15. Bölüm

13.BÖLÜM

Neslihan kübra öğütlü
nesliyazar

 

~Eslem Özüpek~

Esra'nın acil bir işi çıkınca ben de hastaneden ayrılmıştım. Şu anda taksi içinde evime doğru gidiyordum. Hava kararmaya başlamıştı. Taksinin camından gün batımını izlediğim sırada telefonuma gelen mesajla, bütün seyir zevkim bir anda tuz ile buz olmuştu. Çantamda içinde duran telefonumu alarak ekrana gelen mesaj bildirimine tıkladım. Mesaj Esra'dandı.

 

Esram:Canım , bugün akşam nöbetini bana kitlemişler. Sen beni bekleme. Yat. İyi geceler.

Yazıyordu.

Ne zaman Esra ile bir şey konuşmak istesem hep böyle bir takım olaylar oluyordu. Ki zaten bugün akşam nöbetini Esra'ya vermelerinin tek bir sebebi vardı. O da asla boş durmasını istemeyen başhekimiydi. Kızın yemek yemesinden tutun da gittiği tuvalete kadar sorguluyordu. Ama ben Esra'ya diyordum. Bak bırak sen bu hastahaneyi , başka güzel hastahanelerden seni kabul etmek isteyen bir sürü başhekim var. Başlarda bu dediklerim ona çok saçma, ulaşılamaz geliyordu. Ama sonrasında bizzat teklif kağıdı eline ulaşınca o da fikrini değiştirmişe benziyordu. Şu anda da sadece gitmediği staj günlerini doldurmak için o sıkıcı başhekimin hastahanesinde çalışmak zorundaydı. Stajının bittiği ilk anda direkt teklif edilen hastahaneye başvuracaktı.

" Burası mıydı sizin? " Diyen taksici amcayla , mesajımı yollayarak telefonumu çantama kattım. Çantamdan cüzdanımı çıkardığım sırada

" Burası amca sağol. Buyur paranı. "

diyerek parayı uzatıp arabanın içinden çıktım. Taksi önümden geçip gittiğinde bende kaldırımdan inerek evimin bulunduğu karşı kaldırıma geçmek için yürüdüm.

Bahçe kapısını açıp içeriye girdiğimde, beni havlayarak karşılayan Demir'in kafasını okşayarak

" Hoşbuldum oğlum. Sana da merhaba. " dedikten sonra bitmiş olan suyunu doldurup çantamdan evin anahtarını çıkardım. Anahtarı kapıya sokup iki kere çevirdim.

Kapıyı açmamla konfetilerin yüzüme patlaması bir olmuştu. Çantamı yüzüme siper ederek yavaşça gözlerimin altına kadar indirdim.

Evde bulunan herkesin hep bir ağızdan

" İyi ki doğdun Eslem. İyi ki doğdun Esra. " demesiyle herkese dolu gözlerimle bakarak gülümsedim. Annem , babam, Esra, Alex, Adam, Maria hatta aylardır görmediğim abim bile buradaydı. Kanlı, canlı karşımda duruyordu. Elimdeki çantayı yere bırakıp hızlıca ayakkabılarımı çıkararak abime doğru koştum. Boyu benden uzun olduğu için ayaklarımın üstünde biraz kalkmam gerekiyordu. Abim de bana sıkıca sarılıp etrafında döndürdü. Beni kısa süre etrafında döndürüp sonra yere koyduğunda herkese tek tek sarıldım.

" Siz nereden çıktınız böyle? " diye sorunca, annem :

" Esra kızım ayarladı biz de uyduk kızım. Hadi geçin bakalım da mumlar sönmeden üfleyin. " Diyerek Esra ile beni pastanın olduğu yere doğru getirdi. Babam karşımıza geçerek kamerayı ayarlamaya çalışırken biz de içimizden dilek tutarak aynı anda mumları üfledik.

Mumlar tamamen söndükten sonra babamın " Hepiniz buraya bakın . " ikazıyla herkes kafasını kameraya çevirip gülümsedi. Fotoğrafta babam çıkmayınca babama elimi sallayıp

" Baba sen de gelsene. Sensiz fotoğraf olur mu hiç? " dedim. Babam kameranın sayacını ayarlayıp

" Geldim geldim. Herkes hazır mı? "

dedikten sonra elindeki uzaktan kumandaya basarak patlayan flash eşliğinde fotoğrafımızı çekti.

Babamın doğum günümüz için aldığı kamerayla bir sürü, çeşit çeşit fotoğraf çekmiştik. Hepsi de çok güzel olmuştu.

Şu anda da herkes salonda toplanmış akşam nereye gitsek diye tartışıyordu. Ama bilmedikleri bir şey, daha doğrusu benim ,olayın heyecanı ve şokuyla söylemeyi unuttuğum bir şeyi onlara söyledikten sonra bu akşam nereye gidelim ? tartışması şimdi kutlamayı nerede yapalım? tartışmasına dönüşecekti.

Benim onlara söyleyeceğim şey sonrasında ne tepki vereceklerini çok merak ediyordum. Elimdeki pasta tabağını sehpanın üzerine bırakarak ayağa kalktım. İki kere elimle alkış yaptıktan sonra sesimdeki alaycı tınıyla

" Sayın konsey üyeleri buraya bakabilir misiniz? " diye konuşmamla herkes susarak bütün dikkatini bana vermişti.

" Bugün bu değerli insan bir teklif aldı. " dememle babam kaşlarını çatarak şüpheli bir sesle

" Ne teklifi kızım? " diye sormasıyla iki elimi de önümde hızlı hızı sallayarak " Düşündüğün gibi bir teklif değil babacığım. Korkma." dememle arkasına usulca yaslanarak çatık kaşlarını düzeltti.

" Evet. Lafı dolandırmayı pek sevmiyorum. O yüzden bombayı patlatıyorum sevgili ailem ve arkadaşlarım. " diyip kısa bir sessizlikten sonra

" 3 haftalığına İtalya'ya gidiyorum." diyerek sevinçle bağırdım.

Bunu dememle herkes bir an şoka uğrayarak kısa süre bana bakakaldılar.

İki kolumu da yanlara doğru açarak

" Ee. Sevinmediniz mi? Sarılmayacak mısınız? " dediğimde kollarıma atlayan ilk kişi Esra olmuştu.

Hastahaneye , yanına gittiğimde eve geldiğinde geniş geniş konuşuruz diye ona bu konudan bahsetmemiştim.

Esra kolunu boynumdan çekerek omuzlarımdan tutup

" Çok sevindim kızım. Neden geldiğinde söylemedin? " diyerek dolu gözlerle bana baktı.

" Eve geldiğinde geniş geniş konuşuruz diye söylemedim. "

Esra bunu dememle biraz daha yanıma doğru yaklaştı. Kısık sesle

" Anlaştık. Bence de bu konuyu geniş geniş konuşmalıyız canım arkadaşım. " diyip göz kırparak yanımdan ayrıldı. Kanepenin yanına kadar gidip oradan bana kaş göz yapmaya devam ediyordu.

Ailem ve iş arkadaşlarımla da sarılıp konuştuktan sonra ağabeyim ve iş arkadaşlarım evlerine gitmek için evden gittiler.

Şu anda Esra , ben, annem ve babam salonda oturmuş annemin kestiği meyveleri yiyorduk. Babam önündeki sehpaya ayaklarını uzatmış bir halde haberleri seyrederken annem elindeki elmanın yarısını Esra'ya , yarısını da bana verdi. Elmanın yarısını ısırdığım anda annem

" Ee kızım şimdi şu işin aslını bir anlat bakalım. Nerede kalacaksın? Kiminle gideceksin? Kaç gün kalacaksın? " diye sorunca ağzımdaki lokmayı yutup anneme cevap verdim.

" Anneciğim o kadarını bilmiyorum. Yarın gerekli belgelerimi vereceğim. O sırada sorarım. Ama bildiğim kadarıyla konaklama ve yemek işini şirket karşılıyor. İçin rahat olsun. "

" Anladım kızım. O zaman iyi." diyerek tabaktan bir elma daha alıp soymaya başladı.

Annem ve babamla biraz daha oturduktan sonra annem ve babama odalarını gösterdim. Onlar yorulduklarını söyleyip yatacakları odaya gittiler. Biz de Esra ile birlikte kahvelerimizi alıp bahçeye çıkmıştık. Şu anda da bahçedeki Çardak ya oturuyorduk. Gökyüzündeki hava tam yaz akşamı havasıydı. Sıcak ve nemli. Arada bir hafif meltem esiyordu. Kısacası Esra'ya göre tam dedikodu havasıydı.

Esra kahvesinden bir yudum aldıktan sonra bacaklarını oturduğu yerde bağdaş yaparak heyecanlı heyecanlı konuşmaya başladı.

" Ee anlat bakalım. Neler oldu bugün? Ve en ince ayrıntısına kadar istiyorum. Başla bakalım." diyerek mahalle aralarında dedikodu yapan teyzeler gibi eline kahve fincanını alarak meraklı gözlerle vereceğim cevabı bekliyordu.

Bütün gün başımdan geçen ne varsa hepsini Esra'ya tek tek anlatmıştım. Bu sırada konuştuklarımız koyulaşınca Esra bir koşu içeriden çekirdek alıp gelmişti. Bir yandan çekirdeği yiyor bir yandan da konuşmamıza devam ediyorduk.

" O Yasin beyinsizinin neden öyle bir mallık yaptığını anladım. Başından beridir bir şeyler seziyordum zaten. Ama benim anlamadığım şey şu. Çınar Bey yani patronun seni neden arabasıyla hastahaneye kadar getirdi. Bu adamın asistanı yok mu? Ya da koskoca şirkette senden başka İtalyanca bilen yok mu? "

diyerek bir solukta bütün sorularını arka arkaya sıralamıştı. Elimdeki çekirdekleri poşetine tekrar koyup elimdeki kalan çekirdeğin tuzlarını yan tarafa doğru çırparak Esra'ya merak ettiği soruların cevaplarını tek tek cevap vermeye başladım.

" Esracım öncelikle bir nefes al. Bu ne kızım taramalı tüfek gibi. Şu güzel akşamda o kişinin hiçbir şeyini konuşmak istemiyorum. Onun haricinde Çınar Bey'in , beni hastahaneye bırakması da gayet normal bence. Adam olmasa ıpıslak olmuştum. "

Esra bir yandan çekirdekleri hızlı hızlı yerken diğer yandan da konuşmaya çalışıyordu.

" Ya kızım. Bak şuraya yazıyorum . O adam sana ilk görüşte kapıldı. Yoksa bu devirde kim karşılıksız birisine yardım etsin? "

" Esra abartma ya. O adam benim patronum, patronum. " diyerek üstüne basa basa söyledim ve ekledim.

" Ama garip bir şeyler var. Sanki gözleri, gülüşü, bakışı bana bir yerden tanıdık geliyor. Hani birisini tanırsın ama nereden tanıdığını bilmezsin ya. İşte onu her gördüğümde bunu yaşıyorum. Bir yerlerden tanıdık geliyor. Ama nereden tanıdığımı bilmiyorum. Hatırlamıyorum. "

Esra benim bu dediklerimden sonra elindeki çekirdekleri poşetine koyup dikkatli bir şekilde beni dinlemeye başladı.

" Nasıl bir tanıdıklıktan bahsediyorsun? " dedi şüpheci bir sesle.

" Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Ama tek bir bildiğim şey var . O da, ben Çınar Bey'i bir yerlerden tanıyorum. " dedim sessiz bir sesle uzaklara doğru bakarak.

" Canım arkadaşım. Zorlama kendini. Eminim eninde sonunda hatırlayacaksın. Bu bir hafta olabilir. Bir ay olabilir. Bir yıl olabilir. Ama şöyle bir gerçek var. " diyerek elini kalbinin üzerine koydu ve ekledi.

" Burası unutmamışsa eninde sonunda hatırlarsın."

Esra'nın bunu demesiyle gözlerim dolmuştu. Ben, küçüklüğümde geçirdiğim trafik kazasından sonra bazı hatıralarımı unutmuştum. Ve bu unuttuklarımın arasında bir zamanlar Esra da vardı. Onu nasıl hatırladın diye soracak olursanız çok kolay olmadı. Onu hatırlamam için çok uğraşmıştı. Hem de çok.

Şimdi bunu söylemesinin altında yatan neden de buydu.

Oturduğum yerden kalkarak Esra'nın yanına gidip ona sıkıca sarıldım. O da bana sıkıca sarıldı.

" Esra. İyi ki varsın. " diyerek sarılışımı daha da sıkılaştırdım.

Esra boğuk bir sesle " Eslem. Nefes alamıyorum. Şimdi iyi ki olamayacağım. " dediğinde onu ne kadar çok sıktığımı ve bu yüzden nefes alamadığını fark edince sarılmama son verdim.

" Kızım ne bu sevgi. Tamam bir yere gitmiyorum. Korkma. " diyerek gülmeye karışık konuşunca omzuna sert olmayacak bir şekilde vurdum. Burnumu çekerek masanın üzerinde duran telefonumdan saate bakar bakmaz şaşırarak Esra'ya telefonumun ekranını gösterdim. Esra da ekranı görür görmez benim verdiğim tepkiyi vermişti. Saat 01.30 olmuştu.

" Kalk kızım kalk.Sabah kalkamayacağız." diyerek hızlıca dağıttığımız masayı toplamaya başladık.

***

Yıkadığımız son tabağı da durulayıp bulaşık makinesine koyduktan, ellerimizi kurulayıp mutfak ışığını kapattıktan sonra odalarımıza çekildik.

Yatmadan önce kısa bir duşa girerek üzerimdeki yorgunluğu , stresi attım. Üstüme pijamalarımı giyip rutin işlerini yaptıktan sonra yatağa yattım. Yanı başımda duran abajurun lambasını yakarak en kısığa ayarladım. Ellerimi başımın altına koyarak İtalya'nın hayaliyle kendimi uykunun o tatlı kollarına bıraktım.

***

 

~Çınar Karayel~

O Yasin denen itin cezasını kesip evlere dağılmıştık. Artık şirkette çalışmayacaktı. Ne Eslem'in gözüne ne de benim gözüme artık gözükmeyecekti. O yüzden onu yurtdışındaki bir otelin restorant kısmına garson olarak yollamıştım. Aslında bu kamera olayına kadar onu restorantın aşçısı olarak göndermeyi düşünüyordum. Ama hatası boyunu aştığı için onun ait olduğu ve hakkettiği değer ancak garsonluktu.

Evimin önüne gelince arabamı garaja doğru sürdüm. Garaja park ederek arabanın içinden tam çıkıyordum ki telefonum çalmaya başladı. Arayan babamdı. Kesin o Davut amca, beni babama ispiyonlamıştı. Telefon tutacağından telefonumu çıkararak telefonu açtım.

" Efendim baba. "

Babam gayet sakin bir sesle

" Oğlum. Davut bana bir şeyler zırvaladı. Ne demek oluyor bu? " deyince tahminimin doğru çıkdığını anladım.

Arabanın içinden çıkıp eve doğru yürürken babama cevap veriyordum.

" Yasin boyundan büyük işlere kalkıştı baba. Bu konu telefonda konuşulacak bir konu değil. Türkiye'ye dönünce konuşalım. Hatta konuşmanın zamanı geldi. "

" Konuşalım oğlum. Sen öyle diyorsan senin istediğin gibi olsun. Haftasonu geliyorum zaten. O zaman oturur konuşuruz. Ama sen bir şey yaptıysan eminim geçerli bir açıklaması vardır oğlum. "

" Geçerli bir açıklaması var baba. Hem de çok geçerli bir açıklaması var. Haftasonu görüşürüz. "

" Görüşürüz oğlum. Kendine dikkat et. "

" Siz de baba. Anneme selam söyle."

" Onun da sana selamı var oğlum. Hadi hayırlı akşamlar. "

" Hayırlı akşamlar. "

diyerek telefonu kapattım. Babamla konuşurken eve girip salona kadar gelmiştim. Telefonu salondaki koltuğun üstüne doğru fırlatarak üst kattaki odama gitmek için merdivenlerden çıkmaya başladım.

Odama gelince üstümdeki ceketi çıkararak yatağın üzerine doğru attım. Banyonun suyunu açarak üzerimdeki saati ve bilekliği çıkarıp yatağımın başucunda duran komidinin üzerine koydum.

Banyoda açtığım suyun buharı duşakabinin camlarını buhar yapmıştı. Sıcak suyu az açıp soğuk suyu açtım. Beni bu sinirimden anca buz gibi bir duş kurtarırdı. Üzerimdeki kıyafetlerden kurtularak suyun altına girdim. Vücudum suya temas eder etmez vücudumu kısa süreli bir irkilme gelmişti. Ama biraz sonra suya alışınca bu irkilme yerini rahatlamaya bırakacaktı.

Suyun soğukluğu beynimde dönüp duran o iğrenç anları, o şerefsizin yüzünü bir nebze olsun unutmamı sağlıyordu. Ve bu da bir nebze olsun sinirimin geçmesini ve gevşememi sağlıyordu.

***

Banyodan saçımı havluyla kurulayarak çıktım. Evde olduğum için üzerime rahat bir şeyler giyerek odamdan çıktım. Salona doğru gitmek için merdivenleri indiğim sırada çalan telefonumun sesiyle adımlarımı hızlandırdım.

Telefonuma son anda yetişmiştim. Hızlıca açarak kulağıma götürdüm. Karşıdan gelen bir kadın sesiyle yerimde donakaldım.

" Çınar. Unuttun mu beni? Ben Derya. Nişanlın Derya. "

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 26.09.2025 11:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...