
Ravenna, bu üç yabancıya kısa bir bakış attı. Onların arasında görünmez bir bağ vardı; konuşmadan anlaşan, gözleriyle iletişim kuran bir bağ. Hiçbiri tam olarak kendini açmıyordu ama bakışlarının ardında sırlar gizliydi.
Göktuğ, bahçedeki gerginliği dağıtır gibi Ravenna’ya hafifçe gülümsedi. “Hey, korkutmadık değil mi seni?” Ravenna, yüzünde belli belirsiz bir ifade ile, “Hayır sadece siz kimsiniz?” diye sordu.
Yiğit soğukkanlı bir şekilde cevap vermek yerine başını hafifçe eğdi. Pamir, Ravenna’nın sorusunu kısa ama anlamlı bir cümleyle yanıtladı: “Sadece yeni öğrencileriz. Fazla soru sorma, tamam mı?”
Bu cümle Ravenna’nın zihninde yankılandı. Göktuğ ise omuz silkerek konuyu hafifletti: “Evet, biz sıradan öğrencileriz. Sıradan olduğumuzdan o kadar eminiz ki bak işte Yiğit’in suratına, sıradanlığın resmi!” Yiğit ona kaşlarını kaldırarak baktı ama gülümsemedi. Göktuğ’un şakası ise gerilimi kırmıştı.
Ravenna, istemsizce dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme hissetti.
Onların yanındayken kendini daha güvenli hissediyordu ama aynı zamanda kafasında binlerce soru dolaşıyordu.
“Bunlar kim? Neden burada? Neden bana bu kadar yakınlar?”
Göktuğ, Ravenna’nın düşüncelere daldığını fark etmiş gibi yanına eğildi.
“Böyle bakarsan utanırım,” dedi gülerek. Ses tonu şakacıydı ama bakışları ciddiydi.
Ravenna, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle,
“Utanacak bir şey yapmadın ki,” dedi.
Göktuğ, başını yana eğip kaşlarını kaldırdı.
“Henüz,” diye fısıldadı.
O sırada Leo, uzaktan bu sahneyi izliyor, yüzü geriliyordu. Ravenna’nın yanına hızlı adımlarla geldi.
“Ravenna, bu adamlara fazla güvenme. Hiçbirini tanımıyorsun.”
Ravenna, Leo’nun endişesini anladı ama sakin bir sesle,
“Merak etme Leo, dikkatliyim,” dedi.
Yiğit, bu konuşmayı fark etmişti. Gözleri Leo’ya kaydı, soğuk ve ölçülü bir bakıştı. Bir tehdit değil, bir uyarı gibiydi. Pamir ise Ravenna ile Leo’nun arasındaki mesafeyi gözleriyle hesapladıktan sonra arkasını dönüp sessizce birkaç adım attı. Onların görevi açıktı: korumak.
Göktuğ, gerginliği hissetmiş gibi yeniden espri yaptı:
“Şimdi ne yapıyoruz? Drama bitti, teneffüs daha yeni başladı.”
Ravenna, onların gerçek kimliğini bilmeden, kendini bu üç yabancının yanında garip bir şekilde güvende hissediyordu.
O an farkında değildi ama üçlü, birbirlerine görünmez işaretler göndermişti.
Sessizce ileride konuşlandılar, çevreyi taradılar ve Ravenna’nın etrafında görünmez bir çember ördüler.
“Hadi, yeni açılan kafeye gidelim mi?” dedi biri heyecanla.
Leo, her zamanki gibi biraz korumacı bir tavırla, “Gitmesek mi? Bence bugün eve gitmelisin,” dedi.
Ravenna, ona kısa bir bakış attı ve gülümseyerek, “İyi gelir, hem biraz kafamı dağıtırım,” dedi.
Üçlü Yiğit, Pamir ve Göktuğ uzaktan bu konuşmayı izliyordu. Ravenna’nın arkadaş grubunun kafeye gitme planı onlara ulaşmıştı. Göktuğ, hafif bir gülümsemeyle arkadaşlarına döndü:
“Ne tesadüf, bizim de kahve içesimiz var, değil mi?”
Pamir ciddi bir tonla, “Görevden sapmıyoruz, sadece gözlem,” dedi.
Yiğit ise sadece başını salladı.
Kafe, okulun birkaç sokak ötesindeydi. Camlarından yumuşak bir ışık sızıyor, içeriden kahve ve taze hamur işi kokusu geliyordu. Ravenna, arkadaşlarıyla içeri girdiğinde ortamın sıcaklığı onu rahatlattı. Kalabalığın uğultusu, fondaki hafif müzikle birleşiyordu.
Ravenna ve arkadaşları pencere kenarındaki bir masaya oturdu. Kahveler sipariş edildi, gülüşmeler ve fısıldaşmalar başladı. Ancak Ravenna’nın zihni sürekli başka bir yerdeydi; annesinin ölümü, gelen kargo, o üç yabancı mezarlıkta gördüğü adam Hepsi zihninin gölgelerinde dolaşıyordu.
Cafeye üç yabancı içeri girdi.
Göktuğ, rahat bir tavırla kapıyı açtı, sanki buraya tesadüfen uğramış gibiydi. Pamir ve Yiğit arkasından girdi. Herkes onları fark etti ama onlar dikkat çekmemek için sakin davrandılar. Ravenna’nın masasına kısa bir bakış attılar, sonra kafenin diğer ucundaki boş bir masaya geçtiler.
Göktuğ, oturur oturmaz fısıldadı:
“Burası tam görüş açısı. Hem kahvemizi içer, hem de izleriz.”
Yiğit, pencereden dışarıyı tarıyordu, gözleri her hareketi inceliyordu.
Pamir, sessizce oturdu, Ravenna’nın grubunu göz ucuyla izliyor, her ayrıntıyı aklına kazıyordu.
Ravenna, onların varlığını hemen hissetti. Başını hafifçe kaldırıp diğer masaya baktığında, Göktuğ’un hafif bir gülümsemeyle ona göz kırptığını gördü. Ravenna istemsizce dudaklarının kenarında küçük bir tebessüm hissetti, sonra bakışlarını çevirdi.
Arkadaşları fark etmemişti. Sohbet devam ederken, Ravenna’nın içi garip bir güvenle doldu.
Kafenin kapısı tekrar açıldığında içeri bir grup serseri görünümlü çocuk girdi. Gürültülü, alaycı kahkahalar atıyorlardı. Gözleri Ravenna’nın masasına kayınca yüzlerinde tanıdık bir ifade belirdi. Yaklaşıyorlardı.
Göktuğ sandalyeye yaslanıp fısıldadı:
“Ve işte sorun”
Yiğit ayağa kalkmadı ama bakışları sertleşti.
Pamir, sessizce kolundaki saate dokundu, harekete hazırdı.
Ravenna farkında değildi ama korumaları tetikteydi.
O an, kafenin havası değişmeye başlıyordu.
Kafenin içinde ortam gerginleşirken, serseri görünümlü çocuklar Ravenna’nın masasına doğru ağır adımlarla ilerliyordu. Arkadaşları sessizleşmiş, Leo’nun yüzü gerilmişti. Ravenna ise başını dik tuttu ama kalbinde bir sıkışma vardı.
Tam o anda Göktuğ ayağa kalktı, yan masadaki boş sandalye ile ilgileniyormuş gibi davrandı. Serseriler yaklaşmadan önce onların yolunu kesen ilk kişi o oldu. Gülümsemesi her zamanki gibi rahat, ama gözlerinde buz gibi bir sertlik vardı. Yiğit, gölgesi gibi onun arkasına geçti. Pamir ise ayağa kalkmadan, sakin ama keskin bir bakışla tüm durumu analiz ediyordu.
Kısa bir gerginlikten sonra serseriler, üçlünün sert duruşu karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Homurdanarak kafenin diğer köşesine geçtiler. Göktuğ kahvesini eline aldı ve gülümseyerek Ravenna’nın masasına kısa bir bakış attı. “Sorun yok,” der gibiydi.
Bir süre sonra kafe sakinleşti. Ravenna arkadaşlarıyla konuşurken, üçlü masalarına geri dönmüştü. Ortamın uğultusu arasında, Göktuğ cebinden telefonunu çıkardı. Gülüyor gibi yaparken, diğer eliyle telefonu ağzına yaklaştırdı.
“Komutanım, burada her şey kontrol altında. Hedef güvende.”
Yanında oturan pamir, gömleğinin yakasını hafifçe kapatarak kendi kulaklığına fısıldadı:
“Durum sakin, ama çevrede potansiyel tehditler var. İki dakika önce üç serseri yaklaştı, müdahale edilmeden geri çekildiler.”
Yiğit telefonu eline almadı, sadece masaya koydu ve çok düşük bir sesle konuştu:
“Korumamız devam ediyor. Şu anda kafede. Psikolojik olarak hassas durumda. Görsel teması minimal tutuyoruz.”
Telefonun diğer ucundan gelen ses ciddi ve soğuktu:
“Anlaşıldı. Operasyon kodu ‘koruma’. Hiçbir şekilde kimliğiniz açığa çıkmayacak. Ravenna asla gerçeği öğrenmemeli. Gerekirse gözünüzü kırpmadan müdahale edin.”
Göktuğ, hafif bir gülümsemeyle “Emredersiniz, komutanım,” dedi. Telefonu kapatırken gözleri Ravenna’ya kaydı.
Ravenna, masasında otururken onların konuştuğunu fark etmemişti. Ama sanki içgüdüsel olarak, bir sır perdesinin arkasında bir şeyler döndüğünü hissediyordu.
Göktuğ tekrar neşeli maskesini taktı, pamir sessizliğe gömüldü, Yiğit ise gözlerini pencereye dikti.
Ravenna okul cıkışı eve gelmiş akşamın ağır sessizliği içinde koltuğa gömülmüş, zihninde dönüp duran karanlık düşüncelerle boğuşuyordu. Evin içindeki loş ışık, duvarlara uzun gölgeler düşürüyordu. Annesinin ölümüne dair gerçekler zihnini kemirirken, bir yandan da bir hafta önce aldığı o gizemli notun yarattığı huzursuzluk yüreğini sıkıştırıyordu.
O an aniden telefonun tiz sesi geceyi yırtarcasına duyuldu. Ravenna irkilerek yerinden doğruldu. Ekranda Mia’nın adı yanıp sönüyordu. Aramayı cevapladığında Mia’nın enerjik sesi odanın sessizliğini dağıttı.
“Emma’larda toplanıyoruz, sen de geliyorsun.”
Ravenna derin bir nefes alarak karşılık verdi. “Hiç keyfim yok, Mia.”
“Hazırlan,” dedi Mia, tonunda itiraz kabul etmeyen bir kararlılık vardı. “Galip alacağız seni.”
Ravenna dudaklarını ısırdı. “Ama”
“İtiraz istemiyorum”
Bu son cümle Ravenna’nın içindeki kararsızlığı bastırdı. İç çekerek “Tamam,” diyebildi.
Telefonu kapattığında odasına gitmek için ayağa kalktı. Ancak koridorda beliren babası Robert, sert bakışlarını ona çevirdi.
“Bu saatte nereye gidiyorsun?” diye sordu, sesi tehditkâr bir tonda yankılandı.
“Arkadaşıma,” dedi Ravenna soğukkanlı görünmeye çalışarak.
Merdivenden inen Grace, merakla ikisine baktı. “Hangi arkadaş bu?”
“Okuldan. Emma larda toplanıyoruz.”
Robert’ın yüzü kasıldı. “Hiçbir yere gidemezsin. Otur oturduğun yerde.”
Grace onun sözlerini önemsemeden Ravenna’ya döndü. “Karışma kıza, Robert. İyi eğlenceler Ravenna, bir şey olursa ararsın.”
Ravenna minnettar bir gülümseme gönderdi ve odasına geçti. Dolabının kapaklarını araladığında karşısına çıkan rengarenk elbiseler, geçmişteki neşeli günlerin birer yansımasıydı. Ama bu gece o renklere yer yoktu. İçindeki kasvet siyahı çağırıyordu. Elini siyah, sade ama zarif elbiseye uzattı. Kumaşın soğuk dokusu parmaklarının arasından kayarken, içinde bir ürperti yükseldi.
Elbiseyi giyip aynaya baktığında, yorgun ama güçlü bir ifade ile karşılaştı. Saçlarını topladı, çantasını omzuna taktı ve sessizce evden çıktı. Gece rüzgarı saçlarının önünde ince telleri savuruyor, sokak lambalarının sarı ışığı kaldırım taşlarını ıslak bir parıltıyla boyuyordu.
Mia, arabasına yaslanmış gülümseyerek onu bekliyordu. “İyi misin?” diye sordu.
“Iyiyim, gidelim mi?” dedi Ravenna, sesinde belli belirsiz bir yorgunluk vardı.
“Emin misin?”
Ravenna başını salladı. “Evet. Annemin mezarına gittim, o yüzden biraz canım sıkıldı.”
Arkadaşlarına içindekileri belli etmek istemiyordu. Telaşlanmalarını önlemek için her zamanki gibi sahte bir mutluluk maskesi taktı. Mia’nın bakışlarına gülümsemesiyle karşılık verdi.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.72k Okunma |
2.01k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |