

Birinci Bölüm
Son ders zilinin çalmasıyla birlikte eşyalarımı toplamaya başladım. Bu haftanın son dersi de bu zille bitmişti.Bu sene son senem ve bu hafta içerisinde herkesin staj yerleri belli olacaktı. Sonuçları her ne kadar çok merak etsem de az da olsa korkmuyor değildim. Neden mi? Çünkü hayallerimi süsleyen Karayel Şirketi'nden hala bir cevap alamadım. Ve bu süre uzadıkça benim korkum, heyacanım da o kadar artıyor. Tamam . Daha bir hafta var ama sınıf arkadaşlarımın çoğunun staj yapacağı şirketler belli oldu bile. Ve bazıları istemediği şirketlere denk geldi. Bu arkadaşlarımı gördükçe içimdeki korku daha da büyüyor. Ya ben de onlar gibi istemediğim, sevmediğim bir şirkette staj yapacak olursam? Şeytan kulağına kurşun . İptal Allah'ım iptal. Geri geri geri. Bu durumda olumsuz tarafı düşünmek dahi istemiyorum. Şimdi siz soruyorsunuzdur "alt tarafı bir şirket ne var bunda?" diye. Ama emin olun bu şirket benim içim öyle alt tarafı bir şirket değil. Gençliğimin, o koskoca bir yılımda döktüğüm göz yaşının, yediğim serumların, içtiğim kahvelerin, yediğim ışıltılı meyve tabaklarının mükafatı . Şimdi eminim beni daha iyi anlamışsınızdır.
Laptopumu çantama kattığım esnada omzuma arkadan birisi dokunup " Nasılsın Eslem tatlım? " deyince ilkin irkilsem de sonrasında bu kişinin, 4 yıldır peşimi bırakmayan, fakültenin kendini bir şey sanan her bokologlarından olan Sinem olduğunu görmemle vücudumun tamamını ona doğru çevirdim. Aynı onun dediği gibi "İyiyim Sinem tatlım. Sen nasılsın? " diyerek yüzüme sahte bir gülümseme takındım. Bu kız gerçekten tam bir psikopattı . Dört senedir ışığa gelen sivrisinek gibi peşimi bırakmıyordu. Ne zaman bir yere gitsem yanımda bir anda bitiveriyordu. Onun derdinin ne olduğunu bir ben değil bütün fakülte biliyordu. Sinan... Fakültenin en popüler çocuklarından birisi olan ama benim açımdan hiçbir vasfı olmayan birisiydi. Fakültenin ilk gününden beri aynı Sinem gibi peşimde dolanıyordu. Ama göklere şükür o kadar alçalmamıştım. Gerçi iyi çocuktu ama çok cıvıktı. Fakültede yazmadığı kız kalmamıştı. Tabi bizim kızlar dışında. Genelde alt sınıflar, üst sınıfların erkeklerine bir ilgi duydukları için bu bizim erkeklerin işine geliyordu. Ben ve Esra ışık gördüğümüz kızları uyarmıştık ama ışık göremediklerimizi kendi hallerine bırakmıştık. Bu arada" Esra kim ya? "dediğini duyar gibiyim. Aslında beni tanıyorsan Esra'yı da tanıyorsundur. Esra, benim sırdaşım, çocukluk arkadaşım, canım, ciğerim, birtanem... Lisedeki kavgamızdan sonra benim kardeşim gibi olan bir şaheser o. Hatta çocukken doğum günlerimizin bir gün arayla olmasının ileride yakın arkadaş olacağımıza dair bir işaret olduğunu düşünüyordum.Öyle de oldu.Yani sence de bu kadar tesadüf olmasının nedenini başka neye bağlayabilirim değil mi? Her neyse anladın işte yakın arkadaşım.
Sinem' e verdiğim cevaptan sonra Sinem, boyası gelmiş sarı saçlarını geriye doğru atarak "Seninle bir şey konuşacaktım tatlım. " dediğinde konuşacağı konunun ne olduğunu değil ben tahtanın dili olsa o bile söylerdi. Zaten benimle başka hangi konuyu konuşabilirdi ki. Elimdeki çantayı sıranın üstüne bırakıp kollarımı birbirine bağlayarak"Seni dinliyorum" dedim. Elleriyle saçımın bir tutamını alarak "Bak tatlım. Sinan'ın seninle ne işi var bilmiyorum ama ona olan ne kadar hissin varsa onları bitirmeni ve Sinan'ın etrafında bir daha dolaşmamanı söylemek için geldim buraya. Yoksa gerisine karışmam. " deyip bir gözünü kırptı. Kız bildiğin kahvaltıda yürek yiyip gelmişti sanırım. Kollarımı birbirinden çözüp çarpık bir gülüş attım. Her şeye tamam ama iş tehdite geldiğinde orada bir duracak! Beni ,susuyorum, saygımı bozmuyorum diye fıs bir şey sandı ama ben de Karadeniz damarı var. O damar öyle kolay kolay da tutmaz .Elini saçlarımdan çektirip öne doğru bir adım attım.
"Sinemcim.Öncelikle sana şunu söylemeliyim ki ne o değerli Sinan'ın ne de bir başkası benim umrumda değil. Ve şu ergen liseli triplerini bir kenara bırak artık. " Kollarımı iki tarafa doğru açıp " Farkında mısın? Üniversitedeyiz.Şu anda ne senin ergen triplerinle ne de o Sinan denen karaktersizle uğraşacak ne zamanım ne de gücüm var. Kısacası bu boş tehtidlerini kendine ve senden korkacak kişilere sakla canım. " dedim. Bu son dediğim kelimeyi üstüne basa basa söylemiştim. Bu kız anca bu dilden anlıyordu. "Şimdi kendine iyi bak. Malum üniversitedeyiz . Finaller, vizeler, öyle değil mi? Sana da tavsiye ederim. Gelecek için önemli. E tabi herkesin geleceği farklı öyle değil mi? " diyerek elimle omzunu ona tavsiye veren bir anne edasıyla sıktım. Sıraya bıraktığım çantamı elime alarak merdivenlerden aşağıya indim. Onun bir şey demesine fırsat vermeden amfiden çıktım. Çantamdan telefonumu çıkarıp Esra'yı aradım. Onun da bu saatlerde bitiyordu dersleri. Hatta beni bahçede bile bekliyor olabilirdi. Telefonum üçüncü çalışta nihayet açıldı.
"Alo Esra . Çıktın mı? "
"Evet çıktım. Bugün zaten erken bitti ders. Hocanın annesi rahatsızlanmış da hastaneye, annesinin yanına gitti."
" Anladım. Sen şimdi neredesin? "
Esrayla konuşurken fakülteden çıkmıştım. Telefon kulağımda bir sağa bir sola baktığım esnada otuz iki dişiyle gülen bir adet Esra'yı görmemle bende ister istemez güldüm. O da hızlı hızlı elini sallayıp yanıma koşmaya başladı. Telefonu kapatıp çantama koydum. Yanıma gelince bana sıkıca sarıldı. Bu hallerine artık alışmıştım. Liseden bu yana, hatta çocukluğumuzdan bu yana o kadar çok şey yaşadık ki anlatsam dört sezonluk dizi çıkar. Ama sana söz bir ara anlatırım.
"Esra ne yapıyorsun? Rüyanda felan mı gördün beni? Ya da bir aylık ömrüm kaldı da benim mi haberim yok? "
Esra bu son dediğim şeyle omzuma sağlam bir tane geçirdi.
" Tövbe de! Ne ölmesi? Ne bir ayı? İçimden geldi sarıldım işte ne var bunda! " diyerek çemkirmeye başlayınca ellerimi tamam teslim oluyorum der gibi iki yana açtım. Yoksa başka türlü Esra'nın azabından kurtulamazdım.
" Tamam tamam. Bir şey demedim. Ee napalım şimdi? Derslerimiz bitti. "
Aklına gelen fikirle işaret parmağını bana doğrultup heyecanla "Dahiyane bir fikir geldi! " dedi. Aklıma bir şey geliyor ama inşallah odur.
*****
Evet tam da tahmin ettiğim gibi. Beni mahallemizin medarı iftiharı dönerci Mustafa amcanın mekanına getirmişti.Buraya zaman bulduğumuz günlerde geliyorduk.Yani her okul çıkışı bizim mekan burasıydı. Esra ile benim geldiğimizi gören Mustafa amca elindeki döner bıçağını koyup yanındaki elemana " Cam kenarındaki 8 numaralı masayı sil oğlum . Hoşgeldiniz kızlar buyrun buyrun" diyerek yanımıza geldi. Mustafa amca bizi çocukluğumuzdan beri kendi kızı gibi severdi. Kendi kızını bir trafik kazasında kaybedince Rize'deki hayatını bırakıp Sevgi teyzeyle Antalya'ya gelmişler. Ben de çocukluğumda bir trafik kazası geçirince beni daha çok sahiplenmişti. Kendi kızı gibi hediye alır ve hatta çocukluğumda babamın işi olduğu zamanlarda beni o parka götürürdü. Esra'yı da Sevgi teyze çok severdi. Annesi Esra'yı 6 yaşında, tam da bir kız çocuğunun annesine ihtiyaç duyacağı zaman bırakıp çekip gitmişti.Öyle olunca çocukken annesinin eksikliğini hissetmesin diye mahallemizdeki herkes seferber olmuştu. O günler öyle güzel geçmişti ki anlatamam. En çok da altın günü yapılan günleri çok özlüyorum. Gerçi şimdi de yapılıyor ama daha çok o günlerin konusu ben ve Esra oluyoruz. Eskiden günlerde tarifler felan konuşuluyordu. Ne güzeldi. Şimdi ana konu bizdik. Ah ah! Nerede o eski altın günleri...
Biz masaya oturunca Mustafa amca yanımıza gelerek ne almak istediğimizi sorunca ikimiz de aynı anda " Her zamankinden Mustafa amca" dedik. " Hemen geliyor . Oğlum ablalarına her zamankinden kes bakayım. " diyerek yanımızdan ayrıldı.
" Esra. Bu bizim mahalledeki Gazozcu Selim değil mi? Ne ara büyüdü bu? " diye sorunca Esra gayri ihtiyarı çocuğa baktı. " Anaaa! Hakikaten Gazozcu Selim . Ne ara büyüdü kız bu? " diyerek ona sorduğum soruyu bana yineleyince kendimi mahalle aralarında oturup çekirdek çitleyerek insanları çekiştiren yaşlı teyze gibi hissettim.
" Esra bir şey dicem. Bir çekirdeğimiz eksik ha! " deyince Esra da içinde bulunduğumuz durumun farkına varmış olacak ki gülmeye başladı. Ben de onunla birlikte gülerken Gazozcu Selim elindeki tabakları önümüze bıraktı.Esra merakına yenik düşüp benden önce çocuğa
"Bir şey soracağım. Senin ismin Selim mi ablacığım? " diye sorunca çocuk ilkin şaşırarak bir bana bir de Esra'ya baktı. Gözündeki gözlüğü düzeltip
" Evet abla. İsmin Selim de neden sordun ? " diye cevap verdi. Esra sahte bir şekilde üzülerek
" Aa! Alındım şimdi. İnsan sokak zibidilerinden kendisini kurtaran ablalarını hatırlamaz mı? " diye sitem edince çocuk gözlerini açarak heyecanla "Afedersin Eslem abla.Valla siz misiniz o ablalar! Unutmuşum ben. Nasılsınız? "dedi. Çocuğu düzelterek " Ben Eslem. O Esra Selimcim. " deyince çocuk daha çok utanarak başını öne eğdi.
"Tekrardan kusura bakmayın abla. Kafam bu aralar çok karışık da o yüzden her şeyi karıştırıyorum . Tekrardan kusura bakmayın "
" Aa! Hayırdır kız meselesi mi? " diye sordum. Bu yaştaki birisinin başka ne sorunu olabilirdi ki. Nereden biliyorsun diye sormayın . Biz de deriniz. Biz de geçtik o yollardan. Selim başını kaldırıp umutsuzca salladı. Esra , Selim' in omzuna bir abla edasıyla sıkıp "Taktığın şeye bak ya! Sen bir ara gel yanımıza biz sana birkaç taktik veririz. Tamam mı? " deyince, Selim " Tamam abla gelirim. Şimdi müşterilere bakayım. Size afiyet olsun. " deyip yanımızdan ayrıldı. Ben dönerin kağıdını açarken Esra kendi kendine " Zamane gençleri işte . Akılları bir karış havada deyince burnumdan gülerek " Diyene bak. Sen bunun yaşında nelere ağlıyordun acaba. İstersen hatırlatmayayım"dedim. Esra açmaya çalıştığı döneri tabağa bırakarak sahte bir sinirle kaşlarını kaldırdı. " Şimdi hedef ben miyim Eslem ? Benim ağzımı açtırma istersen . diyerek işaret parmağını bana doğru salladı.
" Öff be tamam! Sana da bir şaka yapılmıyor " deyip dönerimden bir ısırık aldım. Esra da dönerini açarak bir ıssırık almayı sonunda başarmıştı.
Dönerlerimizi bitirdikten sonra hesabı ödemek için kasaya geçtik.
" Mustafa amca ellerinize sağlık. Ne kadar tuttu?"
" Afiyet olsun kızlar. Bu seferlik benden olsun. Siz bana dua edin bana yeter." diyerek babacan bir şekilde gülümsedi. Esra " Olur mu öyle şey Mustafa amca. Zaten neredeyse her gün buradayız. Her geldiğimizde senden olursa olmaz. Bu seferlik ödeyelim bir dahaki geldiğimizde söz senden olsun. " diyerek tatlı bir şekilde gülümseyince Mustafa amca ikna olmuşa benziyordu. Ya da biz benzetmiştik. Mustafa amcanın bu sefer Karadeniz inadıyla biraz fazla oynamıştık sanırım. Çünkü şivesini Karadeniz şivesine döndürmüştü. Bu özelliği annemden biliyordum. O da sinirlenince böyle şivesini değiştirir.
" Şimdi uçe kadar sayayrum. Eğer o parayı cebunuza katup gitmezsenuz. Bilin ki sizi bu dükkanun değil önünden geçirmesuni ha bu dönerun kokusuni bile koklatmam haberunuz olsun. Biir.. İkii.. "
Üç demeden dükkandan çıkmıştık bile. Mustafa amca biz çıktıktan sonra arkamızdan " Yine bekleriz kızlar " diyerek bağırdı. Bizde aynı anda " Geliriiiz Mustafa amcaa" diyerek bağırınca Mustafa amcanın gülüşünü duyduk. Çantalarımızı belimize takıp yokuş aşağıya eve gitmeye başladık. Antalya'nın bu sokaklarını seviyordum. Hele ki bu güzel yaz akşamında havası bir başka oluyordu. Biraz sıcak oluyordu ama akşamüzeri çok güzel oluyordu.Esra ile yoldan geçerken aldığımız dondurmaları yerken konu nasıl stajlara geldi biz bile inanamadık. Esra dondurmasından bir ısırık alarak bana stajım hakkında sorular sormaya başladı.
"Ee senin şu staj işi ne oldu? Hala yok mu bir haber? " Dondurmamdan bir ısırık daha alıp , ağzımı silerken kafamı olumsuz anlamda sağa sola salladım.
"Hayır. Hiçbir haber yok. Sınıfımdaki çoğu kişinin staj yerleri açıklandı. Hele o Sinem'in bile. " diyerek yüzümü buruşturdum. Esra ben konuşurken çoktan dondurmasını bitirmişti. Koluma girerek yok kenarında duran bir banka oturmam için beni bildiğiniz sürükledi. Banka oturduktan sonra ben bir yandan dondurmamı yerken bir yandan da Esra konuşmaya başladı.
" Canım arkadaşım taktığın şeye bak ya. Tamam biliyorum Karayel Şirketi'nin senin için ne kadar önemli olduğunu, çocukluk hayalin olduğunu çocukluğumuzdan beri çok ama çok iyi biliyorum. Ama olmazsa da kendini çok yıpratma. Hem bakarsın başka ve daha güzel bir şirkette stajını yapma şansın da olabilir. Sen şu anda dereyi görmeden paçalarını sıvıyorsun. Bir bekle bakalım gün doğmadan neler doğar. " Deyip gamzelerini göstererek gülümsedi. Bu Esra'yı bu yüzden çok seviyordum.Ne zaman kötü anlar yaşasam ilk o yanımda oluyordu. Ne zaman üzüldüğümü görse ne pahasına olursa olsun beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. Biz bir elmanın iki yarısı gibiydik. Kapıyla kilit gibiydik. Birimiz olmazsa diğerinin bir anlamı kalmıyordu.
Esra da bu arada ebelik okuyordu. Ve gerçekten bu meslek bir insana anca bu kadar yakışabilirdi. Sırf arkadaşım diye söylemiyorum ama elinden her iş gelir. Aşçılık, terzicilik, ressamlık... Kısacası ön parmağında on marifet olan birisi. Esra'yı alan yaşadı.
" Aslında o kadar çok haklısın ki diyecek bir şey bulamıyorum. Ama elimde değil. İstemsiz bir şekilde kafamı o kadar çok meşgul ediyor ki bu düşünce. Düşünmemek için kendimi hep derslerime veriyorum ama en sonunda bakıyorum ki yine staj meselesini düşünüyorum. Ama sana söz daha az düşünmeye çalışacağım . "diyerek ben de gülümsedim. Sonra karşımızda batan güneşe bakarak derin bir nefes aldığım sırada telefonum çalmaya başladı. Telefonumu ceketimin cebinden çıkararak ekranına bakınca ilkin şaşırdım. Esra'ya telefonunun ekranını göstererek tanıdığın bir numara mı? diye sordum. Ekrana dikkatli bir şekilde bakarak kafasını olumsuz anlamda sağa sola sallayınca şaşkın bir şekilde telefonu açıp kulağıma koydum. Telefonun diğer ucundan tanımadığım bir kadın sesini duymamla oturduğum yerde dik bir konuma geldim.Biraz çekimser , biraz da karşımdaki kişinin kim olduğunu ve beni ne için aradığını bilmediğim için kendimden emin bir şekilde telefonu açıp kulağıma götürdüm. Derin bir soluk alarak karşımdakine ilk soruyu ben sordum.
"Alo. Buyrun. Kimsiniz? "
" Merhaba. İyi günler. Eslem Özüpek ile mi görüşüyorum? " İlkin ismimi duyunca şaşırdım. Sonra kendimi toplayarak cevabımı verdim.
"Evet. Ben Eslem Özüpek . Neden aramıştınız? "
" Tekrardan merhaba Eslem Hanım. Ben Karayel Şirketi İnsan hakları departmanından arıyorum . İsmim Çiçek Yıldız. Adınıza kayıtlı bir staj belgesi şu anda şirketimizin arşivinde mevcut. Eğer müsaitseniz yüz yüze birkaç maddeyi konuşmak için sizi belgelerinizle 8 Temmuz saat 10.00' da şirketimizde görmekten mutluluk duyarız. "
Allah'ım bu gerçek mi oluyordu? Hayallerimin şirketi beni staj kabulü için mi arıyordu?
" Tabi ki .Uygunum Çiçek Hanım. Saat tam 10.00 da şirketinizde olacağım. "
" Tamamdır Eslem Hanım . O zaman size iyi günler dilerim. "
" İyi günler Çiçek Hanım. "
diyerek telefonu kapattım. Olayın şokuyla boşluğa bakar gibi Esra'ya bakıp " Çimdikle beni " Dedim. Kolumda hissettiğim yanma hissiyle bu anın gerçekten yaşandığını teyit etmiş oldum. Esra şaşırmış ve heyecanlı bir ifadeyle bana bakarak
" Anlatsana kızım. Çatlayacağım şimdi. Kimdi arayan?Kiminle buluşacaksın? " diyerek ardı ardına tek solukta sıraladığı sorularına şaşkın bir şekilde tek bir cevap verdim.
" Karayel Şirketi ... "
----------------Devam edecek -------------------
} Yorumlarda fikirlerinizi belirtmesi
} O minicik yıldıza basmayı
} Ve kendini çok çok çooook sevmeyi unutmayın.
Ve şunu hiç unutmayın.Hayaller gerçek olması için vardır.(✪ω✪)/
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |