
" Böyle oldu işte Esra. Ben ona yardım etmek için o kadar şey yapayım. Adam gelsin benim özel alanımı ihlal etsin. Pislik herif! "
" Tamam kızım sakin ol. Patronuna söylemedin mi?"
" Hayır söylemedim. Aslında söyleyemedim. Zaten beni buraya getiren oydu. "
Diyerek çaydan bir yudum aldım.
Esra'nın yanına geleli yarım saat olmuştu. Bu geçen yarım saatte başıma gelen bütün olayları anlatmış, birbirimizi sakinleştirmiş ve şu anda da hastahanenin kafetaryasında karşılıklı çay içiyorduk.
Esra, çayından bir yudum almıştı ki aldığı çayı sağ tarafına doğru püskürttü.Bunu gören kafetaryadaki diğer insanlar bizim oturduğumuz masaya doğru bakmaya başladı. Fakat Esra, hiçkimseyi görmeyerek gözlerini şaşkınca açıp bana doğru heyecanlı bir sesle konuşmaya başladı.
" Ne! Seni hastahaneye o mu bıraktı? İnanmıyorum! Seni, yani seni buraya gerçekten patronun mu bıraktı? İsmi ne demiştin? " diyip masanın üstünde duran telefonunu alarak bir yerlere girdi.
Gözlerimi kapatarak yüzümü ellerimle kapattım. Kafamı sağa sola doğru sallayarak dirseğimi masaya dayadım. Ellerimi yanaklarıma koyarak çaresizce Esra'ya bakmaya başladım.
" Hadi kızım söylesene. İsmi neydı? "
İşte yeniden başlamıştık. Ne zaman bir erkekle konuşsam ya da sadece selam versem , bilin ki Esra'nın diline düşecektim. Ve Esra'nın diline düştüğümde dilinden kurtulmak çok zor oluyordu.
Bıkkın bir sesle " Çınar Karayel. " Dedim. Bunu dememle klavyede bir kaç şey yazarak biraz bekledi. En sonunda " İşte buldum! " Diyerek telefonun ekranını bana doğru çevirdi. Şu anda karşımda bana doğru bakan bir sürü Çınar Bey görüyordum. Esra, Çınar Bey'in instagram hesabını bulmuştu. Telefonun ekranını kendine doğru çevirerek ekranı aşağı yukarı birkaç kez kaydırdı.
" Kızım! Bu senin patronun mu gerçekten?
Çay bardağını elime alıp bıkkın bir sesle karşılık verdim.
"Evet ta kendisi. Kızım , buraya seninle konuşmaya geldim. Patronumu konuşmaya değil. "
Diyerek telefonu elinden alıp kapatarak masaya koydum.
Benim bu hareketimle , sandalyede arkasına yaslanarak kollarını birleştirdi.
***
~Çınar Karayel~
Kıvanç'ın mekanına gelmiştim. Ama arabadan inmeden önce halletmem gereken bir iş vardı. Bunun için de şirkette babamın en güvendiği adamı olan Davut Amca'yı aramam gerekiyordu. Rehberde ismini bularak arama tuşuna bastım. İkinci çalışta açılmıştı.
" Selamün aleyküm Davut Amca nasılsın? "
" Ve aleyküm selam Çınarım. Hamdolsun iyiyim. Sen nasılsın? "
" İyiyim Davut Amca da sana birisi hakkında birkaç soru soracaktım. Müsait misin? "
"Müsaitim. Müsaitim de kimin hakkında ve ne soracaksın? "
" Bizim şirkette geçen yılın stajyerlerinden olan Yasin Kireç hakkında. "
Davut Amca biraz düşündü.
" Hatırladım. Sen bizim çapkın Yasin'i diyorsun. "
Demesiyle sinirlerim yeniden toplanmaya başlamıştı. İçimdeki siniri sesime yansıtmayıp dişlerimi sıkarak ekledim.
" Evet Davut amca. O Yasin'den bahsediyorum. "
" Hayırdır? Bir saygısızlığı mı oldu sana karşı? "
" Bana karşı değil ama benim değer verdiğim bir insana karşı oldu Davut Amca. Her neyse ben öğrenmem gerekeni öğrendim. Sağolasın. "
" Lafı bile olmaz Çınarım da bir saygısızlığı olduysa ben de bileyim. "
" Senlik bir durum yok Davut amca. Sağolasın. Şimdi biraz işim var. Sonra görüşürüz. "
" Görüşürüz Çınarım. Dikkat et kendine. "
" Sağol Davut amca sende. "
Diye kısa keserek telefonu kapattım. Telefon rehberimde Çiçek Hanım'ın ismini bulup bu sefer de onu aradım. Bu şerefsizin, Eslem'i neden bu kadar sinir ettiğini bulamazsam içim rahat etmezdi. Kimseyi de rahat ettirmezdim. Bu sefer tek çalışta açılmıştı telefonum.
" Buyrun Çınar Bey. "
" Bana Yasin Kireç'in cvsini acil olarak e-mailime at. "
" Tamam Çınar Bey. Hemen yolluyorum efendim. Başka bir isteğiniz var mıydı? "
" Yok Çiçek Hanım. Ha bu arada , bir daha odama birisini, bir şey getirmesi için çağırıyorsam çağırdığım kişi gelsin. Kolay gelsin Çiçek Hanım. "
Diyip biraz bekledikten sonra karşı taraftan bir cevap gelmeyince telefonu kapattım.
Telefonu tam cebime koyuyordum ki gelen bildirimle ekranı kendime doğru çevirip ekranına iki kez açmak için dokundum. Gelen mesaj Çiçek Hanım'dandı. Mesajın üstüne bastım. Ekranda o şerefsizin yüzünü görmemle sinirlerim parmak uçlarımdan bütün vücuduma doğru yayılmaya başlamıştı. Ama sakin olmalıydım. Çünkü en ufak yaptığım bir hata hem şirketi hem de Eslem'i etkilerdi. Öyle bir adım atmalıydım ki bu adımla hem Eslem'den o şerefsizi uzak tutmalı hem de şirket için iyi olan bir şey yapmalıydım.
Cv'sine bakarken geleneksel yemeklerde tecrübesinin olduğunu fark eder etmez aklıma o güzel fikir gelmişti. Bu , hem İspanya'daki yeni açtığımız restorantımız içim hem de Eslem için en iyi karar olabilirdi. Bu kararımı daha sonrasında başka bir kararla değiştireceğimi düşünmeden vermiştim.
Yasin'i İspanya'daki restorant zincirlerinden birinin başına aşçı olarak gönderecektim. Hem de direkt yarın.
Bu mesajdan hemen sonra şirketten çıkarken istediğim kamera görüntüleri gelmişti. Whatsapp'a girerek hızlıca bana gönderilen videoyu açtım. Ama keşke açmasaydım. Çünkü bu gördüğüm görüntü sakin kalabileceğim bir görüntü değildi. Kameranın açısı öyle bir yerdeydi ki Eslem'i de o şerefsizi de çok net bir şekilde gösteriyordu. Daha fazla bakamadan telefonu kapatarak yan koltuğa doğru fırlattım. Gördüğüm görüntüde o şerefsiz , Eslem'i isteği dışında dudaklarından öpüyordu. Tabi benim güzelim ona gereken karşılığı veriyordu ama ona o karşılığı en iyi ben verirdim. Ve verecektim de. Benim dokunmaya , öpmeye hatta sarılmaya dahi kıyamadığımı izni dışında dokunuyordu. O kansızı gördüğüm ilk yerde, haddini aştığını uygun(!) bir dille söyleyecektim.
Yan koltuğa attığım telefonumu cebime katıp bir hışımla kapıyı açtım. Arabanın içinden çıkarak Kıvanç'ın mekanına doğru hızlı adımlarla yürüyordum. Bir yandan ne kadar sakinleşmeye çalışsam da bir türlü sakinleşemiyordum. Sürekli o görüntü gözümün önüne gelip duruyordu. Ben bunları düşünürken Kıvanç'ın mekanına giriş yapmıştım. Resepsiyona doğru giderek Kıvanç'ın nerede olduğunu sordum. Yukarıdaki odasında olduğunu öğrenmemle yukarıya çıkan taş merdivenlerden ikişerli, üçerli hızlı hızlı çıkmaya başladım. Kıvanç'ın odasının kapısını dahi çalmadan çat kapı içeriye girmemle Kıvanç'ın eli masanın altında bulunan çekmeceye doğru gitti. Beni görmesiyle derin bir oh çekerek ekledi.
" Lan oğlum İngiltere'deki evlerde kapı namına bir şey yok mu? Ne bu alacaklı gibi giriyorsun içeriye? "
Üstümdeki ceketi çıkararak oturduğum deri koltuğun karşısında duran tekli deri koltuğa doğru fırlatıp
" Evet kardeşim alacaklıyım. Ama senden değil. Başka bir kansızdan alacaklıyım. " diyerek koltuğa oturdum. Kıvanç bu halime şaşkın gözler ve çatık kaşlarla bakarak
" Hayırdır? Mevzu ne? Kimden alacaklıyız ? " diye sorunca adeta burnumdan soluyarak her şeyi anlattım.
Kıvanç bütün söylediklerimi küfür eşliğinde dinleyerek en sonunda ayağa kalkıp
" Yürü la! Bizim yengeye yürümemiş resmen uçmuş la! Lavuğa bak sen! Kalk zaten sabahları iş olmuyor burada keselim cezasını şu lavuğun!" diyerek kapıya doğru yürüdüğü esnada sigaramı söndürüp arkasından seslenmemle yerinde durdu.
" Oğlum, o an ben bu bebeyi hadi diyelim şirketin orta yerinde ağzıyla burnunun yerini değiştirdim. O zaman demezler mi neden yaptı diye? Sonra aklı gerinin biri çıkıp Eslem'in hakkında ileri geri dedikodu çıkarmaz mı ?" deyince karşımdaki tekli koltuğa doğru yürüyüp oturdu.
Karşıma oturmasıyla gözlerinin içine bakarak konuşmama devam ettim.
" Oğlum sen bütün bunları kolay mı sanıyorsun ? Sen benim içimde yanan ateşin ne kadar güçlü olduğunu ve günden güne daha da güçlendiğini bilmiyor musun? Ben her adımımda hem Eslem'i hem de şirketi düşünmem lazım. Bu şirket hem benim hem de Eslem için ne kadar önemli olduğunu en iyi bir tek sen anlayabilirsin. Şimdi senin bana gidip haddini bildirelim demen şirketi de Eslem'i de siktir et demenle eş değer. "
Öne doğru eğilerek ekledim.
" Yanıbaşımda la! Yanıbaşımda. Ona dokunamamak, sarılamamak, onunla gülüp eğlenememek bana koymuyor mu sanıyorsun? Hem de öyle bir koyuyor ki anlatamam. Şimdi bana sevdanı da şirketi de siktir et demenin ne kadar ağır olduğunu anlamışsındır kardeşim. " dedim.
Kıvanç bu dediklerimi biraz düşündükten sonra " Buldum la!" diyerek telefonundan bir yerleri arayıp dışarıya çıktı.
Telefonda kiminle konuştuğu hakkında en ufak bir bilgim dahi yoktu. Ama ben Kıvanç'ı tanıyorsam bu işin arkasını kolay kolay bırakmazdı.
Çok bir süre geçmemişti ki Kıvanç " Tamam. Aynen öyle kardeşim. Bizim galerinin orası. Hadi haber bekliyorum senden. " diyerek kapıyı kapattı. Telefonu cebine katıp omzuma doğru iki , üç kez vurarak "Kalk la aşık. İşimiz var." demesiyle kaşlarımı çatarak oturduğum yerden Kıvanç'a bakmaya başladım.
" Ne karıştırıyon oğlum sen? " dedim.
Kıvanç masadaki arabasının anahtarını alıp ceketini giydiği esnada telefonuna bir mesaj geldi. Telefonu bana doğru göstererek
" Yolda anlatırım. Hadi çıkalım." diyip mesaja cevap yazarak kapıyı açıp dışarıya çıktı. Oturduğum yerden kalktım. Koltuğun üzerine fırlattığım ceketimi alıp giyerken bir yandan da söylene söylene Kıvanç'ın arkasından gidiyordum.
***
Şu anda Kıvanç'ın araba galerisinin içindeki ofisinde , Kıvanç'ın gelmesini bekliyordum. Buraya geleli bir yarım saat ya olmuş ya olmamıştı. Arabada gelirken birkaç şey zırvalamıştı ama dediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. Bana sadece ofiste rahatıma bakmamı söyleyip gitmişti.
~Kıvanç Borabeyli~
(Şarkıyı burada açmanızı şiddetle tavsiye ederim.)
Bizim yengeye yapılan saygısızlığın hesabını sormak için aklımda bir plan kurmuştum. Ve bu planın sorunsuz işlemesi içinde elimden ne gelirse yapmaya çalışıyordum.
Bu işi Çınar'a bıraksaydım, onun kaybedecek çok şeyi vardı. İlk başta şirket ve Eslem geliyordu. O yüzden bu işe onu karıştırmayacak bizzat kendim halledecektim.
Telefonuma gelen mesajla oturduğum koltuktan kalktım. Bu anı kalkışımla Çınar da benimle birlikte ayaklanınca oturması için omzundan bastırdım.
" Kardeşim sen burada benden haber bekle. Benim birkaç işim var. Onları halletmem lazım. Kendi ofisindeymiş gibi hisset. "
Diyip kapıya doğru yürüdüğüm esnada Çınar'ın seslenmesiyle olduğum yerde durdum.
" Oğlum sen ne karıştırıyorsun? Bana da söyle de beraber halledelim. "
Demesiyle kafamı hafifçe arkaya doğru çevirerek hafifçe gülümsedim.
" Sen rahatına bak kardeşim. " diyip uzandığım kapı kolunu açarak odadan çıktım. Çınar'ı bu işe dahil edemezdim. Dediğim gibi onun kaybedecek çok şeyi vardı. Benim ise sıfırdı. O yüzden şimdilik karışmasını istemiyordum.
Ceketimin cebinden telefonumu çıkartarak sağ kolum olan Muzaffer'i aradım.
" Depoya indirin. Geliyorum ben." diyerek telefonu kapattım. Ceketimin cebine telefonumu koyarak merdivenlerden inmeye başladım.
Son basamağı da indikten sonra koridorun sonunda bulunan deponun demir kapısına üç kez vurdum. Kapının büyük bir sesle açılmasıyla kaşlarımı çatarak
" Bu kapıları bir yağlayın la! Yemin ederim kulaklarımı hissetmiyorum. "diyerek içeriye girdim.
Karşımda , sandalyede elleri ve gözleri siyah bir bezle kapalı halde oturan adının Yasin olduğunu öğrendiğim kansızı görmemle sakin adımlarla ayak ucuna kadar geldim. Yanındaki tahta sandalyeyi yerde sürüyerek tam karşısına koydum. Ceketimi çıkartıp sandalyeye asıp iki tarafında duran adamlarımdan birisine, elimle Yasin'i göstererek
" Uyandıralım arkadaşı. " dedim sakin bir sesle. İri yarı olan önünde bulunan su dolu kovayı yüzüne doğru boşalttı. Buz gibi suyun etkisiyle uyanan Yasin, sağa sola kafasını sallayıp bağırmaya başladı.
" Neredeyim ben?! Gözlerim, ellerim neden bağlı?! Çözün beni!"
Hiçbir şey demeden elimle gözündeki bezi çıkartmalarını gösterdim.
Gözleri açılan Yasin, etrafa kısık gözlerle baktıktan sonra gözleri aydınlığa alışınca olduğu yerde debelenmeye başladı.
" Kimsiniz siz?! Ben neredeyim?! "
Oturduğum sandalyede geriye doğru yaslanarak kollarımı birbirine bağladım.
" Öncelikle o sesini bir alçalt! Senin gibilerinin çıkardığı o yüksek ses desibelinden nefret ediyorum!Merak etme dediklerimi yaparsan ve sorduklarıma doğru cevap verirsen buradan sağ salim çıkarsın. Ama yok , sen kahramanlık taslayıp o ses desibelini ayarlamazsan gerisine karışmam!"
Bu dediklerim karşısında bir süre far görmüş tavşan gibi baktıktan sonra hâlâ o ses desibelini ayarlamadan bağırmaya devam etti.
" Senden mi korkacağım lan! Mafya bozuntusu seni! Sana küçüklüğünde çok mu Kurtlar Vadisi izlettirdiler? "
deyip ağzını açarak gülmeye başladı. Harbiden de Çınar'ın dediği kadar vardı. Adam , boşuna aygır ağızlı demiyordu.
Gömleğimin kol düğmelerini çözerek geriye doğru kıvırdığım esnada tam gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım.
" La bebe harbi kardeşimin dediği kadar varsın ha! Ağzın maşallah aygır gibi. Onu bir düzeltmek lazım öyle değil mi Muzaffer? "
dediğimde, Muzaffer Yasin'e doğru bakıp kafasını yavaşça aşağı yukarı salladı.
" Aynen öyle abi. İstersen sen yorulma biz halledelim arkadaşı" deyince oturduğum sandalyeden kalkarak çıkarttığım saatimi ve yüzüğümü Muzaffer'e uzattım. Muzaffer'e doğru bakıp işaret parmağımı sallayarak
" İkisinin de değeri benim için çok önemli dikkatli muhafaza et Muzaffer. " deyince Muzaffer kafasını eyvallah der gibi aşağıya doğru eğip kaldırdı.
" Eyvallah. " deyip kafamı önümde bağlı halde oturan Yasin'e çevirdim.
" Gelelim sana Yasin Kireç. Şu andan itibaren yapacaklarımdan , senin duyacak ve hissedecekcelerinden ne ben ne de burada bulunan hiç kimse sorumlu değil. Öyle değil mi çocuklar?! "
" Aynen öyle abi! " diye hep bir ağızdan depodaki herkes bağırınca depoda sesleri yankılandı. İki koluma da yanlara doğru açarak depoyu gösterdim.
" Duydun zilin sesini Yasin Kireç." diyerek sağ yumruğumu yüzüne doğru geçirdim. Yumruğumun şiddetiyle sola doğru devrilince Muzaffer'e kaldır şunu yerden der gibi gözümle yeri göstererek sağ elimi yere doğru salladım.
Muzaffer ve diğer adamım Yasin'i yerden kaldırıp eski yerine tekrar koyduklarında elimi dizlerime koyarak öne doğru hafifçe eğilip göz hizasına geldim.
" Şimdi sana tek bir şey soracağım. Ve sen de bana tek bir cevap söyleyeceksin. Lafı dansöz gibi kıvırtmayacaksın! Eğer yalan söylersen aklına gelmeyecek şeyler yaparım sana. Anladın mı Yasin Kireç?! " dediğimde hızlı hızlı nefes alıp vererek kafasını hızlıca aşağı yukarı salladı.
" Eslem Özüpek ile aranda ne yaşandı? "
Duyduğu isimle gözlerini şaşkınca açtı.
" Çalışmadığın yerden mi geldi?" diye sorduğumda kekeleyerek konuşmaya çalıştı.
" Es.. Eslem Özüpek mi? "
" Aynen öyle. Hani şu rızası dışında dokunduğun Eslem Özüpek! " dedim dişlerimin arasından.
" Abi vallahi ben bir şey yapmadım. O geldi bana. İlk o öptü beni." dediğinde yakasından tuttuğum gibi bir hışımla arkada bulunan kolona belini sertçe dayadım.
" Ulan onun bunun bebesi! Ulan şerefsiz! Ulan kansız pezevenk! Utanmıyor musun la iftira atmaya?! Sana ben ne dedim?! Ha! Ne dedim ben sana?! Yalan söylersen aklına dahi getiremeyeceğin şeyler yaparım sana demedim mi?! Ne demişler.Nuh ile uslanmayanı etmeli tek'dir, tek'dir ile uslanmayanın hakkı kötektir!"
Elimin altında debelenerek kurtulmaya çalışınca onu daha sertçe duvara doğru dayayarak yüzüne sayısızca yumruk atmaya başladım. Kendimi kaybetmiş bir halde sayısızca yumruk atıyordum. Arkamdan, kolumu tutarak beni arkaya doğru çeken Muzaffer ile kendime gelmiştim. Hızlı hızlı soluk alıp verişlerimin arasında işaret parmağımı yerde soluk soluğa yatan Yasin'e doğru sallayarak bağırıyordum.
" Yarın gidip o soktuğumun istifa dilekçesini vereceksin! Anladın mı beni?! Sonra da siktir olup gideceksin bu şehirden! "
Bağırışlarımın arasında Muzaffer 'in bana söylediklerini dahi duymuyordum. Muzaffer'in kolundan kurtularak geriye doğru ittirdim. Yere oturarak soluklandığım esnada kapının büyük bir sesle açılmasıyla kafamı çevirip kapıya doğru baktım. Çok geçmeden depoda yankılanan gür sesle gelen kişinin Çınar olduğunu depodaki ben dahil herkes anlamıştı.
Üzerindeki ceketi bir hışımla çıkartarak yana doğru fırlatıp hızlı adımlarla avına yaklaşan bir aslan misali gözünü karartmış Yasin'in üzerine doğru geliyordu. Gözlerindeki siniri ben dahil yerde yatan Yasin bile görmüştü. Yasin daha çok yarı şaşırmış yarı korkmuş bir şekilde bakıyordu.
" Ne demek la ilk beni öpen Eslemdi!" diyerek yerde yatan Yasin'in üzerine doğru çıkarak sayısız yumruk atmaya başladı.
Bu saniyeden sonra ben bile Yasin'i, Çınar'ın elinden zor kurtarırdım. Ki zaten kurtarmak da istemiyordum. Ta ki Yasin bayılana kadar. Yasin, Çınar'ın yumrukları sayesinde yerde ağzı burnu kan içinde yatıyordu.
Yanına hızlıca giderek Çınar'ı bir hışımla Yasin'in üzerinden aldım. Muzaffere kaş göz ederek " Alın bu şerefsizi! Ayıltın! " Dedim.
Sıkıca tuttuğum Çınar'ı büyük uğraşlar sonucunda depodan çıkartmayı başarmıştım.
Depodan çıkarak bahçeye doğru yürüdüğümüz esnada Çınar'ı bırakarak olduğum yerde durdum. Çınar bana bir hışımla dönerek gömleğimin yakalarından tuttuğu gibi duvara dayayıp suratıma sağlam bir tane geçirdi.
" La oğlum! Sen niye kafana göre iş yapıyorsun! Sen niye benden saklıyorsun la?! Şerefsiz Eslem'e iftira atıyor ama sen bana haber vermiyorsun?! " diye bağırınca dirsek boşluğuna vurarak tuttuğu yakalarımı bırakmasını sağladım.
Ben de ona sağlam bir tane geçirdiğimde bu sefer ben ona cevap olarak bağırmaya başladım.
" Senin kaybedecek çok şeyin var! Benim ise sıfır! Anladın mı beni?! Ben , seni ve sevdanı düşündüğüm için seni uzak tutmak istedim! Çünkü bu işlere ne kadar uzak olursan o kadar mutlu olursun! "
diyerek bahçede bulunan çardağın oraya doğru yürümeye başladım. Çardağın yanına gelince sandalyeyi çekerek oturdum. Çok zaman geçmedi ki karşımdaki sandalyeyi çekerek Çınar oturdu. Arkasına doğru yaslanarak
" Acıdı mı la? " diye gülerek sorunca ona doğru bakarak
" Asıl senin acıdı mı la? " diyerek onu taklit etmemle ikimizde birbirimize bakarak güldük.
" Tamam kusura bakma. Sinirle ne yaptığımı bilemedim." deyince ben de
" Sorun değil kardeşim. Haklıydın. Ama ben de seni ve sevdanı düşündüğüm için sana söylemedim. Sen de kusura bakma. Beni biliyorsun. Ben bu işler yüzünden Esra'mı kaybettim. Şimdi hiç sevmediği , istemediği bir yerde. "
diyerek uzaklara doğru bakmaya başladım.
Omzuma dokunan Çınar'ın eli ile kendime gelerek ona doğru döndüm.
" Anlıyorum kardeşim. Ama sen de bir daha benden habersiz bir şey yapacağında adamlarınla iletişim kurduğun telsizi kapatmalarını söyle. Neyse hadi kalk uyanmıştır bizimki." diyerek ayağa kalkan Çınar ile aynı anda ayağa kalktım. Çardaktan çıkarak depoya doğru yürüdüğümüz esnada ona doğru dönerek
" Sen telsiz yüzünden mi öğrendin? La ben onu nasıl odamda unuturum? " diyip alnıma doğru elimi koyarak yürümeye devam ettim. Çınar gülmeye karışık bir sesle
" Ben sana diyorum. Sen bırak bu işleri . Araba yarışlarına geri dön diye. Yaşlandın artık Kıvanç Bey." dediğinde ben de gülmeyle karışık
" Dedem bir izin verse döneceğim. Dedem mübarek torun hasretiyle yanıp tutuşuyor. Gün içinde sayısız kızla kör buluşmaya gidiyorum. Bir türlü kendime göre birisini bulamadım. " diyerek sitem edince Çınar bu dediklerimle gülmesini daha da şiddetlendirdi. Kahkahalarının arasında bana cevap vermeyi de unutmuyordu.
" Sen ve evlilik? İkisi aynı cümle içerisinde kullanmak Ağustos ayında kar yağması kadar anlamsız kardeşim. " diyerek gülmesine devam etti.
" O ne demek la şimdi? Yaşım dedeme göre gelmiş de geçiyormuş. Hem ne var kafama göre birisini bulduktan sonra kızlar benden iyisini mi bulacak? "
" Tabi tabi. Sanki adın Ankara'da çıkmamış gibi konuşuyorsun. La adın Ankara'da Alemci olarak çıktı. Hangi aile sana kızlarını versin. Hele ki dedenin istediği , iyi aile kategorisindeki kızı, ailesi sana kırk sene geçse dahi vermez. Yani senin evlilik işi yaş. "
" La oğlum. Gençlikte yaptık bir şeyler. Şimdi helalinden kazanıyoruz paramızı. Hem ben o alem işlerini bırakalı çok oldu. Artık işimizde, aşımızda, cumamızdayız. " dediğimde, Çınar bana inanmayan gözlerle bakarak kafasını salladı.
" Kesin öyledir kardeşim. Kesin öyledir. Bak sana şu kadar net söyleyeyim. Sen evlenecek kızı bul bütün düğün masraflarını ben karşılayacağım. Ama böyle helal süt emmiş, iyi aile kızı olacak. Yoksa ne deden ne de ben kabul etmem ona göre. " dediğinde elimi ondan tarafa uzatarak
" Tamam la kabul. Ama benim de bir şartım var. Senin ile benim düğünü çifte düğün yapacağız. Kabul mü?" dediğimde, Çınar uzattığım elimi sıkarak
" Kabul . Ama öyle tırt bir düğün olmayacak. Böyle anlı şanlı üç gece , iki gündüzlü bir düğün yapacağız. Dillere destan olacak. Asıl sen buna var mısın? " dedi.
" Ulan seninle ölüme varım ben ölüme. Bir düğünün lafı mı olur? " diyerek sıkıca sarılıp beline iki üç defa vurdum. Çınar da bana aynı şekilde karşılık verip geri çekildi. Boynuma kolunu atarak
"Hadi gidelim de şu bizimkini halledelim. " dediğinde aynı anda deponun kapısına doğru yürüyerek içeriye girdik.
Kardeş her zaman bir annenin doğurduğuna, aynı candan, aynı kandan olana denmezdi. Bazen kardeş dediğimiz kişi aynı candan veya aynı kandan olmadığınız kişiye de denirdi. İşte Çınar benim aynı candan veya aynı kandan olmayan kardeşimdi.Ve her zaman öyle kalacaktı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |