23. Bölüm

AYNADAKİ İZ 20.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Sabahın ilk ışıkları Ravenna’nın odasının solgun duvarlarına vururken, ince tül perdeler rüzgârla hafifçe dalgalandı. Güneş, gri bulutların arasından süzülüp odaya sızıyor; masa üzerindeki kitapların, buruşturulmuş not kâğıtlarının üzerine ince bir ışık serpiyordu. Havanın içindeki serinlik, uzun zamandır açılmamış pencerelerin sessizliğini taşıyordu.

Ravenna yavaşça gözlerini araladı. Tavanın beyazlığı, uykuyla uyanıklık arasındaki o kısa boşlukta bir an için bulanıklaştı. Hangi gündü, kaçıncı gündü artık emin değildi. Barlas’ın gidişinden beri zamanın akışı bozulmuş gibiydi günler, aynıydı renkler birbirine karışıyordu.

Yorganın altından çıkmadan yastığa gömüldü. Göz kapakları ağırdı, sanki rüyalar bile onun yorgunluğundan usanmıştı.

“Bugün de mi?” diye mırıldandı kendi kendine.

Kalkmak istemiyordu. Uyanmak istemiyordu.

Ama o sessizliği bir telefon sesi deldi.

Titrek melodi, odanın sessizliğini acımasızca böldü.

Ravenna başını yastıktan kaldırdı, gözleri istemsizce parlayan ekrana kaydı. Darel.

Yorgun bir iç çekişle telefonu kulağına götürdü.

“Darel?” dedi, sesi hâlâ uykunun pusuyla boğulmuştu.

Karşıdan tanıdık bir kahkaha geldi.

“Ravenna, hala yatakta mısın?

Ravenna battaniyeyi biraz daha üzerine çekti.

“Ne istiyorsun bu saatte?” diye homurdandı.

“Ne isteyeceğim,” dedi Darel, her zamanki neşesiyle, “bugün sınav var, unuttun mu? Hani haftalardır söverek çalıştığın dersin sınavı?”

Ravenna bir anda doğruldu, yorgan kayıp yere düştü.

“Ne? Bugün müydü o?”

“Evet, bugün. On dakika içinde değil ama senin hazırlanman zaten başlı başına bir destan, o yüzden ben erkenden uyandırayım dedim.”

Ravenna gözlerini devirdi. “O dersi icat edenin neyse senin sesini duymasam muhtemelen öğlene kadar uyurdum.”

“Ne demek, görevimiz”

“Sus da hazırlanayım,” dedi Ravenna, dudak kenarında beliren hafif bir gülümsemeyle.

Telefonu kapattı.

Oda hâlâ soğuktu ama uykunun ağırlığı dağılmıştı. Aynaya doğru yürüdü saçları dağılmış, gözlerinin altı mor halkalarla çevriliydi. Birkaç saniye sessizce kendine baktı.

“Harika,” diye mırıldandı. “Sınav sabahına yakışan bir hayalet görünümü.”

Dolabın kapağını açtı. Askıda duran beyaz gömlek ve siyah etek ona, hayatının düzenli olması gerektiğini hatırlatıyordu ama hiçbir şey düzenli değildi artık. Barlas gittiğinden beri değildi. Üc ay geçmişti. Ne o, ne de onunla birlikte giden timden bir haber gelmişti. Her sabah, refleksle telefonunu eline alıyor, arama listesinde aynı isme dokunuyordu Barlas.

Ama her defasında karşısına çıkan sessizlik, o ince “kapalı” sesi bir tür yankıya dönüşüyordu.

Bir an duraksadı, sonra derin bir nefes alıp çantasını aldı.

Odasından çıkarken, kapının yanındaki küçük fotoğrafa baktı çocukluğundan bir kareydi annesi babası ve kendisi. Gülüşlerinin arasında rüzgâr gibi geçen bir sıcaklık vardı o fotoğrafta Şimdi o rüzgâr çoktan durmuştu.

Yarım saat sonra Darel’in arabasının korna sesi sokağın sessizliğini böldü. Ravenna paltosunu omzuna geçirip merdivenleri hızla indi. Kapıyı açtığında Darel arabadan ona gülümseyerek el sallıyordu.

“Günaydın, uykucu!”

Ravenna burnunu çekti. “Günaydın değil bu. Kabusun canlı hali.”

“Sen sabahları insan olduğuna emin misin?”

“Değilim,” dedi Ravenna, arabaya binerken. “Ama kahveden sonra dönüşebilirim.”

Darel kahkaha attı, motoru çalıştırdı.

Araba yavaşça sokağı geride bırakırken şehir yeni uyanıyordu. Pastane önlerinden yayılan taze hamur kokusu, sokak lambalarının soluk sarılığına karışıyor koşuşturan öğrenciler, sabahın aceleci adımlarıyla kaldırımları dolduruyordu.

Radyoda eski bir şarkı çalıyordu Barlas’ın arabasında da sık sık çalan bir şarkıydı. Ravenna sessizleşti, cama yaslandı.

“Bak,” dedi bir süre sonra, “her sabah aynı karmaşa. Ama nedense hoşuma gidiyor.”

Darel kısa bir bakış attı ona.

“Çünkü kaos senin doğal ortamın, biliyorum.”

Ravenna gülümsedi, ama o gülümseme gözlerine ulaşmadı.

Okulun kapısına vardıklarında kalabalık çoktan toplanmıştı. Darel arabayı park ederken Ravenna’nın iki yakın arkadaşı, Emma ve Mia, onları fark edip el salladılar.

“İşte geliyorlar!” dedi Emma, heyecanla.

Mia ise kollarını kavuşturdu. “Ve tahmin edin kim yine geç kaldı?”

Ravenna gülerek yanlarına yürüdü.

“Merhaba,” dedi.

Emma hemen sordu “İyi misin? Yorgun görünüyorsun.”

“Her zamanki gibi,” diye omuz silkti Ravenna. “Sadece biraz uykusuzum.”

Koridorlar sabahın karmaşasıyla doluydu.

Dolap kapakları çarpıyor, öğretmenlerin ayak sesleri yankılanıyor, öğrenciler arasında fısıltılar dolaşıyordu. Her şey bir sabah senfonisi gibiydi.

Ravenna pencere kenarındaki sırasına oturdu. Güneş ışığı camdan içeri süzülüp yüzüne vuruyor kirpiklerinin gölgesi, solgun yanaklarına ince bir çizgi gibi düşüyordu.

Öğretmen derse başladığında sınıf sessizleşti. Ama Ravenna’nın aklı dersin çok ötesindeydi. Dışarıda, rüzgâr ağaç dallarını okşuyor, sararmış yapraklar süzülerek yere düşüyordu. Onları izlerken gözleri bir an dalıp gitti.

Emma sessizce eğildi.

“İyi değilsin sen.”

“İyiyim” dedi Ravenna, gözlerini kitaba çevirerek. “İyi olacağım.”

Mia ön sıradan dönüp fısıldadı

“Okul çıkışı askeriyeye gidelim, belki bir şey öğreniriz.”

Ravenna başını kaldırmadan, kısık bir sesle yanıtladı.

“Boşuna orada da kimse bir şey söylemeyecek.”

Öğle arası geldiğinde bahçe kalabalıktı. Kuş sesleri, kantin uğultusuna karışıyor gençlerin kahkahaları gökyüzünde yankı buluyordu. Dört arkadaş, büyük meşe ağacının altındaki bankta toplandılar.

Hava serindi ama güneş dalların arasından sızıyor, Ravenna’nın saçlarını kömür gibi belirginleştiriyordu

Darel, elindeki sandviçi uzattı.

“Al, biraz ye. Yoksa sınavın ortasında bayılırsın.”

Ravenna dudak bükerek aldı.

“Sen önce kendi yaptığın sandviçin yenilebilir olup olmadığından emin ol.”

Emma kahkahayı bastıramadı, Mia da ona katıldı.

“Gerçekten kardeş gibisiniz,” dedi Emma. “Sürekli atışıyor ama birbirinizden kopamıyorsunuz.”

Ravenna gözlerini devirdi ama gülümsemeden edemedi.

“Onunla büyümek başlı başına bir sabır testi.”

“Sabır mı?!” dedi Darel, yapmacık bir şok ifadesiyle. “Ben olmasam sen hâlâ alarm sesine bile tepki veremezdin!”

Ravenna başını iki yana salladı.

“Bazen düşünüyorum da Barlas seninle nasıl baş edebiliyor”

Bu söz havada asılı kaldı.

Bir an için hepsi sustu.

Ravenna hemen konuyu değiştirmeye çalıştı ama o kısa sessizlik, Barlas’ın eksikliğini yeniden taşıdı. Darel başını yere eğip taş tekmeledi.

Güneş biraz daha kavururken okul bahçesi gürültüyle dolup taşıyordu.

Onlar dört kişi, bir ağacın gölgesinde, sınav öncesi stresin içinde bile kahkaha atabiliyorlardı ama Ravenna’nın içinde sessiz bir sızı büyüyordu.

Bir yerde, o gülüşlerin ardında, hâlâ cevap bekleyen bir sessizlik vardı

Okulun son zili çaldığında koridorlar bir anda insan sesleriyle doldu. Öğrenciler sınıflardan taşarken, metal dolap kapaklarının çarpma sesi yankılandı. Hava, sabahkinden daha sıcak ama daha ağırdı. Gün boyunca birikmiş yorgunluk, sanki duvarlara bile sinmişti.

Ravenna çantasını omzuna astı, pencereden dışarı baktı. Gökyüzü solgun bir maviye dönmüştü güneş, okul binasının arkasına yavaşça kayıyordu. Bahçedeki ağaçların yaprakları rüzgârla titriyor, sonbaharın sessizliği kendini hissettiriyordu.

Darel sınıfın kapısına yaslanmış, onu bekliyordu.

“Yavaşsın,” dedi, sırıtarak. “sınav seni öldürmedi demek ki.”

Ravenna alaycı bir bakışla yanına yürüdü. “Henüz değil. Ama birkaç soru daha olsaydı cenazeme gelirdin.”

Darel kahkaha attı. “Ben zaten senin vasiyetini hazırlamıştım kitaplarını yakmayacağız, notlarını da bir müzeye koyacağız.”

“Çok komik,” dedi Ravenna, ama dudak kenarında istemsiz bir tebessüm oluştu.

Birlikte okulun ön kapısından çıktılar. Emma ve Mia arkalarından el sallayıp başka yöne yürüdüler. Ravenna, arkadaşlarını uzaklaşırken izledi içinden geçen bir his, onları bir süre görmeyeceğini söylüyordu ama nedenini bilmiyordu.

Bahçe sessizleştiğinde Darel arabayı okulun duvarının kenarına çekti.

“Eve bırakayım mı seni?” diye sordu.

Ravenna başını salladı. “Olur. Zaten yürümeye halim yok.”

Arabaya bindiklerinde hava artık turuncuya dönmüştü. Güneş batarken, gökyüzü bir tablo gibi kızıl ve mor tonlarına bürünüyordu. Radyodan düşük sesli bir şarkı çalıyordu Barlas’ın bir zamanlar mırıldandığı bir melodi. Ravenna o sesi hatırlayınca kalbinin bir yerinde ince bir sızı hissetti.

Darel direksiyona bakıyordu ama göz ucuyla onu izliyordu.

“Sanki bugün daha sessizsin,” dedi.

Ravenna bir süre cevap vermedi.

Sonra sessizce, “Yorgunum,” dedi. “Sadece her şey yoruyor artık.”

Darel, onu çok iyi tanıyordu. Bu cevabın ardında başka bir şey olduğunu da biliyordu ama sormadı. Aralarındaki sessizlik, yılların alışkanlığıyla anlam doluydu

Bölüm : 15.11.2025 18:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...