
~Günümüz~
Amcamla beraber evinin arkasında bulunan at çiftliğinde yürürken bir yandan da konuşuyorduk.
" Yeğenim . Bu gönül işleri her zaman yorar insanı. İşin aslı gönlünün yorgunluğu değil o gönül yorgunluğuna sebep olandır. Hatırlar mısın bilmiyorum. Sen bana o kızı sevdiğini söylediğinde bir kuştan bahsetmiştim. O kuş o gönüle bir kere konduğunda gitmesini bilmez. O kuşu anca o gönüle konduran kovabilir. "
Uzaklara doğru bakarak amcama cevap verdim. Eslem denince aklıma ilk gelen cümleleri söylemeye başladım.
" Amca, o kuş benim gönlümde on dokuz yaşında da vardı şimdi de var. Ben o kuşu kovmayı bir kere bile aklımın ucundan geçirmedim. Geçiremedim... Ne zaman o kaza anı gözlerimin önüne gelse , ne zaman Eslem' in beni unuttuğu an aklıma gelse, o kuş benim gönlümü öyle bir parçalamaya başlıyor ki ... Ben o kuşu ne durdurabiliyorum ne de gönlümden kovabiliyorum. Olmuyor amca. Olmuyor. Ben ne kadar kendini Eslem'den uzak tutmaya çalışsam da kader bizi bir şekilde bir araya getiriyor. Sanki bütün evren bizim tekrardan bir araya gelmemiz için uğraşıyor. Şimdi söyle amca bana. Ben ne yapayım? "
Diyerek amcama çevirdim kafamı. Amcam bana dikkatli bir şekilde bakıyordu.
" Yeğenim. Bu işler tabi ki kolay olmayacak. Olmayacak ki gönlündekinin değerini bileceksin. Her şey kolay olsaydı. Şu anda ikimiz de burada konuşuyor olmazdık emin ol.
Elini kalbinin üzerine koyarak gökyüzüne doğru başını hafifçe kaldırdı. Gözlerini kapatarak sakince
" Her şey kolay olsaydı Mihribanım uzaklara gitmezdi. "
dedi. Bir süre gözlerini kapalı tutarak kafasını gökyüzünden indirmedi.
Ben sevdayı da hasretliği de bizzat amcamdan öğrenmiştim. Sevdalının sevdasına sahip çıkmasını da, sevdasının peşinden gitmesini de, yeri geldiği zaman sevdasının arkasından hasret çekmesini de bana amcam öğretmişti. Çünkü bu gönül işinde benim için en iyisi amcamdı. Sevdasına da sevdalısına yıllardır da öyle sahip çıktı ki ...
Amcam sevdasından geriye kalan sadece bir kağıtlık mektuptu. Artık o mektup amcamın sevdalısıydı. Bazen onunla konuşur, güler hatta karşısına geçer ağlardı da. Zaten işin kuralı da bu değilmiydi. Ya sonsuza kadar mutlu yaşarlar ya da sonsuza kadar yok olurlar. Kadın gider ve adam kahrolur... Adam gider ve kadın kahrolur...
Hikayenin sonu maalesef ki herkes için mutlu sonla bitmiyordu. Amcamın şansına mutsuz son zarı geldiği için benim şansımdaki zarların tamamının mutlu son zarı gelmesi için uğraşıyordu.
Amcamın bu hallerini gördükçe keşke diyorum , keşke elimde bir güç olsa da Mihriban'ı amcama, amcamın da Mihriban'a kavuşturabilsem. Keşke...
Amcamın omzuna dokunarak
" Amca. " Diye seslendim. Amcam seslenmemle bir an irkilerek bana döndürdü kafasını. Sonra burukça gülümseyerek o da benim omzuma elini koydu.
" Yeğenim. O yüzden sevdanın peşinden sonuna kadar git. Git ki... "
Derin bir nefes alarak sözlerine devam etti.
" Neyse. Sen git işte. Ben senin her zaman arkandayım. Unutma yeğenim. " Diyerek omzumu hafifçe sıktı. Amcama hafifçe gülümseyerek
" Gideceğim amca. Gideceğim. Hem de sonuna kadar gideceğim. "
Dedim ve ekledim.
" Asla unutmam amca. Neyse sözümü tuttuğuma göre başka sözleri de tutma zamanı geldi amca."
Diyerek imalı imalı gülümsedim.
Amcamla evin çıkışına doğru yürürken bir anda bana doğru dönüp
" Hayırdır yeğenim.? Bir gelişme var gibi sanki. " Diyerek elindeki tesbihi çevirerek tek kaşını havaya kaldırdı. Kısa bir an amcama doğru kafamı çevirerek
" Staj yapıyor bizim şirkette. " Dedim kısaca. Ama diyecek o kadar çok şey vardı ki... Ama bir türlü dilim varmıyordu.
Amcamla konuşurken evin çıkışına gelmiştik. Amcam bana doğru dönüp imalı bir şekilde göz kırparak
" Yeğenim. Taktik felan istersen ben buradayım. " dediğinde amcama kısa bir bakış atarak gülmeye başladım. Gülmeyle karışık
" Gelirim amca. " diyebildim sadece.
" O zaman ben gideyim de bir an önce senin eski taktiklerini uygulamaya başlayayım amca. "
Amcam omzuma vurup
" Lan eşkiya. Sen yumurtaya gıkka, ayakkabıya babba derken biz neler neler yapıyorduk. Dünkü bebe gelmiş bizim taktiklerimize eski diyor. " diyerek elindeki tesbihi çevirdi.
Amcamın bu söylediklerinden sonra gülmeyle karışık konuşarak
" Amca estağfurullah ben sana eski demedim. Hele taktiklerine asla eski demedim. O taktikler tabiki işime yaradı . Ama daha çok lehime işe yaradı. " Dedim.
" Ne demek lan o? " dedi gülerek amcam.
" Amca hani ben sana kavga ettim diyordum ya. O zamanlar ben senin taktiklerin yüzünden kızlardan dayak yiyordum. Gelip sana amca ben kızlardan dayak yedim de diyemeyeceğim için kavga ettim diyordum. Yani amca taktiklerinin başımın üstünde yeri var ama iş Eslem'e gelince taktiklerini kullanamayacağım. O benim için çok özel amca. Normal taktikler onda işe yaramaz. "
Amcam kaşlarını kaldırıp
" Öyle mi oluyormuş yeğenim. "
Sakalını sıvazlayarak adım adım benden tarafa gelmeye başladı. Nasıl yaptığını anlamadığım bir anda kolunu omzuma atarak kafamı kolunun altına sıkıştırarak kafamın tam üstünü ısırmaya başladı. Bir türlü bu yaptığı harekete alışamamıştım. Ve asla da alışamayacak gibi görünüyordum.
" Amca dur! " Desem de ablam durmadan ısırmaya devam ediyordu.
" Demek benim taktiklerim eski ha! Lan eşkiya amcana eski demeye utanmıyor musun? " Diyerek tekrar ısırmaya yeltendiğinde kolunun altından sıyrılarak çıkmayı başardım. Amcamın ısırdığı yeri elimle tutup hızlı bir şekilde arabanın yanına doğru koştum. Kapıyı açarak arabaya bindim. Kapıları kilitleyerek motoru çalıştırdım. Camdan sadece kafam çıkacak şekilde açarak amcama seslendim.
" Amca valla sana eski demedim. Ama konumuz Eslem yani. O taktikleri asla kullanamam onda. Kızda laz gücü var. "
Amcam kafasını hadi git lan der gibi yola doğru sallayıp elindeki tesbihi sallamaya devam etti. Tesbih tuttuğu elini kaldırıp
" Hadi lan oradan. Eşkiya seni. Ha bana eski demişsin ha taktiklerime. Hadi git işine de kendi yeni taktiklerinle tavla kızı. Eşkiya ! "
Diyerek bağırdı. Kornaya iki kez basarak gaza bastım. Radyodan güzel bir Ankara havası açarak şirkete giden yola girdim. Amcamla konuştuktan sonra keyfim yerine gelmişti. Amcamın da keyfine diyecek yoktu. Sol elimi amcamın ısırdığı yere koyarak kontrol ettim.
" Adam da deli gücü var. " Diyerek söylendim kendi kendime. Radyoda çalan şarkının sesini biraz daha açıp camların hepsini sonuna kadar açtım. Kendi sesimle müziğe eşlik ederek yola devam ediyordum. Şu an bende olan keyif Karun da yoktu.
" Gidene dur demeyiz. Düşmeyiz biz dalgaya. Angaranın bebesi dönüp bakmaz arkaya. "
Işıklarda dururken paketimden bir tane sigara çıkararak yaktım. Sol elimde tuttuğum sigarayı camdan dışarı çıkarıp dumanını hafifçe gülerek üfledim. Yeşil ışık yanınca gaza basarak sol şerite geçtim. Hızımı keserek sağdaki yoldan şirket yoluna girdim. Sigaradan bir nefes daha alarak kolumu cama dayadım. Şarkının en sevdiğim kısmına gelmişti. O yüzden radyonun sesini biraz daha arttırdım.
" Severse candan sever. Onun aşkı bir rüya. Angaranın bebesi tek zar atar sevdaya. Ulus , Cebeci, Çankaya gardaş deriz kankaya. Bize her yol Paris değil. La bize her yer Ankara. "
Şirketin önüne geldiğimde radyoyu kapatarak şirketin otoparkına giden yola girdim. Otoparkta boş yer var mı diye bakarken bir yerde boş yer görmemle direksiyonu oraya çevirdim . Arabayı park ettikten sonra telefonumu cebime katarak arabadan çıktım. Ağzımdaki sigaradan bir nefes daha alarak yere attım. Ayakkabımın ucuyla üzerine basarak söndürdüm. Ceketimi düzelterek otopark asansörüne doğru yürümeye başladım. Asansörün yanına gelince düğmesine basarak beklemeye başladım. Bu sırada telefonuma gelen onlarca mesajı okumaya çalışıyordum. Asansör gelince içine geçerek on ikinci kata bastım. Odam o kattaydı. Asansör çok geçmeden on ikinci kata gelerek kapı açılmaya başladı.
Kapının açılmasıyla içinden çıkarak koridorda yürümeye başladım. Hâlâ mesaj gelmeye devam ediyordu. Hepsine bakmaya ve cevap vermeye çalıştığım sırada birisinin bana çarpmasıyla telefonum tam yere düşüyordu ki havada iki takla attıktan sonra düşmeden tuttum. Ama aynısını çarptığım kişi için söyleyemeyeceğim. Elinde tuttuğu bütün kağıtlar yere yayılmıştı. Telefonumu cebime katarak gözlerimi yerde söylenerek kağıtları toplamaya çalışan kişiye kayınca kalp ve nefes ritmim bozuldu. Karşımdaki bana çarpan kişi oydu.
Eslemdi...
Karşımda bütün güzelliğiyle Eslem duruyordu. Üzerindeki fıstık yeşili takım onun güzelliğine güzellik katmıştı. Hızlıca kağıtları toplamaya çalıştığını farketmemle gözlerimi üzerinden çekip hemen yanına çömelerek yardım etmeye başladım. Bir yandan söyleniyor bir yandan da toplamaya çalışıyordu. Benim uzandığım kağıda Eslem de uzanınca eli , elimin altında kaldı. Şaşkın gözlerle kafasını kaldırıp bana bakınca gerçekten bayılacakmış gibi oldum. Ama bütün bu hisleri içimde yaşamaya ve dışarıya hiçbir şey farkettirmemeye çalışıyordum. Keşke farkettirebilsem. Keşke o da bütün yaşadıklarımızı hatırlasa. O zaman işim daha kolay olurdu.
" Her şey kolay olsaydı. Mihribanım o kadar uzağa gitmek zorunda kalmayacaktı yeğenim."
Bir anda amcamın dedikleri aklımda yankılanınca Eslem' in sorduğu soruya gayet sakin bir sesle cevap verdim. Kafasını kaldırarak şaşkın mavilikleriyle bana baktı. Kekeleyerek
" S.. Sen burada ne arıyorsun? " konuşmaya çalıştı. Bu kadar tesadüfün ard arda gelmesi onu şaşırtmış olacak ki bir süre gözlerini gözlerimden ayırmadan bana baktı. Ben ise iki kolumu da yana doğru açarak
" Kendi şirketime izin alarak gelmem gerektiğini bilmiyordum. " dedim. Bunu dememle çömeldiği yerden kalkarak yüzüme mahcup bir şekilde bakmaya başladı. Ama bakışlarını bir kaçırıp bir sabır tutuyordu. Bu halini her zaman tatlı bulmuştum. Ve Esleme de farklı bir hava katıyordu. Bu hareketini ben ona o gün falezde duygularımdan bahsettiğimde de yapmıştı. Şu anda da aynı hareketi yapınca garip bir şekilde kalbim hızlanmaya başlamışrtı. Bu kadın bana ne yapmıştı böyle? Onu görünce bu denli kalbimin hızlanması, nefes düzenimin bozulması ... Karşısında birgün düşüp bayılmamak için zor duruyordum.
Keşke onunla daha çok zaman geçirebilseydik. Ve ona geçmişinden bahsedebilseydim. Keşke onun benim için ne kadar çok önemli birisi olduğunu bilseydi. Bu sırada ağzından birkaç şey kaçırmıştı. Ya da sesli düşünmüştü. Tam anlamadım dediklerini. Ama birkaç cümlesi , benim için hala bir ümit olduğunun göstergesiydi. Dediklerinden sadece anladıklarım , beni yakışıklı ve karizmatik bulduğu ve yaptığım işi övmesiydi. Bir de dediği bir şey ne kadar çok içimde gülme isteği uyandırsa da onu daha fazla utandırmak istemediğim için duymamazlıktan geldim.
" Bir şey mi dediniz? " Dediğim esnada duymuş olmamdan korkuyordu. Yalandan bir ciddiyetle
" Hayır. Bir şey demedim. " Diyerek geçiştirdi.Ben de onu fazla zorlamak istemediğim için bir şey demedim. Bu konuşmamız , Eslem'e gelen telefonla yarım kalmak zorunda kalmıştı. Eslem , elimdeki son kağıdı da alarak tekrardan özür dilemeye çalışınca bu sefer onun sözünü keserek
" Sorun sizde değil ben de. Ben de telefona bakmak yerine önüme bakmalıydım. Asıl siz kusura bakmayın. "
dedim. Bir şey söyleyecekti ama sonra saate bakınca sadece
" İyi günler dilerim. " Diyerek yanımdan hızlı adımlarla ayrıldı. Asansördeki insanlara seslenerek asansöre bindi. Kapı kapanıncaya kadar arkasından baktım. Bunu fark edip etmemesi umrumda bile değildi. Onu yıllardır görmüyordum. Ve en önemlisi o beni hatırlamıyordu. Ne benim yıllardır onu beklediğimi ne de onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyordu. Ama ben yıllar geçmiş olsa da sözümü hâlâ dün hatırlıyordum. Ve ona o gün, falezdeyken verdiğim sözü tutmaya yemin etmiştim. Şimdi o sözü tutma vaktiydi. Onun öncesinde odama giderek babamı aramam lazımdı.
Geriye doğru dönerek normal adımlarla koridorun sonundaki odama doğru yürümeye başladım. Koridordaki insanlara baş selamı vererek odama girdim.
Masama geçmeden önce masamın üzerinde duran kumandaya basarak camın önündeki güneşliği açtım. Karanlığı sevmiyordum. O yüzden bütün camların güneşliğini sonuna kadar açarak güneş ışığının içeriye dolmasını sağladım. İçerideki kasvetli havayı bir nebze olsun azaltmak için camları da yarım olacak şekilde açtım.
Ceketimi çıkarıp koltuğa asarak oturdum. Şirket telefonunu elime alarak insan haklarında çalışan Çiçek Hanımın numarasına bastım.
" Buyrun Çınar Bey. "
" Kolay gelsin Çiçek Hanım. Stajyer Eslem Özüpek' in cv'si nin bir kopyasını odama gönderin lütfen. "
" Tamam efendim. Hemen gönderiyorum. Başka bir şey var mıydı? "
" Hayır Çiçek Hanım. "
Diyerek telefonu kapattım. Çok süre geçmeden odamın kapısı çalındı. Oturduğum yerden kapıya doğru seslenerek gel dememle kapı açalarak içeriye Çiçek Hanım olmayan bir kadın girdi. Eslem ile yaşıt gözüküyordu. Kadına dikkatlice baktığımda Kıvanç'ın mekanında yanıma gelen kadın olduğunu farkettim. Kaşlarımı çatarak karşımda duran kadına bakarak
" Siz kimsiniz? Ben Çiçek Hanım'a söylemiştim getirmesini. " ciddi bir ses tonuyla sorumu sordum.
Kadın elindeki dosyaları masamın üzerine koyarak masaya ellerini koyarak üzerime doğru eğildi. Resmen fısıldayarak konuşmaya başladı.
" Çınar Bey. Çiçek Hanım'ın işi vardı. O yüzden ben getirdim. Bu arada ben Çiçek Hanım'ın yardımcısı Sinem Yalçınoğlu. "
Sesini düzeltip eğildiği yerden doğrularak ekledi.
"Belki soyismimi duymuşsunuzdur. Yalçınoğlu Holding'in CEO'su İlker Yalçınoğlu'nun kızıyım. Yani buraya gelmem uzun hikaye aslında. "
Karşımdaki kadının tam gözlerinin içine bakarak ciddi bir şekilde
" Sinem Hanım. Sizin özel hayatınız benim umrumda değil. Burası şirket ve en önemlisi benim şahsi şirketim. Bu laubali hareketlerinizi ve o çirkin beyninizi de alın ve terk edin odamı. Madem Çiçek Hanım'ın yardımcısınız o halde sadece işinizi yapın. Kademenizi de unutmayın. Çıkabilirsiniz. "
diyerek işaret parmağımla kapıyı gösterdim. Bu sözlerim karşımdaki kadının ne kadar moralini bozmuş olursa olsun umrumda değildi. Herkes yerini bilmek zorundaydı. Hele böyle çirkin bir kadının bırakın hayatımda , şirketimde bile yeri yoktu.
Dişlerini sıkıp " Emredersiniz Çınar Bey. " diyerek topuklarını yere vura vura odamdan çıktı. Kapıyı kapatmadan önce yüzüme bakıp sahte bir şekilde gülümseyerek kapıyı sertçe kapattı.
En nefret ettiğim şeydi kapının çarpılması. Yumruk yaptığım elimi serbest bırakarak derin bir nefes aldım. Telefonumu elime alarak babamın numarasını çevirdim. İkinci çalışta açılmıştı.
" Buyur oğlum. "
" Baba ben şirkete geldim. Şu anda önümde bir stajyerin dosyası duruyor. Ama bu normal bir dosya değil baba. Sanırım İtalya'ya giderken yanımda götüreceğim çevirmeni buldum.
Babamla konuşurken bir yandan da Eslem'in dosyasını kontrol ediyordum. İçerisinde İtalyanca'nın da bulunduğu üç dili ana dili gibi biliyordu. Ve bu hem şirketimizin vizyonu hem de kendi vizyonu açısından çok güzeldi.
" Kim oğlum? "
" İsmi Eslem Özüpek. Üniversitenin Tercümanlık bölümünü birincilikle bitirmiş. Ayrıca İtalyanca'yı ana dili gibi biliyormuş. "
" Maşallah. Oğlum bu kız gerçekten arayıp bulamadığımız stajyer. Bu kızla Türkiye'ye geldiğimde yüz yüze oturup tanışmak isterim. "
Babamın Eslem'den böylesine güzel bahsetmesi beni nedensizce mutlu etmiş ve gururlandırmıştı. Babamın bizzat tanışma isteği ise şaşırtmıştı.
" Baba sadece bir sorun var. Eslem, tercümanlığı yan dal olarak bitirmiş. Şu anda şirketimizde iç mimarlık departmanında stajyer olarak görev yapıyor. Bu bir sorun oluşturur mu? "
Babam bir süre düşündükten sonra konuşmaya devam etti.
" Yok oğlum. Zannetmiyorum. Ki zaten hiç kimse Eslem'in karşısına geçerek sen iç mimarlık departmanında stajyerlik yapıyormuşsun, tercümanlık departmanında stajyerlik yapmıyormuşsun diyerek sormayacak. Sen içine ferah tut. "
" Tamam baba sen öyle diyorsan."
" Bu arada Türkiye'ye döndüğümde bu kızla tanışmayı çok isterim. Şirketimizde ne cevherler varmış da benim haberim yokmuş. Döndüğümde acilinden bu kızla bana bir yemek ayarlamalarını söyle . Olur mu oğlum? "
Babamın Eslem hakkında böyle düşünmesi beni nedensizce hem mutlu etmiş hem de gururlandırmıştı. Babama, bıyıkaltından gülerek
" Tamam baba. Yemek işini döndüğünde başbaşa oturup konuşuruz. Ben şimdi kapatıyorum. Eslem Hanım ile konuşmam lazım. Ben seni gelişmelerden haberdar ederim. "
" Tamam oğlum güzel haberlerini bekliyorum. Kolay gelsin. "
" Sağol baba sanada. "
Diyerek yüzümde hafif bir gülümsemeyle telefonu kapattım. Babam bir bilseydi Eslem'i ölesiye sevdiğimi , o zaman bir dakika durmaz gider direkt isterdi Eslem'i. Ama ben şu anda sadece Eslem'in geçmişini ona hatırlatmayı, ve onu geçmişte olduğu kadar şimdide sevdiğimi hatırlamasını sağlamak istiyordum. Aileme, Eslem beni hatırladıktan sonra söyleyecektim.
Telefonumu pantolonumun cebine katarak odamdan çıktım. Koridordaki insanların selamlarını başımla selamlayarak asansöre doğru normal adımlarla ilerlemeye başladım. Asansörün kapısı açıldıkta sonra inen insanların
" Hoşgeldiniz Çınar Bey. Yeni işiniz hayırlı olsun. "
" Hoşgeldiniz Çınar Bey. "
" Şu adama bak. Yeni yöneticimiz bu muymuş? "
" Adamdaki karizmaya bak. "
Gibi söylemlerini kafamla selamlayarak asansörün içine girdim. İlk kendime güzel bir çay alacak , sonra da stajyerlerin çalıştığı yere uğrayıp Eslem ile konuşmak istediğimi söyleyerek onu odama çağıracaktım. Kafetaryanın bulunduğu kata basarak ellerimi pantolonumun içine soktum.
Asansörün kapısının açılmasıyla hiç beklemeden kafetaryanın bulunduğu yere doğru yürüyordum ki tanıdık bir gülme sesiyle yerimde durdum. Gördüğüm görüntüyle parmak uçlarımdan saç diplerime kadar sinir hücrelerinin yayıldığını hissedebiliyordum. Ellerimi cebimden çıkararak gözlerimi Eslem'in yanında ağzını beş karış açarak gülen bir adama dikmeye başladım. Bu adam kimdi ve Eslem ile olan yakınlığı neye dayanıyordu? Beynimin içinde yayılan bu cevabı olmayan sorularla durduğum yerde fazla duramadan oturdukları yere arkalarından yürüyerek birkaç adım karşılarında durdum. Tok ve tehditvari bir sesle
" Bakıyorum da keyfiniz yerinde arkadaşlar. " Dedim.
Benim sesimi duymalarıyla ikisinde başlarını arkalarına doğru çevirmeleri bir oldu. Eslem beni görmesiyle oturduğu yerden kalkıp ayakta hafif ama mahcup bir gülümsemeyle bana doğru bakarken yanında duran adam hâlâ olayın şokundaydı. Ve hâlâ olduğu yerde oturuyordu. Eğer Eslem onu uyarıp ayağa kaldırmasaydı bizzat ben onu o sandalyeden kaldıracaktım.
Gözlerimi adama doğru dikerek tehditvari konuşmama devam ettim.
" Siz buraya staj yapmaya mı yoksa kafetarya köşelerinde gülüşmeye mi geliyorsunuz? "
Diye sormamla hâlâ adamdan tek bir tık olmadan araya Eslem girerek konuşmaya başladı. Şu anki dediğim ne bir söz ne de bir davranış asla ona değildi. Bütün dediğim sözler ve yaptığım davranışlar yanındaki dallamayaydı. Bakışlarımdaki ateşi söndürerek kafamı Eslem' e doğru çevirdim.
" Özür dileriz efendim. Biz saatin farkında değildik. Bir daha tekrarlanmayacağına emin olabilirsiniz. " dedikten sonra kısa bir bakış atarak adama bakmaya devam ettim. Sesimdeki ciddiyetle
" Umarım. " diyerek Eslem'e işaret parmağımı doğrulttum.
" Siz. Eslem Hanım. On beş dakika içinde odamda olun. " dedim. Karşımda hala bir özür dahi dilemeye tenezzül etmeyen adama ciddi bir şekilde kısa bir süre bakıp arkama dönerek hızlı adımlarla asansöre doğru yürümeye başladım. Asansörün düğmesine ard arda hızlı hızlı basarak beklemeye başladım. Asansörün gelmesiyle içine hızlıca girerek kapının kapanmasını bekledim.
Kapının kapanmasıyla kravatımı çıkararak gömleğimin düğmelerinden üç tanesini açtım. Elimi enseme atarak asansörün içinden hızlıca çıktım. Koridorda yürürken bir yandan da boynumu sağa sola doğru esnetiyordum ki sinirim bir nebze olsun geçsin. Ama içimdeki anlam veremediğim bir anda oluşan bu ani sinirim geçmeyerek katlanarak artıyordu. Koridordaki hiçbir insanın selamını da sesini de duymayarak odama kapısını açtığım gibi sertçe kapattım. Şu anda şu kapının verdiği rahatsızlık, Eslem'in yanındaki adamın verdiği rahatsızlığın yanında bir hiç hükmündeydi. Elimde tuttuğum kravatımı duvara doğru atarak sebilden su doldurdum. Tek dikişte bitirdiğim suyun bardağını yanındaki çöpe atarak yenisini doldurdum. Tekrar tek dikişte onu da bitirdim. Bu soğuk su bile içimdeki yangını söndüremiyordu. Gözümün önüne o adamın aygır gibi açtığı ağzı geldikçe içimdeki yangın bir alev topuna dönmeye başlıyordu. Yeni bir bardağa bir tane daha su doldurarak masamın yanındaki açık camın yanına adımladım.
Yarım açık olan camı tamamen açarak bir yandan serinlemeye bir yandan da beynimdeki o görüntüyü silmeye çalışıyordum. Ama yok sinirim geçmek bilmiyordu. Elimde tuttuğum su dolu bardağı tek dikişte bitirerek elimde buruşturdum.
Cama doğru ellerimi yaslayarak gözlerimi kapattım. İçimden derin derin nefesler alıp verdiğim sırada kapımın çalınmasıyla gözlerimi açmadan tok bir sesle
" Gir"
Dedim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |