25. Bölüm

18.BÖLÜM 3/2 ~Karagözlüm~

Neslihan kübra öğütlü
nesliyazar

 

~Eslem Özüpek~

Gözlerimi Çınar Karayel'in hararetli çıkan sesiyle açtım. Yataktan doğrularak gözlerimi ovuşturdum. Bacaklarımı yataktan aşağıya doğru sarkıtıp terliklerimi giyerek Çınar Karayel'in sesinin geldiği yere doğru sersem adımlarla yürüdüm.

" Nasıl olur da dört gün sonraya alırlar toplantıyı? Cevdet Bey gerekli bilgileri kısa sürede e-mailimde hazır bir şekilde istiyorum. "

Toplantı dört gün sonraya mı alınmıştı? Yoksa ben uyku sersemliği ile yanlış mı duymuştum?

Çınar Karayel telefon konuşmasını sonlandırdıktan sonra telefonunu cebine koyarak geriye doğru döndü. Beni kapıda görmesiyle hafif bir şekilde gülümsedi.

" Sen ne zaman geldin buraya? "

Şaşkın bir sesle sorduğu sorusuyla uykum bir anda açılmıştı.

" Sesiniz odaya kadar geliyordu. Ben sesinizi duyduktan sonra merak edip geldim. Önemli bir konu mu var Çınar Bey? "

Bu soruyu sormuştum çünkü belki de ben yanlış anlamış olabilirdim. Belki Çınar Bey başka bir iş ile ilgili de konuşuyor olabilirdi.

" Bugünkü olacak toplantıyı dört gün sonraya ertelemişler. Sebebini de söylememişler. Akılları sıra bize kendilerini üstün göstermeye çalışıyorlar. Ahmak herifler. "

diyerek sona doğru sesi sinirli bir şekilde çıkmıştı.

" Neden böyle bir şey yaptılar? Yani bizi bekletmelerinin sebebi tam olarak ne Çınar Bey? "

Çınar Karayel biraz düşündükten sonra " Bunu kahvaltımızı yaparken konuşsak olur mu? " diyerek kapıyı gösterdi. Odadan çıkarken de "Bugün bol bol konuşmak için fırsatımız olacak zaten. " diyerek imalı bir şekilde konuşup odadan çıktı.

Kapının kapanma sesini duymamla birlikte üzerimi değiştirmek için odaya girdim. Valizimdeki kıyafetlerimi kırışmaması için dün odada yalnızken dolaba yerleştirmiştim. Dolabın kapağını açarak Esra'nın lazım olur sen kat yine rahat bir şeyler diyerek kattığı normal bol paça bir pantolon ve normal bir tşört alıp dolabın kapağını kapattım. Elimde kıyafetlerim ve temiz iç çamaşırlarımla birlikte banyoya girdim. Banyonun kapısını arkamdan kapatarak elimdeki kıyafetleri kapının arkasında bulunan askılığa astım.

Kısa bir duş almak için suyun sıcaklığını ayarlayarak üzerimdeki pijamaları çıkartıp kirli sepetine kattım. Akan suyun altına girerek yıkanmaya başladım. Bir yandan da düşünüyordum. Acaba bugünkü toplantının dört gün sonraya ertelenmesinin altında yatan sebep ne olabilirdi? Aklımda düşündüğüm tek düşünce bu da değildi.

Kafamın içindeki tilkilere bir tanesi daha eklenmişti dün gece. Dün gece Çınar Karayel'in sarhoşken söylediklerinin bende uyandırdığı kapılar ve Çınar Karayel'in dün geceki perişan hali düşüncelerime yenisinin eklenmesine sebep olmuştu. Ama benim adım da Eslem Özüpek ise ben bütün gerçekleri öğrenirdim. Ve öğrenecektim de. Çünkü artık bu belirsizliğin içinde yüzmek istemiyordum. Bu belirsizliğin içinde yüzdükçe daha da dibe batıyordum. Ben bir şeyleri bulmak, hatırlamak için çabaladıkça o belirsizlik beni daha da dibe çekiyordu. Artık bu çırpınmaya bir son verecektim. Olduğum yerde duracak ve gerçeklerin bir bir ortaya çıkmasını yani birisinin gelip beni kurtarmasını bekleyecektim. Ve bu kurtaran kişi de sadece ve sadece Çınar Karayeldi.

 

Banyodaki işim bittikten sonra seçtiğim kıyafetleri giyip saçlarımı kuruttuktan sonra saçlarımı hafif dalgalar vererek banyodan çıktım. Çok fazla makyaj yapmayı sevmezdim. O yüzden de hafif bir şeyler yapıp üzerime ceketimi aldıktan sonra lobiye gitmek için odadan çıktım.

Asansöre doğru yürüyerek önünde durdum. Düğmesine basıp asansörün gelmesini beklemeye başladım. Kısa süre sonra asansör gelmişti. İçerisindeki inecek olan insanların asansörün içinden çıkmasını bekledikten sonra boş asansörün içine girip lobi katının tuşuna bastım. Asansör kapısının kapanmasından sonra çantamdan telefonumu çıkarıp Esra'ya mesaj attım.

 

"Toplantı dört gün sonraya ertelenmiş.Sanırım "

Sanki mesajımı bekliyormuş gibi anında mesajım iki mavi tik olmuştu. Esra anında yazmaya başladı. Bu hareketine hafifçe tebessüm ederek bir çevrimiçi bir yazıyor diyerek yazmaya çalıştığı mesajı beklemeye başladım.

 

" Nasıl dört gün sonraya alındı? "

 

" Bu da demek oluyor ki sen ve Çınar.. Başbaşa bir İtalya gezisi... "

 

" Şu an o kadar çok mutlu oldum ki anlatamam. "

 

" Bir dakika dün gece ne oldu? "

 

" Bir anda telefonu yüzüme kapattın. Sonra da büyük ihtimalle benim mesajlarımı ve aramalarımı sessize aldın. "

 

" Çünkü sana şu saate kadar ulaşamadım. "

 

" Ee oldu mu bir şeyler? Var mı bir ilerleme Sayın eniştemizden. 😉"

Bütün bu mesajları ard arda ve hızlı hızlı yazıp atmıştı. Hangisine cevap vereceğime ben bile şaşırmıştım. O yüzden en son aramalarımdan Esra'nın numarasını bulup aradım. Esra'yı aradığım esnada asansör lobi katına gelerek durmuştu. Esra'nın telefonu açmasıyla paralel asansörün kapısı da açılmıştı. Asansörün içinden çıkarken bir yandan da Esra'ya cevap vermeye çalışıyordum.

" Esra hiçbir şey düşündüğün gibi değil. Gece seninle konuştuğumuz esnada Çınar Karayel'in bir anda balkona gelmesiyle telefonumu kapatmak zorunda kaldım. Telefonu kapattıktan sonra zaten gece ile alakalı bir kaç soru sordu. İşte ters bir şey dedim mi, yaptım mı anlamında. Ben de hayır dedim. Çünkü evet deseydim olmayacaktı. Hem o hem de ben utanacağımız gibi aynı anda da birbirimize karşı artık rahat davranamayacaktık."

" Ve sen de sana karşı rahat olması birnevi yakınlığından ödün vermemesi için söylemedin. Doğru mu? "

" Aslında tam öyle de... "

" Tam da öyle Eslem. Tam öyle öyle. Çünkü sen Çınar Karayel'den hoşlanıyorsun. Ona karşı bir şeyler hissediyorsun. Ve bu yüzden de sana karşı mesafeli durmasını istemiyorsun. Bunu artık kendin de kabullen. Sen Çınar Karayel'e aşık oldun. Aşıksın arkadaş.Aşıksııın."

Esra'nın bütün bu dedikleriyle birlikte yürüdüğüm esnada bir anda durarak yan tarafımda kalan koltuklardan bir tanesine oturdum. Birkaç dakika Esra'nın dediklerine cevap vermedim. Elimde tuttuğum ve kulağıma dayadığım telefonumu kulağımdan indirerek karşımdaki masada arkası bana dönük bir şekilde oturan Çınar Karayel'e doğru odaklandım. Acaba Esra dediklerinde haklı olabilir miydi? Ben gerçekten Çınar Karayel'e aşık olmuş olabilir miydim? Dün gece bana dediklerini söylemememin tek sebebi onun beni yanlış anlaması değil de benden uzaklaşması korkusuysa? Ve ben bütün bunları kendime inandiramıyor ve kabul ettiremiyorsam?

" Esra... " diyerek sesimi Esra'nın duyabileceği bir şekilde ayarladım.

" Sanırım haklısın. " diyerek gözlerimi odaklandığım yerden yani Çınar Karayel'in bulunduğu masanın üzerinden çekerek ayağa kalktım. Sesimdeki kararlılıkla Esra'ya söylediğim cümlenin devamını söyledim.

" Ve sanırım hayatımda ilk defa bir şeyin üzerine gitmekten korkmuyorum. Sonuna kadar üzerine gidip Çınar Karayel'in hayatımdaki, geçmişimdeki yerini bulacağım Esra. Bulacağım... "

diyerek telefonumu kapattım. Esra'ya da söylediğim gibi hayatımda ilk defa bir şeyin üzerine gitmekten korkmuyordum. Bilâkis onun üzerine giderek Çınar Karayel'in hayatımdaki ve geçmişimdeki yerini öğrenmek için çok heyecanlıydım.

Kapattığım telefonumu çantama koyarak Çınar Karayel'in olduğu masaya doğru yürüdüm. Çınar Karayel benim geldiğimi fark etmesiyle oturduğu sandalyeden kalktı . Benim oturacağım sandalyeyi hafifçe arkaya doğru çekerek sandalyeye oturmamı bekledi. Bu hareketi normalde başka birisi yapsa beni çok etkileyemezdi ama bu hareketi Çınar Karayel yaptığı için ister istemez etkilenmiştim.

Hafif tebessüm edip " Teşekkür ederim. " diyerek benim için çektiği sandalyeye oturdum. Arkamdan sandalyeyi yavaşça ittirdikten sonra ceketinin düğmesini açıp kendi sandalyesine oturdu.

Garsona doğru elini kaldırıp garsonu çağırdı. Garson masanın kenarına gelip elindeki havluyu önlüğündeki yerine koyduktan sonra ellerini önünde birleştirerek somurtkan bir ses tonuyla ve adeta dişlerini sıkarak" Buyrun efendim. Ne istemiştiniz? " diyip Türkçe bir şekilde konuşmaya başlayınca şaşkınlıkla bir garsona bir de konuşan kişiye baktım. Bu Yasin'in sesiydi. Şaşkın gözlerle ikisinin arasında bakışlarımı gezdirdim. Çınar Karayel bana doğru dönerek "Ne almak istersiniz Eslem Hanım? Ortaya karışık bir şeyler yaptıralım mı? " diyerek sormasıyla kendime gelmiştim. Kafamı olur anlamında hızlıca sallayıp sesimdeki şaşkınlıkla sadece

" Fark..Fark etmez Çınar Bey." diyebildim. Çınar Karayel bu cevabıma kafasıyla tamam der gibi sallayıp masanın yanında duran Yasin'e dönerek ciddi bir şekilde

" Ortaya karışık serpme kahvaltı istiyoruz. " deyince Yasin başıyla onaylayıp elindeki tuttuğu deftere not ettikten sonra yanımızdan ayrıldı. Mutfağa girinceye kadar arkasından baktım.

Yasin'in burada ve bu halde ne işi vardı? Benim bilmediğim neler dönüyordu?

" Başka istediğin bir şey olursa söyle. Çekinme. "

Çınar Karayel'in sesiyle kafamı baktığım yerden çevirip karşımda duran Çınar Karayel'e bakmaya başladım. Benim sormama fırsat vermeden sanki soracağım soruyu önceden biliyormuş gibi cevap vermeye başladı.

" Şimdi içinden neden diye soruyorsundur. Sadece şunu bil ki o adam yaptığı saygısızlığın cezasını çekmesi için burada. "

Saygısızlık mı? Ceza mı? Acaba Yasin şirkete karşı hangi saygısızlığı yapmıştı ki ülke dışında bir otelde garson olarak çalışıyordu?

Bu gibi sorular aklımın dört bir tarafında dönüp dururken daha fazla susamadım ve tam konuşmaya kendimi hazırladığım sırada Çınar Karayel'in söylediği kahvaltılıklar masaya teker teker koyulmaya başlandı.

Ağzım hafif aralık bir şekilde kahvaltılıkların tamamının masaya koyulmasını bekledim. Garson bütün kahvaltılıkları masaya dizdikten sonra hafifçe gülümseyerek " Başka bir isteğiniz var mıydı efendim?" diyerek İtalyanca bir şekilde sorusunu sorunca ben cevap verdim.

" Teşekkür ederiz. " diyerek İtalyanca karşılık verdikten sonra masanın yanında gülümseyerek duran kadın garson, başını hafifçe önüne doğru eğdi ve kaldırdı.

" Afiyet olsun. " diyerek masanın yanından mutfağa doğru gidip gözden kayboldu.

Masada yok yoktu. Şu anda önümde iki ülkenin de karışımı olan bir kahvaltı masası duruyordu. Masanın bir tarafında kruvasan ve kahve dururken diğer tarafında ise Türkiye'ye özgü yumurta, peynir ve reçeller duruyordu. Resmen gözümün önünde birbirine hiç benzemeyen iki ülke harmanlanmıştı. Ve şu anda kurt gibi acıkmıştım. Kafamda soracağım soruları bir kenara not ederek masaya göz gezdirdim.

" Afiyet olsun Eslem Hanım "

Çınar Karayel'in sesiyle kendime gelerek başımı hafifçe eğip kaldırdım.

" Size de afiyet olsun Çınar Bey." diyerek elime aldığım çatalımla önümde duran kahvaltılıklardan azar azar tabağıma almaya başladım.

***

Yemek boyunca hiç konuşmamıştık. Sadece çatal ve bıçağın konuşmalarını dinlemiştik. Bir ara Çınar Bey'in telefonu çalınca kahvaltı masasından kalkmıştı. Ve şu ana kadar da gelmemişti. O gelinceye kadar kahvaltılıklar da toplanmıştı. Kahvaltılıkları getiren garson tekrar masanın yanında belirince kafamı hafifçe ondan tarafa çevirdim. Gayet gülen bir suratla

" Başka bir şey arzu eder misiniz? " diye sorunca Çınar Bey'e ve kendime İtalya'ya özgü , sütlü ve köpüklü bir kahve olan Cappuccinodan sipariş verdim. Garson, siparişimi elindeki not kağıdına yazdıktan sonra

" Hemen getiriyorum efendim." deyip yanımdan ayrıldı.

İtalyanca çalıştığım zamanlarda hep bu Cappuccinoyu merak etmiştim. Tabi muadillerini denemiştim ama bizzat İtalya'ya gelip denemeyi her zaman çok istemiştim. Ve şu anda bunu gerçekleştirebiliyor olmak bambaşka bir duyguydu. Bunu gerçekleştirmemde Çınar Karayel'in sebep olması da ayrı bir duyguydu. Hala burada, İtalya'da, bir restorantta oturup hayallerimi gerçekleştiriyor olmak bambaşkaydı. İtalya hayallerimi anlattığım kim varsa hep olmaz, yapamazsın, o kadar kişi arasından seni mi seçecekler tarzında bir sürü olumsuz yorum almıştım. Tabi İtalya hayalleri kurmaya başladığımda daha on beş ya da on altı yaşlarımdaydım. Ve o yaşlarda bile kendi derdimi anlatacak kadar İtalyanca biliyordum. Tabi bu süreçte beni destekleyenlerden çok beni yermeye ve hayallerim çok büyük ve yüksekte olduğu için vazgeçirmeye çalışan insanlar olmuştu. Ama bana bu süreçte dört kişinin inancı, onayı ve varlığı yetmişti. Birincisi Allah, ikincisi annem , üçüncüsü babam ve son olarak dördüncüsü de Esraydı.

İşte bu dört kişi diğer bütün olumsuzluklara , negatif insanlara karşı savaşmam ve mücadele etmem için en büyük yardımı yapmışlardı. Hem de karşısında bir karşılık beklemeden. İşte ben o zaman hayallerimin o kadar da ulaşılmaz olmadığını, istersem gerçekleştirebileceğimi öğrenmiştim. Ve o vakitten sonra da etrafımda ne bir olumsuzluk ne de negatif insan kalmıştı. Hepsi bir anda yok olmuşlardı.

Düştüğüm, benim için artık son dediğim zamanlar tabi ki olmuştu. Ama o düştüğüm yerden kalkmakta benim elimdeydi. Ne zaman en dipte hissetsem, tamam artık bu sefer bitti desem kendime şu sözleri hatırlatıyordum.

" Hayat bir yol. O yolda küçük çakıl taşları, büyük çakıl taşları olacak. Hatta o yolda giderken arabanın tekerleklerini patlatmak isteyen küçük kıymıklar bile olacak. Ama sen her zaman pozitiften yana olacaksın. Çakıl taşı mı geldi? Ezip geçeceksin. Arabanın tekeri mi patladı? Durup dinlenecek sonra da yenisiyle değiştirip yoluna devam edeceksin. Çünkü senin bir hedefin var. Ve böyle küçük , değiştirilebilir nedenlerden ötürü yolundan şaşamazsın. "

Ve bu sözlerle beraber o düştüğüm yerden kalkmayı başarmıştım. Çünkü benim için o yol her zaman hazırdı. Sadece benden bir adım bekliyordu. Benim adımımla beraber harekete geçiyor sonrasında da asla durmadan devam ediyordu. Ta ki tamam artık benden bu kadar deyip durana kadar. Ama ben bunu hiçbir zaman dememiştim. O yüzden de hayat benim için sürekli hareket halindeydi. Çünkü ben böyle olmasını istiyordum.

Söylediğim Cappuccinolar kısa bir süre içinde gelmişti. Garson siparişlerimi masaya koyduktan sonra gülümseyip

" Afiyet olsun. " diyerek masadan ayrıldı.

Garsonun gitmesinin ardından beş dakika kadar bir süre geçmişti ki Çınar Karayel karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Telefonunu kapatıp ceketinin cebine koyduktan sonra sandalyede arkasına doğrı yaslandı.

" Özür dilerim. Seni de burada yalnız başına bıraktım. Şirketle alakalı birkaç mesele vardı. Onları çözmem gerekiyordu. Kısa sürede halletmeye çalıştım ama umarım seni çok bekletmemişimdir."

diyerek kelimeleri tane tane ağzından çıkarınca hipnoz olmuş gibi ne diyeceğimi şaşırmış bir halde yüzüne doğru birkaç saniye bakakaldım. Çünkü sonuçta Çınar Karayel benim patronumdu. Benim üstümdü. Kendinden alt kademede olan hele ki stajyer olan bana hesap vermek zorunda değildi.

" Yok.. Yani hayır. Çok beklemedim. Sorun değil Çınar Bey. Sonuçta bir patronsunuz. İşinizle ilgilenmelisiniz."

Diyerek kendimi daha fazla rezil etmeden kısa cümleler söyleyip önümdeki duran fincandan birkaç yudum aldım. Yalnız öyle bir yudum almıştım ki ağzımın içi sanki patlamaya hazır bir yanardağ gibiydi. Ve boğazımdan geçen magma tabakası mideme ulaşıncaya kadar bütün sıcaklığıyla yakmaya devam etmişti. Ağzımdaki bütün kahveyi tükürmeden önce masanın yanında duran şu şişelerinden bir tanesini aceleyle açarak hızlıca birkaç yudum almaya başladım. Bu hareketlerime bir anlam veremeyen Çınar Karayel şaşkın gözlerle bana doğru bakarak

" İyi misin? " Diye sorunca bir yandan suyu içerken diğer yandan da içimden

" Allahım şu an tam vakti. Beni şu anda görünmez yapamaz mısın ? "

diyerek geçirdim. Şu anda hiç olmadığım kadar görünmez olmayı istiyordum. Çünkü ne zaman Çınar Karayel ile bir arada bulunsam, ne zaman onunla konuşmaya çalışsam bir şekilde kendimi rezil etmeyi başarıyordum. Ve bu durum artık beni sinir etmeye başlamıştı.

Çantamdaki telefonum sanki yardım çığlıklarımı duymuş da beni kurtarmaya çalışıyormuş gibi çalmaya başlamıştı. Telefonumu çantamdan çıkarıp arayan kişinin kim olduğuna dahi bakmadan

" İzninizle Çınar Bey. " Diyerek masadan kalkıp dışarıya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Dışarıya çıkar çıkmaz telefonu açarak kulağıma koydum.

" Hiç bir yere sapmadan dümdüz yürü. İlk gördüğün ara sokağa gir." deyip beni arayan kişi anında çağrıyı sonlandırdı. Bu sesin kime ait olduğunu bir süre düşündükten sonra aklıma onun ismi geldi.

Yasin...

Hala beni aramaya yüzü vardı demek ki. Ama bunun bedelini zaten ona günler öncesinde vermiştim. Şimdi hangi hakla beni arayıp istediğini söyleyip suratıma telefonu kapatıyordu?! Bu hakkı ona kim veriyordu?!

Bunun tek bir şekilde öğrenebilirdim. Dediği yere gidip bunun hesabını öncesinde sorduğum gibi sorarak. Telefonumu çantama koyup derin bir nefes alarak tarif ettiği yere doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Dediği gibi ilk gördüğüm ara sokağa girdim. Arkası bana doğru dönük bir kişi görmemle bir anlığına yerimde durdum. Daha sonrasında başımı dikleştirerek gözümde sinirden biriken yaşları sildim.

" Sen kendini ne sanıyorsun? İstediğin her şeyi yapıp daha sonrasında hiçbir şey olmamış gibi beni arama cesaretini sana kim veriyor? Ha!? Kim veriyor? "

Diyerek bir yandan bağırıp bir yandan da hızlı adımlarla yanına kadar yürüdüm. Aramızda iki adımlık bir mesafe bırakarak durdum.

Sesimle birlikte yüzünü benden tarafa döndü. Yüzündeki yara izlerini görmemle anlık bir şaşkınlık geçirdim. İçerde siparişleri almaya geldiğinde pek yüzüne bakmamıştım. Hatta hiç bakmamıştım. Çünkü bakamamıştım. Şimdi yüzüne bakınca içimin bir tarafı onun için cız etmişti. Bunu ona kim yapmış olabilirdi ki? Çünkü tanıdığım Yasin kavgacı , şiddet yanlısı bir insan değildi.

Yüzünün bazı yerleri şişmişti. Gözünün bir tanesi mosmordu. Şu anda karşımda bir zombi mi yoksa bir insan mı olduğunu ayırt edemiyordum.

" Ne oldu sana? Bu halin de ne? " diyerek bana yaptığı şeyi bir anlığına unutup arkadaşlığımızın hatrına sormuştum bu soruyu.

" Bir kaza işte. Bir arkadaşımla anlaşamadık. İkimiz de biraz sarhoştuk. Ben de tam hatırlamıyorum zaten. Neyse zaten seni bunun için çağırmadım. "

" Ne için çağırdın? " diyerek kısaca sordum. Çünkü daha fazla onunla ilgili ayrıntı dinlemek istemiyordum.

" O gün yaptığım bir hataydı Eslem. Ama inan bana o an ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bir anda nasıl öyle bir şey yaptım bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var. O da senden gerçekten hoşlanıyorum. "

Durduğu yerden iki adım gelerek tam önümde durdu.

" O kadar güzel ve özelsin ki benim için anlatamam. " Diyerek bir elini yanağıma koydu. Daha sonra çenemden tutarak hafifçe kafamı kaldırdı.

" İzin ver ya da verme. Eninde sonunda benim olacaksın. " diyerek beni öpmeye yeltendiği sırada elimdeki çantayı tam kafasına geçiyordum ki arkamdan duyduğum tanıdık bir ses kafamı geriye doğru çevirdim.

Çınar Karayel

Onu hayatımda hiç bu kadar sinirli bir halde görmemiştim. Beni kenara doğru hafifçe iterek Yasin'in yüzüne doğru yumruğunu geçirdi.

" La oğlum sen akıllanmayacak mısın? Sen gerizekalı mısın la? "

Diyerek bağırarak adeta gözü dönmüş bir şekilde , yerde yatan Yasin'e sayısız kez yumruk atmaya başladı.

O an aklıma gece sahilde yaşananlar gelince bağırıp Çınar'ı, Yasin'in üzerinde kaldırmaya çalışıyordum. Ama nafile. Bir milim bile yerinden oynatamamıştım. Aklıma yardım bulmaktan başka bir şey gelmeyince koşup yardım aramaya başladım. Otelin kapısının orada duran ve buldozer gibi olan iki güvenliğin yanına koşarak gittim. Soluk soluğa o anda aklıma İtalyanca olan ne kadar yardım kelimesi varsa hepsini söyledim. Daha fazla kendimi anlatmakla zaman kaybetmeyerek ikisinin de kolundan tuttuğum gibi az önce girdiğim ara sokağa doğru hızlı ve koşar adımlarla yürümeye başladım.

Ara sokağa girer girmez güvenlikler iki tane birbirinden iri ve yapılı adamı yerde dövüşürken bulunca koşarak ayırmaya çalıştı. İyi ki güvenlikler onlardan daha iri ve güçlüydü de ikisini de kısa sürede ayırmışlardı.

***

İkisi yüzünden şu anda polis merkezinin koridorunda oturuyordum. Yasin'in sorgusu bitmişti . Şimdi de Çınar'ı almışlardı. Kısa süre sonra onun da sorgusu bitince koridordaki koltuklardan bir tanesine de Çınar oturmuştu.

" Siz çocuk musunuz? Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Birisi hata üstüne hata yapar . Birisi zaten önüne geldiğini döver. Siz yer altı mafyası, kabadayı veya mafya babası felan mısınız ? "

" Eslem bu çok ayrı bir konu. Şimdi , burada, bu dallamanın önünde konuşmayalım. "

Diyerek konuşmaya çalışan Çınar'a kafamı çevirip

" Hayır Çınar Bey! Şu anda, tam da Yasin'in önünde konuşacağız." Diyerek çıkıştım.

Şu anda o kadar çok sinirliydim ki ne yaptığım, ne dediğim hakkında en ufak bir bilgim yoktu.

Başkomiserin odasının kapısı açılır açılmaz gözlerimi Çınar'dan çekerek kapıdan çıkan başkomisere çevirdim.

" Aranızdan birisi İtalyanca biliyor mu? " Diyerek İtalyanca sorduğu soruya el kaldırarak " Ben " dememle başkomiser bana doğru döndü.

" Onlara de ki iyi ki kendilerinden başka bir mala zarar vermemişler. Kendilerine zarar verip sivillerin hayatını riske atmadıkları için ucuz kurtuldular. Yoksa herhangi bir sivile zarar gelse veya bir kamu malına zarar vermiş olsalardı şu anda çoktan cezaevine giden otobüse binmiş olacaklardı. "

Başkomiserin dediklerini aynen onlara çevirdim. Az bir miktar para cezasıyla kurtulmuşlardı. İkisi de cezalarının kefaretini ödedikten sonra tek bir kelime etmeden karakoldan çıktık. Ben önden gidiyordum. Çünkü ikisine de çok kızkındım. Ama en çok da Yasin'e kızgındım. O anda nasıl oldu bilmiyorum ama yerimde aniden durdum. Arkamdan gelen ayak sesleri de benim durmamla durmuştu. Arkama yavaşça döndüm. Gözümü Yasin'den asla çekmeyerek önüne kadar yürüdüm. Onun bile hiç beklemediği anda suratına okkalı bir tokat geçirdim.

" Sana başında da söylemiştim. Ben diğer kızlara benzemem demiştim. Bir daha asla ama asla etrafımda görmeyeyim seni. Yoksa bugün Çınar'ın yapamadığı şeyi sana bizzat yaparım. " Deyip onun tek bir kelimesini bile dinlemeden arkamı dönüp Çınar'ın arabasına doğru hızlı adımlarla yürüdüm.

Arkamdan hızlı bir şekilde gelip kapımı açan Çınar'a bile bakmadan açtığı kapıdan içeriye girdim. Birkaç saniye sonra arabanın etrafından dolanıp kapıyı açtı. Sürücü koltuğuna oturduktan sonra kontağı çevirip arabayı çalıştırdı. Ve kaldığımız otele navigasyonu ayarlayıp sürmeye başladı. Otele gelinceye kadar konuşmamıştım. Ben konuşmadığım için Çınar da konuşmamıştı.

Kaldığımı otelin önüne gelip durunca emniyet kemerini çözüp arabadan çıktım. Hiçbir şey demeden otelin kapısından geçip asansöre doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Asansörün düğmesine basıp beklemeye başladım. Kısa süre sonra gelen asansörün içine girip tam kaldığımız kata bastım. Tam kapı kapanıyordu ki araya elini koyan Çınar Karayel ile kapı anında durdu ve geriye doğru açıldı. Kapı tamamen açılıp Çınar Karayel içeriye girince kapı tekrardan kapandı.

Hala yüzüne bakmıyordum. Ama onun bana ara sıra baktığını fark edebiliyordum. Odaya gidinceye kadar da konuşmayı düşünmüyordum. Çünkü onu herkesin içinde rencide edip bağırıp çağırmak istemiyordum. Bu yüzden odaya gidinceye kadar sabretmeye karar verdim.

Kaldığımız kata gelince açılan asansör kapısıyla asansörün içinden çıkarak odaya doğru yürümeye başladım. Arkamdan gelen Çınar'ın ayakkabısının koridor boyunca çıkardığı sesle birlikte kalbimde eş değer bir şekilde atmaya başlamıştı. Çantamdan çıkardığım oda kartıyla kapıyı açıp içeriye girdim.

Üzerimdeki ceketi ve ayakkabılarımı çıkarıp yerlerine koydum. Odanın içinde bulunan koltuklardan bir tanesine geçip oturdum. Çınar da geçip karşımda duran koltuklardan bir tanesine oturdu.

" Neden onu dövdün? "

diyip onun yüzüne bakmadan sormuştum bu soruyu. Sesim haddinden fazla veya haddinden az çıkmamıştı. Tam ayarında çıkmıştı.

" Sana sarkıntılık yapmasına izin veremezdim. "

" Neden? " diyerek sorduğum soruyu bu sefer suratına bakarak sormuştum.

" Neden izin veremezsin? "

Bir anda sorduğum bu soru onu şaşırtmış olacak ki birkaç saniye sessiz kaldı.

" Çünkü benim yanımdasın . Ve şu anda bana emanetsin. Emanete hıyanetlik edemem. Edilmesine de izin vermem Eslem. " dedi.

Sesi çok kararlı ve sert çıkmıştı. Bunu diyeceğini içimden bile geçirmemiştim. Bu dediği cümleler ile birkaç saniye kafamı önüme çevirerek sessiz kaldım. Çünkü diyecek bir şey bulamıyordum. Bir şey dememe izin vermiyordu. Aklımdan bir sürü kelime, bir sürü cümle çıkıyordu. Ama bir türlü kalbim , aklımdan geçenleri söylememe izin vermiyordu.

" O adamın daha öncesinde ne yaptığını çok iyi biliyorum Eslem. Ve artık anlamışsındır. Neden burada çalıştığını. O şirkete uygun birisi değildi. Ve hiçbir zaman da olmadı. Bedelini de böyle ödemek zorunda kaldı. Hayat bu. Hata yapmanı bekler ve en sonunda yaptığın ilk hatada seni eler. Ama öncesinde uyarıcı birkaç etken gönderir. Eğer sen bu uyarıları göz ardı edip aynı hatayı tekrarlarsan bu zaman da tekrar bedelini ödersin. Hepsi bu . "

Deyip ayağa kalktı. Televizyon ünitesinin yanında bulunan mini buzdolabından iki tane soda alıp tekrar yerine oturdu. Meyveli olanı bana uzatıp almam için gözümün içine baktı.

Soda karpuz çilekliydi. Ve bu benim en sevdiğim sodaydı.

Bunu nereden biliyordu ki? Ya da bir anlık dalgınlığıma gelip ben mi söylemiştim. Ama emindim. Ben böyle kişisel bir bilgiyi yakınlarımdan başka kimseye söylemezdim.

" Teşekkür ederim. " Deyip daha fazla bekletmeden elindeki sodayı aldım.

" Bu arada dört gün buralardayız Eslem.Biletlerimiz yansın ben Türkiye'ye dönmek istiyorum dersen şu anda dönüş biletlerimizi alabilirim. Ne dersin ? "

Deyip elindeki sodadan bir yudum alıp ayağa kalktı. Banyoya doğru hızlı birkaç adım attıktan sonra elinde ilk yardım çantası ile odaya tekrar geri döndü.

Bir şey söylemeden çantanın fermuarını açıp içinden tentürdiyot, pamuk ve yara bandı çıkartıp aynanın önüne koydu. Tentürdiyot şişesinin kapağını açıp beceriksizce pamuğa döktü. Yani dökmeye çalıştı. Çünkü şişenin yarısı pamukta diğer yarısı da masanın üzerindeydi.

Elimdeki şişeyi sehpanın üzerine koyarak aynanın karşısında duran Çınar Karayel'in yanına gittim. Elinden pamuğu alıp masanın yanında duran çöpe attıktan sonra çantanın içinden yeni bir pamuk aldım.

"Biraz eğilir misiniz Çınar Bey?" dedim kafamı hafifçe yukarıya doğru kaldırarak. Çınar Karayel sözlerim üzerine hiçbir şey demeden sandalyeye oturdu.

Saçlarını bir elimle hafifçe yan tarafa doğru çekerek pamuğa ilk önce dezenfektan sürüp derisi soyulmuş kaşının üzerini güzelce temizledim. Dezenfektan yarayı kavurduğu için yüzünü hafifçe buruşturduğunu fark etmemle yavaşça yaranın üstüne doğru üfürdüm. Yarasının üzerini üflediğim esnada gözleri gözlerimle buluşmuştu. Gözlerimi hemen koyu siyah gözlerinden çekerek üflemeyi bıraktım.

Elimdeki dezenfektanlı pamuğu çöpe atarak çantanın içinden yeni bir tane pamuk aldım. Bu sefer pamuğa birkaç damla tentürdiyot damlatarak yarasının üzerine hafifçe sürdüm. Yaranın üzerine yara bandını yapıştırıncaya kadar da gözlerine bakmamaya çalışıyordum. Çünkü o koyu siyah olan ve bana geceyi anımsatan gözlere bir kere daha bakarsam o gözlerin esiri olacağımı biliyordum. Bu yüzden yara bandını hızlıca yapıştırarak çöplerini çöpe attım.

Yüzüne bakmamaya devam ederek masanın üzerine dağılmış halde duran eşyaları çantaya tekrar katmaya çalışıyordum. O sırada onun sesini duymayı, hatta bu kadar yakınımda duymayı beklemiyordum.

" Teşekkür ederim. "

Boğuk ve kendine has ses tonuyla söylemişti bu iki kelimeyi. Tırnaklarımın ucundan başlayarak bütün vücuduma yayılan şok dalgasıyla gözlerimi kısa bir anlığına kapatıp sonra tekrar açtım.

Önümdeki eşyaları hızlıca çantanın içine doldurup

" Rica ederim. " dedim. Ama bu iki kelime hayatımda ağzımdan en zor çıkardığım kelime olabilirdi. Çünkü... Çünkü...

Bir sebep bulamıyordum. Ağzımdan zor çıkarmıştım çünkü onunla bu kadar yakın olmak beni heyecanlandırıyordu.

Hiçbir zaman geçmişimle yüzleşmekten korkmamıştım. Ta ki şu ana kadar.

Bu andan sonra geçmişimle yüzleşmekten korkuyordum. Çünkü hem Çınar Karayel'in benim hayatımdaki yeri, hem de benim onun hayatındaki yerim bana merak duygusunu hissettirdiği kadar korku duygusunu da hissettiriyordu.

Ya ben onun hayatında iyi biri olmadıysam...

Ya da...

Ya da o benim hayatımda iyi biri olmadıysa... Ki bu ihtimali, ihtimal dahilinde bile düşünmüyordum. Düşünemiyordum.

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 14.12.2025 01:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...