1. Bölüm

AYNADAKİ İZ 1.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Gece boyunca odanın tavanına bakıp uyuyamadım. Perdeler kapalıydı ama ay ışığı sızıntılar halinde içeri süzülüyor, duvarlarda şekilden şekle giren gölgeler yaratıyordu. Her gölge, annemin yüzünü andırıyordu; gözlerinin boşluğunu, dudaklarının kıpırdadığını ama hiçbir kelimenin çıkmadığını. Uyumaya çalıştığımda, rüyalar daha da ağır bastı.

Bir rüyada kendimi suyun içinde gördüm. Suyun yüzeyi ışıl ışıldı ama altı zifiri karanlıktı. Ayaklarım derinliğe çekiliyor, ne kadar çırpınsam da yukarı çıkamıyordum. Annemin sesi yankılandı:

“Ravenna nefesini tutma, bırak.”

Sonra aniden suyun altındaki karanlık eller bana sarıldı. Nefesim kesildi, ciğerlerim yanmaya başladı. Çırpındım, haykırmak istedim ama boğazımdan tek bir ses çıkmadı. Eller, beni dibe çekerken

ayaklarım çamura saplanmış gibi ağırlaştı. Yukarıda dalgaların kırıldığı yerden ay ışığı hâlâ süzülüyor, ama ışık bana ulaşamıyordu. Ne kadar yukarı bakarsam bakayım, yüzey giderek uzaklaşıyor, sanki benden kaçıyordu.

Karanlık eller, bedenimi sardıkça nefesim daha da kesildi. Gözlerim acıyla yanıyordu. İçimde çığlık kopuyordu ama boğazımdan tek bir ses çıkmıyordu. Tam boğazımdan son nefesim kopacakken, bir çığlıkla yatakta doğruldum.

alarmın tiz sesi, sabahın ilk ışıkları bile doğmadan kulaklarımı parçalıyordu İçimde, bu günü başlatmaya dair en küçük bir istek yoktu. Yine de ayağa kalkmak zorundaydım. Bugün yüzme sınavım vardı. Hem de en sevdiğim ders.

Yüzme benim için sadece bir spor değildi, çocukluğumdan beri suyun içinde kendimi bir balık gibi hissetmişimdir. Belki de tek kaçış noktam orasıydı. Suyun altındayken dünya sessizleşirdi. Hiç kimse bağırmaz, hiçbir düşünce beni kovalamazdı. O sessizlik özgürlüktü. Ama bu sabah o suya girmeden önce, içimde garip bir ağırlık vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi bir his. Soğuk ve yapışkan bir his. Tıpkı rüyalarımda hissettiğim gibi.

Perdeleri aralamadan hazırlandım. Odada hâlâ gece vardı. Aynanın karşısına geçtiğimde yüzümdeki yorgunlukla göz göze geldim. Göz altlarımda morluklar, alnımda gerginlik Son zamanlarda uyumak bana yetmiyordu. Rüyalarımda bile peşimi bırakmayan şeyler vardı. Annemin gözleri mesela Ve o gözlerin içindeki hissizlik

Okula vardığımda içim titriyordu ama sebebi havanın soğukluğu değildi. Soyunma odasında üzerimi değiştirdim, içimdeki mayoyu sıkıca düzelttim. Parmak uçlarım buz kesmişti. Havuzun kenarına geldiğimde ise herkes çoktan toplanmıştı. Hoca direktif veriyor, öğrenciler sıraya giriyordu. Kalabalığın içinde gözlerim serena ile karşılaştı. Bana yine o yukarıdan bakışıyla gülümsüyordu. Tüm okulun idolüydü; güzel, yetenekli, zeki ve acımasız. Özellikle bana karşı.

“Bugün de ağlayacak mısın Ravenna?” diye sordu, sesi alaycıydı ama dudaklarının kenarında sinsice bir sabırsızlık kıvılcımlanıyordu. Yanında her zamanki gibi iki kız vardı, onun gölgesi gibi peşinde dolanan ikiz benlikleri. Gözlerimi kaçırdım, cevap vermedim. Onun gibi insanlar, karşılık verilmeyince daha da sinirlenirdi ama bu sabah onunla uğraşacak hâlim yoktu. Aklım başka yerlerdeydi. Suda değil geçmişte bir yerlerdeydim sanki.

Sıram geldiğinde havuza doğru yürüdüm. Ayaklarım betona her bastığında yankılanan ses, sanki kalp atışımdı. Kendimi suya bıraktığımda, aniden her şey sustu. Suyun serinliği beni sardı. Bedenim hareket etti ama zihnim zihnim geçmişe takılmıştı. Annemin sesi yankılandı suyun içinde: “Sana her şeyi anlatamadım”

Yüzmeye devam ettim. Bir ileri, bir geri. Her kulaçta biraz daha unuttum. Acıyı, baskıyı, içimde biriken o sıkışmış öfkeyi Su beni sarmaladı. Bana ait olan tek yer, tek zaman dilimiydi. Sadece orada ben bendim.

Sınav bittiğinde sudan çıktım. Saçlarım omuzlarıma yapışmış, gözlerim yanıyordu. Havluma sarındım ve soyunma odasına geri döndüm. Diğerleri hâlâ birbirleriyle konuşuyor, gülüşüyorlardı.

Üzerimdeki ıslak havlu hâlâ omuzlarımda asılıyken, serena n ayak sesleri bile duyulmayacak kadar sessizce yanıma geldi. Yüzünde her zamanki gibi bir maske vardı: sahte bir gülümseme ve gözlerinin köşesinde kıvrılan küçümseme ile durdu karşımda

“Ne kadar da yalnızsın Ravenna,” dedi, sesi buz gibi ama aynı zamanda iğneleyiciydi. “Herkesin ailesi sınavlar için buradayken senin kimsen yok. Tuhaf değil mi sence de?

Yutkundum. Gözlerimi yere indirdim ama bu zayıflık onu daha da cesaretlendirdi.

“Yalnız yüzmek çok daha kolaydır. Kimse seni boğmaz,” dedi alçak bir fısıltıyla, sonra birkaç adım daha yaklaştı. “Ama bazen insan kendi içinde boğulur. Su da yetmez kurtarmaya.”

Nefesim kesildi. Bu sözlerin altında sadece alay yoktu; bir şey daha vardı. Bilgi. O neyi biliyordu? Annemi mi ima ediyordu? Yoksa sadece canımı acıtmak için mi konuşuyordu? Serena, kelimeleri ustaca seçerdi. Rastgele konuşmazdı. Hele ki böyle anlarda.

“Ne istiyorsun benden?” dedim, sesi titrek ama çatlamış hâlde çıkan cümleyle.

“Ben mi? Hiçbir şey,” dedi ve omzuma hafifçe dokundu. Parmağı sanki tenimi değil, içimdeki bir yarayı dürtüyordu. “Sadece bazı insanların gerçeği kabullenmesini istiyorum. Herkes kahraman doğmaz. Bazılarımız sadece yüzer durur. Sonunda da dibe batar.”

Bu son sözleri kulağıma fısıldarken gözleri gözlerime saplandı. O an bedenim dondu. Sanki sadece bir tehdit değil, bir bildiri okumuş gibiydi. Belki de beni yalnızca aşağılamak istemiyordu. Belki de gerçekten bir şeyler biliyordu. Ya da sadece zayıf noktamı hissetmişti.

Arkasını döndü ve ağır adımlarla uzaklaştı. Onun ardından bakan birkaç kız, yüzlerinde gülüşler ama gözlerinde korkak bir hayranlıkla onu takip etti. Ben olduğum yerde kaldım. Dizlerim titriyordu. Havlu hâlâ üzerimdeydi ama sanki soğuk su yeniden üzerime dökülmüştü. Birden, yalnız olmadığımı hissettim ama bu his güven değil, tehditten ibaretti.

Soyunma odasından çıkarken duvarda asılı saat dikkatimi çekti. Zaman yavaş ilerliyor gibiydi ama içimdeki baskı artıyordu.

Koridorun sonundan tanıdık sesler geldi. Geriye kalan birkaç adımdan sonra tanıdığım yüzleri gördüm. Leo, sırtına ceketini yarım giymiş, her zamanki umursamaz hâliyle duvara yaslanmıştı. Göz ucuyla bana baktı, sonra yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Onun hemen yanında Darel vardı; elleri cebinde, başı hafif önde, gözleri düşünceli ama dikkatliydi. Darel’in yanında ise Mia ve Emma duruyordu ikisi de sıcacık bakışlarla bana doğru yönelmişti. Göz göze geldiğimizde Emma hemen elini salladı.

Darel, ince yapılı, uzun boylu ve sanki her hareketi müzik ritmiyle uyumluymuş gibi salınan bir gençti. Saçları dağınık ve karışıktı ama bu, ona yakışıyordu. Gözleri, dışarıdan bakan biri için soğuk durabilirdi, ama tanıyanlar bilirdi ki o gözlerin içinde kırılgan bir öfke, bastırılmış bir sevgi saklıydı. Darel her zaman bana karşı korumacı olmuştu; sessizce, lafı dolandırmadan, sadece gerektiğinde ortaya çıkan bir kalkan gibiydi. Onun sessizliği bile bir sığınaktı.

Leo ise tam tersiydi; sessizliği bile düşünceyle doluydu. Her zaman bir şeyleri analiz eden bakışları, insanın içini okur gibi izleyen duruşu Leonun varlığı, her zaman yanımda bir zihin daha varmış hissi uyandırırdı. O, duygularını göstermezdi ama bir bakışıyla ne hissettiğini anlardın. Arkadaşlıkta sadakati sorgusuzdu; Leo’nun cesaretiyle Darel’in derinliği bir araya geldiğinde, arkamda iki dağ gibi dururlardı.

Mia, grubun enerjisi, neşesi, gürültüsüydü. Uzun kızıl saçları, yüzündeki çilleri saklamaz; aksine onların güzelliğini gururla sergilerdi. Konuşurken ellerini kollarını sürekli oynatır, gülüşü tüm koridoru çınlatırdı. Ama onun iç sesi, en sessizimizdi belki de. Ne zaman yalnız kalmak istesem, bir şekilde yanıma usulca gelir, sadece varlığıyla bile karanlığımı dağıtırdı.

Emma ise Mia’nın tamamlayıcısıydı. Daha sakin, daha kontrollü, ama bir o kadar güçlüydü. Uzun sarı saçlarını genelde topuz yapardı, her zaman düzenli ve tertipliydi. Ama düzenin altındaki o karmaşayı, ben bilirdim. Sessiz sedasız acıları taşıyan insanlardandı. Ve en çok da benim yükümü anlamaya çalışan oydu. Göz göze geldiğimizde, yargı yoktu. Sadece, “yanındayım” diyen bir bakış.

Onların arasında durduğumda içimdeki ağırlık biraz hafifledi. Kıyafetlerimi değiştirmiştim, ama Serena’nın sözleri hâlâ üzerimde yapışıp kalmıştı.

“Yüzme sınavını geçtin mi?” dedi Leo, dudaklarının kenarında hafif bir eğlenceyle.

“Geçtim,” dedim ama sesim kısık çıkmıştı. Yine de gülümsedim.

“Senin gibi bir deniz kızının yüzememesi mümkün mü?” dedi Mia, sonra gözlerini kocaman açtı. “Ama sabah suratına ne olmuş öyle?Alarm mı saldırdı?”

Bir kahkaha patladı. Gülümsedim. Sadece dudaklarımla değil içimden gelen, küçük ama gerçek bir tebessümdü.

“Cidden, göz altların mor gibi,” dedi Emma endişeyle. “Yine mi kabus?”

Başımı salladım, “Sadece yorgunluk.”

Darel bir adım yaklaştı. “Daha fazla içine atma, Ravenna,” dedi yumuşak ama kararlı bir tonla. “Ne zaman konuşmak istersen”

“Biliyorum,” dedim. “Teşekkür ederim.”

Leo, bir anda konuyu dağıtır gibi ellerini çırptı. “Sınıfa geç kalacağız. Yine Bayan Morelli bizi tahtaya dikerse ben yokum,” dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Hepimizin en geç kalan ama ilk şikayet edeniydi.

Beraber sınıfa doğru yürüdük. Koridorun kalabalığı içinde bir bütün gibiydik. Birbirine benzemez ama bir arada duran beş figür. Sanki hayat, bizi ayrı ayrı parçalamaya çalışsa da bir araya gelince tamamlanıyorduk. Ve sınıfın kapısını araladığımızda, her şey bir süreliğine normalliğe büründü.

 

YENİ GELMEDİK GERİ GELDİK

AYNADAKİ İZ YENİDEN SİZLERLE UMARIM YENİ HALİNİ DE ESKİSİ GİBİ SEVERSİNİZ

BEĞENİ YORUMLARINIZI BEKLİYORUM

EN BEĞENDİĞİNİZ KARAKTER KİM OLDU

SİZCE EMMA NASIL BİRİ

SİZCE LEO NASIL BİRİ

SİZCE DAREL NASIL BİRİ

SİZCE MİA NASIL BİRİ

İLERDE BAŞKA KARAKTERLER DE GELECEK

 

 

Bölüm : 29.08.2025 20:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...