsunuz. Tekrar ediyorum, toplantı odasına çağrılıyorsunuz.”

Barlas başını kaldırdı, karargâh binasının tepesinde dalgalanan bayrağa baktı. Derin bir nefes aldı.

Adımlarını hızlandırdı. Kapıdan içeri girdiğinde aynı loş ışık, aynı sessiz gerginlik onu karşıladı. Albay bu kez masanın arkasında değil, harita masasının başında dikiliyordu.

“Gel, Barlas,” dedi. “Sana göstereceklerim var.”

Masadaki haritanın üzerinde kırmızı iğnelerle işaretlenmiş bölgeler vardı. Her biri bir tehlike, her biri bir görev demekti.

“Bu noktalar son 48 saatte gerçekleşen saldırılar,” dedi Albay. “Ve bu” parmağını en kuzeyde bir noktaya koydu, “sizin yeni rotanız.”

Barlas haritaya baktı. Sessizce dudaklarını ısırdı. “Zor bir bölge.”

“Zor,” dedi Albay, “ama imkânsız değil. Sen ve timin, orada dengeyi koruyabilecek ekiplerden birisiniz.”

Barlas kısa bir süre sustu. Sonra, yüzünde o tanıdık kararlılıkla konuştu

“Hazırlıklarımızı tamamlayacağız. 24 saat içinde çıkmaya hazır oluruz.”

Albay başını salladı.

“Bu sefer yalnız olmayacaksınız. Bölgeye başka bir tim de gönderiliyor.

Barlas’ın kaşları hafifçe çatıldı. “Başka tim mi?”

“Evet. Emir yukarıdan geldi.”

Gökyüzü hâlâ griydi, güneş doğmakla doğmamak arasında bir renksizlikte asılı kalmıştı.

Bir asker yaklaşıp selam verdi. “Komutanım, araç hazır. Yeni görev dosyası merkeze ulaştı.”

Barlas kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi. “Anlaşıldı. Çocuklara haber ver.”

Timin diğer üyeleri birkaç dakika sonra belirdi üzerlerinde kamuflaj kıyafetler, yüzlerinde yarı gizlenmiş bir yorgunluk. Yine de gözlerinde tanıdık bir ışık vardı görev ışığı.

Göktuğ, sırt çantasını takarken homurdandı “Komutanım alacağınız olsun bir gün izin demiştiniz. Daha 12 saat bile geçmedi.”

Barlas sadece bir bakış attı. Bu bakış, kelimelerin yerini alan bir emir gibiydi. Göktuğ sustu ama dudaklarının kenarında hâlâ o alaycı gülümseme vardı.

Helikoptere binmeden önce, Barlas bir kez daha üssün etrafına baktı. Loş ışıkta nöbetçiler, elleri tetikte devriye geziyordu. Rüzgâr, direklerdeki bayrakları sertçe sallıyor metalik direklerin birbirine çarpan sesleri puslu havaya karışıyordu.

O anda her şey tanıdık ve yabancıydı. Tanıdık, çünkü bu dünya onun eviydi. Yabancı, çünkü artık hiçbir görev sadece “bir görev” değildi.

Helikopterin içine adım attığında yakıt kokusu burnuna doldu. Koltuklara oturduklarında, rotorlar yeniden hız kazandı. Barlas haritayı dizinin üzerine açtı.

“Yeni bölge kuzey sınırı,” dedi.

Berk kaşlarını kaldırdı. “Yani bir üs değil, ama üs kadar önemli bir yer.”

“Evet,” dedi Barlas. “Ve orada kimse olmaması gerekirken hareket var.”

Helikopter hızla yükselirken aşağıda kalan dağlar sisin içinde kayboldu. Güneşin ilk ışıkları, vadilerin kenarına ince bir altın çizgi çekiyordu.

Pamir, pencereden dışarı bakarken mırıldandı “Buralar hep sessiz görünür, ama toprak kanı saklamayı iyi bilir.”

Bir süre kimse konuşmadı.

Yalnızca motor sesi, rüzgârın keskin uğultusu ve arada bir statik ses çıkaran telsiz cihazı.

Barlas, sessizliğin içinde Ravenna’nın yüzünü hatırladı. O karanlık gözlerde bir şey vardı savaş alanında bile sönmeyen bir ışık. “Bu sadece başlangıç,” demişti az önce. Ama artık biliyordu Başlangıçlar bazen sonların kılığına girerdi.

Helikopter alçaldıkça, Kuzey Sınırı’nın donuk manzarası daha belirgin hâle geliyordu. Karla kaplı plato, sert rüzgârın etkisiyle sürekli titreşiyor, çevredeki kayalıklar gri gölgeler gibi yükseliyordu. Rotorların hırıltısı kesildiğinde sessizlik timin üzerinde ağır bir perde gibi çöküyordu. Her adımın, her nefesin yankısı sanki bölgeyi izleyen görünmez gözler için işaret niteliğindeydi.

Rüzgâr, yüzlerine buz gibi çarptı.

Barlas maskesini taktı, sesi neredeyse rüzgârın içinde kaybolurken emir verdi

“Tetikte olun.

Helikopter karla kaplı zemine indiğinde, rotorların rüzgârı çevredeki ince kar tabakasını savurdu. Tim, birer birer dışarı çıktı.

Ayaklarının altında kar çatırdarken, sessizlik bir kez daha etrafı sardı.

Uzaktan, dumanın geldiği yöne doğru baktılar.

Ve adımlarını o gölgeye doğru attılar.

Karda yankılanan her ses, yeni bir hikâyenin ilk cümlesi gibiydi

Bölüm : 18.10.2025 18:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...