
Kalacağımız odaya gelinceye kadar ikimiz de tek kelime etmemiştik. Odanın bulunduğu katın koridorunda sadece bavullarımızın tekerleklerinin koridorda çıkardığı sesler yankılanıyordu. Yan yana yürüdüğümüz esnada kısa bir süre, yanımda yürüyen Çınar Karayel'e baktım. Bir eli cebindeyken diğer eliyle de bavulun sapını tutuyordu. Yüzünde gayet ciddi bir ifade vardı. Normalde hep yüzünde olan ciddiyet bugün biraz daha fazlaydı. Bir ara kısa bir süre de olsa çene kasının kasıldığını fark etmiştim. Bana doğru bakacağını anladığım anda kafamı önüme çevirdim.
Odanın kapısının önüne geldiğimizde elimde tuttuğum kartı kapının kenarında bulunan sisteme okuttum. Tık sesiyle kapı açılmıştı. Kapıyı arkasına kadar açıp kartı elektriklerin çalışması için kapının arkasında bulunun yere taktım. Bir dakika sonra odadaki bütün lambalar açılmıştı. Işıkların açılmasıyla gördüğüm manzara karşısında şaşırıp kalmıştım.
Resepsiyonistin dediği gibi oda iki kişilik ve tek odaydı. Orasını anlamıştık. Ama yatakların aralarında bu kadar az mesafe olacağına dair bir bilgi vermemişti. Yatakların birbirinden ayrılmasını sağlayan bir komidin haricinde başka hiçbir şey yoktu. Sadece bir komidin ve üstünde bulunun abajur yatakların ayrılmasını sağlıyordu. Bavulumu yatağın ayak ucuna koyup ellerimi belime koydum. Çınar Bey'e bakmadan bütün odağımı yatağa vererek
" Bu bir şaka olmalı. " dedim. Çınar Bey de elinde taşıdığı bavulu diğer yatağın ucuna koyduktan sonra yatağa kısa bir bakış atarak kafasını benden tarafa çevirip cevap verdi.
" Aşağıda yaptığım teklif hâlen geçerli Eslem. İstersen bu gece arabada kalabilirim. "
Verdiği cevapla gözlerimi yataktan çekerek yatağın kenarında duran Çınar Bey'e çevirdim.
" Sorun değil Çınar Bey. Sonuçta bir gece dayanabiliriz bu yanlış anlaşılmaya. Rahat olabilirsiniz." dedim gayet sakin ve kendinden emin sesimle.
Söylediklerime cevap olarak sadece kafasını tamam öyleyse anlamında salladı.
Bu yaptığına karşılık sadece kısa bir tebessüm ettikten sonra bavulumu kaldırıp yatağın üzerine koydum. Bavulun fermuarını açarak içinden temizlik malzemelerimin bulunduğu çantamı ve pijamalarımı aldım.
" Çınar Bey, üzerimi değiştirmem lazım. O yüzden banyoyu kullanacağım. İşim biraz uzun sürebilir. O yüzden ilk siz kullanabilirsiniz. " diyerek banyo kapısını elimle gösterdim.
Çınar Bey kafasını hayır anlamında sallayarak cevap verdi.
" Rahat olabilirsin Eslem. Yarınki toplantının üzerinden son bir kez geçmem lazım. O yüzden lobiye ineceğim. Sen kafana göre takıl. İstersen uyu. Kısacası istediğini yap. İyi geceler. "
diyerek ceketini alıp odanın kapısını açtığı esnada arkasından seslendim.
" Yardımcı olabileceğim bir konu olursa telefon edebilirsiniz. "
Bunu dememle elini kapının kolunda çekmeden yavaşça kafasını geriye doğru çevirdi.
" Teşekkürler Eslem. Dediğim gibi sen rahatına bak. Bir şey olursa haber ederim yine. "
deyip açtığı kapıdan çıktı. Arkasından sessizce kapanan kapıyla derin bir nefes almıştım.
Ne zaman böyle birbirimize yakın dursak aklıma hep gördüğüm rüya geliyordu. Rüyanın etkisiyle nefesim düzensizleşiyor, ellerim titriyor ve kalp ritmim değişiyordu. Ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de gördüğüm rüya gerçek olmuştu .Rüyalar ne zamandır gerçekleşir olmuştu bilmiyorum ama bu gördüğüm rüya bana bir işaret gibi gelmişti. Bana verilmek istenen bir mesajdı ve ben bu mesajı çözmekte kararlıydım. Artık bu iş çok uzamıştı. Artık Çınar Karayel'in hayatımdaki yerini öğrenmek istiyordum. Ve bulacaktım.
Banyodaki işlerimi bitirinceye kadar şu son zamanlarda yaşadığım duyguları, olayları düşündüm. Çok garipti. Çünkü hayatıma bir anda giren bir insan duygularımı da düşüncelerimi de allak bullak etmişti. Ve yine garipti ki ben bu yaşadığım duygu ve düşünce buhranından şikayetçi değildim. Aslında şikayetçi olmam gerekiyordu. Ama ben istesem de şikayetçi olamıyordum. Sanki bunları yaşamam gerekiyor gibiydi. Bunları yaşamam gerekiyordu ki bir şeyler düzelsin gibi geliyordu.
Bu yaşadığım şeylerin hayatımda ne gibi bir değişikliğe sebep olacağını bilmeden bir yola çıkmıştım. Sonunda nasıl bir değişiklik olur bilemiyordum. Tek bildiğim bir şey vardı. O da Çınar Karayel kesinlikle benim için değerli bir insandı.
Çünkü onun yanında kendimi güvende hissediyordum. Kendimi korumaya veya rahatsız hissetmeme gerek kalmıyordu. Bunu kendime itiraf etmekte her ne kadar zorlansam da onun yanında kendim oluyordum. Tabi bazı istisnalar haricinde. Onun yanında bir şeyleri gizlemeye ihtiyaç duymuyordum. Onun yanında rahatça durabiliyor, gülebiliyor, konuşabiliyordum.
Bütün bu düşüncelerle birlikte camın önünde duran koltuğa geçerek yaptığım kahve eşliğinde kitabımı okumaya çalışıyordum. Daha doğrusu kitap beni okuyordu. Okuduğum paragrafı sürekli anlamayı unutuyordum. Ve bu yüzden de başa dönüp tekrardan o paragrafı okumak zorunda kalıyordum. Buna daha fazla devam etmeden kaldığım sayfanın arasına ayracımı koyarak kitabı sehpanın üzerine koydum. Bacaklarımı kendime doğru çekip elime kahve fincanımı aldım. Camın arkasında bütün güzelliğiyle akıp giden Venedik'in gece manzarasını seyrettiğim sırada açılan kapının sesiyle kafamı çevirdim. İçeriye üstü başı dağılmış bir halde Çınar Karayel'in girmesiyle oturduğum yerden kalktım. Karşımda dağılmış bir hâlde duran Çınar Karayel'i baştan aşağı süzmeye başladım.
Çınar Karayel'in içeriye girmesiyle kapı kapandı. Sersem adımlarla birkaç adım attıktan sonra sesindeki boğukluk ve çatallıkla konuşmaya çalıştı.
" Eslem.. Uyumadın mı sen? "
Cümle kurarken kelimeler birbirine dolanmıştı. Anladığım kadarıyla da sarhoştu. Birkaç sersem adım daha attıktan sonra tam düşeceği esnada oturduğum yerden kalkarak birkaç adımda yanına gittim. Düşmemesi için belinden tuttuğum esnada belimin üstüne yatağa düşmem bir olmuştu.
Şu anda Çınar Karayel üstümdeydi. Ve her an kalp krizinden ölebilirdim. Elleri kafamın iki tarafındaydı. Birbirimizin gözlerine bakmaya devam ettik. Derin içli bir nefes alıp verdi. Sağ elinin parmak ucuyla yüzüme gelen saçları kulağımın arkasına doğru yönlendirdi. Bu dokunuşuyla gözlerimi kapattım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki atışına yetişemiyordum.
Sesindeki boğuklukla tekrar konuşmaya çalıştı. Bu sefer her şey anlaşılır şekilde çıkmıştı ağzından.
" Eslem. Seni çok özledim. Neden beni hatırlamamakta bu kadar inatçısın? Ben seni... "
Cümlenin devamını getiremeden kafası yanıma doğru düşmüştü. Büyük ihtimalle alkolün etkisiyle sızmıştı. Nefesi düzenli ve sakin bir şekilde çıkmaya başladığında tam yataktan kalkıyordum ki bir anda bileğimde hissettiğim el ile yerimde donakaldım.
Kafamı yavaşça geriye doğru çevirdim. Çınar dirseğinin üzerine ağırlığını verip , gözlerini kısarak bana doğru bakıyordu. Sesindeki boğuklukla birlikte bir şeyler söylemeye çalışmıştı ama bu sefer önceki gibi kelimeleri birbirine karıştırmamıştı. Bu sefer her şeyi tane tane ve net bir şekilde söylemişti.
" Bu ayrılık çok uzun sürmedi mi Falez kızı? Yetmedi mi bu kadar? Yetsin artık. Çünkü ben artık yapamıyorum. Olmuyor. Şimdi.. Lütfen gitme. Burada.. Benimle kal. Olmaz mı Falez kızı? "
Sesinde yalvarma, hüzün, özlem vardı. Hani bir çocuğun elinden değerli bir şeyini alırsınız da çocuk yalvarmayla karışık sesiyle size baskı kurar. Sizi manipüle eder. Ve siz de onun bu hallerine kanar sonra da o değerli şeyi her neyse onu nerede olursa olsun bulur ona geri verirsiniz. İşte şu anda karşımda duran kişi Çınar Karayel yoktu. Şu an karşımda değerli bir şeyini kaybetmiş küçük bir çocuk vardı.
Çınar Karayel'in dedikleri aklımın her tarafında dönüp duruyordu. Her bir kelimesini tek tek anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyordum. Çünkü her bir kelime geçmişimin bir kilitli kapısını açıyordu. En son kapıyı da o kelime açmıştı.
Falez kızı...
İşte bu kelime benim geçmişimin en büyük ve ihtişamlı kapısını açmayı başarmıştı. Ama bu nasıl olurdu? Falezde yanımda olan çocuk gerçekten de Çınar olabilir miydi? O kelimeyi bizzat Çınar Karayel'den duyuncaya kadar falezdeki çocuğun Çınar Karayel olması sadece bir ihtimaldi. Bir düşünce, bir tahmindi. Ama şimdi tamamen emindim. Falezdeki çocuk gerçekten Çınar Karayeldi. Bundan ismimin Eslem olduğundan emin olduğum kadar emindim.
Bileğimi yavaşça elinden kurtararak elini yanına koydum.
" Bir yere gitmiyorum. Buradayım. " Dedim fısıltıyla. Ama tabiki o bunları duyamadan yine bayılmıştı.
Tekrar gözlerini kapattıktan sonra yatağın kenarından kalkıp komidinin üzerinde duran telefonumu alarak balkona açılan kapıya doğru hızlı ve sessiz adımlarla yürüdüm. Kapıyı sessizce açarak balkona çıkıp kapıyı arkamdan kapattım. Yüzüme bir anda vuran tatlı meltemle titredim. Üzerimdeki ceketin fermuarını çekerek önümü kapattım.Balkonda bulunan ve aşırı rahat görünen koltuklardan birisine oturarak telefonumu açtım. İkinci bir kez düşünmeden Esra'nın numarasını bulduğum gibi aradım. Telefonum kısa bir süre içinde açılmıştı.
" Esra. Müsait misin? "
" Müsaitim müsaitim canım noldu? Bir şey mi oldu? " diyerek endişeli bir sesle sormuştu sorusunu.
Onun aksine gayet sakin bir sesle ona cevap verdim.
" Yok yok bir şey olmadı. Aslında tam olarak senin endişeleneceğin tarzda bir şey olmadı. "
" Kızım, çatlatma insanı da söyle artık. Vallahi şimdi heyecandan orta yerimden çatlayacağım. "
Esra'ya söyleyeceğim şeyi bir süre nasıl söylesem daha uygun olur diye aklımda tarttıktan sonra aklıma gelen ilk şeyi bir anda söylemiş bulundum.
" Ben hatırlıyorum Esra. "
Esra kısa süre söylediğim cümleyi idrak etmek için sessiz kalmıştı. Sonra meraklı ve heyecanlı sesini bastırmadan sessizliğini bozdu.
" Neyi hatırlıyorsun? Nasıl hatırladın? Ne hatırlattı? " Diyerek ard arda sorularını sıraladı.
Derin bir nefes alıp verdim.
" Hani sana mesajda da bahsetmiştim ya. Rüyamda falezde yanımda kimin olduğunu sorduğumda yaptığın tahmin doğru çıktı. O kişi.. O kişi Çınar Karayelmiş." dedim. Bunu dememle Esra heyecanla bir çığlık attı. Sonra aynı heyecanını bozmadan konuşmaya devam etti.
" Nasıl yani? Şimdi senin falezde yanında olan kişi Çınar Karayelmiymiş. Ama nasıl olur ki bu? "
" Bilmiyorum Esra bilmiyorum. "
" Eslem bu sonuca nasıl vardın? Yani Çınar mı bir şey yaptı veya dedi? "
Az önce yaşadığımız şey aklıma gelince kalbim hızlanmaya başlamıştı. Kalbimin üzerine elimi koyarak derin bir nefes alıp verdim.
" Anlatırım bir ara. "
" Eslem. Ne yapıyorsun burada "
Çınar Karayel'in arkamdan gelen sesiyle ne yapacağımı bilemeden sadece Esra'nın duyacağı bir şekilde
" Şimdi kapatıyorum. Çınar uyandı. " deyip telefonu kapattım. Telefonu kulağımdan indirip oturduğum yerden kalkmadan koltuktan destek alarak geriye doğru döndüm.
" Hiç. Öylesine hava almaya çıkmıştım. Siz ne zaman uyandınız?"
Yaslandığı kapı pervazından doğrularak başını ovuşturdu.
" Çok olmadı. " deyip yüzünü hafifçe buruşturdu. Ardından ensesini elini koyarak kafasını hafifçe aşağıya indirdi.
Bu hareketine karşılık kaşlarımı hafifçe çattım.
" Başınız mı ağrıyor? " diyerek sormamla başını hafifçe kaldırdı.
" Eslem sana bir şey sorsam bana gerçeği söyler misin? " diyerek sormasıyla kafamı yavaşça aşağı yukarı salladım.
" Odaya sarhoş geldiğimde sana ters bir şey yaptım mı ya da söyledim mi? "
O an aklıma gelince gerçekleri söyleyip söylememek arasında kalmıştım. Eğer gerçekleri söyleseydim yanlış anlaşılmaya çok müsait bir durumda kalacaktım. Ki zaten büyük ihtimalle yanlış anlardı. O yüzden bunu hiç yaşanmamış farzederek kafamı iki yana , olumsuz anlamda salladım.
" Hayır. Yani ters bir şey söylemediniz. Yapmadınız da. Odaya gelip direkt yatağa yattınız. "
Dememle kafasını yerden yavaşça kaldırdı. Kafasını, anladım der gibi yavaşça salladı ve ekledi.
" İyi o zaman. Yarın yoğun bir gün olacak daha fazla geç olmadan yat istersen. Ben bir telefon etmem lazım. O yüzden aşağıya ineceğim."
Oturduğum koltuktan kalktım.
Söylediklerime inandı mı inanmadı mı bilmiyordum. Ya da söylediklerimi hatırlıyor mu yoksa hatırlamıyor mu onu da bilmiyordum.
Balkon kapısının pervazına dayanmış bir halde bana doğru bakan Çınar Karayel'in yanına doğru yavaş adımlarla gidip tam önünde, iki adımlık bir mesafede durdum.
" İyi geceler Çınar Bey. Müsadenizle, ben geçeyim o zaman." diyerek gözümle içeriyi gösterdim.
Bunu dememle Çınar Karayel bir an irkilmişti. Kapı pervazına dayadığı kolu bir an yavaşça aşağıya doğru kayar gibi oldu ama ardından hemen kendini toparlıyarak eliyle içeriyi gösterdi.
" Tabi.. Tabi Eslem Hanım. Buyrun." dedi hızlıca.
Yaptığı harekete gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama kendimi ne yapıp edip tutmam lazımdı. Kapının kenarına geçtiğinde hafifçe gülümseyerek içeriye girdim.
Ben içeriye girdikten sonra arkamdan kendisi de girip kapıyı kapattı. Yatağıma doğru yürüyerek üzerimdeki ceketi çıkarıp yatağın kenarına koydum.
" O zaman ben gideyim. Sana iyi geceler. "
Deyip hızlı adımlarla odadan çıktı. Bu dediklerini aceleyle ve hızlı hızlı söylemişti.
Arkasından hafifçe , gayrı ihtiyarı gülümsedim. Ayağımdaki terlikleri çıkartıp yatağın üzerinde ince pikeyi ve yorganı açıp yatağın içine girdim.
Komidinin üstünde duran abajurun ışığını kapatarak kendimi, yarın olacaklardan habersiz, uykunun o tatlı tarafına bıraktım.
( Şarkıyı burada açmanız önemle rica olunur:))
~Çınar Karayel~
" Kıvanç, ne demek iki kişilik ama tek oda? Sen canına mı susadın? "
" Kardeşim sen bana sadece iki kişilik oda dedin. Tek veya çift demedin. Şimdi onu bunu bırak . Var mı bir ilerleme? "
" Kıvanç, kardeşim. Gece gece senin kulakların paslanmış sanırım. O pası gidermeden önce kapat telefonu. Hadi kardeşim iyi geceler. "
diyerek bir şey söylemesine fırsat vermeden telefonu suratına kapattım.
Baştan beri bu işin içinde Kıvanç'ın parmağı olduğunu biliyordum. Aslında suç bendeydi. Kediye ciğer emanet edersem olacağı da buydu.
Kıvanç'a , sırf buraları tanıyor otellerin özelliklerini öğrenip bana haber versin diye güveniyordum. Ama o iki kişilik ve tek oda ayırtmıştı. Zaten boşuna dememişler bu hayatta babana bile güvenmeyeceksin diye.
Telefonu cebime katıp
" Kıvanç'a güvenip böyle işleri ona yaptırırsan böyle bar köşelerinde kalırsın işte. " diyerek kendi kendime konuştuğum esnada karşımdaki barmen İtalyanca
" Bir şey mi istediniz efendim?" diyerek bana seslenince kafamı barmene doğru kaldırarak cevap verdim.
" Sert olmayan hafif içeceğiniz var mı? Varsa ondan alayım. Teşekkürler. "
" Var efendim. Ruh halinize ve dediklerinize uygun bir içkimiz var. Prosecco veriyorum o zaman. "
Kafamı olumlu anlamda aşağı yukarı yavaşça salladım.
***
Geçen zaman diliminde kafam yavaş yavaş bulanmaya düşüncelerimin yerini de içkinin verdiği rahatlama almıştı.
" Bir tane daha? " diyerek barmenin seslenmesiyle sadece kafamı sallayarak oturduğum yerden kalktım. Kafam az da olsa dönüyordu. Ama nerede olduğumu ve nereye gittiğimi kafam dönse de idrak edebiliyordum. Bar bölümünden yavaş adımlarla asansöre doğru ilerledim. Asansörün düğmesine basıp duvara dayanarak asansörün gelmesini bekledim. Kısa süre içerisinde asansörün gelmesiyle içine girdim.
Asansörün içinde sadece ben vardım. Daha doğrusu herkes inince bir ben kalmıştım. Odanın bulunduğu kata basıp geriye doğru dayandım.
Eslem'i düşünüyordum. Daha doğrusu Allah'ın her günü aklımdaydı. Ben onu Allah'ın bir günü bile unutmamıştım. Unutamamıştım. Hiç bir zaman da unutmayacaktım.
O benim kalbimin, aklımın en derin, en kuytu köşesine öyle bir yerleşmişti ki onu oradan ben bile çıkarıp atamıyordum. Ne yaparsam yapayım, nereye gidersem gideyim oradan onu çekip çıkaramıyordum. Gerçi öyle bir amacım bu güne kadar da olmamıştı.
Açılan asansörün kapısıyla gözlerimi açarak yaslandığım yerden doğruldum. Asansörün içinden ağır adımlarla çıkarak loş bir ışıkla aydınlatılmış koridorda sersem adımlarla odaya doğru yürümeye başladım.
Koridorda yürüyordum ama sanki koridorun duvarları üzerime doğru geliyor gibiydi. Sersem adımlarımı odanın kapısının önüne gelmemle durdurdum. Ama hâlen duvarlar üzerime doğru gelmeye devam ediyordu. Buna daha fazla dayanamadan cebimden çıkardığım odanın kartıyla kapıyı açtım.
Kapı arkasına kadar açıldıktan sonra görüş alanıma cam kenarında oturup kitap okuyan Eslem'in girmesiyle kapının pervazında biraz durdum. İçimde ona karşı söylemek istediğim şeyler birikmişti ve bu biriken duygu ve düşünceler artık bana fazla gelmeye başlamıştı. Bu yaşadığım durum da artık bir kısır döngüye dönüşmüştü. Bu kısır döngü öyle bir şeydi ki artık döngü olmaktan çıkmış adeta kara bir deliğe dönüşmüştü.
Ne zaman Eslem'i görsem, onun o boncuk gözlerini görsem uzay boşluğunda kaybolmuş bir uydu parçası gibi dolaşırken bir anda kara deliğe çekiliyormuş gibi hissediyordum. Ve buna ben bile engel olamıyordum.
Kara bir deliğe çekiliyordum ve buna engel olamıyordum. Ama bu kara delik bana karanlık gözükmüyordu. Bu kara delik bana çiçek bahçesi gibi gözüküyordu. Mis kokulu, ucu bucağı olmayan bir çiçek bahçesi gibi.
Eslem kapının sesiyle okuduğu kitabı sehpanın üzerine koyarak oturduğu koltuktan ayağa kalktı.
Odanın kapısından içeriye girdiğimde alkolün etkisiyle olsa gerek dengemi kaybetmiş ama sonra hemen toparlamıştım. Gözlerimi koltuğun önünde ayakta duran Eslem'e kilitlemiştim. Camın arkasındaki Venedik gecesinin verdiği o muazzam ışıklarla birleşmiş güzelliği bu gece bir başkaydı. Aynı o gece falezde buluştuğumuz gece gibiydi. O gece de aynı böyle karşımda bütün güzelliğiyle duruyordu.
Bir an sendelemiştim. Kendimi toparlamaya çalışırken Eslem birkaç adımla yanıma gelerek düşmemem için belimden tutmuştu. Bende refleksle koluna sarılmıştım. Ama ağırlık fazla geldiğinden dolayı bir anda yatağın üzerine düştük; Eslem altta , ben üstteydim. Kalp atışlarımız birbirine karışmıştı. O an uzun zamandır bu kadar yakından bakmadığım maviliklerine dalıp gitmiştim.
Sarhoşluk, utanç ve özlem… hepsi içimde patlamıştı. Nefesim titriyor kelimeler dilimde sanki bir kördüğüm gibi düğümlenmişti ama bir şekilde çıkmak zorundaydı.
“Bu kadar ayrılık yetmedi mi, falez kızı…” dedim. Sesim kendime bile yabancı gelmişti.
“Beni bırakıp gitme artık.”
Bütün bunları yalnızca hissettiğim alkolün etkisiyle değil, yılların birikmiş acısı ve özlemiyle söylüyordum. Gözlerim onun mavi harelerinde kaybolmuştu. Geçmiş ve şimdi birbirine karışmıştı.
Nefesimiz birbirine karışıyordu. Odadaki sessizlik o kadar ağırdı ki bir kelime bile boğazımdan geçmekte zorlanıyordu. Eslem bütün bu duyduklarının karşısında sadece gözlerini şaşkınlıkla açmış bir şekilde bana doğru bakıyordu.
Sonra, hiçbir şey daha demeden, yavaş yavaş dünyam bulanıklaşmaya başladı. Ellerim Eslem'in kafasının iki tarafındaydı. Ağırlık ve yorgunluk zihnimi teslim almıştı. Göz kapaklarım ağırlaştı, kalbim hâlâ hızlı atıyor ama bedenim susuyordu.
Bir nefes daha… ve o an, Prosecco’nun hafif sarhoşluğu ve Eslem'e karşı hissettiğim yılların özlemiyle sızıp gittim. Sessizlik odayı sardı, Venedik’in gece ışıkları pencereden süzüldü… Ve ben artık hiçbir şeyi fark edemiyordum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |