
~Çınar Karayel~
Bugün şirkete gitmeden önce söz verdiğim gibi amcamın yanına uğrayacaktım. Amcamın evi bizim şirketten çok da uzakta değildi. Sadece iki cadde ilerideydi. Arabamı uygun bir yere park ederek arabadan indim. Arabayı kitleyerek amcamın evine doğru yürümeye başladım. Bu sırada çalan telefonumla yerimde durarak telefonumu ceketimin cebinden çıkardım. Arayan babamdı.
" Buyur baba. "
" Oğlum, şirkette misin? "
" Hayır baba. Amcama sözüm vardı. Onun yanındayım şimdi. "
" Tamam o zaman . Şirkete geçince beni ara. "
" Tamam ararım baba da hayırdır bir şey mi oldu? "
" Yok oğlum bir şey olmadı. Şirketin İtalya'daki iş yemeğine senin katılman gerekiyor. Beni davet ettiler ama benim buradaki işlerim uzadı. Senin gitmen gerekecek. "
" Tamam baba ayarlarım ben. Sen kafana takma. "
" Tamam oğlum şimdi kapatmam gerek. Toplantı başlayacak. Hadi kendine iyi bak. Görüşürüz. "
" Sen de baba. Görüşürüz. "
Diyerek telefonu kapattım. Ceketimin cebine koyarak yürümeye devam ettim.
" Oo yeğenim gelmiş . Hoşgelmiş. Seymen gibi maşallah. "
Diyerek amcam bana doğru yürümeye başladı. Kollarını iki yana doğru açarak
" Gel lan buraya eşkiya " diyip babacan bir şekilde sıkıca sarıldı. Ben de ona aynı şekilde karşılık verdim. Belime
" Aslan bu aslan . " diyerek birkaç kez vurduktan sonra omuzlarımdan tutarak geri çekildi. Elini öpmek için eline doğru eğildiğim sırada elimi tutarak beni doğrultarak omzuma eline atarak evinin bahçesindeki çardağa doğru yürümeye başladık.
Çardağın yanına geldiğimizde amcamın yaşına hürmeten oturmasını bekledim. Amcamdan kaç yaşıma gelirsem geleyim babamdan daha çok korkardım. Allah var babamla ölçülmez ama babamdan daha çok emek vermiştir bana. Bu üzerime düşülmesinin birazda ailenin ilk çocuğu olmamın da etkisi var tabi. Her ne kadar kız kardeşim ailemizin tek kızı olsa da ilk çocuk olarak yerim amcam için hep farklıydı.
Amcam oturduktan sonra ben de onun karşısında duran sandalyeye geçip oturdum. Amcam ıslık çalıp masayı göstererek" Oğlum . Yeğenimle bana şöyle orta şekerli bir Türk kahvesi getir içeriden. " diye bahçedeki adamlarına bağırdı.
" Tamam dayı. Hemen. " Diyen adam hızlıca içeriye gittikten sonra amcam tuttuğu tesbihi elinde çevirerek bana doğru döndü.
" Ee anlat bakalım yeğenim. Hangi rüzgar attı seni buraya? " dedi.
Oturduğum sandalyede belimi doğrultarak konuşmak için ağzımı açtığım esnada kahveleri getiren adamı görmemle sustum. Adam ilkin amcamın önüne sonra da benim önüme kahveleri koyduktan sonra biraz geri çekilerek amcama baktı. Amcam adamın omzuna iki kez vurup
" Sağolasın Mahmut. Gidebilirsin. "
Dedikten sonra adam amcama baş selamı verip yanımızdan ayrıldı.
Amcam eliyle kahveyi gösterip "Afiyet olsun yeğenim. " dedikten sonra ağzına lokum atıp ardından da kahvesini içtiği esnada ben de yarım kalan konuşmamızı devam ettirdim.
" Babamın rüzgarı attı amca. O yurtdışındaki işleri halletmek için yurtdışına gidince beni de okul biter bitmez buradaki şirketin başına gönderdi. Artık benim de bir işin ucundan tutmam lazım amca. "
Dedim. Amcam suyundan içerek sakalını sıvazladı. Bardağı tekrar masaya koyunca anladım ki gerçekten ciddi bir soru soracaktı. Artık amcamın her hareketini ezberlemiştim.
" Haklısın yeğenim. İyi düşünmüşsün. İyi düşünmüşsün de seni buraya iş konuşasın diye çağırmadım. O kızdan var mı bir haber? Neydi adı? " Diyerek alnını sıvazladı.
Amcamın bu sorusuyla elime aldığım bardağı içmeden elimde tutup tek nefeste onun ismini söyledim.
" Eslemdi. Amca. "
Amcam, bu cevabımla imalı imalı bana bakarak kahvesinden bir yudum daha aldı. Sonra gülerek
" Eslemdi yeğenim. Eslemdi. " Dedi.
Amcam , Eslem'i başından beri bilen tek insandı.
Eslem'i gördüğüm ilk gün , uzun zaman kendime gelememiştim. Onun o bakışı, gülüşü, vicdanlı kalbi beni adeta büyülemişti. Ve onu bir daha görürsem karşısında kalpten gideceğimi düşünerek ne doğru dürüst yemek yemiştim ne de dışarıya çıkmıştım. Bendeki bu bir anda ortaya çıkan garip alışkanlıklara anlam veremeyen ailem, beni bir ara psikoloğo bile götürmeyi teklif ettiler. Hayatımda bu sergilediğim garip davranışları anlayan tek bir insan vardı.
Amcam...
Çünkü aynı şeyleri zamanında o da yaşamıştı. Ve beni en iyi anlayan insan da oydu. Bir gün yanıma gelerek bana söylediği şu sözler üzerinden yıllar geçse de hala aklımda.
" Seven adam gider söyler aslanım. Öyle kendini evlere kapatarak duygularını gizlemez. Eğer sen şimdi kalkıp gidip sevdiğine sevdiğini söylemezsen , bir başkası gelir senin ona söyleyemediğin şeyleri söyler, yapmak istediğin şeyleri yapar. Ve sen de bunu sadece izlemek zorunda kalırsın. Ve inan bana bu hiç de güzel bir şey değil. Bak oğlum sen benim yeğenimsin. Sen hiçbir şeyden korkmazsın. Ki gözünün gördüğü hiçbir şeyden de korkma. Şu anda korktuğun şu duygular var ya onlardan bile korkma. Sen benim yeğenimsin, benim ilk gözağrımsın. Benim deneyimlediğim bazı şeyleri senin deneyimlememen için uğraşıyorum. İnan bana çok zor geçiyor acısı. Şimdi kalk ve gidip o kıza onu sevdiğini söyle. Yoksa bir daha bu şansı bir daha elde edemezsin. İleride elinde hiçbir cevap olmasındansa bugün elinde olumlu ya da olumsuz bir cevap olması daha iyidir. "
Bunu konuştuğumuz gecenin sabahındaysa gidip Eslem'e onu sevdiğimi söylemiştim.
Amcam , ne benim be de kız kardeşimin hayallerinin yıkılmasına hiçbir zaman izin vermemişti. Hayallerimiz bazen ne kadar uçuk da olsa onları bir şekilde bir yolunu bulup gerçekleştirmişti. Çünkü amcam ve babam çok zor koşullar altında büyümüşler. Bu da hayatlarının her alanına yansımış.
Amcam gençliğinde bir kızı sevmiş. Adı Mihriban'mış. Köylü güzeli gibi bir kızmış. O zamanlar amcam mihribana resmen kör kütük aşık olmuş. Benim Eslem'e olduğum gibi. Bir anda o baş edilemez , adına sevda denilen kuş gelip yüreğine konuvermiş. Amcam ben gibi hasretinden yataklara düşmüş. Köyde sevdalarını bilmeyen bir Allah'ın kulu yokmuş . Herkes Amcam ile Mihriban'ın sevdasını bilirmiş. Karşı köydekiler bile bilirmiş. Amcam ile Mihriban' nın sevdası ne yazık ki uzun sürmemiş.
Hani Mecnun, Leyla için çöllere düşmüş, Ferhat , Aslı için dağlar delmiş ya. İşte amcam da Mihriban ile evlenmek için elinde kalan son öküzü satmış. Ama o zamanlar Mihriban'ı, başlık parasını veren başka bir zengin adama , apar topar vermişler. Amcam , bu haberi duyunca köylüler amcamı zor zaptetmişler. Mihriban ise bu duruma daha fazla dayanamamış ve arkasında amcama bir mektup bırakarak kendi canına kıymış.
Amcam o zamandan beri o mektubu , ceketinin sol cebinde taşır. Ne zaman Mihriban' ı özlese elini sol göğsünün üzerine koyarak gökyüzüne bakar.
İşte bu destan gibi olan sevdalarını bana ilk defa o gün anlattı. O zaman anladım, amcamın bana neden bu kadar ısrar ettiğini. Ben o gün ilk defa korktum. Eslem ile sonumuzun böyle olmasından , onu başka insanla bırak hayalini, gerçeğini düşünmek bile beni çok korkuttu. Ve o gün anladım ki benim bu sevdam ya o gün cevap bulacaktı ya da olumsuz bir cevabında benim için cevapsız kalacaktı. Hayatımın gidişatını bu cevap belirleyecekti. Amcamla konuşmamızın sabahına gidip Eslem ile konuşma sözü vermiştim kendime. Sözümde de durmuşdum.
~28 Haziran 2021~
Amcamın da dediği gibi yarın sabah, erkenden Eslem'e gidip bütün duygularımı ona söyleyecektim. Çünkü artık korktuğum bir şey vardı. Bu da Eslem'i kaybetme korkusuydu. Yarın sabah belli olacaktı. Ya onu sonsuza kadar kazanacaktım ya da onu asla kazanamayacaktım.
Bütün bu düşüncelerimle sabahı zor etmiştim. Onu görmemin ardından tam tamına üç hafta geçmişti. Bu da demek oluyordu ki yirmi bir gündür onun kokusundan, gülüşünden, o boncuk boncuk bakan gözlerinden mahrumdum. Amcamın anlattığı şeylerden sonra anladım ki ben Eslem' den hoşlanmayı bırak, ona ilk gördüğümde vurulmuştum. O amcamın kalbine konan, adına aşk denen sevda kuşu benim yüreğime de konmuştu . Ve bu kuş, öyle kış demekle de gitmiyordu. Tam yüreğime yuva yapmıştı.
Ben bunları düşünürken gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Yarın olacakların hayali ile gözlerimi yumdum.
*****
Sabah penceremden gelen gün ışığıyla gözlerimi yavaşça açtım. Komidinin üzerinde duran telefonumun ekranına basarak telefonu açtığımla yataktan kalkmam bir oldu.Saat 12.30'a geliyordu. Ve bugün ben Eslem' e açılacaktım. Hay akılsız kafam! Ne diye alarm kurmuyordum ki. Söylene söylene elime aldığım siyah gömleğimi ve krem pantolonumla birlikte banyoya giderek kısa ama hızlı bir duş aldım.
Yanıma aldığım kıyafetleri giyerek banyodan çıktım. Parfümümden birkaç kez hızlı hızlı gömleğimin üzerine doğru sıkarak odadan çıktım. Buzdolabında bulduğum birkaç şeyi yiyerek dış kapıya geldim. Ayakkabılıktan ayakkabılarımı indirerek hızlıca giydim. Son olarak ayakkabılığın üzerinde duran arabamın anahtarını alıp aynada saçlarımı elimle düzelttim. İdare ederdi. Kapıyı açarak hızlıca evden çıktım. Evimin önünde olan arabama binerek gitmem gereken o yere, Eslem 'in hep gittiği faleze konumu ayarlayarak sürmeye başladım. Eslem hep bu saatte nefes almak ve yayla havasını iliklerine kadar hissetmek için faleze çıkardı. Onun o gün, Elif'in doğum gününde de oraya gideceğini adım gibi biliyordum. Öyle de olmuştu. İçinde onlara karşı ne kadar nefret varsa hepsini o gün o falezde dışarıya vurmuştu. Ben, işte o gün anlamıştım onu ne kadar çok sevdiğimi. Onun ne kadar güzel ve kırılgan bir kalbinin olduğunu o gün orada görmüştüm. En sonunda Neden! diye haykırarak dizlerinin üstüne çöktüğünde elimden sadece elimi uzatarak sessizce "Artık ben buradayım Eslem . Artık ben varım." demek geldi. Yanına gidip ona sıkıca sarılmak , onun o acılarını dindirmek geldi içimden. Ama yapamadım. Cesaret edemedim. Her zamanki gibi... Her cesaret edip yanına gittiğimde sanki yapma , o başkasını seviyor diyen görünmeyen bir el beni durduruyordu. Ama bugün görmüştüm ki onun sevdiği insan onu üzmekten, kırmaktan, onun yüreğinde ve zihninde kapanmayacak yaralar açmaktan başka bir şey yapmamıştı. Ve asla da düzeltmek için bir şey de yapmayacaktı.
Bugün bütün cesaretimi toplayarak hayatımın sonuna kadar onun yaralarını sarmaya, onu kırıldığı yerlerinden tek tek severek iyileştirmeye, ne kadar kötü anıları varsa hepsini silerek yerine daha iyilerini koymak için uğraşacağıma onun o boncuk gözlerine bakarak söz verecektim. Çünkü bu onu ve daha güzellerini hakediyordu.
Bütün bunları düşünürken faleze gelmiştim. Falezin ucuna doğru baktığımda onu ve güzelliğine güzellik katan, rüzgarda dalgalanan kestane saçlarını görmemle kalbimden başlayarak bütün vücuduma bir elektrik dalgası yayılmaya başladı. Derin bir nefes alarak arabadan inmeye yeltendiğimde aklıma dışarısının yaz ayı olmasına rağmen buranın, yükseltiden dolayı soğuk olabileceği gelince arka koltukta hep bulundurduğum ince battaniyeyi almak için arka koltuğa doğru uzandım. Elime aldığım ince battaniyeyle birlikte arabadan indim. Eslem' e doğru yaklaşmamla bütün vücuduma yayılan elektrik, voltajını arttırmaya başladı. Biraz gerisinde derin bir soluk alarak kendimden emin bir sesle, sakince Eslem'e seslendim.
" Bakıyorum da sen baya dayanıklı çıktın falez kızı . "
Eslem, sesimi işitmesiyle şaşkın gözlerle bana doğru başını çevirdi.Maviliklerinde oluşan şaşkınlık , beni görmesiyle yerini parlayan maviliklere bıraktı. Oturduğu yerden kalkarak yanıma gelip bir adım geride durdu. Bana o güzel , gülen gözleriyle bakarak
" Sen nereden çıktın? Uzun zamandır seni ortalıklarda göremeyince taşındınız sandım. " Dedi. Bu bir anda söylediği sözler kalbimin ritmini bozmuştu. Haftalar sonra sesini ilk defa duyunca kalbimin ve zihnimin ritmik uyumu bozulmuştu. Bence tam sırasıydı. Başka zaman ne bu ambiyansı ne de bu şansı elde edemeyebilirdim. Bütün cesaretimi toplayarak bunca zamandır söylemek istediğim ne varsa hepsini söylemek için derin bir nefes aldım. Elimde tuttuğum battaniyeyi Eslem'in omuzlarından örtmek için ona doğru bir adım attım.
" Ben hep buradaydım Eslem. Sadece sen görmedin. " Diyip adeta fısıldayarak konuşarak battaniyeyi omuzlarından örttüm. Anlamaz gözlerle bana doğru bakarak
" Nasıl yani? " Diyebildi sadece. Falezin ucunu göstererek " Oturalım mı? Bugün sana her şeyi anlatmak istiyorum. " Dedim. O da sakince kafasını aşağı yukarı doğru sallayarak onayladığında falezin ucuna doğru yürümeye başladık. Falezin ucuna geldiğimizde ikimiz de aynı anda oturduk. İçimde bütün diyeceklerimi toplamak adına biraz denize doğru baktım. Eslem'in sesiyle kendime gelerek kafamı ondan tarafa çevirdim.
" Elif'in doğum gününü hatırlıyor musun? " Diye sorarak söze başladım. Hafif buruk bir şekilde kafasını sallayınca sözlerime devam ettim.
" Peki, buraya gelerek bütün nefretini bu uçsuz bucaksız denize haykırdığın anı hatırlıyor musun? "
Bu sefer ondan bir cevap beklemeden devam ettim.
" O gün ben de buradaydım. Elif'in doğum gününde , en çaresiz olduğun zamanda , en mutlu olduğum zamanda, en üzgün olduğun zamanda bile ben senin hep bir adım uzağındaydım. Ama sen beni hiçbir zaman fark etmedin. Ama bu konuda asla seni suçlamıyorum. Bilakis kendimi suçluyorum. Bütün aldığın yaraların için , sana yaşattıkları ne kadar kötü anın , senin yaşadığın ne kadar kötü gün varsa, bütün yaşadığın kötülüklerde bir adım uzağında olsam da sana yardım edemediğim için çok özür dilerim. Ben o cesareti kendimde bulamadım. Sevdiğin başka birisi olunca sana yaklaşamadım. Yapamadım...Ama ne zaman bu sevginin senin canını acıttığını anladım, işte o zaman karşına çıktım. Çünkü sen bu kötülüklerin hiç birini hak etmiyorsun. Çünkü o şerefsiz, karaktersiz insanlar seni hak etmiyor.Ben sana bakmaya dahi kıyamazken o şerefsizlerin sana göz göre göre kıymalarına artık gönlüm el vermiyor. Ben... "
Bu kelimeleri söylemek için gerçekten içimde çok savaş verdim. Ama en sonunda dilimden bütün o söylemek istediğim sözcükler teker teker çıktı.
" Ben , seni gizli gizli sevmek değil, artık açıkca, bütün kalbimle açık açık sevmek istiyorum. "
Eslem'in soğuktan üşümüş ve kıpkırmızı olan ellerini tutarak bakmaya kıyamadığım gözlerine bakarak ona hep söylemek istediğim cümleyi söyledim.
" Eslem, seni seviyorum. Hem de sevmeye dahi kıyamayacak kadar çok seviyorum. "
Dedim ağır ağır ve sakince. Sağ gözünden akan yaşı silip dudaklarına o güzel gülümsemesini yerleştirerek boynuma sıkıca sarıldı.
İçimdekileri söyledikten sonra içimde oluşan rahatlıkla ben de ona sıkıca sarıldım. Ama sarılırken bile kıyamıyordum. Beline doğru kollarımı sararak sanki narin, küçük bir çiçeği koklar gibi saçlarını kokladım. O benim hayatımdaki en nadide çiçeğimdi. Eşi benzeri olmayan , hiçbir yerde bir tane daha bulunmayan en nadide çiçeğimdi o benim.
Boynumdan kollarını çekerek önüne döndü. Gözlerini bir bana çevirip bir kaçırıyordu. Gözlerini hafifçe bana doğru çevirerek ondan hiç beklemediğim kelimeleri söyledi.
" Çınar, ben bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Yani söylemek istediğim kelimeleri bilmiyorum. Ama tek bildiğim şey var. O da seni ilk gördüğüm günden beridir aklımdan çıkmadığın. Bunu nasıl yaptın bilmiyorum ama bende çok farklı bir his bıraktın. Bak bu diyeceğim şey belki seni şaşırtabilir ama ben de bunu içimde saklayamam. Ben başından beridir sana karşı bir şey hissediyordum. Ama o gün yanında gördüğüm kızdan sonra bu hislerim yerini başka bir hisse bıraktı. "
Denize doğru bakarak diyeceği kelimeleri biraz düşündü. Sonra tamamen bana dönerek konuşmaya devam etti. " Seni garip bir şekilde kıskandım . Sen sınıfın hatta okulun en yakışıklı, en ulaşılmaz kişisiydin.Ve benim için de ulaşılması güç birisiydin. O yüzden hiçbir zaman şansımı deneme cesaretini kendimde bulamadım. Aradan çok uzun bir zaman sonra bana bir mesaj geldi. Senin hesabından. Mesajda, benim senden hoşlandığını bildiğini ve beni hiç bir zaman sevmeyeceğin yazıyordu. O gün umudumu kestim ben."
Devamında söyleyeceği şeyleri merak ederek dikkatlice dinlemeye devam ettim.Devamında söyleyeceği şeyleri az çok tahmin ediyordum. Çünkü bu mesajı kimin yazdığını da neden yazdığını da çok iyi biliyordum.
" Bu mesajları okuyunca ben gerçekten çok üzüldüm. Ama öyle göstermelik bir üzüntü değil. Kalbimi en çok bu sözler yaraladı. Aradan aylar geçti . Ben senden tamamen umudumu kesmiştim. Sonra o kişiyle aramız iyi olmaya başladi. İlk ben ondan değil, o benden hoşlandığını söyledi. Ve ben o zamanlar gerçekten çok büyük bir üzüntü ve kırgınlık içerisindeydim. Beni anlaman için gerçekten ben olman lazım Çınar. Gerçekten ben olman lazım...O zamanlar ağabeyimin askerlik işi, babamın görev yerinin değişmesi, annemin iş için yurt dışına çıkması üst üste gelince ben kime sığınacığımı bilemedim. O dönem Mert'in eli bana yardım eli gibi gözüktü. Ama bilmiyordum ki o yardım elini yöneten başka birisi olduğunu. "
Derin bir nefes çekerek kafasını denize çevirdi. Burnunu, soğuktan çekerek gözlerindeki yaşları akmadan sildi. Bana kafasını çevirerek konuşacağı sırada sözünü keserek ondan önce konuşmaya başladım.
" Sana o mesajı yollayan ben değildim Eslem. Bana takıntılı olan bir kızdı. Ne ara telefonumu alıp sana mesaj attığını inan ben de bilmiyorum. Öğrenince zaten direkt olarak bunu neden yaptığını sordum. Ve gerçekten bütün hayatımdan çıkardım. Sana yemin ederim ki benim bu olayla yakından veya uzaktan bir alakam yok. Kendi akıllarınca bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Senin bana olan tavırların değişince ben de bir şeyler olduğunu sezmiştim. Ben sandım ki... "
" Çınar, şimdi geçmişi konuşmanın hiçbir anlamı yok. Ben yanlış insanı doğru zamanda şans verirken doğru zamanda doğru insanı yani seni kaçırdım. Annem bana hep der ki geçmiş yaralarını her seferinde kanatırsan zamanla iltihap kapar. Ama geçmiş yaralarının üzerine ne kadar uzun zaman beklemiş de olsa, o merhemi sürersen yaraların zamanla iyileşir. "
Eslem, elini elimin üzerine koyarak gözlerimin içine dolmuş mavilikleriyle baktı.
" Çınar. İkimizin de yanlış zamanları olmuş. Ben seni hep sevdim. Sen beni fark ettin veya etmedin. Ama ben seni sevdim. Ve o gün yağmurun altında karşılaştığımızda hala sevdiğimi farkettim. Çınar. Birbirimizin yaralarını geç de olsa iyileştirmeye var mısın? "
O an farkettim ki bu sözler benim duymak istediğim, kalbimin duymak istediği sözlerdi. İçime o kadar soğuk bir şu serpilmişti ki gönlümde uyuyan kuş bu suyla kendine gelip tekrar hareketlenmeye ve kalbimin ritmini değiştirmeye başlamıştı. Eslem'in ,elimin üstündeki elini ellerimin arasına alarak tam kalbimin üzerine koydum. Sağ elimin işaret parmağının tersiyle sol gözünden akan yaşı silip
" Bu kalbim senin için atmaya devam ettikçe o açılan yaraların hepsini saracağıma söz veriyorum Eslem. Olur da bir gün bu sözü unutursan sana bu verdiğim sözü hatırlatmaya söz veriyorum." Diyerek sıkıca sarıldım. Bu sefer hiç bırakmamak üzere sarıldım. Bu günü tarihini kalbimin de zihnimin de en derinine hiç silinmeyecek şekilde kazıyacaktım.
Falezden aşağıya doğru ayaklarımızı uzatarak uçsuz bucaksız denizi izlemeye başladık. Eslem, o an kalp ritmimi değiştiren başka bir şey daha yaptı. Yanağımdan usulca öperek kafasını omzuma yasladı. Rüzgara doğru uçuşan saçlarının kokusu burnuma geldikçe dilimin ucuna gelen şu sözleri söyledim
" Yari ararken,yardan ıraktım. Yardan ayrı kalmak zormuş meğer..."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |