7. Bölüm

AYNADAKİ İZ 7.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Ravenna yatağının kenarında oturuyordu. Saçları omuzlarından aşağıya dağılmış, gözleri camın dışındaki karanlığa kilitlenmişti. Babası çoktan sarhoş bir halde uyumuştu, odasından gelen ağır alkol kokusu bütün eve yayılmıştı. Ravenna, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemiş, içinden geçen fırtınayı bastırmaya çalışıyordu.

Bir anda, dışarıdaki sessizlik bozuldu. Çalıların arasında bir kıpırtı, ardından çok hafif bir tıkırtı. Ravenna’nın kalbi hızlandı. Ayağa kalktı, yavaşça perdeyi araladı. Sokakta kimse yoktu sadece rüzgar sesiydi yada Ravenna öyle sanıyordu.

Gece, askeri üssün en sessiz anlarından biriydi. Yüksek duvarların ardında, projektörlerin bembeyaz ışıkları nöbetçilerin yüzlerinde keskin gölgeler oluşturuyor, gökyüzünde asılı duran ay ince bir bıçak gibi bulutları yarıyordu. Betonun soğukluğu, metalin keskin kokusuyla birleşmiş, karargâhın içindeki ölümcül sessizlik, nefes alan herkesin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü.

Koridorlardan yalnızca ara sıra yankılanan bot sesleri duyuluyor, sanki duvarlar bile yaklaşan fırtınayı sezmiş gibi sessizce bekliyordu.

Üst kattaki operasyon odası, karargâhın kalbi gibi atıyor ama her nabız darbesinde sessizlik daha da derinleşiyordu. Düşük voltajlı lambaların titrek ışığı, odanın köşelerinde dans eden gölgeler yaratıyor, gölgeler de tıpkı timin kendisi gibi ölümün sessiz adımlarını bekliyordu.

Yüzbaşı Barlas Batkan, masanın başında oturmuş, yemyeşil gözlerini haritaya değil, düşüncelerinin derin karanlığına dikmişti. Masaya kilitlenmiş elleri, damarları gerilmiş bir yay gibiydi. Bordo beresi yan tarafta duruyor, karanlık saçlarının arasında gizlenen fırtına bakışlarından taşan kararlılığı saklayamıyordu.

Yanında üsteğmem Efe , buz gibi bir sakinlikle oturuyor, gözleri sürekli odada dolaşıyor, her detayı tarıyordu. Varoluşu, susturulmuş bir sigara dumanı kadar keskin, görünmez ama etkiliydi.

Köşede, mühimmatını söküp takmakla meşgul olan Astsubay Kıdemli Üstçavuş Yiğit Karadağ, hiçbir şey söylemeden silahıyla uğraşıyor; yüzündeki soğuk ifade, duygularını tamamen gizliyordu. Metal parçalarının birbirine çarpan sesi, odadaki tek ritimdi.

Bir başka köşede, susturuculu tabancasını temizleyen Astsubay Kıdemli Başçavuş Göktuğ Demirkan, alaycı bir gülümseme takınmıştı.

“Ne zamandır hareketsiziz, Komutanım. Bu sessizlik bana göre değil canım sıkılıyor bana eğlence lazım.”

Silahını sessizce ayarlayan Astsubay Pamir Soykan, gözlerini kaldırmadan buz gibi bir sesle karşılık verdi:

“Sessizlik, fırtınadan önceki huzurdur.”

Teğmen berk Kurtuluş, telsiz cihazını kontrol ederken net bir tonla konuştu:

“Komutanım, merkezden henüz bir sinyal yok.”

Barlas başını kaldırdı, gözlerinde çelikten yapılmış bir emir vardı.

“Sinyal gelecek. Herkes hazır beklesin.”

Odanın havası, gerilen bir yay gibi titriyordu

Tam o sırada kırmızı alarm ışığı odanın duvarlarında kan gibi yanıp sönmeye başladı. Sessizliği yaran bir cızırtıyla telsizden merkez komutanın sesi duyuldu:

“Ölüm Kanı Timi, acil görev! Sınır hattında Rashid Al Kadirin adamları

tespit edildi. Silah ve insan kaçakçılığı yapıyorlar. Emir: Yok et.”

O an herkes ayağa kalktı. Sessizlik, ölümcül bir kararlılığa dönüştü.

Barlas telsizi eline aldı, sesi buz gibi keskindi:

“Ölüm Kanı Timi görevi devraldı. On dakikaya çıkıyoruz.”

Efe, dudaklarının kenarında hafif bir gülümsemeyle bakış attı:

“Bu gece kan akacak.”

Göktuğ, şarjörünü yerine tok bir sesle oturttu:

“Oh be sonunda otur otur babaannelere benzedik.”

Yiğit, soğuk bir tonda:

“Temiz iş. İz bırakmadan.”

Pamir, susturucusunu takarken Tüm sessizliğiyle konuştu:

“Azrail gibi girer, sessizlikte yok ederiz.”

Berk telsizi kapatırken sesinde çelik vardı:

“Helikopter hazır, mühimmat yüklendi.”

Barlas, hepsine tek tek baktı. Liderliğinin ağırlığı omuzlarında, gözlerinde intikamın ateşi vardı.

“Bu operasyon sadece bir emir değil. Bu, bizim savaşımız. Rashid denilen pisliğin izlerini tamamen sileceğiz. Hazır olun ölüm gölgelerden gelecek.”

Tim, tek bir beden gibi haykırdılar:

“Emredersiniz, Komutanım!”

Helikopterin rotorları geceyi yırtan bir uğultuyla dönerken, soğuk hava Timin yüzüne çarpıyordu. Gökyüzü siyah bir örtü gibi, yıldızlar ise solgun birer izleyici misali parlıyordu. Helikopter hafifçe alçaldığında, rotorların yarattığı rüzgâr yerdeki tozları ve kuru otları savurdu.

Ölüm kanı timi, çelik gibi iradeleriyle iplerden kayarak yere indi. Botlarının toprağa değdiği an, her biri bütünleşmişti. Adımları sessiz, nefesleri kontrollüydü. Harabe binaların arasında, bir hayalet gibi ilerlediler. Her taşın, her gölgenin içinde bir tehdit olabileceğini bilerek tetikteydiler.

Barlas’ın kalbi, görev öncesi her zaman olduğu gibi sakin atıyordu. Yüzündeki kararlılık maskesi sarsılmamıştı, ancak içindeki o tanımlanamayan his, bir şeylerin yolunda gitmediğini fısıldıyordu. İçgüdüleri, savaş alanında en güvenilir pusulasıydı.

Harabe binaya yaklaştıklarında, telsizden kesik bir "tık" sesi duyuldu. Gözcüleri yerlerine geçmiş, bölgeyi izliyordu. Barlas elini kaldırdı; dur işareti verdi. Etrafı taradı, kulakları geceye ait en ufak çıtırtıyı bile yakalamaya çalışıyordu.

Yüzbaşı Barlas Batkan, termal dürbünü gözlerine kaldırdı. Soğuk ekranın içinde, düşman nöbetçilerinin kızıl siluetleri beliriyordu. Sessizce konuştu, ses tonundaki otorite timine güven veriyordu:

Barlas (fısıldayarak):

"Kuzey hattından ilerliyoruz. Sessiz ve hızlı. İkili gruplar halinde hareket edin."

Tim, kusursuz bir senkronla yer değiştirdi. Altı kişiden oluşan bu ölüm makinesi, özel eğitimli bordo berelilerdi. Her biri kamuflaj içinde, yüzleri kar maskesiyle kaplıydı. Gözlerinde yalnızca tek bir şey vardı: Görevi tamamlamak.

Onlar kim miydi?

Onlar, ÖLÜM KANI TİMİ'ydi.

Yüzbaşı Barlas Batkan Tim Komutanı

Üsteğmen Efe Yıldırım İstihbarat ve Saha Analiz Uzmanı

Teğmen Berk Kurtuluş Bomba İmha ve Patlayıcı Maddeler Uzmanı

Astsubay Kıdemli Üstçavuş Yiğit Karadağ Sızma ve Sessiz Operasyon Uzmanı

Astsubay Kıdemli Başçavuş Göktuğ Demirkan Keskin Nişancı Uzun Menzil Etki Uzmanı

Astsubay Pamir Soykan Yakın Muharebe ve Taktik Tıbbi Müdahale Uzmanı

Barlas öncüydü, eliyle ekibi yönlendirdi. Düşmanın ileri karakolu sadece elli metre ötedeydi. Bir nöbetçi, omzunda tüfeğiyle sigara içiyor, gevşek bir şekilde etrafı gözetliyordu. Son dakikalarını yaşadığından habersizdi.

Barlas susturuculu tabancasını çekti. Yaklaştığında ayağının altındaki kuru dal kırılacak gibi oldu ama ustaca ağırlığını değiştirdi. Sessizce adamın ensesine sert bir darbe indirdi; nöbetçi yere yığılmadan kolundan kavrayıp çalıların arasına sürükledi.

Hemen ardından Yiğit Karadağ devreye girdi. Bıçağını çekerek gölge gibi ilerledi. Nöbetçinin boynuna bıçağını dayadı, tek hamlede ses çıkarmadan işini bitirdi. Telsize hafifçe dokundu:

Yiğit Karadağ:

"Nöbetçiler temiz. Komutanım, ana binaya ilerliyoruz."

Tim, duvarın dibine yapıştı. İçeriden hafif konuşmalar duyuluyordu. Barlas, termal kamerayla kapıyı inceledi; içeride iki düşman vardı. El işaretiyle hazırlanmalarını emretti.

Kapı sessizce aralandı. İçerideki adamlardan biri arkasını dönmüştü. Barlas susturuculu silahını kaldırdı ve tek atışta düşmanı yere serdi. Operasyon, kusursuz ilerliyordu.

Ama o anda

Bir şey ters gitti.

Barlas’ın boğazından içgüdüsel bir çığlık koptu:

"Tuzak!"

Tam o an, binayı kulakları sağır eden bir patlama sarstı. Çatıdan ağır makineli tüfekler ateş açtı. Mermiler toprağı parçalıyor, kıvılcımlar geceyi aydınlatıyordu. Tim anında siper aldı.

Teğmen Berk Kurtuluş:

"PUSU! TEKRAR EDİYORUM, PUSUYA DÜŞTÜK!"

Gecenin karanlığı, mermi izleriyle delik deşik oldu. Toz, duman, barut kokusu havayı doldurdu. Barlas yanındaki askeri çekip korumaya aldı ancak tam o sırada sol göğsüne bir kurşun isabet etti. Acı bedenine yayılsa da dişlerini sıktı, savaşmaya devam etti.

Ama düşman çok fazlaydı. Kan kaybı artıyor, gözleri kararıyordu. Dizi üzerine çöktü.

Son gördüğü şey, kendisine doğru yaklaşan düşmanların siluetleriydi.

Barlas’ın bilinci yavaşça kapanırken, göğsündeki yara derinleşti. Nefesi ağırlaştı. Uzaklardan bir ses duydu, belki kendi askerlerinden, belki düşmandan. Göz kapaklarını kaldırmaya çalıştı ama başaramadı.

Karanlık ve Sessizlik

Barlas bilincini yitirirken, kulaklarında yalnızca kesik nefesler ve uzaklardan gelen silah sesleri yankılanıyordu. Zaman, ağır bir sis perdesinin ardına saklanmış gibiydi. Göğsünden akan sıcak kan, soğuk toprakla buluşuyor, metalik bir koku havayı dolduruyordu.

Bir süre sonra göz kapaklarının altında bulanık ışıklar belirdi. Zihni, yarı rüya yarı gerçek bir durumda, geçmişten sahneler görüyordu; annesinin sesi, bir çocuk kahkahası, bir patlamanın uğultusu Sonra ani bir sarsıntı.

Bilinçsiz haldeyken, düşman askerleri onu omuzlarından tutup sürükledi. Çamurlu zemin üzerinde sürüklenirken, botlarının izleri geride kanlı çizgiler bırakıyordu. Yaralı vücudu her darbede irkiliyordu ama gözlerini açacak gücü yoktu.

Onu, yıkık dökük bir binanın bodrumuna götürdüler. Nemli taş duvarlardan küf kokusu yayılıyor, tavandan sarkan zincirler rüzgârla hafifçe sallanıyordu. İçeride loş bir lamba titrek ışık saçıyordu.

Barlas bir sandalyeye bağlandı. Bileklerine vurulan kelepçeler etini kesiyor, göğsündeki yara kanamaya devam ediyordu. Başını kaldırdığında gözleri yarı açık, bulanık bir şekilde karşısında duran adamı seçti.

Karşısında, yüzünde acımasız bir gülümseme taşıyan bir adam vardı. Siyah deri ceketli, sakallı ve gözlerinde delici bir ifade. O, bu bölgenin korkulan milis liderlerinden Rashid Al Kadir’di.

Rashid soğuk bir sesle:

"Türkiye’nin efsane timi, ha? Ölüm Kanı Şimdi kimin kanı akıyor, yüzbaşı?"

Barlas, dudaklarının kenarından süzülen kanı silmeye çalıştı. Ses çıkarmadı. Sessizliği, inadıyla konuşuyordu.

Rashid, ona yaklaştı, göğsündeki yaraya bastırdı. Barlas dişlerini sıktı ama tek bir inilti bile çıkarmadı. Bu, onun iradesinin göstergesiydi.

 

ÖLÜM KANI TİMİNİ NASIL BULDUNUZ

EN ÇOK KİMİ SEVDİNİZ

 

YENİ BÖLÜM SINIRI 100 OKUNMA 70 BEĞENİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 06.09.2025 18:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...