8. Bölüm

AYNADAKİ İZ 8.BÖLÜM

ZİŞAN GÜREL
zisangurel

Bu sırada, binanın dışında Ölüm Kanı Timi toparlanmaya çalışıyordu. Patlama sonrası bir süre geri çekilmişlerdi, ancak Barlas’ın düşmanın eline geçmesine izin vermeyeceklerdi.

Üsteğmen Efe, yere diz çökmüş, haritayı el feneriyle inceliyordu.

"Komutanımız hayatta, bunu hissediyorum. Rashid’in karargâhı buradan yalnızca bir kilometre uzaklıkta. Oraya sızacağız."

Yiğit Karadağ, bıçağını temizlerken kararlı bir tonla konuştu

"Onu almadan geri dönmeyeceğiz."

Göktuğ Demirkan, keskin nişancı tüfeğini kurarken soğukkanlılıkla ekledi:

"Çatıdaki makineli yuvalarını temizlemek bana ait."

Tim, geceyi yararak harekete geçti. Yağmur başlamış, gökyüzü öfkeli bir şekilde gök gürültüsüyle titreşiyordu. Yağmur damlaları kamuflajlarını ıslatıyor, yüzlerinde tek bir korku izi bırakmıyordu.

Barlas, zincirlerin arasında, yaralı bedenine rağmen zihninde tek bir şey düşünüyordu

"Ravenna için Ben de hayatta kalmalıyım."

Rashid tekrar yanına geldi, elinde bir bıçak vardı.

"Sana son bir şans yüzbaşı konuş, yoksa burada ölürsün.

Barlas, dudaklarının arasından kan sızarken soğuk bir gülümseme ile cevapladı:

"Çok beklersin ölen ben olmayacağım.

Rashid tam bıçağı kaldırdığında, dışarıdan susturuculu silah sesleri duyuldu. Adamlarının biri birer yere yığılıyordu.

Yağmur, gökyüzünden ince bir perde gibi iniyordu. Her damla, toprağa düştüğünde kan kokusuna karışıyor, rüzgârla birlikte harabe şehrin içinde uğuldayarak dolaşıyordu. Ölüm Kanı Timi, gölgeler arasında ilerlerken adeta geceye ait birer silüet gibiydi. Hiçbir ses çıkarmıyor, yalnızca nefeslerinin ritmi ve botlarının ıslak zemindeki hafif yankısı duyuluyordu.

Göktuğ, binanın çatısındaki makineli yuvasını dürbünle inceledi. Yağmur lensin üzerinden kayarken, düşmanın gözcüleri pusuda bekliyordu. Gözlerinde ölümün soğuk yansıması belirdi.

Göktuğ fısıltıyla

"Hedef kilitli

Susturuculu tüfeğiyle ilk atışı yaptı. Mermi, geceyi delerek gözcünün başını sessizce geriye savurdu. İkinci atış, üçüncü çatı derken resmen çatıda adam kalmamıştı

Efe, el işaretiyle timi ikiye böldü. Yiğit ve pamir yan taraftan, Berk ise patlayıcılarla arka girişe sızacaktı. Her adımda kalpleri aynı ritimde atıyor, yağmur yüzlerinden süzülen soğuk damlaları izliyordu.

Bodrumun loş ışığında, zincirlerin soğukluğu bileklerine daha fazla acı veriyordu. Barlas’ın yarası her nefeste daha derin yanıyordu. Ancak bakışları hâlâ keskin, iradesi dimdikti. Rashid’in adamları etrafında gülüşüyor, işkence için hazırlık yapıyordu.

Rashid, elindeki bıçağı parmaklarının arasında çevirerek yaklaştı.

"Kurtların yok, yüzbaşı. Bu gece burada son nefesini vereceksin."

Barlas, yarı baygın olmasına rağmen dişlerinin arasından kısık bir sesle konuştu

"Kurtlar her zaman geri döner.

Tam o anda, binanın üst katlarından susturuculu silah sesleri geldi. Rashid’in adamlarından biri yere yığıldı, kanı zemine yayıldı. Diğerleri panik içinde silahlarına sarıldı.

Göktuğ’un keskin nişancı mermileri, düşmanları birer birer indiriyordu.

‘‘Selamın aleyküm bebişim naber

“Noluyor lan

"Aşk olsun bensiz parti mi veriyordunuz

Berk, arka kapıya C4 yerleştirirken fısıldadı

"Hadi çocuklar, bu gece cehennemi buraya indireceğiz."

Efe, otomatik silahını ateşlerken soğukkanlı bir şekilde taktik komutlar veriyordu.

"Sağdan bastırın! Yiğit, Rashid’in bulunduğu kata çık!"

Mermilerin izlerı havaya ışık saçıyor, barut kokusu nefesleri kesiyordu. Çatışma, ölümün dansına dönüşmüştü.

Barlas, zincirlerinden kurtulmaya çalışırken kapı büyük bir gürültüyle kırıldı. İçeri Yiğit girdi, gözleri öfke doluydu.

"Komutanım! Dayanın!"

Yiğit, iki düşmanı yakın dövüşle yere serdi, zincirleri keserek Barlas’ı serbest bıraktı. Barlas yere yığıldı ama gözlerinde hâlâ savaşma isteği vardı.

Tam o sırada Rashid, elinde silahla gölge gibi ortaya çıktı.

"Buradan çıkamayacaksınız!"

Efe ve Pamir, kapıdan çıkarken göktuğ keskin nişancı silahı ile Rashid vurur

Tim, Barlas’ı koruyarak binadan çıkar. Tim helikopterin etrafındaki düşmanları temizledi. Pamir, mermisi biten silahıyla son düşmanı yumruk darbesiyle yere serdi.

Helikopter havalandığında, yanan bina geride kaldı. Gece, bir kez daha Ölüm Kanı Timi’nin adını fısıldıyordu.

Günler geçti. Üs, dışarıdan bakıldığında sessiz görünse de içinde fırtınalar kopuyordu. Barlas, yaralarının acısını görmezden gelerek her gün daha fazla ayağa kalkmaya çalıştı. Bandajlı göğsü nefes aldıkça sızlıyor, omuzlarındaki yük daha da ağırlaşıyordu.

Her sabah, eğitim sahasının kenarına çıkıp ufka bakıyordu. Gökyüzü, savaşın izlerini silmiş gibi masum görünüyordu ama Barlas’ın içinde hâlâ yanmakta olan bir ateş vardı.

Bir gece, timden kimseye haber vermeden, sadece silahını ve motosikletini alarak üsten ayrıldı. Yol, karanlık ve ıssızdı. Motosikletin farları asfaltın üzerinde ince bir çizgi çiziyor, motorun uğultusu rüzgârla yarışıyordu.

Sabaha karşı şehir ışıkları göründü. Barlas, siyah montunun yakasını kaldırmış, yaralı bedenine rağmen dimdik yürüyordu. İnsan kalabalığının arasında kayboldu; kimse onun kim olduğunu, gözlerinde taşıdığı savaşın izlerini bilmiyordu.

Onu bu şehre getiren tek şey vardı Ravenna.

Ravenna’nın kaldığı apartman uzaktan görünüyordu. Barlas, binanın karşısındaki sokakta durdu. Gözleri, sabahın solgun ışığında Ravenna’nın penceresini arıyordu.

Barlas, sokak lambalarının titreşen sarı ışığı altında duruyordu. Siyah montunun yakası kalkıktı, yağmurdan nemlenmiş kumaş omzuna yapışmıştı. Başında hâlâ o karanlık kapüşon Ve gözleri gözleri geceyle konuşuyordu.

Bir sigara tuttuğu elinde eğreti duruyordu, yakmıyordu onu. Sadece çevirip duruyordu parmaklarının arasında. Başını kaldırdığında, gözleri karşı apartmanın üçüncü katındaki pencereye odaklandı.

Ravenna, o sırada penceresinin önünde, elleri ısınmak için birbirine kenetlenmiş halde oturuyordu. Uyuyamamıştı. Düşünceler zihnine balyoz gibi iniyor, annesinin eksik parçalarla dolu geçmişi üzerine çörekleniyordu.

Her şey sessizdi. Ama işte o an, içgüdüsel bir dürtüyle başını kaldırdı. Pencereden dışarı baktığında

Birini gördü.

Siyah montlu bir adam. Kaldırımın tam ortasında, başı hafif eğik, olduğu yerde hareketsiz duruyordu. Kalabalığın, kaosun, gürültünün olmadığı bir saatte sanki dünya sadece ikisi için durmuştu.

Ve sonra, o gözler

Barlas, başını hafifçe kaldırdı yüzünden maske olmasına rağmen Ravenna onun gözlerini gördü

Yeşildi. Ama Ravenna’nın hayatında gördüğü hiçbir yeşile benzemiyordu. Bu, ne baharın taze rengi ne de yazın canlılığıydı. Bu yeşil sessiz bir ormanda saklanan, yırtıcı bir hayvanın gözleriydi. Aynı anda hem tehditkâr hem güven dolu. Hem uzak hem içten.

Ravenna’nın kalbi bir anda hızlandı. İçinde ne olduğu belirsiz bir kasırga esmeye başladı. Gözlerinden başka hiçbir şeyini görmediği bu adam içindeki bütün dengeleri alt üst etmişti.

Ona bakıyordu. Ama bakmak değildi bu Tanımaktı. Bilmekti.

Sanki Barlas, onun çocukluğunun kırık parçalarını bir araya getirmiş, ağlamalarını duymuş, yalnız gecelerinde başını yastığa gömdüğünde duyduğu iç sızısını kendi gözlerinden yaşamıştı. Böyle bir bakış, bir yabancının değil, bir kader ortağının bakışıydı.

Ravenna, ne olduğunu anlamadan pencereyi açtı. Gecenin soğuğu içeriye doldu. Ama içindeki sıcaklığı bastıramıyordu. Aşağı inmek zorundaydı. Bu adamı bu bakışı kaçırmak istemiyordu.

Merdivenleri koşarak indi. Her adımı, kalbinin attığı ritimle yarışıyordu. Kapıyı açtığında yağmur yüzüne çarptı, ama umursamadı. Ayakları çıplak toprağa bastı sanki, hissediyordu.

Barlas orada duruyordu hâlâ. Hiç hareket etmemişti. Onu beklemişti.

Ravenna, yavaşça yaklaştı. On adım beş adım sonunda birkaç metre ötede durdu. Adamdan hâlâ tek gördüğü, o gözlerdi.

Ve o anda, gecenin sessizliğinde, Ravenna’nın sesi kısık ama titrek şekilde yankılandı:

“Siz kimsiniz?”

Barlas’ın gözleri bir an dalgalandı. Hafifçe başını eğdi, dudaklarının kıpırdadığı neredeyse fark edilmeyecek kadar sessizdi. Ama sesi içinden gelmiş gibiydi.

“Beni tanıman gerekmiyor” “sadece güvende olduğunu bil.”

“Annem o notu sen mi yazdın annemi kim öldürdü?

Barlas, Ravenna’nın bu sorusuyla bir an irkildi. Sorunun sesi değil, içindeki ağırlık onu sarsmıştı. Yağmur daha da hızlandı; her damla, sanki geçmişten bir iz yıkar gibi adamın omzuna vuruyordu. Gecenin soğuğu teni yakacak kadar keskinleşmişti ama Barlas kıpırdamadı.

Ravenna bir adım daha attı, artık aralarındaki mesafe bir nefeslikti.

“O notu sen mi yazdın?” “Annemi kim öldürdü?”

Barlas, gözlerini yere indirdi. Cevabın ağırlığı dudaklarının ucunda titredi Ardından sessizce “Evet,” dedi. “Ben yazdım.”

Sesinde ne bir pişmanlık ne de savunma vardı. Yalnızca bir gerçek, çıplak ve keskin.

Barlas, ona baktı. Ama bu bakış artık sadece geçmişe dair değildi. Bu kez, gelecek de içindeydi.

“Ama sana şu an her şeyi anlatamam,” dedi yavaşça. “Henüz değil.”

“Neden?” diye fısıldadı Ravenna. “Neden susuyorsun?”

Barlas gözlerini kısıp gökyüzüne baktı. Yağmur, yüzünden aşağı sular gibi akıyordu. “Çünkü kimse sandığın gibi değil,” dedi. “Çevrendekilere fazla güvenme. En yakındakiler… en tehlikelileri olabilir.”

Ravenna’nın kalbi tekrar sarsıldı. Aklına ilk gelen isimler zihninde sırayla belirdi Hepsi mi yalandı?

“Ama annem?” dedi, sesi çatlamıştı. “O neden hedef alındı?”

Barlas, bu kez sadece sustu. Gözleri uzaklara, sanki olmayan bir zamana bakıyordu. Ardından çok kısık bir sesle konuştu:

“Annen doğruyu söylemeye çalıştı ve susturuldu.”

Ravenna’nın nefesi kesildi. İçindeki boşluk genişledi. Dizlerinin bağı çözülse de ayakta kaldı.

Bir süre sessizlik oldu. Sadece ikisi ve yağmur.

Ravenna gözlerini tekrar Barlas’a dikti. Artık kelimeler daha netti. “Adın ne?” dedi, ilk kez tam bir netlikle.

Barlas’ın gözleri tekrar onun gözleriyle buluştu. Derin ama aynı zamanda kırılmış.

Ama cevap gelmedi.

Sadece hafif bir baş hareketi. Ne evet, ne hayır.

“İsmim önemli değil,” dedi sonunda. “Önemli olan, seni kimin izlediği ve seni kimin koruduğu.”

Ravenna, sorularla yanan zihniyle bir adım atmak istedi ama Barlas, geriye doğru çekildi. Gecenin gölgeleri onu yeniden yutarken sadece sesi kaldı geride

Barlas, motorunu çalıştırdıktan sonra son bir kez aynadan geriye baktı. Ravenna hâlâ olduğu yerde duruyordu. Islanan saçları yüzüne yapışmıştı ama gözleri hâlâ o karanlık yabancının ardında bıraktığı kelimede takılıydı: “Güvende olduğunu bil.”

Barlas, motorunu sokağın boşluğuna sürdü. Tekerlekler kaldırımlardaki su birikintilerini yararken, geçmişin hayaletleri de zihninde yankılanıyordu. Her viraj, her sokak lambası, ona geçmişte verdiği sözleri, kaybettiği canları, tutulmamış yeminleri hatırlatıyordu. Bu şehirde bir savaş başlayacaktı ve Barlas, sessizce ama kararlılıkla ilk adımı atmıştı bile.

 

YENİ BÖLÜM SINIRI 80 OKUNMA 70 BEĞENİ

Bölüm : 06.09.2025 17:58 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...