21. Bölüm

AYNADAKİ İZ 18.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Askerin yüzünde bir duygusuzluk maskesi vardı ama gözlerinde heyecanla karışık bir ciddiyet okunuyordu. Sesini bir kez daha, bu defa biraz daha alçaltarak ama aynı netlikte tekrar etti:

“Komutanım, rapor vermek için geldim!” Askerin sesi odada yankılanırken, Barlas başını hafifçe salladı ve soğukkanlı bir şekilde karşılık verdi

“Dinliyorum.”

Asker, titrek olmayan ama ciddi adımlarla Barlas’ın yanına ilerledi. Elindeki dosyayı uzattı ve kısa bir nefesle konuştu

“Komutanım Albay sizi toplantı odasına çağırıyor.”

Barlas başını hafifçe salladı, dudaklarının kenarı sert bir çizgi gibi gerildi. Kısa, keskin bir sesle yanıtladı

“Tamam.”

Bir an durdu, ardından Ravenna’ya döndü. Gözleri kısa bir an için yumuşadı, ama hâlâ otoritesiyle doluydu.

“Ravenna, geliyorum. Bekle burda.”

Ravenna hafifçe başını salladı. İçinde bir heyecan ve merak karışımı vardı Barlas’ın her adımı ona bir sır gibi görünüyordu.

Toplantı odasının kapısı, koridorun derin sessizliği içinde ağır bir tok sesle çalındı. Çekiç gibi inen o ses, odadaki askerlerin dikkatini bir anda tek noktada topladı. Kapının arkasında bekleyen figürün kim olduğu belliydi o disiplinli, net, güvenilir adımlar sadece birine aitti. İçerideki kalem hışırtıları, dosya yapraklarının hışırtısı bile sustu sanki zaman, o kapı vuruşuyla duraksamıştı.

Albay, masanın başında oturuyordu. Haritalarla dolu masanın üzerinde kırmızı kalemle işaretlenmiş bölgeler, yan yana dizilmiş telsiz raporları vardı. Albay, bakışlarını kaldırmadan, tok ama kararlı bir sesle, “Gel,” dedi. Tek kelimeydi ama bütün odayı doldurdu, duvarların taş yapısında yankılandı.

Kapı yavaşça aralandı. İçeri adım atan Barlas’ın botlarının sesi taş zeminde yankılanarak herkese varlığını hatırlattı. Üniformasının keskin çizgileri, omuzlarındaki rütbenin sertliği ve yüzündeki soğukkanlı ifade, odadaki havayı bir anda daha ağır kıldı. İçeri girdiğinde gözleri doğrudan albayın bakışına kilitlendi disiplinli bir hareketle durdu, göğsünü dikleştirip nefesini toparladı.

“Yüzbaşı Barlas Batkan!” diye gür sesiyle kendini tanıttı, ardından sert bir selam verdi. Sesindeki netlik ve tok vurgular, odadaki diğer subayların dikkatini biraz daha yoğunlaştırdı. O an, dışarıdaki koridorlardan gelen uzak ayak sesleri bile önemsizleşti.

Albay, başını ağır ağır kaldırdı. Yüzünde ciddi ama aynı zamanda güven veren bir ifade vardı. Gözlerini Barlas’ın üzerinde gezdirdi onu tartar, ölçer gibiydi. Sonra kısa bir sessizliğin ardından tok bir sesle konuştu

“Otur, yüzbaşı.”

Bu iki kelime, emirden öte bir ağırlık taşıyordu. Sanki aynı anda hem takdir hem de görev yükü yüklüyordu. Barlas bir adım öne çıktı, masanın yanındaki sandalyeye geçti. Otururken bile sırtı dik, bakışları keskin ve hazırdı.

Toplantı odasının havası artık tamamen değişmişti. Duvardaki haritalar, rapor dosyaları ve masanın üzerindeki kalemler bile daha ciddi görünüyordu. Herkesin zihninde aynı düşünce vardı Bu gece alınacak kararlar, sahada kan ve ateşle karşılığını bulacaktı.

Albay kısa bir emir verdi, ardından ekip üyeleri sırayla planları tartışmaya başladı. Sesler, düşük ama kararlı bir tonla odada yankılanıyordu her cümle, alınacak kararların ağırlığını hissettiriyordu. Barlas, dikkatini dağıtmadan haritaların üzerindeki kritik noktaları işaretledi, operasyon sırasında hangi timlerin hangi bölgelerde görev alacağını belirledi.

Toplantı sona erdiğinde, tim hızla operasyon hazırlıklarına başladı. Ekip üyeleri silahlarını kontrol ediyor, ekipmanlarını yerleştiriyor ve planları son bir kez gözden geçiriyordu. Oda, kısa süreli bir kaos ve enerjiye bürünmüş gibiydi her hareketin bir amacı vardı. Barlas, Ravenna’nın yanına giderek sessiz bir tonda konuştu

“Ravenna Ben operasyona gidiyorum. Senin evine gitmen gerekiyor burdan askerlerden biri seni benim evime bırakacak aklım sende kalmasın.”

“dikkatli olun sağ salim gelin olur mu.”

“Gelecem söz.”

Ravenna, Barlas’ın gözlerinde hem ciddiyeti hem de bir parça endişeyi gördü. Hafifçe başını salladı, sessizce kabul ederek geri çekildi. Barlas ise timin arasından geçerken, her adımı kararlılıkla ve sessiz bir otoriteyle yankılanıyordu operasyon başlamıştı ve zaman geri dönmeyi kabul etmiyordu odadaki yoğun enerji neredeyse elle tutulur gibiydi. Her bir ekip üyesi, kendi görevine odaklanmış, silahlarını son kez kontrol ediyor, iletişim cihazlarını test ediyor, haritalardaki kritik noktaları tekrar gözden geçiriyordu. Etrafındaki hummalı hazırlıklar, odadaki sessiz ama derin bir gerilimi daha da belirgin kılıyordu. Herkesin adımları ve nefesleri, mekânda küçük bir ritim oluşturuyor bu ritim, yaklaşan operasyonun nabzı gibi atıyordu.

Barlas kısa bir duraklama yaptı, gözleri ekibin üzerinden geçti. Herkesin kararlılığı, sessiz ama kesin bir disiplinle birleşiyordu. Elini hafifçe kaldırdı, ve bir işaretiyle timin dikkatini topladı. Herkes bir anda durmuş gibi görünse de, gözlerindeki kararlılık, hiçbiri için sorgulanamaz bir emir niteliğindeydi.

“Zaman dar,” dedi Barlas, sesi odadaki her noktaya nüfuz edecek kadar netti. “Planı uygulayın. Herkes görevini biliyor. Her adım hesaplı olacak. Hata yok.”

Helikopterin rotorları, soğuk geceyi parçalayan bir uğultuyla dönerken “Ölüm Kanı” timinin her bir üyesi yüzlerinde kararlı ama yorgun ifadelerle sırt çantalarını omuzlayıp sırayla kabine adım attı. Kasklarının vizörlerine vuran kırmızı ışık, hepsine savaş öncesi bir maskenin ağırlığını kazandırıyordu.

Gece boyunca süren uçuşun ardından, helikopter nihayet kayalıklarla çevrili ıssız bir düzlüğe indi. Rotorların çıkardığı keskin ses, dağların yankısıyla büyüyerek bir savaş narası gibi gökyüzünde kayboldu. Timin çizmeleri kaygan taşlara bastığında gece, bıçak gibi soğuktu. Herkes çantasını sırtına yeniden yükleyip tek sıra halinde yürüyüşe geçti. Barlas’ın sesi rüzgârın uğultusunu delen kısa ve keskin bir emirdi:

“İleri. Hedefe yirmi iki saatlik yürüyüş mesafemiz var. Tempo düşük olmayacak!”

Saatler ilerledikçe ayak sesleri taşlık patikada yankılandı. Çam reçinesinin keskin kokusu, nefes alırken ciğerlerini yakıyordu. Rüzgâr, dağların arasındaki dar geçitlerde uğuldayarak yüzlerine çarpıyor karanlıkta gölgeler devleşip küçülüyordu. Ara ara yol kenarındaki küçük mağaralara sığınıp kısa molalar verdiler. O mağaralar nemliydi; duvarlarından damlayan sular sanki gizli bir ritimle akıyor, karanlıkta yankılanan su sesleri askerlerin adımlarına eşlik ediyordu. Kimse konuşmuyordu sadece ekipmanların hafif tıngırtıları ve nefes alışların ritmi vardı.

On sekizinci saatte yorgunluk artık omuzlarına ağırlık gibi çökmüştü. Barlas, pusulasına bakarak ilerlemeye devam etti Efe arada bir haritayı açıp yer tespiti yapıyor, Berk sırtındaki patlayıcı çantasını düzeltirken sessizce homurdanıyordu. Pamir’in sabrı ise çoktan tükenmişti her adımda yüzüne sinen ifade biraz daha alaycı hâle geliyordu.

Sonunda, vadinin derinliklerine gizlenmiş operasyon noktasına vardıklarında sabahın ilk ışıkları kayalıkların arasından süzülmeye başlamıştı. Yorgun bedenler taşların üzerine çökerken Barlas eliyle işaret verip kısa bir mola emri verdi. İşte o anda Pamir, eldivenlerini çıkarıp avuç içleriyle yüzünü ovdu ve yarı şaka, yarı sitem dolu sesiyle dayanamayıp patladı

“Lan madem buraya araç geliyordu biz niye eşek gibi yirmi iki saat dağ bayır yürüdük, komutanım? Vallahi bacaklarım bana küstü!”

Berk, yorgunluktan gülümsemeye mecali olmadan sadece başını salladı. Efe, haritayı çantasına yerleştirirken hafifçe gülerek Pamir’e baktı. Barlas ise dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle, kararlı bir tonla sadece şunu dedi

“Çünkü biz ‘Ölüm Kanı’ timiyiz, Pamir. Araçla gelmek bize yakışmaz.”

Bu söz, vadide yankılanan kısa bir kahkaha ile noktalandı.

Timin altı üyesi, taşlık patikada ağır adımlarla ilerlerken rüzgâr ciğerlerini kesiyordu. Her adım, yorgun bacakların ağırlığını hatırlatıyor yirmi iki saatlik yürüyüşün ardından herkesin omuzlarında görünmez bir yük vardı. Göktuğ ise, adımlarını biraz geride atıyor, ellerini cebinde ovuşturuyor ve kendi kendine mırıldanıyordu.

“Ah lahmacunumu özledim,” dedi birden, sesi neredeyse umutsuzca yankılanıyordu. “O sıcak, çıtır çıtır lahmacun buz gibi ayranla birlikte”

Pamir, arkadan gelen bu sözleri duyunca başını kaldırdı, gözlerini Göktuğ’a dikti ve alaycı bir tonla homurdandı:

“Lan, ne lahmacun aşkıymış be! Yeter artık, tim yorgun, senin mideni düşünerek mi ilerleyeceğiz?”

Berk, patlayıcı çantasını omzuna yaslayıp derin bir iç çekti

“Yirmi iki saat yokuş çıktık, vadileri aştık, mağaralarda mola verdik ve sen hâlâ lahmacunu hatırlıyorsun, Göktuğ.”

Efe, haritaya bakarak başını salladı

“Bence bu timin gizli motivasyonu artık lahmacun. Herkes yorgun, ama kimse bunu söylemek istemiyor. Sen söyledin, Göktuğ.”

Barlas ise kısa bir kahkaha attı, sonra ciddi bir tonla:

“Tamam, lahmacun aşkı bir kenara ama gizleneceğimiz noktaya yaklaşıyoruz. Buradan sonra sessizlik önemli. Adımlarımızı dikkatli atacağız.”

Yorgun adımların ve rüzgârın uğultusunun arasında tim, büyük bir kayanın ardına saklandı. Göktuğ, hala gözlerini hayali lahmacuna dikmiş, yüzünde ufak bir gülümseme ile:

“Bir an önce lahmacunu bulsam da diyorum ya hayatın anlamı o”

Pamir, başını ellerinin arasına alıp homurdandı:

“Yeter artık! Lahmacun hikâyeni operasyon sırasında anlatma, yoksa benim bacaklarım protesto edecek!”

Altı asker taşın ardında sessizleşti, sadece nefes alışları ve rüzgârın uğultusu vardı. Yorgunluk, açlık ve uzun yürüyüşün ağırlığı timin omuzlarına çökmüş olsa da, Göktuğ’un lahmacun aşkı kısa bir gülümseme ve hafif bir mizah dokunuşu olarak yorgunluklarını örttü. Altı kişilik “Ölüm Kanı” timi, büyük kayanın ardına gizlendikten sonra sessizliği koruyarak operasyon bölgesine doğru ilerledi. Her adım, taşlı patikada dikkatle atılıyor zırhın hafif metal tıkırtıları, rüzgârın uğultusuna karışıyordu. Gözleri karanlıkta parlayan tim üyeleri, birbirlerinin hareketlerini sessiz sinyallerle takip ediyordu.

Göktuğ’un bir anlığına yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Arkadaşları bu kısa gevşemeyi fark etmedi çünkü herkes kendi görevine odaklanmıştı. Göktuğ, kendi kendine mırıldandı

“Bir an önce bitse de lahmacun”

Berk, bu mırıltıyı duydu ve gözlerini kısarak homurdandı

“Şimdi değil, Göktuğ. Sessizlik altın değerinde.”

Vadinin son köşesine geldiklerinde tim durdu. Barlas, kısa ve net bir sesle işaret verdi:

“Dağlık alan tarandı. Sızma başlasın. Sessiz olun, nefesinizi kontrol edin.

Timin her üyesi, sessizliğin içinde, bir gölge gibi ilerliyordu eller silahlara, gözler çevreye odaklanmıştı.

Aniden, hedef binanın yakınındaki eski duvarlardan bir hareket fark edildi. Efe, dürbünü hızla doğrulttu küçük bir gölge, devriye gezen düşman unsuru. Barlas’ın kısa işaretiyle tim durdu nefesler sessizleşti. Berk, patlayıcı çantasından sessiz bir cihaz çıkararak olası kapanan kapıları veya tuzakları etkisiz hâle getirdi.

Pamir, arkadan gelen olası saldırılara karşı tetikteydi her taşın altını, her karanlık köşeyi dikkatle kontrol ediyordu. Göktuğ, tam o anda sessizce bir adım attı ve düşman unsuru fark edilmeden yanlarından geçti. O küçük hareket, operasyonun kritik bir anıydı.

Pamir, arka sırada beklerken her köşeyi tarıyor, olası pusu ihtimallerine karşı tetikteydi. Timi koruyan bakışları, aynı zamanda nefeslerini kontrol etmelerini sağlıyordu. Göktuğ, dikkatini tamamen ön tarafa verdi her adımı, sessiz bir şekilde atılıyor, ne nefesi, ne de silahının tıkırtısı yanlışlıkla duyulmayacak şekilde yönetiliyordu.

Barlas bir işaretle, binaya sessizce yaklaşmalarını sağladı. Timin altı üyesi, taşların ardına yayılarak, gölgeler arasında bir hayalet gibi hareket ediyordu. Her nefes, taşlara ve çakıllara dikkatle ayarlanmıştı. Göktuğ, bir an için yanlışlıkla ayağının altındaki küçük taşın yerinden oynamasıyla hafif bir çıtırtı çıkardı. Barlas gözlerini ona dikti Göktuğ hemen dizlerini büküp sessizleşti. Pamir sessiz bir homurtuyla başını salladı, ama kimse gülmedi operasyonun ağırlığı herkesin omuzlarındaydı.

Göktuğ, kalbinin hızlı hızlı attığını hissederek hızla saklanacağı yere geçip komutanına hazır olduğunu haber verdi. Elindeki silahı sabit bir şekilde doğrulttu gözleri, devriye gezen düşman unsurunu takip ediyordu. Pamir, gölgeye gizlenmiş bir şekilde, her olası çıkışı görebilecek pozisyonu aldı. Taş duvarların arasında nefesler sessiz, zaman adeta yavaşlamış gibiydi.

Berk, patlayıcı cihazı yerleştirip kilidi sessizce etkisiz hâle getirdi. Kısa bir an için her şey sessizliğe gömüldü; ama sonra devriye gezen düşmanlardan biri binanın içinden dışarı çıktı. Efe hızlı bir işaretle Barlas’a durumu bildirdi. Barlas, kısa bir el hareketiyle tüm timi harekete geçirdi: bir gölge gibi kayarak devriye unsurunu etkisiz hâle getirdiler. Sessizlik, taşların arasındaki nefesler ve silahın kısa tıkırtısıyla yeniden sağlandı.

“Ölüm Kanı” timi tam anlamıyla görevindeydi.Bina tamamen tarandı, her oda, her köşe sistematik bir şekilde kontrol edildi. Efe, bulduğu tüm bilgileri hızlıca fotoğraflayarak dijital arşive aktardı Berk, kapıları ve tuzak noktalarını güvence altına aldı Göktuğ çevredeki olası tehditleri gözetliyordu. Pamir, yorgun ama dikkatli bir şekilde timin arkasında ilerliyor, her adımını sessizce atıyordu. Barlas kısa bir el hareketiyle timi toparladı ve operasyonun son aşamasına geçileceğini işaret etti.

Hedeflenen istihbarat ve operasyon noktaları güvence altına alındığında, Barlas sessizce timi geri çekilme pozisyonuna yönlendirdi. Her adım, taşlık patikada dikkatle atılıyor rüzgârın uğultusu ve çizmelerin hafif tıkırtısı dışında bir ses duyulmuyordu. Geri dönüş, operasyonun kritik bir parçasıydı timin güvenliği, bilgilerin eksiksiz taşınması ve herhangi bir takip unsuru olmadan üsse ulaşılması gerekiyordu.

Altı kişilik “Ölüm Kanı” timi, operasyonu eksiksiz tamamlamış, istihbaratı ve ekipmanı güvence altına almış olarak, yorgun ama disiplinli adımlarla üsse doğru yürümeye başladı. Her nefes, her adım görev bilincinin ve güvenin bir göstergesiydi. Sessizlik hâlâ hüküm sürüyordu ama bu sessizlik artık bir tehdit değil bir zaferin ve tamamlanmış bir görevin ağırlıklı gururunu taşıyordu.

Geri dönüş uzun ve zorlu olsa da, “Ölüm Kanı” timi birbirine kenetlenmiş, disiplinli ve tetikteydi. Göktuğ, içten içe, lahmacun hayalini sessizce saklıyor, ama yüzünde ufak bir gülümseme belirdi bir sonraki ödülün ve rahatlamanın hayaliyle. Adımlar, taşlar ve rüzgârın uğultusu ile birleşerek, timi üsse ve güvenliğe doğru taşımaya devam etti.

 

 

SİZCE BÖLÜM'Ü NASIL BULDUNUZ

 

BEĞENİ YORUMLARINIZI BEKLİYORUM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 27.09.2025 16:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...