
~Çınar Karayel~
"Karşımdasın sarılamıyorum. Yanı başımdasın dokunamıyorum. Başkası sana dokunurken buna seyirci olmanın acısı, çok fazla geliyor bana."
Eslem, odamdan çıktıktan sonra kafamı sandalyenin başlığına doğru yaslayarak gözlerimi kapattım. Dört sene önceki bakışı, gülüşü, tavırları hâlâ aynı duruyordu. Zaman ondan ve benden çok şey götürmüştü. En başta da birbirimizi hayatlarımızdan koparmıştı. Ama ben ona yıllar önce o falezde bir söz vermiştim. Eğer bir gün bu sözü unutursa hatırlatacağıma dair ona hayatım pahasına söz vermiştim. Ve artık sözümü tutma vaktiydi. Artık ona geçmişini, çocukluğunu ve sevgimizi hatırlatma vaktiydi.
Masamın üstünde çalan telefonumun sesiyle başımı yasladığım yerden kaldırarak telefonu masanın üzerinden aldım. Arayan babamdı. Telefonu açmadan önce oturduğum sandalyede dik bir hâle geldim. Boğazımı temizleyerek telefonu açtım.
" Efendim baba. "
" Oğlum haber vermeyince ben de sandım ki olumsuz yanıt verdi. Nasıl geçti görüşmeniz? Olumlu mu yanıt verdi? "
" Şu anda bir cevap vermedi. Ama yarına kadar düşünmesini söyledim. Yarın cevabını verecek. "
Babamı ilk defa bir kişinin cevabını bu kadar merakla bekleyişine şahit oluyordum. Ve bu his gerçekten çok güzel bir histi. Hafifçe gülümsedim. Eslem'e bu kadar hayran olmasını gerçekten ben de beklemiyordum . Ama bir yandan bu iyi bir şeydi. Sonuçta, Allah nasip eder de Eslem'e geçmişini hatırlatmayı başarabildiğim zaman ciddi bir işe giriştiğimizde , Eslem'e dair herhangi bir ön yargıları olmayacaktı. Zaten ön yargılarının olması ihtimali bile yoktu.
"Tamam oğlum . Ben bu hafta sonu dönüyorum Türkiye'ye. Şimdi ikinci bir toplantıya girmem lazım. Yarın haberini bekliyorum. "
Hafifçe gülümseyerek oturduğum koltuktan kalkıp cama doğru ağır adımlarla yürüdüm.
" Tamam baba . Haber ederim. Senin için rahat olsun. Kolay gelsin. "
" Sağol oğlum. Sana da kolay gelsin.Dikkat et kendine. "
" Sen de baba. " Diyerek telefonu kapattım. Yüzümdeki aptal gülümsemeye engel olamayarak telefonumu pantolonumun cebine kattım. Camın dışarısındaki binaları, karınca küçüklüğündeki insanları , ve o uçsuz bucaksız denize seyrederken bile hâlâ aptal aptal sırıtıyordum. Eslem' in benim üzerimdeki etkisi bambaşka bir şeydi. Ne kelimeler, ne şarkılar ne de başka bir şey benim üzerimdeki etkisini açıklayamazdı.
İçimden derin bir soluk alarak dışarıdaki mis gibi yaz havasını içime çektim. Gözlerimi kapatıp yavaşça aldığım nefesi geri verdim. Eslem'in beni unutmadığı zamanlarda onunla çok güzel hayaller kurmuştuk. Bu hayallerden bir tanesi de ben şirket kuracaktım o da benim şirketimde proje yöneticisi veya iç mimar olarak çalışacaktı. Hâlâ bu hayalini hatırlıyor mu bilmiyorum. Ama bu hayali kiminle kurduğunu unuttuğu kesindi. Yapacak bir şey yoktu. Birisi unutur diğeri hatırlatır. Her sevdanın bir kuralı vardır elbet. Bizim sevdamızın kuralı da onun unutması benim ona hatırlatmamdı. Ve ona hayatım pahasına da olsa sevdamızı öyle ya da böyle hatırlatacaktım.
Ben bunları içimden geçirirken koridordan gelen bir bağırma sesiyle gözlerimi bir anda açtım. Dışarıdan gelen sese odaklanınca Eslem'in sesini duymamla hızlı adımlarla kapının yanına gidip açmam bir oldu. Etrafa doğru göz ucuyla baktığımda herkes işini gücünü bırakmış Eslem ile sabahki yanında gördüğüm kişiye bakıyorlardı. Bir dakika! Eslem ile sabahki adam mı?
Eslem'in onunla ne işi vardı? Ve neden bu kadar çok sinirlenmişti? Daha da önemlisi bu şerefsiz Eslem'e ne yapmıştı da Eslem'in sınırlarını zorlamıştı. Eslem'i tanıyorsam onun sinirleneceği üç şey vardı bu hayatta. Bir, ailesine laf edilmesi, iki Esra'ya laf edilmesi ve son olarak da izinsiz özel alanına girilmesi. Bu şerefsiz ailesine veya Esra'ya laf etmiş olsa çoktan hastanelik olmuştu. Geriye tek bir seçenek kalıyordu. Eslem'in izni olmadan onun özel alanına girmiş olmalıydı.
Bunun düşüncesi bile içimi titretiyor , aşağıda Eslem'in yanında gördüğümde alamadığım sinirim dışarıya çıkmak için can atıyordu. Gözlerimi , Eslem'in karşısına dikilen ve onun geçmesi için yol vermeyen lavuğa dikmiştim. Tam o lavuktan tarafa yönelmiştim ki , Eslem onun omzuna vurarak asansöre doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Benim içimdeki sinir hâlâ sönmemişti. Şimdi gidip o şerefsizin ağzını burnunu dağıtsam, herkes yanlış anlayacaktı. Ah be Eslem. Ah be güzelim. Şu anda beni hatırlıyor olsan, o kaza hiç yaşanmamış olsa işim daha kolay olacaktı. Ama bu durumda seni de düşünmem gerekiyordu. Stajın için geldiğin şirkette herkesin seninle uğraşmasına, moralini bozmasına gönlüm de sinirim de el vermezdi. O zaman da hem sen hem de şirket zarara uğrardı. Eslem'im, karşımdasın sarılamıyorum, yanı başımdasın dokunamıyorum. Başkası sana dokunurken buna seyirci olmanın acısı, bana çok fazla geliyor. Artık bil istiyorum. Artık hatırla istiyorum. Ama sana bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Tek bir şey biliyorum. O da seni deliler gibi sevdiğim. Seni , senin kendini sevdiğinden daha çok seviyorum.
Eslem, asansöre binip kapı kapandıktan sonra tok bir sesle:
"Arkadaşlar! Tiyatro mu oynuyor burada?! Herkes işinin başına dönsün! " dedim.
Beni görmeleriyle herkes kendi işinin başına dönmüştü. Sabahki , Eslem'in yanında olan elemana baktığımda Eslem'in arkasından gitmek için hareketlendiğini görmemle birkaç adımda arkasında bitiverdim. Omzunu sıkarak sert bir sesle
" Ağır ol birader ! İşinin başına dön dedim sana! "
Dememle ilkin itiraz etmek için ağzını açacağı sırada omzundaki elimi biraz daha sıktım.
" Tamam efendim. Ben işimin başına döneyim en iyisi. " Diyerek yanımdan hızlı adımlarla stajyer odasına doğru gitti. Kapı kapanıncaya kadar arkasından baktım. Kapı kapandığı anda önüme doğru dönerek boynumu bir sağa bir de sola doğru gevşeterek cebimden telefonumu çıkarttım. Otopark görevlisinin numarasını bularak aradım.
" Arabamı şirketin önüne getirin. Acil! "
" Hemen efendim. " Dediğinde telefonu kulağımdan indirerek cebime tekrar koydum. Asansöre doğru ilerleyip düğmesine bastım. Açılan kapısından içeriye girerek lobi katına bastım.
***
Dönen kapıları yetkililere söylemiştim. Ve yarın da dönen kapıların yerine normal kapı takılmasını ilgili yerlere iletmiştim.
Dönen kapılardan Eslem'in geçtiğini gördükleri an ona göre kapıyı durdurmalarını ve kapıdan rahatlıkla geçmesini sağlamalarını üstüne basa basa söylemiştim. Eslem'in kapıdan rahatlık ve şaşkınlıkla geçtiğini ve şirketten uzaklaştığını görmemle ben de kapıya doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Kapıdan çıkmamla arabamın şirketin kapısının önüne park edilmesi bir oldu. Arabamın yanına doğru hızlıca giderek arabayı görevliden teslim aldım.
" Sağolasın kardeşim. Geç içeriye soğuk bir şeyler iç. Benim ismimi söyle sorduklarında. "
Görevli , kafasını eğip kaldırarak:
" Teşekkür ederim Çınar Bey. İyi yolculuklar dilerim. " Dedikten sonra kapıyı kapatarak gözlüğümü taktım. Camı biraz indirdim. Kafamla selam verip
" Eyvallah kardeşim. " Diyerek gaza bastım. Umarım Eslem şu ana kadar bir taksi çağırmamıştır. Yoksa onun güvende olup olmadığını çok merak ederdim. Yolda orta bir hızla giderken durakta otobüs bekleyen Eslem'i görmemle arabayı tam önünde durdurdum.
Önce, kısa süre arabaya anlam veremez bir halde baktı. Sonra kulağındaki telefonu indirmeden bana bir şeyler söylemeye başladı. Demek ki yanına tanımadığı bir araba durduğu zaman bu tepkileri verecekti. İşte , gönül kime konacağını çok iyi biliyordu. Bu söylediklerine ilkin hiçbir şey söylemeden filmli camın arkasından dinledim. Sonra yavaşça camı açarak hiç istifimi bozmadan dediklerini dinlemeye başladım.
En sonunda ne onun ne de kendimin başını belaya sokmamak adına gözlüğümü çıkararak gömleğimin yakasına astım. Bu hareketimle, Eslem söyleyeceği kelimeleri yutarak far görmüş tavşan gibi suratıma bakmaya başladı. Ben ise onun bu haline gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama kendini kötü hissetmesini de istemiyordum. O yüzden bu sessizliği bizzat bozarak onu gideceği yere kadar götürmeyi teklif ettim. Ama o her zamanki gibi kabul etmemiş ve kendi başının çaresine bakabileceğini söylemişti. Ama hava aniden bozup yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlayınca binmekten başka çaresinin olmadığını anlayarak açtığım kapıdan girdi. Koltuğa oturup emniyet kemerini takarken bile " Size borcum olsun. En kısa sürede öderim. " Demişti. Ama benim için bunun lafı bile olmazdı. O ve bana borcunun olması mı? İkisini aynı cümle içinde bile hayal edemiyordum. Bu yüzden ona borcunun olmadığını ve şakasına yarınki vereceği kararda olumlu yanıt verirse borcunun kalmayacağını söylemiştim.
Arabada gideceğimiz yere kadar her şey hakkında konuşmuştuk. Ama benim aklımda daha farklı konular vardı. Bunlardan bir tanesi neden o şerefsize sinirli olduğuydu? Bu soru kesinlikle ona sormak istediğim en büyük soruydu. Bir ara sormayı aklımdam geçirmiştim. Ama daha sonra bunun çok anlamsız olacağını düşünürek vazgeçmiştim. Sonuçta eninde sonunda öğrenecektim.
Biz bunları konuşurken, Eslem'in gideceği hastaneye gelmiştik. Yolda bir ara gülerken yüzümde onun gözlerini hissetmiştim. Aynı şu andaki gibiydi. Ama bu sefer gözlerini kaçırmadan bakıyordu. Onun bu hareketi kalbimin hızlanması için faslasıyla yeterliydi. Aşk dedikleri şey sadece üç kelimeden ibaret bir kelime demek değildi. Aşk demek sevdiği kadının gözlerini yüzünde hissetmesiyle kalbinin varlığını hatırlayan bir adam demekti. Sevdiği kadının bir damla göz yaşı akmasın diye gece gündüz çalışmak demekti. Sevdiği kadının kendisini unuttuğunu bile bile gönlündeki sevdasına sahip çıkabilen demekti. Ve daha birçok şey demekti. Aşk körü körüne yaşanan, körü körüne ağza alınan , körü körüne bitirilebilen bir şey değildi. Aşk demek çok farklı bir şeydi. Sevdiği kadının gözlerine bakınca kendi yansımanı görmek demekti. Ve daha niceleri demekti...
Eslem , benim ona baktığımı görmesiyle hızlı hızlı bir şeyler söyleyince ilkin şaşırıp kalmıştım. Ama daha sonra mahcup bir şekilde gülümseyerek :
" Ben daha fazla saçmalamadan gitsem iyi olacak . İyi günler Çınar Bey. " deyip kapıyı açtı.
Dediği şey saçma değildi. Ama hızlı bir şekilde söylediği için biraz komik gelmişti ve bu yüzden gülmemi Eslem arabadan inip hastaneye girinceye kadar tutmak gerekiyordu.
" İyi günler Eslem Hanım. " Dememin ardından açtığı kapıdan çıkıp elinde tuttuğu çantayı kafasına siper ederek hızlı adımlarla hastahane girişine doğru gitti. Hastahane girişine girmeden önce benden tarafa dönüp plansız yaptığını düşündüğüm bir şekilde elini kaldırarak bana el salladı. Bu hareketini cevapsız bırakmayarak ben de ona el sallayıp karşılık verdim.
Şu an fark etmiştim. Onu , onunla konuşmayı, gülmesini, konuşmasını ne kadar çok özlediğimi şu anda fark etmiştim. Ona doğru el sallarken içimden şu cümleleri geçirdim.
" Artık unutmak yok Falez kızı. Artık üzülmek yok. Seni üzen ne kadar şey varsa hepsini hayatından söküp alacağıma yıllar önce verdiğim sözü tuttuğum gibi söz veriyorum. "
Eslem hastahanenin içine girdikten sonra kontağı çevirerek arabayı çalıştırdım. Yağmur artık tek tük yağmaya başlamıştı. O yüzden silecekleri kapatarak camı yarıya kadar açtım. Dışarıdaki yağmurla karışık toprak kokusunu içime derince çektim. Bu koku bana her zaman tek bir kişiyi ve tek bir anı hatırlatıyordu. Eslem'i ve onu fark ettiğim o yağmurlu günü... O yüzden ne zaman yağmur yağsa içime bir huzur dolardı. Bu huzur Eslem'in bana verdiği huzurdu. Bu huzur benim içimde yıllardır sakladığım huzurdu. Bu huzur , Eslem'in bir gün beni hatırlayacağına dair içimde büyüttüğüm umudun huzuruydu. Ve eminim bu huzurumu bir gün Eslem ile de paylaşacaktım. Çünkü benim ona bir sözüm vardı. Bu sözü de hayatım pahasına tutmaya söz vermiştim. Ne pahasına olursa olsun tutacaktım.
Gökyüzündeki kara bulutlar yavaş yavaş dağılırken arasından sızan güneş ışığı gökkuşağını ortaya çıkarmıştı. Gökyüzünde ortaya çıkan gökkuşağı , bir anda hayatıma giren Eslem gibiydi. Onsuz kapkaranlık ve renksiz olan hayatım,onun bir anda ortaya çıkmasıyla reklenmişti. İyi ki de çıkmıştı. İyi ki vardı. Ve bu kalp bu bedende attığı sürece de olmaya devam edecekti.
Kendi kendime yola bakarak hafifçe gülümsedim.
" Deli falez kızı... " diye mırıldandım.
Radyodan hafif bir müzik açarak Kıvanç'ın mekanına doğru sürmeye devam ettim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |