

2009 Kasım / Rize
Bugün çok heyecanlıydım. Çünkü sınıf arkadaşım olan Elif'in doğum günü vardı.Esra benimle gelemiyordu çünkü Rize'den kısa süreliğine babasının iş gezisi yüzünden ayrılmak zorunda kalmışlardı. Bu durum her ne kadar beni üzse de onunla aynı ortamda olacağım için çok mutluydum. Mertle.. Mert okula geldiği ilk günden beridir hoşlandığım çocuktu. Sarışın, renkli gözlü ve uzun boyluydu. Yaşıtlarına göre daha büyük gösteriyordu. Bu zamana kadar bana pek pas vermemişti. Ama bugün her şey daha farklı olacaktı. Bizzat gelip kendisi bana " Elif'in doğum gününe sen de gelsene. " diyerek beni resmen davet etmişti.
Bunu duyduğum an o kadar çok heyecanlanmıştım ki anlatamam. O gün yataktan bile gülerek kalkmıştım. Yani o kadar güzel bir gündü. Bu kadar güzel bir günü daha çok bekletmeden çantamı omzumdan çapraz takarak son kez aynaya baktım. Aynadan kendime gülümseyerek odamdan çıktım. Mutfağa inip bulaşıkları yıkayan annemin yanağından öptükten sonra
"Anne ben çıkıyorum. Söz geç gelmem. " Diyerek ayakkabılarımı giymek için hızlı adımlarla kapıya çıktım. Bu sırada annem elindeki bulaşık köpükleriyle kapıya çıkarak
" Annem bugün yağmur yapacak gibi şemsiyeni yanına almayı unutma. " Diyerek askılıkta duran şemsiyeyi elime tutuşturdu.
" Şemsiyemi de aldığıma göre ben cideyrum " diyerek merdivenlerden seke seke inmeye başladım. Telefonumun ekranını açıp saate baktığımda partinin başlamasına on beş dakika kaldığını fark edince bahçe kapısından bir hışımla çıkıp tabanlarımı yağlayarak yokuş aşağı koşmaya başladım. Benim koştuğumu gören Mustafa amca
" Eslem! Nereyedur ha böyle. Arcandan atli mi covalayudur da!" Diye bağırınca arkama doğru dönüp hızımı yavaşlatmadan Mustafa amcaya cevap verdim.
" Partiye da partiye. Koşmam lazum Mustafa emmi. Yoksa geç kalacağum."
Bu cevabıma karşılık vermeden ben o sokağı çoktan geçmiştim. Ortaokulda koşu yarışmasındaki birinciliğimin hayatımın bir anında işime yarayacağını ben bile bilmezdim. Tam tamına beş dakikayla yetişmiştim otobüse. Otobüs geldiği gibi soluk soluğa içine girdim. İyi ki otobüs o kadar dolu değildi. Yoksa onlarca gözün bana bakmasını kaldıramazdım. Arkadan boş bir koltuğa geçip oturdum. Gideceğim yer biraz uzaktı. O yüzden umarım otobüsle yetişirdim.
Elifgilin evine geldiğimde müzik sesi dışarıya kadar geliyordu. Evin zilini çalarak kapının açılmasını bekledim. Kapı çok geçmeden açıldı. Kapıyı Elif'in en yakın arkadaşı Zeynep açmıştı. Gülen gözlerle kapıyı ardına kadar açıp tüm samimiyetiyle
" Hoşgeldin Eslem. Buyur "
Diyerek beni eve buyur etti. Başıma geleceklerden habersiz , kapıda fazla beklemeden kapıdan girerek paltomu askılığa astım.
"Kendini evindeymiş gibi hisset tatlım. Ben diğerlerinin yanına gidiyorum. " Diyerek yanımdan ayrıldı.
Elifgilin evi gerçekten çok büyüktü. Evin içine göz ucuyla birkaç kaçamak bakış attıktan sonra boş bir koltuk buldum. Oturup etrafa bakmaya başladığım esnada onunla göz göze geldik. Bu sefer yanında konuştuğu arkadaşlarına beni gösterip yanlarından ayrıldı. Göz göze gelmek bile beni öylesine çok heyecanlandırırken o kalkıp tam karşımda bütün heybetiyle duruyordu. Kalbim ağzımda atıyordu resmen. Siyah çerçeveli gözlüklerimi düzeltip ona doğru bakmaya çalıştım. Ama o kadar çok heyecanlanmıştım ki doğru düzgün bakamıyordum .
" Nasılsın Eslem? " Diye bana yönelttiği soruya acaba hangi cevabı verirsem iyi bir etki bırakırım diye düşünürken Elif'in yanımıza gelerek Mert'in koluna girmesi sözcüklerimi kursağımda bırakmıştı. Elif, Mert'in suratına gülümseyerek bakarak
" Pasta kesilecek. Sizi de çağırayım dedim. Hadi geç kalmayın. " Diyerek Mert'in yanağını gözümün önünde öptü. Ben ise gözlerimi açarak bakmaktan başka bir şey yapamadım. Bir hışımla ayağa kalkarak yanlarından ayrıldım. Pastanın kesileceği masanın yanına gelerek diğerlerinden uzakta olan bir yere geçtim. Çok geçmeden Elif ve Mert'te gelmişti. Elif başına taktığı doğum günü kızı yazılı tacı düzelterek pastadaki mumları söndürdü. Bütün mumlar söndükten sonra büyük bir alkış tufanı eşliğinde Elif pastayı kesmeye başladı. İlk kestiği dilimden küçük bir parça alarak Mert'in yanına gitti. Gözümün içine baka baka pastayı Mert'e yedirdi. Herkes bir anda ıslıklayıp alkışlamaya başladı. Elif ise yalancıktan bir utanma gösterisi sergileyerek yerine geçti. Bir şey konuşmak için salondaki insanların dikkatini bir yerde toplamak için sandalyenin üzerine çıktı.
" Öncelikle herkese bu mutlu günümde yanımda olduğu için çok teşekkür ederim. Tabi ki bu önemli günde önemli bir olayın olmasına sebep olan bir kişi daha var. " Diyerek benden tarafa baktı. Ama bu bakış çok uzun sürmedi. Anlık olarak benden tarafa bakıp telefonundan bir yerlere girdi.
" Bu okuyacağım şey çok sevdiğim birisine yazılmış. Tabi şimdi hepiniz bu yazan kişiyi merak ediyorsunuzdur. Duyunca ben çok şaşırdım bakalım siz de şaşıracakmısınız. " Boğazını temizleyerek telefonda yazan her neyse onu okumaya başladı.
" Sevgili Mert , sana olan duygularımı nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Seni gördüğüm zamanlar kalbim o kadar hızlı atıyor ki anlatamam... "
Bunu ben Mert'e yazmıştım . Ve Elif şu anda onlarca kişinin önünde bu özelimi okuyordu. Ama buna nasıl ulaşabilmişti? Tabi ya yazdığım zaman sınıfta Zeynep ve Elif vardı. Tenefüse çıktığım esnada çantamdan almış olmalılardı.
Durduğum yerden Elif ile göz göze geldim. Sandalyeden aşağıya inerek devamını okumaya başlayacaktı ki yanına giderek elindeki telefonu diğer kişilerin duymayacağı şekilde vermesi gerektiğini söyledim. O ise gözlerimin içine bakarak okumaya devam ediyordu. Eline doğru uzanarak elindeki telefonu almaya çalıştım. Ama giydiği topuklu ayakkabı sayesinde benden baya uzun duruyordu. Bu yüzden ilk denemede başarısız oldum. Ama yılmadan tekrar, tekrar ve tekrar denedim. En son denememde başarılı oluyordum ki ayağıma takılan bir şeyle Elif'in tam ayağının önüne düştüm. Ne yazık ki telefonu hiçbir denemede de alamamıştım. Sadece kendimi rezil ettiğimiz kalmıştım. Hepsini okumuştu. Herkes bana bakarak gülüyordu. Elif ise zafer kazanmış komutan edasıyla papağanının (Zeynep) yanına oturarak gülmeye o da katıldı. Diğerlerinin gülmesi o kadar dokunmuyordu . Ama Mert'in gülmesi kalbimin en derinlerindeki o saf sevgiyi boğmuştu.Etrafımdaki herkes bana bakarak hunharca gülmeye devam ediyordu. Burada daha fazla duramazdım. Gözyaşlarımı bu kadar insan içinde akıtamazdım. Kendime bu saygısızlığı yapıp onları daha fazla sevindiremezdim. Düştüğüm yerden hızlıca kalktım. Paltomu ve çantamı alarak evden hızlıca çıktım. Evden çıkmamla birlikte gözlerimde zor tuttuğum yaşları serbest bıraktım.Bu yerden de bu sokaktan da bir an önce çekip gitmek istiyordum. Bir yandan hıçkırıklarla ağlarken bir yandan da son hızımla nereye gittiğime bakmadan koşuyordum . Sonunda sığınağım olan yere gelmiştim. Burası benim için çok önemliydi. Önemliydi ama neden önemli olduğunu hatırlamıyordum. Ama ne zaman buraya gelsem sanki bu falez bana kucak açıyor ve ne kadar yüküm varsa atmam için bana görünmez kollarıyla sarılıyordu.
Bana hortlak gibi bakanları görmezden gelerek hıçkırarak ağlamaya başladım. İçimde ne kadar yük varsa hepsini hıçkırıklarla, bağıra bağıra ağlayarak bıraktım. Çok geçmeden sanki gökyüzü de benim ağladığımı anlamış gibi yağmur yapmaya başladı. Ben ise bu soğuk havaya aldırış etmeden hunharca ağlıyordum.İçimden sürekli neden? diyordum. Bana neden bu kadar kötü davranıyorlardı. Birisini sevmek, hislerini belli etmek suç muydu? Ben onlara ne yapmıştım ki bana bu kadar kötü davranıyorlardı. En sonunda içimdeki bütün acıyı, kötü hisleri neden? diye haykırarak dışarıya attım. Dizlerimdeki ve vücudumdaki can o an kesilmişti sanki. Dizlerimin üstüne çöküp sakinleşmek için yüzüme gökyüzüne kaldırarak
" Allah'ım yeter artık! Ben çok yoruldum. Benim göğsümü ferahlat."
Allah'a yalvardım. Gerçekten şu koca üç sene beni çok yormuştu. Her şey üst üste gelmişti. Elif'in gitmesi, ağabeyimin doğu görevi... Ve sayamadığım birçok şey. Tamamiyle sakinleştikten sonra oturduğum yerden kalktım. Falezin dibine giderek tüm gücümle son kez avazım çıktığı kadar bağırdım. Ve sanki Allah sesimi duymuş gibi yüksek sesli bir şimşek çaktı. İşte şimdi cevabımı almıştım...
" Sana söz veriyorum Eslem bu faleze tekrar çıktığında mutluluktan ve yaşadığın hayata şükrederek bağıracaksın. Ve şimdi sana zulmedenler o zaman kapında köpek olacak. SANA SÖZ ESLEM! "
***
Yağmur ben evime gelinceye kadar hafiflemişti. Ama hala yağıyordu. Üstüm başım sırılsıklam olmuştu. Evimin bulunduğu sokağa girdiğim esnada kulağıma gelen yavru kedi sesleriyle kafamı sesin geldiği yere doğru çevirdim.Kutudaki kedileri görünce oturduğum yerden kalkarak paltomu çıkarttım. Hiç düşünmeden paltomu sığındıkları kutunun üstüne koydum. Üç tane bembeyaz kedi birbirlerine sokularak bir kutuya sığınmışlardı. Çantamda her zaman yiyecek bir şeyler taşırdım. Çantama kattığım atıştırmalıkları kedilerin yiyebileceği şekilde bölerek önlerine koydum. Siyah beyazlı olanın kafasını okşayarak " Sizde mi yalnız kaldınız? Benim gibi..." diyerek burukça gülümsedim. Biraz daha yiyecek koyduğum esnada kafamın üzerinde bir karaltı hissetmemle kafamı yukarı doğru kaldırarak bu karaltının sebebini görmeye çalıştım. Ama yağmurun şiddeti yüzünden bir türlü göremiyordum. Bir tek şemsiye tuttuğu bileğindeki köyü yeşil, yaprak motifli ve kırmızı boncuklu bileklik görünüyordu.
"Yalnız değiller. Sen de yalnız değilsin. Tamam anladık burası Karadeniz. Ama ne kediler ne de sen yağmura dayanıklı değilsin sanırım. Şu haline bak. Sırılsıklam olmuşsun."
Dedi, şemsiye tutan çocuk. Daha önce buralarda bu tipte birisini görmemiştim. Kaşlarımı çatarak tam gözlerinin içine baktım.
" Yağmura dayanıklı olmadığımı nereden çıkardın. Ben Karadeniz kızıyım. Öyle kolay kolay yağmur işlemez bana. Merak etme! Hem sana bakacak olursak sen buralardaki insanlara benzemiyorsun. Yabancı mısın? "
Hafifçe gülümseyerek " O kadar belli oluyor mu? " deyince ben de kafamı olumlu anlamda aşağı yukarı sallayarak gülümsedim. Bir an yağmuru unutarak ikimizde birbirimizin gözlerinin içine uzunca bakmaya başladık. Bu bakışmayı bozan şiddetli bir gök gürlemesi oldu. Bu gök gürültüsü ile kendime gelerek bakışlarımı yavru kedilere çevirdim.
" İsmim Çınar bu arada. " Diyerek bana sıkmam için elini uzattı.
" Eslem bende. " deyip uzattığı elini sıktım.
Günümüz
Bu adam kimdi bilmiyorum ama gözleri çok tanıdık geliyordu. Aynı o zaman beni yağmurun altında daha fazla ıslanmamam için şemsiyesini bana veren o yeşil bileklikli çocuğun gözlerinin bana yabancı gelmemesi gibi..Hani biz söz vardır ya. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin gözleri hep aynı kalır diye. Bu sözün doğruluğunu hep düşünmüşümdür. Ama şimdi bizzat cevabını öğreniyordum. Bu adam kesinlikle tanıdığım birisiydi. Ya da ben öyle sanıyordum...
-----------------Devam edecek--------------
🌧Bölüm nasıldı? Ve iki emoji ile bölümü belirtmenizi istesem bu hangi emojiler olurdu?
Ben bu akımı başlatıyorum ve
🌩❤ ( Bombayı koyuyorum)
Evet zaten belirtmeme gerek var mı bilmiyorum ama ben yine de belirteyim. Oylarınız ve yorumlarınız benim için çok önemli. Ve kurgu için de çok önemli.
Allahın emri peygamberin kavliyle kızınız /oğlunuz 🌟 kendime istiyorum. 🌟'a canı gönülden talibim efenim.
Buraya kadar geldiysen bir herhangi bir kalp köy geçiniz efenim. ❤🧡💛💚💙💜🖤🤍🤎❤🔥❤🩹❣️💕💞💓💗💖💘💝
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |