

"Karayel Şirketi..." Bu sözcükler beynimde dönme dolap gibi dönmeye başladı. Ve o an öyle bir bağırarak ayağa fırladım ki önümüzden geçen insanlar, çevrede oturan insanlar bir an bana dönüp baktı. Ama benim umrumda olmadı. Çünkü stajım, hayallerimin şirketi tarafından kabul edilmişti. Bundan daha güzel bir şey var mıydı? Tabi ki yoktu.
"Kızım ! İnanmıyorum ya! Resmen kabul edildin staja! " diyerek yanıma koşar adım gelen Esra'ya kocaman bir şekilde sarıldım. Beraber olduğumuz yerde dönerek "Başardııık! " nidaları atarak bir kez daha etrafımızdaki insanların garip bakışlarına maruz kaldık.
Esra'dan ayrılarak heyecanlı bir şekilde " Dur dur! Bu güzel haberi annemgile de vereyim. " diyerek bankın üzerine bıraktığım telefonu bir koşu alıp geldim. Rehberde annemin numarasını bulup görüntülü aramayı başlattım. Annem çok geçmeden telefonu açıp bir yere sabitledi. Ama her zamanki gibi arka kamerayı açık unuttuğu için ekran karanlıktı.
" Annem , ekranın sağ üst köşesinde ok işareti var ona bir kez bas. Ekranda arka kamera açık kalmış. " dedikten sonra annem " Ne bileyim kızım. Bizim zamanımızda bu gavur aletleri mi vardı? " diyerek sitem dolu sözleriyle ekranı ön kameraya çevirmeyi başardı. Ekranda beni ve Esra'yı görünce "Aman da benim güzel kızlarıma bak sen! Yaman koş koş !Eslem ile Esra arıyor koş! " diyerek babamı çağırdı. Babam gözündeki okuma gözlüğünü çıkararak ekrana gülümsedi. " Selamünaleyküm Nasılsınız kızlarım? İyi misiniz? " diyerek sandalyeye oturdu. İlkin Esra'ya bakıp sonra ekrana kocaman gülümseyerek baktım.
" Aleykümselam babacım. Çok iyiyiz. Siz nasılsınız? " dediğimde " Biz de iyiyiz kızım. Annen bahçeyle ilgileniyor. Ben camiye gidip geliyorum. Bildiğin gibi. "
Bu arada annemin küçük bir hobi bahçesi vardı. Küçük dediğime bakmayın. Kendisinin yetiştirdiği meyveleri ve sebzeleri manavda satabileceği bir küçüklükte. Annem ile babam Karadeniz' de yaşıyorlardı. Annem de babam da doğma büyüme Rizeli ydi. Babam Rize /Çayelinde imamlık yapıyordu. Aslında ilkin Antalya'da imamlık yapıyordu .Annemin babası öldükten sonra ailedeki dört erkek çocuğun içindeki tek kıza manav dükkanı miras kaldığı için Rize'ye dönmek zorunda kalmışlardı. Benim çocukluğumun yarısından çoğu da Rize'nin yaylalarında uçurtma uçurarak, falezlerden suya atlayarak, yaylalarda keçi otlatarak geçmişti. Ama çoğu çocukluk anılarımı, geçmişimi unutmuştum. Çocukken geçirdiğim bir kaza sonucu çoğu anı bilinçaltımdan silinmişti. Bu yüzden birçok şeyi unutmuştum. Bazenleri sokakta birisi yanıma gelip " Aa! Eslem kız sen misin? Hatırladın mı beni ? " diye sorduklarında onları ilk seferde hatırlamayı çok isterdim. Ama artık bazı şeylere alıştım. Her şeyin bir sebebi oluyor muhakkak...
" İyi babacım. Aslında ben size bir haberi vermek için aradım. Hani hatırlıyor musunuz? Ben bir şirketten bahsetmiştim size. Çok prestijli, stajerlerini yurt dışına göndererek deneyim kazansınlar diye imkan sağlıyorlar gibi bir takım özelliklerinden bahsetmiştim. " dediğimde annem ile babam ilkin birbirlerine baktıktan sonra annem " Haa! Şey bu ..Neydi adı ? Yaman söyleyiver ..Karayel miydi neydi adı? " Annem ile babamın bu hallerine bayılıyordum. Esrayla birlikte gülmeyle karışık " Evet anne Karayel Şirketi. " dedim. Esra'ya bakarak "Bence söylemenin vakti geldi. Esra sen ne dersin? "
" Vallahi Eslem ben senin yerinde olsam bülbül gibi şakımıştım. Helal olsun sana. Maşaallah peygamber sabrı var mübarek. " diyerek gülümsedi. Sonra ekrana bakarak "Yaman amca, Piraye teyze size de helal olsun . Eslem'in sabrını kimden aldığı belli. " dedi. Annem de babam da Esra'nın bu dediğine güldü. Ardından babam bana bakarak " Kızım anneni bilmem ama ben de peygamber sabrı sınırlı ona göre " diyerek işaret parmağını bana yani ekrana doğru salladı.
" O zaman kısa keseyim. Çünkü sizi işlerinizden alıkoymak istemem."
" Uhey!Yaman duydun mi? Kizumuz büyümüş de ailesini düşünii!" diyerek dolu gözlerle ekrana baktı. Annem diye söylemiyorum her ne kadar Karadeniz kızı olsa da bir o kadar da duygusaldır.
"Ballim ha bi dur da kizumuz anlatsun da! " diyerek araya babam girince annem gözlerini başına çeldiği yazmanın ucuyla silerek ekrana bakmaya devam etti.
" Annem yapma böyle. Daha yeni döndüm yanınızdan. Bir hafta bile olmadı. Her neyse baba annemi sıkı tut. Şimdi bayılmasını istemem. " diyerek oturduğum yerde dik bir hale gelerek başımı daha da dik hale getirdim. " Benim güzel ailem! Artık karşınızda Karayel şirketinde çalışan bir kızınız duruyor! " diyerek kocaman gülümsedim. Annemle babam da küçük çaplı bir şok geçirttirmiş olacağım ki ikisi de bir süre ekrana baktı. Bir ara telefon dondu sandım. Ta ki babam oturduğu yerden bir hışımla kalkıncaya kadar. Kanımca balkona gitmişti.Bunu nereden mi biliyordum? Babamım "Duy sesumi Karadeniz! Kizum hayallerune kavuşti da! Şükürler olsun sana Rabbim! "demesinden tabi ki. Biz böyleydik. Bizim ailede ve hatta sülalede normal bir insan bulmak çok zordur. Annem de babam da benim bu hayalim için ne kadar çok çalıştığımı biliyorlardı.
Her ne kadar bazı şeyler bazı insanlar için çok küçük bir şeymiş gibi gözükse de o diğer insanların gözünde küçük olarak görülen şey o kişi için bir o kadar büyüktür. Bu yüzden de hiçbir hayal gerçekleştirilemeyecek kadar imkansız değildir. Bırakın diğer insanlar hayalinizi küçük sansınlar, bırakın gerçekleştirilemeyecek bir şeymiş gibi görsünler. Siz kendinize ve Allah' a güvenin. Sürece güvenin. Çünkü insan bazı şeyleri yaşayarak bazı şeyleri de sabırla bekleyerek gerçekleştirir. Yani küçük insanların, büyük hayallerinize bırakın söz söylemesini , karışmasına bile izin vermeyin! Her şey bir süreç ve o süreç tamamlanıncaya kadar sessiz olun! Sessizce kurulan bir hayâl , çok sesli bir hayata işarettir...
Annemgille biraz daha havadan sudan konuştuktan sonra telefonu kapattım. Esra ile ani bir kararla sahile inme kararı almıştık.Çünkü bu güzel yaz akşamını bir daha bulamayabilirdik. Beraber ilk gelen otobüse binip eve gittik. Evde çok oyalanmadan kısa bir duş alıp Antalya sıcağının neminden kurtulup biraz rahatladık. Esra benden önce girdiği için ben çıkıncaya kadar soğuk kahve yapmıştı. Yanında da hafif kahvaltı tarzında bir şeyler hazırlamıştı. Ben size demiştim ama Esra'nın on parmağında on marifet vardır diye. Esranın hazırladıklarını yedikten sonra iki elden masayı toplayıp bulaşıkları makineye yerleştirdik. Mutfakta işimiz bittikten sonra giyinmek için odalarımıza gittik. Ben tam sahildeki yaz akşamlarına uygun, püfür püfür esen ve bileklerimin biraz üstünde biten, pembe çiçekli bir elbise giydim. Saçımı da dağınık topuz yapıp çiçek tokayla tutturdum. Esra ile çocukluğumuzdan beri uyumlu giyinmeye bayılırdık. Hatta hiç unutmam yedi veya sekiz yaşlarındayken annem sürekli bize aynı kıyafetin farklı renklerinden alırdı. Bir keresinde bir dükkana bayramlık almak için girmiştik.
20 Mayıs 2011 ( Rize / Çayeli)
Küçük Eslem ve Esra bayramlık alışverişine gitmek için çok heyecanlıydılar. Evin içinde annelerinin hazırlanmasını beklerken bir o yana bir yana koşturarak "Bayram alışverişine gidiyoruz yuppi" diyerek bağırıyorlardı. Sonunda evden çıkmışlardı. Gidecekleri dükkan çok uzakta değildi. Yürüme mesafesindeydi. Eslem ve Esra el ele tutuşarak önden giderken Eslem'in annesi Piraye hanım ve Esra'yı çocuğu gibi seven Sevgi hanım arkadan konuşarak geliyorlardı. Dükkana geldiklerinde Esra ile Eslem aynı anda arkalarına dönüp " Hadi ama biraz hızlı olun! Yoksa aynı kıyafetleri bulamayacağız. Hayde hayde! " diyerek çocukça bir sitemle ayaklarını yere vura vura annelerine seslendiler. Piraye ve Sevgi hanım çocukların bu tatlı sitemine karşılık gülerek yanlarına geldiler. Esra'nın bir elini Sevgi hanım tutarken, Eslem' in bir elini de annesi Piraye hanım tutarak dükkandan içeriye girdiler. Dükkanda bir süre dolaştıktan sonra Esra , gözüne üstünde sarı çiçekleri olan beyaz bir elbiseyi gözüne kestirerek elbisenin bulunduğu standa koşarak gitti. Eline elbiseyi aldığı gibi yine koşarak "Sevgi teyze.Ben bunu istiyorum . Bunu beğendim. Bu olsun. " diyerek bir yandan sevgi hanımın kıyafetini çekiştirirken bir yandan da çocuksu bir heyecanla konuşuyordu. Bunu gören Eslem koşarak annesinin yanına geldi. "Anne ben de o elbisenin aynısından istiyorum. Ben de istiyorum. " diyerek mızmızlandı. Piraye hanım Eslem'in elinden tutarak kasaya geldi. Kasada çalışan personele kıyafetin aynısından olup olmadığını sordu . Keşke ya Esra o kıyafeti beğenmemiş olsaydı ya da Piraye hanım bu soruyu Eslem'in yanında sormamış olsaydı. Aynısından olmadığını duyan Eslem dükkanın orta yerine yatıp ağlamaya başlamıştı. Kim gelse susturamamıştı. Ta ki yan dükkandan Eslem'in ağlamasını duyan dükkan sahibi , dükkana gelinceye kadar. O dükkan sahibi kadın Eslem için bir süper kahraman gibiydi.
Dükkan sahibi kadın Eslem'in neden ağladığını sormak için kolundan tutarak yattığı yerden kaldırdı. " Ha bu deniz gözlü kizu kim üzdü bakim? " diyerek sorunca Eslem yaşlı gözlerini silerek , hıçkırıklarının arasından konuşmaya çalıştı .Esranın elindeki elbiseyi gösterip" Bu.. Bu sarı çiçekli elbiseden başka yok..yokmuş. Ama ben bundan istiyorum! " diyerek tekrardan ağlayacağı sırada dükkan sahibi kadın , Eslem'in ağlamaktan kızarmış yanaklarını iki eliyle tutarak gülümsedi. " Ha bunun için ağlanur mi? Şimdi bağa bir daha ne anneni ne de kenduni üzmeyeceğune dair bir söz verursen ben de sağa bu çiçekli elbiseyi bulur getirurum. Anlaştuk mi? " diyerek elini Eslem'in sıkması için uzattı. Eslem, göz yaşlarını silerek kadının elini sıktı ve " Söz. " dedi. Kadın bir koşu kendi dükkanına giderek aynı Eslem'in gözlerinin rengi gibi mavi çiçekli bir elbiseyle çok geçmeden geri geldi.Eslem elbiseyi görür görmez kadının boynuna sarılarak yüzlerce kez teşekkür etti. Kadın da onun burnunun ucundan makas alarak yanaklarından öptü. Elbiseyi verir gibi yapıp sonra tek kaşını havaya kaldırarak elbiseyi arkasına sakladı .
" Bak söz verdun ona göre küçük hamsi " diyerek Eslem'in küçük burnuna dokundu kadın. Eslem ise " Binlerce kez söz süper kahraman teyze. " deyince bunu duyan mağazanın içindekiler de dahil herkes güldü.
Günümüz
Esra kesin çoktan hazırlanmış ve salonda oturuyordur. Benim de işim bitmişti. Çantama gerekli eşyalarımı katarak odamdan çıktım.
" Esra Ciro'ya mama koydun mu? " diyerek Esranın odasına doğru seslendim. Ciro bu arada kedim. Yani Esrayla kedimiz.
"Hayır koymadım. " diyerek bir yandan küpesini takarak yanıma geldi. Baştan aşağı onu süzüp ıslık çaldım." Vay vay vay! Bu ne güzellik böyle. Vallahi yanında taş dursa çatlar. O derece. " dediğimde yeni maşa yaptığı siyah saçlarını geriye doğru atarak " E tabi öyle olması gerekiyor " diyerek güldü.
" Hadi hazırsan gidelim de beraber çatlatalım taşları Karadeniz güzeli " diyerek yanağımdan makas aldı . Ayakkabılarını giymek için ayakkabılığa gittiğinde arkasından " Sen ayakkabılarını giy. Ben Ciro'ya mama koyup geleceğim. Sonra ne kadar taş varsa sen çatlatırsın ben de o sıra denize atarım. " diyerek yanından ayrıldım. Ciroya mamasını koyduktan ve ayakkabılarımı giydikten sonra evden çıkıp kapıyı kilitledik. Anahtarı çantama katıp evden çıktık.
Oturduğumuz ev bizim eski evimizdi ve dublexti.Ben ve Esra üniversiteyi Antalya'da okuyacağımızı öğrendikten sonra direkt burası aklıma gelmişti. Aileme bu fikrimi söyledikte kısa bir süre sonra ev ufak bir tadilattan geçti.Sonra kullanılabilir hale gelen eve yerleştik.Bahçe kapısını kilitlememe çocukluğumdan beri gerek yoktu çünkü içeriye girebilecek yürekte bir insan evladı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü canını seven birisi kendisini dana kadar büyük bir köpeğe feda etmek istemez de ondan. Aslında çocukluğumda Demir'in babası burayı bekliyordu. Şimdi ise Demir'in kendisi burayı bekleme görevini devraldı. Demir'in babası Kılıç' ı çocukluğumda çok severdim. Kendisi bir Alman kurduydu. Yabancılara karşı son derece saldırgan ama tanıdıklarına karşı da son derece uysaldı. Demir de aynı babasıydı. Yabancı gördüğü an öyle bir hırçınlaşıyordu ki insan asla bir yabancı olmak istemiyordu.
Demir'in yanından geçerken "Oğlum buralar sana emanet . Biz Esra ablanla dışarıya gidiyoruz "dediğimde sanki beni anlamış gibi iki kez havladı. Bahçe kapısını" Aferin benim akıllı oğluma" deyip kapattım. Esrayla evde biraz oyalandığımız için hava kararmaya başlamıştı. Ama sorun değildi. Çünkü sahil evimizin birkaç sokak ilerisinde kalıyordu. Yani yürüme mesafesindeydi. Yol boyunca hiç durmadan konuştuk.
Sahile indiğimizde her zaman dolu olan sahil kenarı bugün neredeyse boştu . Aslında boş olması daha iyiydi. Biraz ileride bizim okuldan birkaç kişiyi görmemle Esra'nın kolundan tutarak yolumuzu değiştirdim. Esra neye uğradığını şaşırarak bana döndü ve şaşkın gözlerle
" Noldu kızım? Görende canavar gördün sanır. " Dediğinde hiç bir şey demeden sadece gözlerimle arkamı gösterdim. Gözlerimle gösterdiğim yeri görünce büyük bir aydınlanma yaşayarak bana döndü.
" Haa şu mesele. Allah'ım tiplere gel . " diyerek güldü. Onun neden güldüğünü biliyordum . Bu Sinem denen kız tek benim baş düşmanım değildi. Doğal olarak Esra'nın da baş düşmanıydı. Aslında doktor kendi haline bırakın dediği için çok dokunmıyorduk. Ama bazı hareketleri gerçekten çok sinir bozucuydu. Hele şu kendisini dünyadaki tek kızmış gibi triplere girip önüne gelen her erkeğe dişisini etkilemeye çalışan Arizona kertenkelesi gibi hareketler yapınca daha da bir komik olduğunun farkında değildi.
" Heh sonunda geldiler. " deyip arkama doğru elini sallayınca ben de istemsiz salladığı yere doğru baktım. Esra sınıfından birkaç arkadaşını çağırmıştı. Benim aksime Esra daha çok sosyaldi. Ben herkesle konuşurdum.Ama herkesi arkadaşım yapmazdım. Ya da her yere çağırmazdım. En fazla iki veya üç tane gerçekten güvendiğim arkadaşım vardı. Onlarla da haftada iki veya üç kez okul dışında görüşüyordum. Yani anlayacağınız ben tercihi asosyalim.
Esra'nın ,ikisi kız ikisi erkek olan arkadaşları yanımıza gelince Esrayla selamlaştılar. Esra, beni göstererek
" Çocukluk arkadaşımdan da öte kardeşim gibi sevdiğim Eslem." Diyerek beni arkadaşlarına tanıttı. Ben sarılmayı pek sevmiyordum. O yüzden sadece ellerini sıktım.
Uzun boylu ve sarışın olanın adı Yiğit, benden biraz uzun ve uzun saçlı olanın adı Ozan , kızıl saçlı ve gayet samimi olanın adı Derya ve son olarak Derya'nın ikizi olan kızın adı da Denizdi. Hepsiyle tek tek el sıkıştıktan sonra sahil kenarına oturup biraz konuştuk. Ozan " Gençler gece boyu burada oturup çene çalmak isteyen varsa burada kalabilir. Ama ben derim ki şu karşıdaki partide akalım. Ne dersiniz? " diyerek ortaya attığı fikre herkes onaylamıştı. İki kişi hariç ben ve Esra. Esra bana bakıp " Ne dersin? Gidelim mi? " diye sorunca ilkin itiraz etsem de bir daha böyle bir şansım olmayacağını düşünerek
" Gidelim. Ama sabah 9 da ayakta olmazsam sorumlusu sensin. " diyerek işaret parmağımı Esra'ya salladım. Esra da salladığım parmağıma kendi işaret parmağını dokundurup
" Kaldırmazsam benim adım da Esra değil " Diyerek heyecanlı bir şekilde elimden tuttu. Önden giden arkadaşlarına yetişmek için koşmaya başladık.
---------------DEVAM EDECEK ---------------
}Bölümü beğenmeyi
} Yorum yapmayı
} Ve hayallerinize sahip çıkmayı, peşinden gitmeyi unutmayın...
Seviliyorsunuzzzzz
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.57k Okunma |
642 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |