
~Eslem Özüpek~
Kapıyı açıp içeriye girdikten sonra yüzüm kapıya dönük bir şekilde kapıyı kapattım. Çınar Bey bir elini pantolonunun cebine katmış, bir elinde de pet bir bardak tutmuş, yüzü de cama dönük bir haldeydi. Benim içeriye girdiğimi camın yansımasından görmesiyle yüzünü benden tarafa dönüp elinde buruşturduğu pet bardağı masasının yanında duran çöp kutusuna atarak sandalyesine oturdu. Gözlerimin içine bakıp eliyle önünde duran sandalyeleri göstererek son derece ciddi bir sesle
"Buyrun. Oturun Eslem Hanım. " dedi. Bir Çınar Bey'e bir de gösterdiği sandalyeye baktım. Gözüm bir anlığına üzerindeki gömleğe kaydı. Adam aşağıdaki duruma baya sinir olmuşa benziyordu ki üstündeki gömleğin şekli şemali bozulmuştu. Aşağıdayken hatırladığım kadarıyla üstünde kravatı vardı . Ve kravatı gayet de düzgün bir şekilde takılmıştı. Ama şimdi ne üstünde kravatı vardı ne de gömleği sonuna kadar kapalıydı.
Umarım buraya beni ilk günden stajıma son vermek için çağırmıyordur. Allah'ım nolursun öyle bir şey olmayacak olsun. İçimdeki susmak bilmeyen kötü düşünceleri bir anlığına unutmam gerekiyordu. Hem belki beni başka bir şey için çağırıyor da olabilirdi. O yüzden boşuna kuruntu yapmamalıydım.
Başımı hafifçe eğip kaldırdım. Gösterdiği sandalyeye oturup belimi dikleştirdim.
" Buyrun Çınar Bey. Sizi dinliyorum. " Dedim sakın bir sesle. Ama kalbim için aynı sakinlik söz konusu değildi. Kalbim , içinde bulunduğum stresli ortamdan dolayı deli gibi çarpıyordu. Ellerim olduğundan fazla terliyor ve titriyordu. Bacağımın titremesiyle de ayrı bir uğraşmam gerekiyordu. Bacağımın titremesini durdurmak için ellerimi bacağımın üstünde birleştirip bacağıma hafif de olsa baskı uyguluyordum.
Çınar Bey , önünde duran dosyaları karıştırıp sonra bana baktı.
" Öncelikle Eslem Hanım bir şeyler alır mıydınız? "
Diyerek işaret parmağıyla masanın üzerinde duran telefonu gösterdi. Kafamı yavaşça sağa sola sallayarak hafifçe gülümsedim.
" Teşekkür ederim efendim. " Dedim. Çınar Bey de üstelemeden ellerini masanın üzerinde birleştirerek sandalyesini masaya doğru yaklaştırdı.
" Teklif var ısrar yok. Eslem Hanım size bir teklifim olacak. Lafı çok dolandırmadan direkt sormak isterim. Üç haftalık İtalya da bir iş yemeği var. Ve şirketimizde en yüksek derecede İtalyanca bilen tek stajyer sizsiniz. Konaklama, yeme içme her şey şirketimiz karşılıyor. Eğer siz de kabul ederseniz sizi bu iş yemeğine tercüman olarak yanımda gelmenizi istiyorum. Hemen bir karar vermenize gerek yok . İsterseniz bugün düşünüp yarın bana fikrinizi söyleyebilirsiniz. "
Diyerek kartvizitini uzattı. Bir uzattığı kartvizite bir de Çınar Bey'in yüzüne şaşkınca bakakaldım. Ben ne düşüncelerle gelmiştim buraya. Ve şu anda bir anda böyle bir teklif gelince normal olarak çok şaşırmıştım. Hatta baya şaşırmıştım. Çınar Bey'in elini daha fazla havada bırakmamak için uzattığı kartviziti uzanıp aldım. Şaşkın bir ses tonuyla:
" Çınar Bey ne diyeceğimi inanın bilmiyorum. Şu anda şaşkınım. Bugün düşünüp yarın cevabımı size muhakkak söyleyeceğim. Başka bir isteğiniz var mıydı? "
Diyip ayağa kalktım. Ayağa kalkmamla o da sandalyesini geriye doğru ittirerek oturduğu yerden kapıyı gösterip:
" Hayır yok Eslem Hanım. İşinizin başına dönebilirsiniz. " dedi.
O son cümleyi söylerken üstüne basa basa söylemişti. Hayır, on beş dakika geç gitsek ne olabilirdi ki. Yani en fazla ayak işleri gecikirdi o kadar. Bu kadar kızacak ne vardı bunda anlamıyordum. Kendini beğenmiş işte ne olacak. Züppe. Tam bir zengin züppesi. Bu adam hem melek hem de sinir bozucu bir şeytan olmayı nasıl beceriyordu?
Tabi bunlara her şey serbest stajyerlere gelince yasak . Oldu canım. Biz olmasak ayak işlerini kime yaptıracaklardı acaba? Çok merak ediyorum.
" Pardon Çınar Bey ama biz yanlış bir şey yapmadık. Sadece on beş dakika burnu havada olan , bir bardak suyu bile almaktan aciz, egolu, bir o kadar havalarda gezen yöneticilerin ayak işleri gecikti. Hem siz kendinize baksanıza. Bir aydır şirkette değilsiniz. Bir yönetici böyle olmaz Çınar Bey. "
Tabi ki bu cümleleri içimden geçirmiştim. Dışımdan söylemeye hiçbir tarafım cesaret edemezdi. Gülümseyerek
" O zaman iyi günler dilerim Çınar Bey. "
Diyip kapıya doğru içimden bildiğim bütün küfürleri söyleyerek yürüdüm. Kapıyı açıp yüzüm odaya doğru dönük bir şekilde gülümseyerek kapıyı kapattım.
Ayağımla yere sertçe vurarak işaret parmağımı kapıya doğrulttum. Dişlerimi sıkarak içimde tuttuğum bütün öfkeyi dışa püskürttüm.
" Zengin züppe işte ne olacak. Hayır anlamıyorum bir adam nasıl oluyor da hem yardım eden melek hem de bir insanı bu kadar sinir eden bir şeytan olmayı başarabiliyor. Zengin züppe." Diyerek topuğumun üstünde geriye doğru dönerek stajyerlerin olduğu odaya doğru yürümeye başladım.
Stajyer odasının kapısını bir hışımla açarak aynı hışımla da kapattım. Kapının bir hışımla açıldığı için korkmuş gözlerle Alex, Adam , Maria ve Yasin bana bakmaya başladılar. Benim sinirimin gözlerimden okunduğunu gören Yasin elindeki buzlu portakal suyunu masanın üstüne koyarak kolumdan tuttuğu gibi sandalyeye oturttu. Portakal suyunu önüme doğru ittirerek karşımdaki sandalyeye de o oturdu. Alex, Adam ve Maria da yanımdaki sandalyelere oturduktan sonra ilk soruyu soran Yasin oldu.
" Ne oldu güzellik? O patron bozuntusu mu sıktı canını? "
Portakal suyundan bir yudum aldıktan sonra arkama doğru yaslanarak odada konuştuklarımızı bir bir anlattım.
" İşte böyle oldu. Hayır anlamıyorum. Adam bir gün tam bir melek oluyor sonraki gün abuk subuk iğneleyici laflar eden bir şeytan oluveriyor. Alex sen söyle bir insan en fazla kaç kişilikli olur? Sen bilirsin. Ne de olsa ilgilisin insan psikolojisine. "
Ben de dahil herkes Alex'e dönmüş bir şekilde bütün odağımızla onun ağzından çıkan cümleleri merakla gözlerle bekliyorduk. Alex elindeki kahve bardağından birkaç yudum aldıktan sonra bozuk Türkçesiyle bir şey anlatmaya başladı.
" Şimdi guys. Şöyle ki bir insan bir anda bir şeye sinirlendiyse bunun iki nedeni vardır. One, o insanın kırmızı çizgisini ihlal etmişsinizdir. Two, o insan sizi kıskanmıştır."
Kaşlarımı çatarak Alex'e elimi kaldırarak " Bir dakika. Ne? Kıskanmak mı? " diye şaşırarak sordum.
Alex gayet sakin bir şekilde kahvesinden bir yudum daha alarak kafasını aşağı yukarı salladı.
" Yeah Eslem. Aynen öyle. Kıskanmıştır. Bir insanın hem de bir erkeğin bir anda bir kadına yükselmesinin tek nedeni budur. Sen bu adamla tam olarak ne yaşadın? Yani bir şey yaşaman gerekiyor ki adam senin için böyle bir kıskançlığa girsin. Ha Eslem? " diyerek imalı bir şekilde göz kırptı.
Odada bir anda tezahüratlar, ıslıklar yankılanınca ayağa kalkarak elimle sakin olun der gibi yere doğru aşağı yukarı salladım.
" Arkadaşlar aklınıza gelen neyse onu silin çabuk. Adamla öyle bir yakınlaşmamız olmadı. Adam sadece beni içkili bir sapıktan kurtardı. Hepsi bu. Tamam mı? Hepsi bu. " diyerek durumu açıkladım. Eğer açıklamamış olsaydım şu an çoktan beni kendi hayal dünyalarında evlendirmiş ve iki çocuklu bir kadın yapmışlardı.
Biz bunları konuşup gülüşürken Yasin'in sessizliği gözümden kaçmamıştı. Yasin'i severdim ama arkadaş olarak. Başka türlüsünü asla düşünmemiştim ve asla düşünmezdim. Şu anki hâl ve hareketleri bana çok farklı geliyordu. Elindeki bardağı masaya sertçe koyarak yerinden kalktığı gibi odadan çıktı.
Hepimiz arkasından şaşkın gözlerle bakakaldık. Maria arkasından gitmek için kalktığı esnada onu omzundan tutup " Sen burada kal. Ben giderim. " diyerek yerimden kalktığım gibi hızlı adımlarla odadan çıktım. Koridorda giderken önüme gelen ilk kişiyi çevirerek Yasin'in hangi tarafa gittiğini sordum. O da
" Az önce çatı katına çıktı. Ben de oradan geliyordum. Ama çok sinirliydi. Resmen burnundan soluyordu." deyince, omzunu hafifçe sıkıp gülümsedim.
" Teşekkürler. " diyerek asansöre doğru ilerledim. En üst kat olan yirminci kata basarak sabırsızca beklemeye başladım. Yasin, normalde beraber güldüğümüz zamanlarda bize katılırdı. Hatta en komik esprileri de o yapardı. Şimdi bir anda ne olmuştu da böyle bir hışımla kendisini çatı katına atmıştı. Bu soruları açılan asansör kapısıyla bizzat Yasin'e sormak için asansörün içinden çıktım.
Cebimden çıkartarak saate baktım. Daha Hülya Hanım'ın gelmesine iki saat vardı. O yüzden Yasin'in derdini rahat rahat dinleyebilirdim.
Yasin'i göremeyince ismini bağırmaya başladım.
" Yasiiin! Nerdesin? "
Çatının kenarında duran duvarın üstüne oturmuş bir hâlde elini havaya kaldırarak " Buradayım. " diye bağırmasıyla yanına doğru gittim. Yanına oturarak kafamı ona doğru çevirdim. Uçuşan saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım.
" Ne oldu? Bir anda odadan çıktın? Ne bu halin? Ne oluyor sana Yasin? "
Diyerek bir nefeste sordum bütün sorularımı. Yüzüme doğru kısa bir bakış atarak elinde tuttuğu sigarasından bir nefes aldı. Sigara kokusundan nefret ediyordum. Ve bunu biliyordu. Şimdi neden sevmediğimi bildiği bir şeyi gözlerimin içine bakarak yapıyordu.
Yanından bir hışımla kalkarak ayağa kalktım.
" Ne yapıyorsun Yasin! Sigara kokusunu sevmediğimi biliyorsun. Bu halin de neyin nesi? " diyerek sinirle bağırdım. O kadar bağırmama rağmen bir milim bile yerinden kıpırdamadı. Bir kelime bile söylemedi. Elinde tuttuğu sigarayı duvarın üstünde söndürerek kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı. Derin ve yavaşça dumanını gökyüzüne doğru üfledi.
" Seni dinlemek için gelmiştim. Ama bakıyorum da sen bunu bile hak etmiyormuşsun. Gidiyorum ben. Sen de burada kafanı dinle. Sonra işinin başına dön. " diyerek bir hışımla geriye doğru dönüp gideceğim esnada kolumdan tutup beni kendine doğru çekti. Ve hiç beklemediğim , arkadaşlığımızı sonsuza kadar bitirecek o büyük hatayı yaptı.
Dudaklarıma doğru yaklaşarak beni öptü. Bunu nasıl yapardı?! Böyle bir hatayı yapma cesaretini ona kim vermişti?! Kendimi ondan uzaklaştırarak elimi kaldırdığım gibi suratına indirdim. Hem de öyle bir vurdum ki , vurmamın etkisiyle yüzü yana doğru savruldu.
" Sen ne yaptığının farkında mısın? Sen bunu nasıl yaparsın? Senden nefret dahi etmiyorum. Çünkü bu yaptığından sonra sen bunu bile haketmiyorsun. Bitti Yasin! Bitti! Bütün arkadaşlığımız bu yaptığın iğrenç hareketten sonra bitti! Hayatında başarılar. " Diye bağırdıktan sonra geriye doğru dönerek kapıya doğru yürümeye başladım. Arkamdan " Eslem. Özür dilerim. Gerçekten bir anda yaptım. Yemin ederim kendimde değildim. Dur bir konuşalım. Eslem. " diye ne kadar bağırsa da hepsini duymamazlıktan gelerek asansöre bindim. Elimle ağzımı sinirle silerek staj odasının kat numarasına bastım. Kısa sürede asansör on ikinci kata gelince kapı açılır açılmaz içinden sinirle çıktım. Koridorda hızlı ve sert adımlarla ilerleyerek staj odasının kapısını bir hışımla açarak eşyalarımın olduğu dolaba doğru gittim.
Arkamdan gelerek omzuma dokunan Alex ile kafamı arkaya doğru çevirdim. Bir yandan eşyalarımı alarak bir yandan da Alex ve diğerlerine kısa açıklamalar yapmaya çalışıyordum.
" Arkadaşlar beni soran olursa hastaneye gitmesi gerekti diyin. Uydurun bir şeyler. Şu anda ne bu şirketle ilgilenecek ne de insanların boş trip ve egolarını çekecek halim yok. Yarın sakinleştiğimde gelirim. Kolay gelsin. "
Diyip çantamı elime aldığım gibi kapıya yöneldim. Kapıyı açmamla karşımda Yasin'i görmemle yerimde durdum.
" Eslem n'olursun bir oturup konuşalım. Yemin ederim bir anda oldu. Yemin ederim. "
Yüzüne bakmadan yanından geçeceğim esnada önüme geçerek beni engelleyince kontrol edemediğim sinirimle koridoru inletecek şekilde bağırdım. Koridordaki bulunan ve odasında olan Çınar Bey de dahil herkes, sesimle bizden tarafa doğru bakmaya başlamışlardı.
" Yasin! Çekil önümden! Şu anda çok sinirliyim. Kalbini daha fazla kırmak istemiyorum. "
Kafamı kaldırarak tam gözlerinin içine baktım.
" Ne de olsa ben arkadaşlarının özel alanlarını ezip geçerek duygularını istismar etmiyorum. " Diyip omzuna vurarak asansöre doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Asansörün içine geçerek arkamdan gelen Yasin'in yüzün dahi bakmadan en aşağı kata bastım. Sinirden elimin titremesini bir türlü durduramıyordum. Asansörün kapıları açıldıktan sonra içinden çıkarak bir yandan dönen kapıya doğru yürürken , bir yandan da titreyen ellerimle çantamın içine kattığım telefonu bulmaya çalışıyordum.Kapının yanına doğru gittiğimde kapının bir anda durmasıyla kafamı çantamdan kaldırarak kapıya bakmaya başladım. "Sanırım bozuldu." diye söylenerek kapının içine doğru yürüdüm. İçine girmemle dönen kapı tekrardan çalışmaya başladı. Kapının içinde küçük adımlar atarken aynı anda da etrafıma şaşkın gözlerle bakıyordum. Etrafımda insanlar , işlerinin yoğunluğu sebebiyle bu kapı olayını görmedikleri için normal davranışlarla, kapı hiç durmamış gibi davranarak kapının içinden çıktım. Biraz yürüdükten sonra kafamı kapıdan tarafa hafifçe çevirerek
" İyiki saçlarım küçüklüğümdeki kadar uzun değildi. Yoksa bir daha travmamı tetiklemek istemiyorum. "
Diyerek , sadece kendim duyacağım şekilde söylenerek önüme döndüm. Çantamın içinden taksi çağırmak için telefonumu çıkarttım. Taksi durağının numarasını çevirdiğim anda önümde siyah bir BMW'nin durmasıyla irkildim.
Arabanın siyah filmli camı yavaşça açıldı. İçinden gözünde gözlüğü olan bir adam gözükünce kulağımdaki telefonu çekmeden camın boyuna erişmek için dizlerimi bükerek boynumu biraz indirdim. Bu şehir magandalarından usanmıştım artık. Bugünkü sinirimin tam üstüne gelmesi artık kendi suçuydu. Karşımdaki insan en yüksek rütbeli bir insan bile olsa şu an onu gözüm görmezdi. İçimdeki sinirimin sesime yansımasını umursamadan arabanın içindeki adama bağırmaya başladım.
" Hayırdır beyfendi! Birisine mi benzettiniz de kendinizi havalı sandığınız arabanız ve rayvan gözlüklerinizle şu anda önümde duruyorsunuz? Bi bitmediniz! Sizin gibi magandalar olduktan sonra trafikte kadınlara ihtiyaç yok maşallah. Siz kendi kendinize yetiyorsunuz! "
Adam bu kadar bağırmama rağmen duruşunu hiç bozmadan kendini havalı zannettiği rayvan gözlükleriyle bana bakmaya devam ediyordu.
Derin bir nefes alarak saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım.
" Beyfendi size diyorum. Sağır mısınız? Yoksa kör müsünüz? Alo! Sana diyorum kardeşim. Çeksene arabanı. "
Adamın gözlüklerini gözünden çıkarmasıyla içimde söyleyeceğim şeyler bir anda uçup gitmişti. Çünkü karşımda kanlı canlı Çınar Karayel duruyordu. Allah'ım, yüce Rabbim bu mu bana reva gördüğün.Bu kaç oldu ya. Herkesin aklında tek bir soru vardı.Acaba adama daha kaç defa ve nasıl rezil olacaktım?
Gözlüğünü çıkarıp gömleğine taktıktan sonra bana dönerek istifini bozmadan tane tane konuşmaya başladı.
" Eslem Hanım. Ne körüm ne de sağırım. Hava bozacak gibi gözüküyor. Taksinin buraya gelmesi en az iki saati bulur. İsterseniz gideceğiniz yere kadar bırakabilirim. Tabi ben ıslanırım, bana koymaz dersen orasını bilemem. "
Bu son söylediği cümleyi içine doğru söylemişti. Ben bile zor duymuştum. Hatta duymadım desem daha doğrudur.
" Teşekkürler Çınar Bey ama daha ilk aydan patronumun arabasını binmem hiç etik olmaz. Teşekkürler. Ben beklerim. Sorun olmaz. "
Dediğim esnada şimşeğin çıkardığı sesle yerimde irkildim. Ve aynı anda da bardaktan boşanırcasına yağmur yapması bir oldu. Çınar Bey kapının kilidini açıp
" Eslem Hanım uzatmayın isterseniz. Şirketimizin kurallarında patronun arabasına binilmez diye bir madde yoktu hatırladığım kadarıyla. Şimdi rica edeceğim binin şu arabaya. Yoksa sırılsıklam olacaksınız. "dedi.
Bir gökyüzüne bir de arabaya baktıktan sonra mecburen arabaya binmem gerektiğine kanaat getirip kapıyı açarak koltuğa oturdum. Emniyet kemerini takarken
" Yağmur duracağa benzemiyordu Çınar Bey. O yüzden bindim. Ve en kısa sürede bu borcumu öderim."dediğimde , Çınar Bey kontağı çevirdikten sonra silecekleri çalıştırdı. Bir an bana doğru bakıp
" Borç felan yok Eslem Hanım. Siz sadece yarın kararınızı bana olumlu söyleyin yeter. İşte sizin kendi kendinize oluşturduğunuz borcu ödemiş olursunuz. " dedi.
Emniyet kemerini taktıktan sonra Çınar Bey'e doğru dönerek güler bir sesle:
Bu bir tehtid miydi Çınar Bey? Yoksa bir çözüm önerisi mi?" dememle ,Çınar Bey dudağının sağ tarafını kaldırarak gülümsedi. Böyle gülümseyince yanağının sağ tarafındaki gamzesi belirginleşmişti. Gözüm kısa bir anlığına gamzesinde takılı kaldı. Yüzünü konuşmak için kısa bir süreliğine bana doğru çevirince gözlerimi gamzesinden ani bir şekilde çekerek yola bakmaya başladım.
" Asla bir tehdit değil Eslem Hanım. Ama güzel bir barış antlaşması olabilir."
Barış antlaşması deyince gözlerimi yoldan çekerek bütün dikkatiyle yola odaklanmış Çınar Bey'e çevirip çatık kaşlarla ne demek istediğini sordum.
" Barış Antlaşması derken Çınar Bey? Küsmüydük ki? "
" Küs değiliz Eslem Hanım. O anlamda söylemedim. Odama geldiğinizde sanırım dişlerinizi sıkarak bana cevap verdiğinizi unuttunuz. "
Diyerek tek kaşını muzipçe havaya kaldırdı.
Ben dişlerimi sıkarak konuşmamıştım ki. Daha doğrusu ne zaman dişlerimi sıkarak konuşmuştum? Hatırladığım kadarıyla bir tek dışarıya çıkarken kapıda dişlerimi sıkarak "İyi günler Çınar Bey " demiştim. Onun dışında başka bir yerde dişlerimi sıkarak konuşmamıştım.
"Tam olarak hatırlayamadım Çınar Bey. Tam olarak nerede dişlerimi sıkarak konuştum? " dedim. Çınar Bey, kırmızı ışık yanınca ışıklarda durdu. Bir elini direksiyondan çekmeden diğer elini vites topuzunun üzerine koydu. Bana doğru dönüp gözlerimin içine baktı.
" Boşverin Eslem Hanım. Siz tam olarak nereye gideceksiniz? Ben bu yoldan düz devam etmem lazım. "
Esra'nın çalıştığı hastahaneye gidecektim. Oraya da Çınar Bey'in gideceği yoldan gidiliyordu.
" Düz devam edin Çınar Bey. Medicalpark Hastahanesine gideceğim."
Yeşil ışık yanınca Çınar Bey gaza bastı. Yüzünü bana çevirmeden
" Bir yakının mı var hastahanede?" diye sordu. Kafamı olumlu anlamda aşağı yukarı sallayarak " Evet . Arkadaşım orada çalışıyor. " dedim.
Çınar Bey kafasını anladım der gibi aşağı yukarı sallayınca ben de önüme dönüp yolu izlemeye devam ettim. Sinirim az da olsa geçmişti. Ama hala içimde patlaması gereken bir volkan taşıyordum. Ve bu içimdeki volkanı söndürecek tek insan Esraydı.
***
Hastahanenin önüne geldiğimizde emniyet kemerimi çözerek yüzümü Çınar Bey'e çevirdim. Hafifçe gülümseyerek
" Teşekkür ederim Çınar Bey. Yarın masanızın üzerinde gerekli belgeleri hazır olacağına emin olabilirsiniz. "
Diyerek kapıyı açtım.
" Bu iyiliği kararınızı etkilemesi için yapmadığımı bilin isterim. Her türlü kararı vermekte özgürsünüz. Bu arada rica ederim. Her patron şirket çalışanlarıyla arasını iyi tutmalı ki şirketimiz için güzel fikirler oluşabilsin.Öyle değil mi Eslem Hanım? " Diyerek hafifçe gülümsedi. Yine aynı şey olmuştu. Onun gamzesi gözükmüştü ve gözlerim kısa bir anlığına gamzesine takılı kalmıştı. Bu sefer gördüğündem adım gibi eminim. Ama o görmeden bakışlarımı kaçırdığıma da adım gibi eminim. Her neyse gördüyse de gördü. O zaman gamzeli olmasaydı. Gamzeliyse ve gözlerim gamzesine takılı kaldıysa bunda benim ve gözlerimin hiç bir suçu yoktu. Bütün suç Çınar Bey'deydi.
Gözlerimi gamzesinden çekip gözlerine bakarak
" Öyle Çınar Bey. Şirket demek, çalışanların mutluluğu demek. Çalışanların mutluluğu demek, şirketin gelişmesi için yaratıcı fikirler demek. " diyerek saçmalayacağımı bilsem ağzımı bile açmadan o açtığım kapıdan sessizce çıkar giderdim. Ama yapmıştım bir hata ve şimdi de daha fazla sıvamadan bu arabadan inip hastahanenin içine girmem lazımdı. Mahcup bir şekilde gülümseyerek
" Her neyse Çınar Bey. Ben daha fazla saçmalamadan arabadan insem daha doğru olacak. Size tekrardan iyi günler dilerim. " dedim.
" İyi günler Eslem Hanım. " Dedi Çınar Bey gülen bir sesle. Daha fazla kendimi rezil etmeden açtığım kapıdan dışarıya çıktım. Çantamı kafama doğru kaldırarak hastahanenin giriş kapısına doğru koşturdum. Hastahenin kapısının önüne geldiğimde geriye doğru kafamı çevirdiğimde hâlâ Çınar Bey'i ve arabasını görmemle, gayriihtiyari elimi kaldırıp gülümseyerek el salladım. Çınar Bey de elini kaldırıp sallayınca bu hareketi neden yaptığımı kendi kendime sorarak hastahanenin sensörlü kapısından içeriye girdim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |