
Sokağın kaldırımları ıslaktı, ama yağmur yağmamıştı. Gökyüzü hâlâ griydi. Ağaçların yaprakları ağır, bükülmüş; sanki onlar da bir yas içindeydi. Adımlarım kararlıydı. Her adımda içimdeki sis biraz daha netleşiyor, zihnimdeki karanlık keskinleşiyordu.
Okul binası uzaktan göründüğünde içime bir sıkışma girdi. Burada her şey sıradan görünüyordu. Ama ben artık sıradan değildim. O sırada, kalbimde kısa bir titreşim oldu. Sanki bir bakış hissi. Döndüm ama kimse yoktu.
Mezarlıkta hissettiğimle aynıydı bu. Biri beni izliyordu. Gölge gibi görünmeyen ama hissedilen. Onu her gördüğümde daha az korkuyordum. Çünkü biliyordum:
“Benden sana zarar gelmez demişti bana”
Okulun kapısından içeri adım attığımda koridorlar öğrencilerle doluydu. Herkes kendi rutiniyle meşguldü. Ama ben farklıydım. Ve bunu hisseden sadece ben değildim.
İlk fark eden Serena oldu.
Koridorun ucundan gelişimi gördü. Yanındaki kızlara bir şeyler anlatıyordu, sonra birden sustu. Gözleri benimle buluştuğunda yüzü değişti. Göz bebekleri küçüldü, dudakları aralandı. Sanki gördüğü ben değilmişim gibi.
Serena, ilk kez geri çekildi.
Küçük bir adım. Ama güçlü bir işaretti.
Serena benden korkuyordu Kafasına taş mü düşmüştü bunun ne olmuştu buna.
Yanındaki kızlar şaşırdı. Biri göz ucuyla bana baktı, sonra Serena’ya dönüp bir şeyler fısıldadı. Serena’nın yüzü soldu. O, her zaman kibirli, soğukkanlı, alaycı Serena gözlerini kaçırarak arkasını döndü. Hızlı adımlarla uzaklaştı.
Koridor sessizleşti. Herkesin ağzı konuşuyordu ama kulaklar bana dönmüştü.
Bir fısıltı gibi yayıldı bu sessizlik.
Ravenna, ağır adımlarla koridordan geçip sınıfın kapısına yöneldi. Parmakları kapı koluna dokunduğunda, sınıfın içinden gelen uğultu yavaşça sustu. Kapıyı açtığında içerideki sıcak hava yüzüne çarptı; tebeşir tozu, kalem kokusu ve öğrencilerin fısıltıları birbirine karışıyordu.
Sınıfa adımını attığında, gözler ona çevrildi. Bazı bakışlar merak dolu, bazıları ise iğneleyiciydi. Ravenna, başını dik tutarak kendi sırasına yöneldi. Sınıftan birkaç kişi, gözlerini devirdi, aralarında fısıldaştı. Sanki onunla aynı havayı solumak onlara fazlaymış gibi davranıyorlardı.
Tam yerine oturacakken, sınıfın kapısı aniden açıldı. Sessizlik, ağır bir örtü gibi sınıfın üzerine indi. Üç yabancı erkek öğrenci, sınıra girmiş aslanlar gibi ağır adımlarla içeri girdiler.
Kapıdan ilk adımı atan Göktuğ oldu. Uzun boyu ve geniş omuzlarıyla sınıfa girdiği anda bütün bakışlar ona çevrildi. Ravenna, onun duruşundaki kendinden emin tavrı fark etti; sanki her hareketi önceden hesaplanmıştı. Kısa kesilmiş sarı saçları, güneş ışığında hafifçe parlıyor, ona sert bir görünüm katıyordu. Yemyeşil gözleri gözleri sınıfın her köşesini tarıyor, en ufak ayrıntıyı bile kaçırmıyordu. Bu bakışlarda bir yabancıya özgü mesafe, aynı zamanda derin bir gizem vardı. Ravenna, onun soğukkanlı ve koruyucu birine benzediğini düşündü; ama nedenini bilmiyordu.
Hemen arkasından Pamir girdi. Kumral saçlarının dağınık dalgaları alnına düşüyor, o ise bu dağınıklığı umursamazca savuruyordu. Kömür gibi siyah gözleri, baktığında insanı içine çekiyor ama aynı zamanda bir şeyler gizliyordu. Dudaklarının kenarında her daim beliren o alaycı gülümseme, onun insanlarla kolayca iletişim kurmasını sağlıyordu. Sınıfta dolaşan rahat tavrına rağmen Ravenna, bu gözlerin ardında keskin bir dikkat olduğunu fark etti. Pamir, sanki her şeyi fark eden ama belli etmeyen biri gibiydi.
Son olarak Yiğit içeri girdi. Diğerlerinden farklı olarak daha sessizdi. Koyu kahverengi saçları düzgün taranmış, gözlerinin yeşili ise gölgelerle oynayan bir orman gibi derindi. Elleri ceplerindeydi, başını hafif eğmişti; bu tavır dışarıdan sakin ve ilgisiz görünüyordu. Fakat Ravenna, onun bakışlarının hiç boş olmadığını fark etti. Gözlerinde hem dinginlik hem de çözülmesi zor bir gizem vardı. Yiğitin sessizliği, sanki etrafındaki her şeyi daha net görmesini sağlıyordu.
Ravenna onların isimlerini bilmiyordu. Ama duruşları bakışları her şeyleri sıradan değildi.
Sınıfta uğultular yükseldi, öğretmen onları tanıtırken isimlerini söyledi ama Ravenna dinlemiyormuş gibi yaptı. Yine de içten içe bu üç yabancının hayatına gelişinin tesadüf olmadığını hissediyordu.
Onlar oturduklarında, fark ettirmeden Ravenna’nın yakınındaki sıraları seçtiler. Sanki onu çevreleyen görünmez bir kalkan oldular.
arkadaşları bu durumu fark ettiğinde yüzleri gerildi, fısıltılar sertleşti Ravenna nın arkadaşı Leo Ravenna’ya eğilip fısıldayarak “Onların kim olduğunu bilmiyorsun. Onlardan uzak dur gözüm tutmadı benim bunları.”
Ravenna başını kaldırıp sınıfa yeni gelenlere bir kez daha baktı. Kalbi garip bir şekilde hızlanmıştı. Onların kim olduklarını bilmiyordu ama hissediyordu: Bu üç yabancı, onun karanlık yolunda önemli bir parça olacaktı.
Ravenna derse odaklanmaya çalışsa da arka sıralardan gelen üç yabancının varlığı zihnini sürekli dürtüyordu. Onları gözlemlerken bir şey fark etti: hareketleri fazlasıyla kontrollüydü. Normal bir öğrenci gibi görünmeye çalışıyorlardı ama duruşları, oturuşları, birbirlerine bakış şekilleri bile sıradan değildi.
Yiğit, her an tetikteymiş gibi dik oturuyor, çevreyi gözleriyle tarıyordu. Konuşmasa da sınıftaki her detayı hafızasına kazıyor gibiydi. Pamir, daha rahat görünüyordu ama elleri dizlerinin üzerinde hazır beklerken, bakışları Ravenna’ya sık sık kayıyor, sonra hızla uzaklaşıyordu.
Göktuğ ise diğerlerinden farklıydı. Şakacı tavırlarıyla ortamı yumuşatıyor, etrafı güldüren ufak espriler yapıyor, yanındaki gençlerle hızlıca kaynaşıyordu. Ama Ravenna dikkatle bakınca fark etti: her kahkahasının arkasında keskin bir dikkat vardı. Sanki komik maskesinin ardında sürekli çevresini izleyen, en ufak tehditte harekete geçecek bir göz vardı.
Ravenna içinden, “Onlarda bir gariplik var ama bu gariplik tehlikeli değil. Aksine, sanki beni izliyorlar. Sanki koruyorlar,” diye geçirdi.
O bilmeden, üçü de kendi aralarında sessiz bir iletişim kuruyordu. Gözleriyle ufak işaretler, hafif baş hareketleri…
Yiğit, göz ucuyla Ravenna’nın yanındaki kızların ona ters ters baktığını fark etti. Kaşları hafifçe çatıldı ama müdahale etmedi. Pamir, defterinin arasına sakladığı küçük kulaklıkla dışarıdaki güvenlik kanalından bir şeyler dinliyordu. Göktuğ ise başını hafif yana eğerek Ravenna’nın yüzüne baktı; yüzündeki yorgunluğu, gözlerindeki kırılganlığı fark etti.
Aralarında fısıltısız bir anlaşma vardı:
“Ona yaklaşmayacağız. Gerekirse görünmeden koruyacağız. Görev bu.”
Ve kimse bilmiyordu Bu üç çocuk aslında, Ravenna’nın annesinin ölümünden sonra onu korumak için görevlendirilmiş özel tim askerleriydi. Kılık değiştirmiş, sıradan birer öğrenci gibi görünmek zorundaydılar. Onların görevi açıktı: Ravenna’ya zarar vermek isteyen kim olursa olsun, fark ettirmeden ortadan kaldırmak.
Ravenna ise bu gerçeği henüz bilmiyordu. Ama kalbinin derinlerinde, onların sıradan olmadığını hissediyordu.
Ders boyunca Ravenna, sık sık başını kaldırıp arka sıraya bakmaktan kendini alamadı. Her defasında üç yabancının bakışları farklı yönlere kayıyordu, asla doğrudan ona değildi Ama hissediyordu onu gözetliyorlardı. Bu gözetlenme hissi, rahatsız edici değil, garip bir şekilde güven vericiydi.
Zil çaldığında sınıfta bir uğultu yükseldi. Öğrenciler birbirlerini itişerek kapıya yönelirken Ravenna defterlerini toplayıp sınıftan çıktı Koridordan bahçeye çıktığında hava kapalıydı, gökyüzü gri bulutlarla dolmuştu. Okulun bahçesinde öğrenciler gruplar hâlinde dolaşıyor, kahkahalar ve konuşmalar birbirine karışıyordu. Ravenna çantasını omzuna atıp yalnız yürümeye devam etti. Sessizliği, birkaç erkek öğrencinin alaycı kahkahası böldü.
Okulun zorba tayfası liderleri Brad, yanında iki arkadaşıyla birlikte Ravenna’nın yolunu kesti. brad’ın yüzünde her zamanki küstah gülümseme vardı. “Bakın, bakın prenses yalnız dolaşıyor,” dedi alaycı bir tonla. Arkadaşları gülüştü.
Ravenna başını çevirmeden yürümek istedi, ama Kaan önüne geçti. “Nereye böyle? Bir teşekkür bile yok mu? Okulun en yakışıklısı sana ilgi gösteriyor.”
Ravenna’nın gözleri buz gibi oldu. “Çekil yolumdan,” dedi kısa ve keskin bir sesle.
Tam o sırada üç yabancıdan Göktuğ, arkadan gelirken bir anda araya girdi. Gülümseyerek, ama sözlerinde alay değil, tehdit gizliydi: “brad, sen hâlâ burada mısın? Başka işin yok mu?”
Brad, alayla gülmek istedi ama Göktuğ’un gözlerindeki ciddiyet onu durdurdu. “Sen de kimsin lan? Yeni misin? Burası bizim”
Cümlesini tamamlayamadan Yiğit sessizce adım attı. Söz söylemedi, sadece brad’ın tam karşısına geçti. Onun sert bakışlarıyla karşılaşan brad’ın kahkahası boğazında düğümlendi.
Pamir ise sakin adımlarla Ravenna’nın yanına geçti. “Sorun mu var?” diye sordu alçak ama derin bir sesle.
Brad geri adım atmak istemedi, ama etrafındaki hava değişmişti. Göktuğ hâlâ gülümserken, elindeki su şişesini sıkarak pat diye yere fırlattı. Sessizlik oldu. “Sorun yok, değil mi?” dedi Göktuğ’un sesi bu kez buz gibi.
Brad’ın arkadaşları kekeleyerek geri çekildi. Brad dişlerini sıktı ama hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.
Ravenna şaşkındı. Bu üç çocuk bir anda onun etrafında görünmez bir duvar örmüştü. Göktuğ tekrar maskesini takarcasına neşeli bir sesle, “Oh, bahçe temizlendi. Kahve içelim mi ?” dedi, gülerek omuz silkti.
Ravenna, onların gerçekten kim olduklarını bilmiyordu ama hissettiği tek şey vardı: Artık yalnız değildi
SİZCE BU YENİ GELEN 3 ÖĞRENCİ KİM
ONLARI NASIL BULDUNUZ
SİZCE GÖKTUĞ NASIL BİRİ
SİZCE YİĞİT NASIL BİRİ
SİZCE PAMİR NASIL BİRİ
RAVENNA DAN SİZCE NE İSTİYORLAR
SERENA NEDEN RAVENNA YA BULAŞMADI
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.72k Okunma |
2.01k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |