
~Çınar Karayel'in Anlatımından~
Bu şehre ayak basmayalı yıllar olmuştu. En son geldiğimde tatil için , çocukluğumda gelmiştik. Şimdi ise tatil yaptığım yere kendi işimin başına geçmek için gelmiştim. Uçağın piste ineceği anonsunu duymamla koltuğumu dikleştirip boyun yastığımı boynumdan aldım. Dört saati geçiktir yoldaydım. İngiltere'den İstanbul'a, İstanbul'dan da Antalya'ya aktarmalı uçmuştum.
Her ne kadar yolculuklara alışık olsam da her seferinde insan yoruluyordu. Uçağın piste yavaşça inip tamamen durmasının ardından kemerimi çözerek çantamı elime aldım. Uçağı kullanan Ahmet kaptana el selamı vererek gözlüğümü taktım . Uçağın merdivenlerinden inerek bana ayrılan arabanın yanına gitmeye başladım . Yürürken bir yandan da ceketimin cebinden telefonumu çıkartarak babamı aradım . Çok geçmeden babam telefonu açtı.
" Merhaba baba. Ben Antalya'ya geldim. Şimdi şirkete geçiyorum. "
" Tamam oğlum 1saate kalmaz yanındayım. "
" Tamam baba. " Diyerek telefonu kapattım. Gerçekten yorucu bir yolculuktu.Valeden arabanın anahtarını alıp
" Sağolasın kardeşim. " Diyerek şöför koltuğuna geçtim. Vale hafifçe gülümseyerek
" Ne demek efendim. İşim bu. İyi yolculuklar dilerim . " deyince başımı hafifçe eğip kaldırdım . Arabanın kapısını kapatarak kontağı çalıştırdım. Camı açıp gaza basarak havaalanının çıkışına doğru sürmeye başladım .
***
" Kardeşim şehire daha yeni geldim.. Kıvanç tamam kardeşim. Nerdesin? Tamam akşam yedi gibi oradayım. "
diyerek telefonu kapattım. Şehre adım attığımı nereden duyduğunu anlamadığım Kıvanç , beni yeni açtığı mekanına zorla davet ettirmişti.Kardeşimin yeni açtığı mekana gitmemek de ayıp olurdu gerçi. Bu yüzden yolun yorgunluğunu üzerimden atmak için kısa bir duş almam sonrada hazırlanmam gerekiyordu. Üzerimdeki ceketimi yatağın yanındaki tekli koltuğun üzerinde atarak banyoya girdim.
***
Son olarak bileğimden asla çıkarmadığım ve benim için manevi değeri çok büyük olan bilekliğimi takarak banyodan çıktım.
Üstüme salaş beyaz bir gömlek altıma da siyah keten pantolon giymiştim. Deri ceketimi üzerime geçirerek aynanın karşısında saçlarımı elimle özensizce dağıttım.
Birkaç kez parfümümden sıkıp aynanın önündeki sigara paketimi ve telefonumu alarak cebime kattım.Son olarak komidinin üzerinde duran arabamın anahtarını da alarak otel odasından çıktım. Yarından itibaren kendi evime yerleşecektim. Şimdilik geçici olarak otelde kalıyordum.
Kısa sürede gelen asansöre binerek sıfıra bastım. Sıfırıncı kata geldikten sonra kapının açılmasıyla asansörün içinden çıkarak normal adımlarla çıkışa doğru yürümeye başladım. Dışarı çıkmamla yüzüme vuran yalınla bir an geçmişe gidip gelmiştim. Bu şehri gerçekten özlemiştim. Bu şehrin içindekileri de yaşadıklarımı da yaşayamadıklarımı da özlemiştim. Aslında bu şehre gelmek istememin bir diğer sebebi daha vardı. Boncuk boncuk gözleri olan, deniz dalgası gibi saçları olan o kız çocuğunu da içimden bir ses bu şehirde bulacağımı söylüyordu . İçimdeki sese hiçbir zaman kulak asmayan ben , küçüklüğümde verdiğim küçük bir sözden sonra kulak vermeye hatta ve hatta içimdeki o sesle yaşamaya başlamıştım. Hayat gerçekten garip ama güzel bir şeydi.
Ben bunları düşünürken vale arabamı getirmişti. Merdivenlerden inerek valeden anahtarımı aldım. Binmem için kapımı açan valenin omzuna elimi koyup" Sağolasın kardeşim . " diyerek koltuğa oturdum. Vale kapımı kapattıktan sonra kontağı çalıştırarak otel yolundan çıktım. Şehir merkezinden sahil yoluna giden yola girdiğimde camları tamamen açarak deniz kokusunu içime çektim. İçimden bir ses bu şehirde güzel anılar yaşayacaksın diyordu. Eski ben olsa içimdeki sesi bir kenara atardı. Ama şimdi sonuna kadar içimdeki sese güvenecektim. Çünkü o boncuk gözlü kız bana bunu öğretmişti.
***
Kıvaç'ın mekanına geldikten sonra , arabamı uygun bir yere park ederek arabadan indim. Gözlüğümü takarak Kıvanç'ın numarasını çevirdim.
"Kardeşim , geldim ben. Mekanın önündeyim ."
"Tamam Çınar . Ben kapının önüne çıkıyorum şimdi ."
"Tamam . Bekliyorum . " diyerek telefonu kapatıp ceketimin cebine kattım. Ellerimi pantolonumun cebine katıp arabanın kaputuna yaslanarak , Kıvanç'ı beklemeye başladım. Çok geç olmadan Kıvanç'ın merdivenlerden inerek bana doğru geldiğini görmemle kaputun üzerinden kalkarak gözlüğümü çıkardım. Kıvanç
" Vay. Vay. Vay. Sen buraların yollarını bilir miydin? İngiltere bebesi. Hoşgeldin . Gel buraya "diyerek el sıkışıp sarıldık. Kıvanç, benim çocukluğumdan beridir kardeşten de öte sevdiğim, en yakın arkadaşımdır. Yani şöyle anlatayım "Gel gardaşım mevzu var " desin ilk safta ben giderim. Allah bozmasın, Kıvançla o derece bir yakınlığımız vardır.
Kıvanç'ın mekanına doğru yürüdüğümüz esnada konuşmaya başladık.
" Ee hangi rüzgar attı seni buralara? Yoksa başka bir mesele mi var? "
diyerek tek kaşını havaya kaldırdı.
" Varsa kardeşim hiç sıkıntı yok , çözeriz. "
Diyerek göz kırptı.
" Yok lan. Ne mevzusu? Olsa zaten ilk senin haberin olur. Babamın şirketin başına gönderdi. Onun yurt dışındaki meselelerle uğraşması gerekti. O yüzden geldim Antalya'ya."
Konuşurken mekana gelmiştik.
" Sen beni bırak asıl. Hayırlı olsun. Bıraktın mı galeri işini? "
" Ben ve galericiliği bırakmak ha! Galericilik ve bırakmak kelimelerini aynı cümle içinde bile kullanmak bile büyük hata kardeşim. Konuşuruz bunları. Öncesinde bir şeyler alır mısın? Diye bile sormam. Alıyorsun. "
Elini garsona doğru kaldırarak , ilk bizi sonrada iki işareti yaparak içecek bir şeyler söyledi. Sonra tekrar bana döndü.
" Valla kardeşim. Benim işler biraz karışık. Dedem var ya. İşte o dedi ki ya adam akıllı bir iş yaparsın ya da arabalarını alırım. Ben de mecbur burayı açtım. Biliyorsun büyüğüm sonuçta. O da benim iyiliğimi düşünüyor. Yani uzun lafın kısası. Dededen ayarı yiyince burayı açtım. "
Ben konuşmaya başladığım sırada içecekler gelmişti. Kendi içeceğimi önüme aldıktan sonra konuşmaya kaldığımız yerden devam ettik.
" Aslında senin durulman açısından iyi bir karar olmuş. Olum seni en son gördüğümde her yerin sargılıydı lan. Şimdi yine toplamışsın. Ben de seviyorum arabaları. Ama her şey orantılı güzel be kardeşim. "
diyerek sol omzunu sıktım. Sıkmamla yüzünü kırıştırdı. Anlamaz gözlerle ona bakarak elimi omzundan çektim.
" Olum yavaş lan. Daha yeni iyileşti. "
" Olum . Kıvanç. Sen harbi akıllanmazsın. Ne ara yaptın lan? "
Omzuna birkaç esneme hareketi yaptırdıktan sonra içeceğinden bir yudum aldı .
" Geçen ay oldu. Aklı geri olan bir kardeşimiz hızlıca önüme atladı. Ben de bariyerlere çarpınca çıktı. Yeni iyileşti işte. Bir şeyi yok. Sen neyse bırak beni de akşam eğlence var burada. Kalıyorsun değil mi? "
İçeceğimden bir yudum alarak sandalyede geriye doğru yaslandım. Sigara paketinden bir tane çıkartıp ağzıma koydum. Paketi Kıvanç'a doğru yönelterek salladım. Bir tane de o alınca paketi kapatarak yerine koydum. Cebinden çıkardığı çakmakla ilkin benimkini sonra da kendi sigarasını yaktı. Dumanını ikimizde camdan dışarıya doğru üfledik.
" Benim kardeşim yeni mekan açacak , mekanında eğlence olacak ve ben gelmeyeceğim. İki elim kanda olsa yine gelirim kardeşim. "
Diyerek sigaradan bir nefes aldım. Çok fazla sigara bağımlısı değildim. Günde sadece iki veya üç tane içerdim. O da aklıma gelirse.
***
Biz biraz daha havadan sudan konuştuktan sonra hava kararmaya başlamıştı. İnsanlar üçer, beşer gruplar halinde gelmeye başlamışlardı. Çoğu da üniverste öğrencisi gibi gözüküyordu.
Kıvanç mekandaki son hazırlıklar konusunda içerideki birkaç çalışanla konuşmak için yanımdan gitmişti. Bende bar sandalyelerinden bir tanesine oturmuş telefonuma bakıyordum. Yan tarafımda hissettiğim hareketlilikle kafamı telefondan kaldırarak yan tarafıma baktım. Hafif uzun ve platin sarı saçlı , tahminimce 20'li yaşlarda bir kadındı. Karşımdaki sandalyeye oturarak elini yavaşça sıkmam için uzattı.
" Merhaba. Ben Selin. Seni bizim fakültede hiç görmedim. Yenisin galiba. "
Uzattığı elini sıkmadan , uzattığı elini göstererek yüzüne doğru baktım.
" Pardon hanımefendi. Tanışıyor muyuz? "
Diyerek tek kaşımı kaldırdım. Önümdeki duran bardaktan bir yudum alıp
" Tanışmamız gerekiyorsa tanışırız."
Diyerek göz kırptı. Karşımdaki duran kadın ya çok sarhoştu ya da erkek arkadaşını kıskandırmaya çalışıyordu. Tam da tahmin ettiğim gibi ikinci dediğim doğru çıkmıştı.
" SELİN!... "
Arkamdan duyduğum sinirli erkek sesiyle karşımda duran kadın oturduğu yerden kalkarak adama doğru şaşkınca, gözlerini açarak bakmaya başladı.
"Aşkım. Burak. Bir dinle beni. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. "
Diyerek adamın arkasından koşturarak gitmeye başladı. Arkama hafifçe dönerek baktım. Sonra barmene dönerek
" Sen, sen ol barda hiçbir kadınla tanışma. Benden sana abi tavsiyesi." Diyerek cebimden cüzdanımı çıkardım.
" Neyse cezamız ne kadar ? " Dediğimde, bir yandan gülerken diğer yandan da elindeki havluyla bardakları silen barmen kafasını bana çevirerek
" Abi patron senden hesap almamamı tembihledi. Bu sefer ikramımız olsun de , dedi . " dediğinde çıkardığım kartı yerine koyarak bir miktar para çıkardım.
" Senin şu patronun yok mu...Kafasına koyduğu şeyi yapmak için sonuna kadar uğraşır. Neyse o zaman sen bunu al. Saatlerce buradasın. " Diyerek parayı uzattım.
" Abi sağolasın ama kabul edemem."
" Tamam ben patronunla konuşurum. Sen kabul et şunu. Sonra benim için rahat etmez. " deyince, barmen
" Teşekkür ederim abi. " Diyerek parayı aldı. Cüzdanımı cebime katıp
" Kolay gelsin kardeşim. " Diyerek yanından ayrıldım. Saatime baktığımda , epeyce vakit geçtiğini görünce eve gitmeye karar verdim. Daha ilk günden işi savsaklamak istemiyordum.
Bir an önce otele gidip şirket ile ilgili bilgileri kontrol etmem lazımdı. Ama onun öncesinde Kıvanç' a görünmem gerekiyordu. Ona görünmeden gidersem arkamdan demediğini bırakmazdı. Hatta diyeceklerini biriktirip , yanıma gelerek kalan söyleyeceklerini söylerdi.
Etrafıma doğru bakındığım sırada Kıvanç'ı bir masada konuşurken gördüğümde , hızlı adımlarla yanına gittim. Benim geldiğimi gören Kıvanç, oturduğu yerden kalkarak masayı gösterdi.
" Bu hiç olmadı. Ne olum böyle zengin kalkışı gibi."
"Kardeşim başka zaman yine yaparız. Saat epey geç olmadan ben gideyim. İlk günden işi savsaklamayalım. "
" Ben bunu saymıyorum. Yazdım bunu bir kenara haberin olsun. Yok öyle iki kadeh içip sonra ayrılmak. "
" Bundan sonra buralardayım. Beklerim şirkete. "
" Gelirim gelirim. Ben seni geçireyim."
Diyerek yolu gösterdi. Beraber çıkışa doğru yürümeye başladık.
Çıkışa geldiğimizde tokalaştıktan sonra ben arabaya doğru yürümeye başladım.
Yürüdüğüm sırada kulağıma gelen bir kadın sesi ile kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirdim.Sahil kenarında önde kadın arkada erkek koşturuyorlardı.Kendi kendime
" Çiftler işte. Zaman tanımıyorlar. " Diyip yürümeye devam ettim.
Bu sefer aynı kadının " Yardım eden kimse yok mu? " diyerek acı acı feryat etmesiyle oldukları yere doğru koşmaya başladım.
Soluk soluğa kadının olduğu yere geldiğimde, kadın yerde yatıyor adam da üstüne doğru eğilmiş bir konumdaydı. O anlık sinirle adamın saçından tuttuğum gibi geriye doğru attırdım. Adamın düştüğü yerde üzerine çıkarak suratına sayısız yumruk atmaya başladım.
Arkamdan kadının söylediği cümleler boğuk boğuk geliyordu. Sadece bir cümlesi beni durdurmuştu.
" Bırak artık! Korkuyorum! "
Söylediği bu cümleyle adamın üstünden kalkarak kadının olduğu yere doğru gittim. Elimi kalkması için uzattığımda, bileğine bakarak
" Sanırım burkuldu. Kalkamıyorum. "
Deyince bir dizimin üstüne çökerek bileğine doğru uzandım. Sonra rahatsız olabileceği aklıma gelince bir anda durdum. Kafamı kaldırarak kadının suratına bakıp
" Tıbbi bilgim var. İstersen bileğine bir bakayım. "
deyince, kadın hiçbir şey söylemeden sadece başını olumlu anlamda aşağı yukarı sallamakla yetindi.
Bileğinin çıkık mı yoksa burkuluk mu olduğunu bakmaya başladım. Büyük ihtimalle burkulmuştu.
" Böyle yapınca acıyor mu? " Diye sorduğum esnada kadın bir şey söylememişti. Tekrar kafamı kaldırarak kadına baktım. Bütün dikkatiyle bana bakıyordu.
" Sanırım hâlâ olayın etkisindesiniz. Bu ayağınızın acilen hastaneye göstermeniz gerekiyor. Eğer isterseniz sizi ben götürebilirim. " dediğimde kendine gelen kadın
" Teşekkürler. Size yeterince zahmet verdim zaten. " diyerek hızlıca yerden kalktığında, dengesini sağlayamadığı için geriye doğru düşüyordu ki onu belinden tutup kendime doğru çektim.
Ayın ışığı tam da yüzüne doğru vuruyordu. Ayın ışığıyla gördüğüm gözleri ve yüzü bana , yağmurlu bir günde kendinden çok yavru kedileri düşünen boncuk gözlü kızı hatırlattı. Kısa bir süre de olsa geçmişe gidip gelmiştim. Kısa bir süre diyorum, çünkü kadın gözlerini benden çekerek yerde yatan şerefsize doğru bakmaya başlamıştı.
O gözlerini çekince belindeki elimi çekerek biraz geriye doğru gittim.Telefonumdan Ahmet amcamın numarasını çevirerek beklemeye başladım.
" Buyur yeğenim. "
" Amca gece gece seni rahatsız ediyorum kusura bakma. Sahil kenarında bir pezevenk var da onu aldırabilir misin diye aradım. "
" Hallederiz yeğenim sen bana konum at. Bu arada yarın yanıma bekliyorum. Ona göre. Şöyle amca yeğen bir hatır kahvesi içelim. "
Ahmet amcam benim öz amcamdı. Ve hatrı sayılan birisiydi. O yüzden bu durumda en iyi aramam gereken kişi oydu.
" Tamam amca uğrarım. Atıyorum şimdi konumu hayırlı geceler. "
" Hayırlı geceler yeğenim. " Dedikten sonra konumu atıp telefonumu kapattım. Kadının yanına doğru gelerek bir adım gerisinde durdum. Yerde iki büklüm yatan şerefsize ters ters bakarak kadına döndüm.
" Merak etme. Hastahanenin yolunu bulamayacak kadar vurmadım. Kendisi bulabilir hastahaneyi. " dediğimde hafif de olsa gülümsemişti. Bakışlarını ondan çekerek bana doğru bakmaya başladı. Ellerimi ve gömleğimi gösterip
" Onu değil seni merak ediyorum. Senin başını belaya sokacak bu pislik. " diyerek, yerde yatan şerefsize ters ters baktı.
" Sen beni de merak etme. Neyse sen boşver beni. Senin, şu bileğini hastahaneye götürmen gerekiyor. Buraya yalnız mı geldin? " Dediğim esnada arkamızdan gelen bir sesle ikimiz de aynı anda geriye doğru döndük. Yanımdaki duran kadınla aynı yaşlarda olan bir kadın
" Eslem!... " diyerek
bize doğru , ağlamaktan bir hâl olmuş bir halde koşarak geliyordu. Kadın yanımıza geldiğinde , daha demin isminin Eslem olduğunu öğrendiğim kadına sımsıkı sarıldı. Birbirlerine sarılarak ağlamaya başlayan kadınları yalnız bırakarak yanlarından ayrıldım.
Bu isim bana nedense çok tanıdık geliyordu. Hem de hiç unutmadığım bir isimmiş gibi geliyordu. Geçmiş anılarıma biraz inerek kurcalamaya başladım.
"... Bende Eslem... "
" ... Bende Eslem... "
"... Bende Eslem... "
Bu isim , ay ışığında gördüğüm gözlerin ta kendisiydi. Bu isim benim hiç unutmadığım, unutamadığım o kişinin ismiydi.
Hayatıma bunca sene hiç kimseyi almama sebebimdi. Bu isim benim hayatımda gördüğüm en güzel ve en tanıdık isimdi. Bu isim benim yağmurda gördüğüm o vefalı boncuk gözlerin sahibinin ismiydi. Çünkü ben bu ismi aklıma ve kalbimin en derinine işlemiştim. Her zaman bir yanım onu unut , o gitti artık diyordu ama bir yanım da gitme, gitme ki eğer bir gün dönerse bulsun seni diyordu. Ben her zaman ikinci tarafımı dinlemiştim. O ikinci tarafıma güvenip bu güne kadar gelmiştim. Şimdi beni unutmuş ve beni asla hatırlamayacak olsa bile ben ona ömrümün yarısını zaten geçmişte vermiştim. Şimdi de kalan ömrümün hepsini, geçmişini, çocukluğunu ona hatırlatmak için vermeye hazırdım.
Bir zamanlar iki aşık olarak verdiğimiz sözü , şimdi o hatırlamasa bile ona , aşık olarak hatırlatmaya hazırdım.
"Sen sözünü tutmadın, ağlar yürek sessiz sessiz
Bir yanım kal diyor, gelir yine , gelirse bulsun seni
Bir yanım git diyor, belki de çoktan gitti. "
(SABİLER - İKİ AŞIĞIN KADERİ)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |