20. Bölüm

17.BÖLÜM ( Bir Oda Meselesi)

Neslihan kübra öğütlü
nesliyazar

Hani bazen bir yola çıkmak istersiniz. Sonunu bilmediğiniz bir yola. Size getirisini, sizden götürüsünün ne olacağını bilmediğiniz bir yola... Sadece girmek istersiniz. Çünkü nedenini siz bile bilmiyorsunuzdur.

İşte benim de girmek istediğim yol buna benziyordu. Çınar Karayel'in bana tanıdık gelen taraflarını çözmek istiyordum. Çünkü artık emindim. Kesinlikle onda bana ait veya bende ona ait bir şeyler olmalıydı. Yoksa bir insanın gülüşünün, bakışının hatta sesinin bile bu kadar tanıdık gelmesi normal değildi. Ve olamazdı. Bunun adı etkilenmek veya başka bir şey değildi. Bunun adı bambaşka bir şeydi. Sanki kader ağlarını üzerimize örmek istiyor gibiydi. Sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamamamız artık tesadüf olamazdı.

Ki zaten hayatta da tesadüf denen bir şey yoktu. Eğer iki insanın kaderi beraber yazıldıysa tesadüflere gerek yoktu. Çünkü birbirlerinin kaderlerinin devamı olan insanlar elbet bir gün tekrar karşılaşırlardı. Buna da kimisi tesadüf derken kimisi de kader derdi. Ben buna kader diyen taraftaydım.

Kaderimin bana gösterdiği yolda sonunu bilmeden yürüyecektim. Sonunda ne olur bilmiyordum. Ama gerçekleri öğrenmek istiyordum. Ailemin Çınar Karayel'in ailesini net bir şekilde tanıması, benim şirket dışında sürekli Çınar Karayel ile karşılaşmam, Esra'nın bana dedikleri. İşte bunların hepsi bana bir işaretti . Kesinlikle ortada çözülmesi gereken bir şey vardı. Ve kader bana tek tek ipuçlarını göstermeye başlamıştı. Bana verilen bu ipuçları büyük bir yapbozun küçük parçalarıydı. Ancak ben bu küçük parçaları birleştirip büyük resmi ortaya çıkarırsam resim tamamlanacak ve ben küçük parçaların birleşiminden oluşan büyük resmi görebilecektim.

Belki bu büyük resim canımı acıtacaktı. Belki de yaralarımı satmama yardım edecekti. Bunu ancak resmi tamamladığımda öğrenebilecektim.

***

Uçakta yapılan anonsla birlikte gözlerimi yavaşça açtım. Koltuğumu dikleştirerek tutulmuş olan boynumu sağa sola doğru esnettim.

"Sayın yolcularımız, birazdan Venedik Marco Polo Havalimanı’na inişimizi gerçekleştireceğiz.Lütfen koltuklarınızı dik konuma getiriniz, masa sehpalarınızı kapatınız ve emniyet kemerlerinizi bağlayınız.Elektronik cihazlarınızı uçak modunda tutmaya devam ediniz.Venedik’te şu anda saat 23.50, hava sıcaklığı ise 18 derece civarında.Uçuş ekibi adına sizlere bizimle seyahat ettiğiniz için teşekkür eder, iyi akşamlar ve keyifli tatiller dileriz. "

Yapılan tüm uyarıları yerine getirerek beklemeye başladım. Ama uçağın türbülansa girebileceğini unutmuştum. Uçağın bir anda türbülansa girdiği sırada ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir şey bilmediğim, daha doğrusu hatırlamadığım için gözlerimi sıkıca kapatarak yanımda duran Çınar Bey'in elini sıkıca tutmaya başladım. Ama ne yaptığımı şu anda ben bile bilmiyordum. Sadece aklıma ilk ne geldiyse onu yapıyordum. Bu yaptığım hareketle artık uçaktan korktuğumu da öğrenmişti. Fakat şu anda ne içinde bulunduğum durumdan ne de yaptığım hareketten dolayı utanamıyordum. Çünkü her an uçağın düşme ihtimali yüzünden sadece korku hissediyordum.

Kulağıma doğru gelen rahatlatıcı bir sesle gözlerimi açmadan düzensiz nefesimi ritmik bir şekilde alıp vermeye başladım.

" Bu uçak düşmeyecek Eslem. Korkma. Sadece güzel anlar düşün. Birazdan sağ salim uçak inmiş ve içinden çıkmış olacağız. Şimdi nefesini burnundan al ve ağzından yavaşça ver. Aynen böyle. Çok iyi gidiyorsun Eslem. Devam et.."

Çınar Karayel de benimle birlikte nefes alıp veriyordu. Onun dediklerini harfi harfine uygulayarak yapmaya çalışıyordum. İşe de yarıyordu. İçimdeki korku biraz olsun azalmıştı. Şu anda duyduğum şey sadece onun sesiydi. Sanki bir anda dünya durmuş ve sadece ikimiz kalmışız gibi hissetmiştim. Omzuma dokunan el ile kaşlarımı hafifçe çattım.

"Şimdi yavaşça gözlerini açabilirsin. Çünkü şu anda artık yerdeyiz. "

Ben korkumu yatıştırmaya çalışırken uçak yere inmişti bile. Ve ben bunu hissetmemiştim. Gözlerimi bir anda açarak yanımda bana doğru bakan Çınar Karayel'e kafamı çevirdim.

" İndik mi şimdi? Nasıl olur? Ben hiçbir şey hissetmedim. Bu kadar mıydı yani? " ​​​​​​

Sesimdeki şaşkınlıkla hızlı hızlı sorduğum sorulara karşılık Çınar Karayel sadece başını sallamakla yetinmişti.

 

"Sayın yolcularımız, Venedik Marco Polo Havalimanı’na hoş geldiniz.Lütfen uçak tamamen durana ve kemer ikaz ışığı sönene kadar koltuğunuzda oturmaya devam ediniz.Elektronik cihazlarınızı uçak modunda tutmanızı rica ederiz.Kapılar açıldıktan sonra kişisel eşyalarınızı kontrol etmeyi unutmayınız.Uçuş ekibi adına sizlere bizimle seyahat ettiğiniz için teşekkür eder, güzel bir akşam ve keyifli bir konaklama dileriz."

Yapılan anaonsla birlikte uçaktaki herkes koltuklarında yanan kemer ikazlarıyla kemerlerini çözmeye başlamıştı. Kitabımı ve kulaklığımı çantama kattıktan sonra kemerimi çözerek üst dolaba koyduğum iş ile ilgili çantamı indirdim. Ayakkabımın bağcıklarını kontrol ettiğim anda Çınar Bey'e doğru kafamı kaldırarak

" Ben hazırım. " dedim. Çınar Bey kafasıyla onaylayıp koridoru gösterdi. Herkes tek sıra halinde yavaş ve acele etmeden çıkışa doğru yürüyorlardı. Bizde onlara ayak uydurup sakin ve yavaş adımlarla çıkışa doğru yürümeye başladık.

Uçağın çıkış kapısını görmemle içime tarif edilemez bir rahatlama gelmişti. Bu dünyada yeryüzü gibisi var mıydı? Uçağın merdivenlerinden iner inmez temiz oksijeni derince çekerek ciğerlerimi temiz oksijenle doldurdum. Yanımda Çınar Bey olmasa diz çöker yere bile secde ederdim.

Her şeyin ilki çok korkutucu oluyordu. Ben de ilk defa uçağa binmiştim. Benim için güzel ve bir o kadar da korkutucu bir deneyim olmuştu. Ama yanımda Çınar Bey olduğu için korkum biraz hafif geçmişti. O olmasaydı ben büyük ihtimalle uçağın camından paraşütle atlamış olurdum.

Uçak türbülansa girdiği anda aklıma o kadar çok kötü senaryo gelmişti ki. Bunlardan en kötüsü de ıssız bir adaya düşmemiz ve yabani kabilenin bizi esir almasıydı. O an şakasız sadece bunu düşünmüştüm. Hatta onların elinden nasıl kurtulabileceğimiz planını bile yapmıştım. Bu yaptığım kaçış planı ta ki Çınar Bey konuşana kadar sürebilmişti. Çınar Bey konuşunca ne vahşi kabile, ne ıssız ada, ne de kaçış planı kalmıştı.

" İyi misin? "

Arkamdan gelen sesle gözlerimi açarak kafamı geriye doğru çevirdim. Arkamda bir elinde çantasını tutan Çınar Bey'i görmemle tebessüm ederek kafamı olumlu anlamda salladım.

Yanıma doğru sakın adımlarla geldi.

" Bir daha bir şeyden korkarsın bana açıkca söyle. Kendini asla rezil olurum diye düşünme. Unutma sen bana lazımsın. Sen olmasan ben nasıl İtalyanlardan o projeyi alabilirim? " Deyip hafifçe gülümsedi. Ben de ona karşılık gülümseyerek

" Bir dahakine söylerim. Gidelim mi?" diyip girişi gösterdim. Terminale gelinceye kadar sadece yürümüş ve tek bir kelime dahi konuşmamıştık. Bavulların dağıtıldığı yere sonunda gelmiştik. Çınar Bey'in bavulunu görmemle işaret parmağımla bavulu göstererek çok da yüksek olmayacak şekilde bağırdım.

" İşte Çınar Bey sizin bavulunuz. Size söylemiştim. İşaret koyarsanız kolayca bulursunuz. "

Gelen bavulunu tek eliyle indirdikten sonra bir bavul daha indirdi. İkinci indirdiği bavul benim bavulumdu.

" Kaybolmaması için işaret koyan sadece sen değilsin. Al bakalım. İşaretli bavulunu. " diyip bavulun sapını açarak önüme doğru ittirdi. Gülümseyerek teşekkür ettikten sonra bavullarımızı alarak havaalanından çıkmak üzere çıkışa doğru yürümeye başladık. Çıkışa gelmeden Çınar Bey'e kafamı çevirdim.

" Planınız ne Çınar Bey? " diye sormamla Çınar Bey kafasını çevirmeden yürümeye devam etti.

" Herşeyi ayarladım. Sen merak etme. İlk olarak otele yerleşmemiz ve dinlenmemiş gerekiyor. Sonrası sonra. " diyip sensörlü kapıdan geçtik.

Önüme doğru dönerek kısaca

" Anladım efendim. " dedim.

Havaalanından çıktığım anda yüzüme vuran yalınla resmen kendime gelmiştim. Venedik'in akşam havası çok güzel olur derlerdi de inanmazdım. Gerçekten çok güzel oluyormuş. Hava ne çok serindi ne de çok sıcaktı. Tam ılık bir hava vardı.

" Buradan sonrasını arabamla devam edeceğiz. " dediği esnada önümüzde duran siyah BMW M5 ile şaşkınlığımı gizleyememiştim. Sanırım bu araba Çınar Bey'in en sevdiği arabası olmalıydı. Çünkü bu arabada başka arabaya bindiğine hiç şahit olmamıştım.

" Bu sizin şahsi arabanız değil mi? " diyerek içimde tuttuğum soruyu sormuştum.

Çınar Bey bu sorumla birlikte bavulları yerleştirdiği esnada benden tarafa bakarak hafifçe gülümsedi.

" Ben İtalya'dayken arabamın Antalya'da durmasına gönlüm el vermedi. Onu da İtalya'ya getirmek istedim. Di mi oğlum? " diyip eliyle arabanın bagaj kapağını okşadı.

Bu hareketiyle gülmeyle karışık

" İlk defa arabasıns bu kadar aşık bir adam görüyorum Çınar Bey. " diyip hafifçe güldüm.

Benim bavulumu da bagaja koyduktan sonra bagaj kapağını kapattı.

" Bizimkisi aşk değil sevda. Ben onu seviyorum ama o bana sevdiğini söyleyemiyor. İşte bu yüzden bizimkisi aşktan ziyade sevda. " deyip imalı bir şekilde uzunca bana baktı.

O an sanki bütün ışıklar sönmüş, bütün insanlar durmuş ve bütün sesler susmuştu . Ve bir anlığına o koskoca hareket eden dünyada sadece ikimiz vardık gibi hissettim.

Çınar Karayel gözlerimin en derinine uzunca bakmaya devam ederek söylediği bir cümle ile geçmişime giden kapıyı aralamıştı.

" Biliyor musun , " dedi , " Bazen insanı en çok zorlayan , söyleyemediği sözlerdir . "

İnsanı en çok zorlayan, söyleyemediği sözler...

Çınar’ın sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Bazen insanı en çok zorlayan,söyleyemediği sözlerdir.” Bir anda zihnim, eski bir anın sessiz kıyılarına sürüklenmişti.

Kendimi bir anda falezde saçlarımın rüzgârla dalgalandığı , dalgaların kayalara çarparken çıkardığı keskin sesi ve tuzlu deniz kokusunu hissettiğim yerde buldum.

Gözlerimi kapattım. Çınar yanımdaydı, ama yüzü sanki sislerin ardında kalmıştı; hatırlıyor, ama net göremiyordum. Sadece varlığı, o hafif gergin duruşu, sessiz ve keskin bakışları aklımda kalmıştı. O zaman da söyleyemediğim kelimeler vardı; yüreğimde biriktirmiş , dudaklarıma ulaştıramamıştım.

Rüzgâr saçlarımı savururken, içimde hem hafif bir hüzün hem de bir sıcaklık hissettim. Çınar’ın gözlerinin rengini çok net hatırlamıyordum, ama bakışı hâlâ ruhuma dokunuyordu. Söylenmemiş kelimeler, denizin ve rüzgârın eşliğinde bir melodi gibi aklımın kıyısında süzülüyordu; bazı hisler, kelimelere gerek duymadan, sadece hissedilerek var olabiliyordu.

Ayağımın altında kayaların sertliği, burnumda denizin o tuzlu kokusu , rüzgârın yüzüme çarpan serinliği… Hepsi o anı, o sessizliği daha canlı, daha gerçek kılıyordu. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi açtım. Geçmiş, hâlâ içimde yaşıyordu; ama artık geçmişteki burukluk değil, hafif ve tatlı bir tebessümdü.

Ve bildiğim bir şey vardı. O da o falezde ben asla yalnız değildim. Ama şimdi ortada bir kanıt olmadığı için de körü körüne yanımda olan insanın Çınar Karayel olduğunu söyleyemezdim. O yüzden hayatın bana verdiği yapboz parçalarını birleştirmeye devam edecektim.

" Bir şey mi oldu Eslem Hanım? Dalıp gittiniz? Eslem Hanım. "

Çınar Bey'in seslenmesiyle düşüncelerimden ayrıldım.

" Geliyorum Çınar Bey. Öyle dalmışım işte. " diyerek merdivenlerden inip arabanın içine girdim. Çınar Bey'de şöför koltuğundaki yerini aldıktan sonra arabanın motorunu çalıştırıp sürmeye başladı.

***

Kalacağımız otele gelinceye kadar ne benden ne de Çınar Bey'den bir çıt bile çıkmamıştı. Bir tek camdan içeriye giren rüzgarın uğultusu ve arabanın motorunun sesi konuşuyordu.

Çınar Bey'in arabayı büyük ve ışıltılı bir otelin önünde durdurmasıyla gözlerimi önümde duran büyük ve ışıltılı binadan alamıyordum. Karşımda duran ve adına otel denilen yapı resmen saray yavrusu gibiydi. Hani masallarda şatolar olur ya aynı o masallardaki büyük şatolar gibiydi. Şatolar kadar büyük ve şatolar kadar ışıltılıydı.

" Eslem Hanım? İnelim mi? "

Çınar Bey'in sesiyle kendime gelerek şaşkın halimi düzeltip kafamı geriye doğru çevirdim.

" İnelim. İnelim Çınar Bey. " diyerek emniyet kemerimi çözmeye çalıştım. Ama bir türlü açılmıyordu.

" Çınar Bey. Bu kemerin bozulmuş olma ihtimali yüzde kaç ? " diyip çekiştirmeye devam ettim. Çınar Bey kendi kemerini çözerek üzerime doğru eğildi.

" Bir dakika. Sıkışmış olmalı. Bazenleri yapıyor öyle. "

Üzerime doğru eğilmesiyle nefesimi tutmuştum. Buram buram parfüm kokusu geliyordu. Bu yüzden kafamı camdan dışarıya doğru çevirerek nefes almaya çalıştım.

Şu iki günde o kadar çok bir araya gelmiştik ki artık sayamıyordum bile. Ama tek bildiğim bir şey vardı. O da bu yakınlık beni çok heyecanlandırıyordu. Paslanmış kalbimin de paslanmış geçmişimin de kapılarının kayıp anahtarı şu anda yanımda bulunan adamdaydı.

Ne ara bu kadar etkilenmeye başladım. Ben bile bilmiyordum. Çünkü artık geçmişimdeki yeri haricinde ben hayattaki hiçbir şeyin sebebini merak etmiyordum. Bilmek istemiyordum.

Gelen tık sesiyle kemer açılmıştı. Ama açılan tek şey kemer değildi. Kalbimin de geçmişimin de kemeri açılmıştı bu sesle.

" Bazenleri böyle tutukluluk yapıyor. Bir sanayiye göstersem iyi olacak." diyip kendi kendine bir şeyler söyleyip kafasını yukarıya doğru kaldırdı.

Arabanın içini sadece dışarıdaki sokak lambalarının ışıkları aydınlatıyordu. Karanlıktan istifade içimde tuttuğum soruyu bir nefeste sordum.

" Çınar, sen benim silik de olsa hatırladığım Çınar mısın? "

Bu sorumla Çınar, boğazını temizleyerek şöför koltuğunda geriye doğru yaslandı.

" Ne hatırlıyorsun? " diyerek yüzüme bakmadan soruma soruyla karşılık verdi.

Havaalanının çıkışında söylediği sözle hatırladığım şeyleri anlatmaya karar verdim. Artık bir yerden başlamam lazımdı.

" Falez... Falezde gördüm seni. Ama sadece sesini ve... "

Sonrasında diyeceğim şeyi merak ederek son kelimemi tekrar etti.

" Ve? "

Hatırladığım diğer özelliğini söyleyip söylememek arasında arada kalmıştım. Çünkü hatırladığım şey yanlış anlaşılmaya müsait bir şeydi. Hatırladığım şey sesiyle birlikte dudaklarıydı.

Kafamı camdan dışarıya hafifçe döndürerek söylemeye karar verdim. Kısık bir şekilde kısaca "Dudakların."

diyebildim sadece. Çınar bunu dememle

" Anlamadım? " diyince kafamı tekrardan ona doğru çevirdim.

Elini direksiyona dayamış bir halde bana doğru bakıyordu. Eğer gerçekleri öğrenmek istiyorsam bunu söylemeliydim. Eğer Çınar'ın geçmişimdeki yerini merak ediyorsam ki merak ediyordum bunu açıkça söylemem gerekiyordu.

Derin bir nefes alarak tek nefeste "Dudağın" dedim.

Dediğim şeyle şoka girmiş olacak ki bir süre bana cevap vermedi. Hatta bunu söyledikten sonra ben daha fazla arabada duramadım arabadan çıktım. Yanaklarım tekrardan yanmaya, ellerim istemsiz bir şekilde titremeye, ve kalbimin ritmi anormal bir şekilde değişmeye başlamıştı. Derin bir nefes alıp kendi kendime söylendiğim esnada açılan kapının sesiyle kollarımı birbirine dolayıp olduğum yerde donakaldım.

" Eslem Hanım. Yani Eslem. Bazı şeyleri benim sana söylemem doğru olmaz. Ama şimdilik bilmen gereken tek şey var. O da " Çok uzakta aradığın şeyi çok yakınında bulabilirsin. Aynı sana yabancı gibi gözüken birisinin hiç de 'Yabancı ' olmadığını öğreneceğin gibi Eslem."

diyerek yanıma doğru yavaş adımlarla yürüdü.

" Bilmece gibi konuşma artık Çınar. Biliyorum sen o falezdeki adamsın. Biliyorum çünkü... Off! Emin değilim işte. Ama bildiğim tek bir şey var. O da bana asla yabancı değilsin. Hem de hiç. " diyerek konuştum.

" Dediğim gibi bazı şeyleri sana söylemem doğru olmaz. Bunu kendin arayıp bulmalısın. " diyerek sağ elini yanağıma doğru yavaş ve tüy kadar hafif bir şekilde koydu. Yüzünün sol tarafına sokak lambasının ışığı yansıyordu. Yüzüme doğru yavaş hareketlerle yaklaşmaya başladı. Tam dudaklarıma doğru yaklaşmıştı ki nereden geldiğini anlamadığım korna sesiyle sanki her şey bir anda durmuştu.

Her şey koca bir rüyaydı. Ama yanaklarımın sıcaklığı ve kalbimin ritminin anormalliği tamamen gerçekti.

Yan tarafıma kafamı çevirerek kısa bir bakış attım. Tüm ciddiyetiyle araba sürüyordu. Boğazımı temizleyerek oturduğum yerde doğrulmamla Çınar Bey kısa bir süre benden tarafa bakıp sonra yola bakmaya devam etti.

" Uyandın mı? Az kaldı otele varmamıza. "

" Ne zamandır uyuyorum ben?" diyerek uyku mamurluğuyla konuştum.

Yola bakmaya devam ederek

" Çok olmadı. On beş bilemedin yirmi dakikadır uyuyorsun." demesiyle anladım der gibi bir ses çıkartarak çantamdan telefonumu çıkardım.

Esra'dan gelen onlarca mesaj ve annemden de beş cevapsız arama vardı. İlk önce annemin numarasını rehberde bularak aradım. İkinci çalışta açılmıştı.

" Kızım kaç saat oldu. Neden aramadın? Sağ salim indiniz mi? " diyerek ardı arkası kesilmeyen sorularını sıralamasıyla telefonu biraz kulağımdan uzaklaştırdım.

" Anne. Anne bir sakin ol . Sağ salim indik. Merak etme. Uçak biraz yorunca uyuyordum. Telefonum da sessizde kalmış. Uçaktayken uçak moduna alınca sessizde kalmış. Kusura bakma bu yüzden haber veremedim. Siz nasılsınız? Babam nasıl? "

" Anladım kızım. Sorun değil. Ben aramayınca biraz korktum. Anne yüreği işte. İyiyiz ama biz. Baban Rize'ye döndü. O bahsettiğim işler yüzünden. Ben de nasip olursa yarın döneceğim. "

" Anladım anne. Ama bak dediğimi yine bir düşünün. Benim kararım o yönde. Babamda kabul ederse. Bence hızlıca halledin bu işi. "

" Biz de öyle düşünüyoruz kızım. Artık koskoca insanı da küçüçük çocuğu terbiye eder gibi edemeyiz. Artık o yoluna biz yolumuza. "

" Öyle anne öyle. "

" Ee yolculuk nasıl gidiyor bakalım. Çınar oğlum nasıl? "

" Anneciğim gayet güzel gidiyor. Çok sormak istiyorsan hoparlöre alıyorum kendin sorabilirsin. "

diyerek telefonu hoparlöre aldım.

" Duyuyor anne. "

" Çınar, oğlum. Nasılsın? Nasıl gidiyor yolculuk? "

Yola bakmaya devam ederek annemle konuşmaya çalışıyordu.

" İyiyim Piraye Teyze. İyi gidiyor. Siz nasılsınız? "

" İyiyiz iyiyiz oğlum. Bizim kız uçaktan korkuyordu çok huysuzlanmadı değil mi? "

Diyerek gülerek sorunca Çınar Bey'in konuşmasına izin vermeden telefonun hoparlörünü kapatıp kendim duyacağım şekilde telefonun sesini biraz kıstım.

Elimle hoparlör kısmına siper edip kafamı biraz camdan dışarıya doğru çıkarttım.

" Anne yirmi üç yaşında kızım ben. İnsan kızının patronunun yanında böyle konuşur mu ? "

" Ne var kızım? Aa! Adam senin neyi sevip neyi sevmediğini, neyden korkup neyden hoşlandığını bilsin ki ona göre davransın. "

diyerek o meşhur sözlerine başlayınca hemen bir yalan bulup telefonu kapatmalıydım. Yoksa annem sabaha kadar Çınar da Çınar, oğlum da oğlum der başka bir şey demezdi.

" Anne. Sesin gelmiyor. Şimdi sa.. Sanırım köpr.. Köprüye giriyoruz.. Bende seni anne. Bende seni.. "

diyerek sanki köprüden geçiyormuşuz da ses gidip geliyormuş gibi taklit yaparak telefonu kapattım.

Telefonu kapattıktan sonra derin bir oh çektim. Telefonu çantama koymadan önce Esra'nın gönderdiği mesajlara da cevap verdim.

***

Sonunda kalacağımız otele gelmiştik. Ama bu işte bir terslik vardı. Bu otel benim rüyamda gördüğüm otel ile aynıydı. Hatta ortam , arabanın durduğu yer bile aynıydı. Umarım kemer olayı yaşanmazdı.

Çınar Bey arabanın motorunu susturup emniyet kemerini çözerken aynı anda bende çözmeye başladım. Daha doğrusu kemeri çözmeye çalıştım. Kahretsin! Rüyamda gördüğüm olay gerçekleşiyordu. Ama bu imkansızdı. Daha doğrusu binde bir ihtimal yaşanacak bir olaydı.

Çınar Bey'e fark ettirmeden kemeri çözmek için zorluyordum. Ama nafile. Kemer açılmamaya yemin etmiş gibiydi.

Çınar Bey kemerini çözüp tam arabadan inecekti ki benim kemerimi çözemediğimi görünce doğrulduğu yere tekrar oturdu.

" Tutukluluk yapmıştır. İzin ver de açmana yardımcı olayım. " deyip üzerime doğru eğildi. Aynı rüyamda yaptığık gibi üzerine eğildiği esnada kafamı camdan dışarıya doğru çevirdim. Çünkü rüyamda hissettiğim gibi nefesimi tutmuştum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 20.10.2025 23:54 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...