19. Bölüm

🦋16.BÖLÜM 🦋

Neslihan kübra öğütlü
nesliyazar

 

 

 

" Eğer bir şehre, ülkeye gidiyorsan seni orada bekleyen hikayeye de hazırlıklı ol. Çünkü her şehrin, her ülkenin sana yaşatması gereken hikayesi var. "

 

 

 

~Eslem Özüpek~

Yolda gelirken beni getiren adamın adının Mert olduğunu öğrenmiştim. Çok iyi birisine benziyordu. Yolda gelirken biraz konuşmuştuk. Çınar Bey'in en güvendiği adamlarından bir tanesi olduğunu da öğrenmiştim. Biz bunları konuşurken havaalanına gelmiştik. Uygun bir park yeri bulunca Mert arabayı park etmişti. Arabadan aynı anda çıkmıştık. Arabanın arkasına dolanıp bavulları aldıktan sonra taşımaya başladığını görmemle hızlı adımlarla yanına gittim.

" Bundan sonrasını kendim halledebilirim. Her şey için teşekkürler. " deyip elimi sıkması için uzattım.

" Sorun değil Eslem Hanım. İçeriye kadar taşıyabilirim. " diyerek itiraz edip elimi sıktı. Bu cevabına karşılık hafifçe gülümseyerek

" Gerçekten teşekkür ederim. Hemen şurası zaten. İyi geceler" dedim.

" Ne demek Eslem Hanım görevim sonuçta. İyi geceler. İyi yolculuklar." dedikten sonra bavulumu elinden alarak havaalanın girişine doğru yürümeye başlıyordum ki sağ tarafıma park eden tanıdık gelen bir arabayla yerimde durdum. Bu araba Çınar Bey'in arabasına benziyordu. Ki doğru tahmin etmiştim. İçinden çıkan Çınar Bey'in ta kendisiydi. Üzerindeki gömleğin kolları dirseğine kadar kıvrılmış ve gömleğin bazı yerleri de kırışmıştı. Tüm gün çok yoğun bir şekilde çalışmış olmalıydı.

Yan koltuktan ceketini aldıktan sonra arabadan indi. Arabanın bagajından bavulunu indirerek bagaj kapağını kapattıktan sonra yanıma doğru gelmeye başladı.

Bavulun tekerleklerinin yerde çıkardığı ses bile şu anda kalbimin sesini bastıramıyordu. Bu adamda ondan bana gelen farklı bir enerji vardı. Ama bir türlü bu enerjiyi çözemiyordum.

Çünkü ne zaman aynı ortamda bulunsak kalbim benden önce konuşmaya başlıyordu. Ama kafaya koymuştum ben bu adamı çözmeden rahat etmeyecektim, edemeyecektim.

Bavulunu yere koyup elini sıkmam için bana doğru uzattı ve ekledi.

" İyi geceler Eslem Hanım. Umarım fazla bekletmemişimdir. " diyip hafifçe tebessüm etti. Ne zaman böyle tebessüm etse dudak çizgisinin bir tarafı yukarıya doğru açılıyordu. Ve bu da farklı ve bir o kadar tanıdık bir hava katıyordu.

Ben de uzattığı elini sıkarak hafifçe tebessüm ettim.

" Size de iyi geceler Çınar Bey. Öncelikle teşekkür ederim fakat beni aldırmanıza gerek yoktu. Ben taksiyle de gelebilirdim. "

" Rica ederim Eslem Hanım. Ama taksiyle gelmiş olsaydınız şu anda böyle konuşuyor olmazdık. Ve.." diyip kolundaki saate baktı ve konuşmaya devam etti. " Ve şu anda büyük ihtimalle hâlâ takside olurdunuz. "

Adam bir yandan haklıydı ama yine de beni evimden aldırmasına gerek yoktu. Çünkü yan komşumuz olan Nurten Teyze'nin , kendisi bizim mahallenin ayaklı gazetesidir, kulağına gittiyse ya da daha kötüsü kendi gözleriyle gördüyse işte o zaman altın günlerinin bir numaralı konusu olurdum. Neden mi? Çünkü kadın gördüğü şeyleri süslemeyi o kadar çok seviyor ki sormayın gitsin. Yani kısacası umarım bu durumlar onun kulağına gitmemiştir diyerek içinden geçirdim. Ama ben bile bilmiyordum bu cümleleri içimden geçirirken Nurten Teyze'nin ,ben Mert'in arabasına binerken her şeyi süslü balkonundan HD bir şekilde izlediğini.

Çınar Bey eliyle havaalanı girişini göstererek " Siz geçin benim Mert ile konuşmam gereken bir şeyler var. Onları konuşup hemen geleceğim. " demesiyle kafamı olumlu anlamda sallayıp girişe doğru yürümeye başladım.

" Yine mi bu kapılar? " diyerek içimden geçirdiğimi sandığım sözlerle yerimde durdum. Etrafıma doğru sağa sola baktım fakat görünürde kimse yoktu. Aynı aksiyonu ve rezilliği Çınar Bey'in önünde yaşamak istemiyordum. O yüzden o gelinceye kadar kapının kenarında beklemeye karar verdim. Cebimden gelen mesaj sesiyle telefonumu çıkarttım. Mesaj Esra'dandı.

" Evden beyaz atlı prens almış. Hadi yine iyisin. Aslında siyah arabalı prens mi demem gerekiyordu?" deyip mesajın sonuna da göz kırpan emoji koymuştu. Bu kız beni gerçekten delirtecekti. Bir annem iki Esra. İkisi de sanki anlaşmış gibi aynı yerden vurup duruyorlardı. Hele bir şu toplantı bitip Türkiye'ye döneyim işte o zaman ben ikisine de bu mesajın da bu konuşmanın da hesabını soracaktım.

Hızlıca Esra'ya cevap yazdım.

" Esra şansını fazla zorlama canım arkadaşım. Anneme de söyledim sana da söylüyorum. O adam benim PATRONUM. Daha fazlasını düşünemem. " dediğim esnada Çınar Bey'in sesiyle olduğum yerde bir anda irkildim.

" Yine mi kafanızı vurdunuz?"

demesiyle telefonumu kapatıp cebime koydum.

" Yok bu sefer vurmadım. Bir kere sütten ağzım yandı Çınar Bey. Artık yoğurdu üfleyerek yiyorum. " diyerek gülümsedim. Benim gülümsememle Çınar Bey de gülümsemişti.

Gözlerim bir anlığına Çınar Bey'in gülümseyince sağ yanağında çıkan gamzesine takılmıştı. Bu gamze, bu gülüş ve en önemlisi ise bu ses... Bana çok tanıdık geliyordu. Ve o anda Esra'nın dedikleri kulağımda çınlamaya başladi.

'Belki de sana çok yabancı gibi gözüken bir insan o kadar da yabancı değildir '

Esra haklı olabilir miydi? Yoksa Çınar Bey benim unuttuğum birisi hatta ve hatta çok yakından tanıdığım birisi olabilir miydi? Bu sorularımın tek bir çözüm yolu vardı. O da zihnimi bunu hatırlamaya zorlamaktı. Çünkü artık Çınar Bey'in hayatımda nasıl bir tanıdık yabancı olduğunu çözmek istiyordum.

Bu anı birimizin bozması gerekiyordu. Ve bu kişi bendim.

"Girelim mi artık ? " diyerek gözlerimi gözlerinde sabitledim. Çınar Bey kafasıyla onaylayarak yolu gösterdi.

O önden ben arkasından kapıya kadar yürüdük. Kapının yanına geldiğimizde bana doğru kafasını çevirerek

" Benimle aynı adımları atarsan yeni bir aksiyon yaşamazsın. Tamam mı?" Sesindeki gülme isteğiyle konuştu. Ben ise sadece kafamı salladım. Çünkü o anlar gözümün önüne geldikçe yerin dibine girmek istiyordum.

Çınar Bey ile aynı anda aynı adımları atarak dönen kapıdan geçmeyi başarmıştık. İçeriye girince birbirimize kısa bir bakış atarak termal kapıdan geçmek için üzerimizdeki metal eşyaları çıkarmaya başladık. Bavulumu ve çantamı termal bölmeye koyduktan sonra termal kapıdan geçtim. Bavulumu , çantamı bölmeden aşağıya indirip diğer metal eşyalarımı da çantamın içine salladım.

Çınar Bey de saatini koluna takıp bavullarını aşağıya indirdikten sonra büyük ekrandaki gideceğimiz uçağın numarasını kontrol ettikten sonra boş olan bekleme koltuklarından birisine oturduk.

Çınar Bey kafasını benden tarafa çevirdi.

" Aç mısın? " diyerek sorunca ilkin şaşırdım. Çünkü bana ilk defa ikinci çoğul ekini kullanmadan soru sormuştu.

Kısaca " Teşekkür ederim aç değilim. " desem de karnım benimle aynı cevabı vermemişti. Ve ikinci bir rezillik sahnesi yaşanmıştı.

" O zaman sen burada bekle ben hemen geliyorum. " deyip bir şey dememe fırsat dahi vermeden yanımdan kalktı. Ve hızlı adımlarla biraz ileride olan dükkanlara doğru yürümeye başladı.

O gelinceye kadar etrafıma bakınmaya başladım. Çok uzun süre geçmemişti ki bir elinde kutu kahve bardakları diğer elinde de poğaça ve açmaların bulunduğunu tahmin ettiğim poşetlerle benden tarafa doğru geliyordu. Kahve bardaklarından bir tanesini bana doğru uzatarak

" Orta şekerli seversin diye düşündüm. " dedi. Ardından poğaça ve açmaların bulunduğu poşeti uzattı ve ekledi.

" Poğaçalardan bir tanesi zeytinli bir tanesi patatesli. Açmaların da bir tanesi sade bir tanesi haşhaşlı. "

Bu kadar detaylıca düşünüp her çeşitten bir tane alacağı aklımın ucundan bile geçmemişti.

" Teşekkür ederim." diyebildim sadece. Şu anda hayatımda hiç utanmadığım kadar utangaç hissediyordum. Ve bunun sebebini ben bile bilmiyordum. Aslında içimde yaşadığım duygularımı sadece utanç duygusu adı altında kısıtlamak doğru olmazdı. Çünkü içimde yaşadığım duygu sadece utanç duygusu değildi.

Çınar Bey'in her hareketini bu kadar ince ve ayrıntılı düşünüp öyle yapması beni etkiliyordu. Çünkü hayatımdaki çoğu tanıştığım insan, ailem dışında, hiç bu kadar ince düşünüp hareket etmemişti. Neredeyse çoğu, hiç bir hareketi düşünmeden ve sonunda ne olur diye hesap etmeden davranan insanlardı. Ve bu insanlar , bana hayattaki diğer insanların da kendileri gibi olduğuna inandırmıştı. Ta ki Çınar Karayel ile tanışana kadar.

Demem o ki Çınar Bey'in bu kadar ince düşünmesi ve ince davranışları diğer insanlara olan tabularımı yıkıyordu.

***

Karnımızı doyurduktan sonra gelen anonsla uçağa gitmeden önce pasaportlarımızı elimize alıp kontrol kısmına doğru yan yana yürümeye başladık.

Pasaport kontrolü yaptırdıktan sonra bavullarımızı tam koyacaktık ki Çınar Bey'in koluna elimi koyarak onu durdurdum.

" Çınar Bey bavulunuza belli edecek bir işaret koyun. Karışıyor sonra. Babamın da bir ara öyle karışmıştı. " dedim.

" Nasıl bir işaret koymam gerekiyor?" diyerek çarpık bir gülümsemeyle bana doğru baktı.

" Bir dakika. İzin verir misiniz? " diyip önüne geçtim. Saçımdan çıkardığım tokayı bavulun sapına bağlayarak

"İşte tam da böyle " diyip

arkama doğru döndüm. Arkama dönmemle Çınar Bey'le göz göze gelmemiz bir olmuştu. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan yavaşça yutkundum. Bu kadar yakın olmamızdan dolayı kalbimin ritmi yine değişmişti. Sanki maratona koşuyormuş gibi hızla atıyordu. Duracakmış gibi atıyordu.

Yüzündeki her bir santimi ezberleyecek kadar yakındım.

" İstanbul - İtalya uçağının kalkması için son uyarıdır. Yolcularımızın uçağa binmesini önemle rica ederiz. İyi yolculuklar. "

Anonsla birbirimizden uzaklaşmıştık. Boğazımı temizleyerek camın dışarısındaki uçağı elimle gösterdim.

" Ç..Çınar Bey...Son uyarı yapıldı. Gitsek iyi olacak. " diyip bir şey demesine fırsat vermeden uçağa giden koridora doğru yürümeye başladım.

Yanaklarım yanıyor, ellerim titriyordu. Vücudumun her tarafına bir elektrik dalgası hücum etmişti. Kalbim hâlâ hızlı bir şekilde atıyordu. Bana ne oluyordu böyle? Benim bu şekilde davranmam normal değildi. Yoksa... Yoksa Esra haklı olabilir miydi? Yoksa ben...

" Hoşgeldiniz efendim. Buyrun ben eşlik edeyim size. Koltuk numaranızı rica edebilir miyim? "

Hostesin sesiyle kendime gelmiştim. Çatallaşmış sesimle sadece " Cam kenarı yirmi ikinci koltuk. " diyebildim.

Hostes eliyle koridoru gösterip "Önden buyrun efendim." diyince gösterdiği yere doğru yürümeye başladım.

" İşte burası efendim. Eğer bir şeye ihtiyacınız olursa buradaki düğmeye basmanız yeterli . İyi yolculuklar dilerim efendim. " diyip gülümseyerek bana doğru bakan hostese ben de gülümseyerek gösterdiği koltuğa oturdum.

" Teşekkür ederim. " dememle hostes gülümseyerek kafasını aşağıya indirip kaldırdı.Sonra

" Rica ederim efendim. Tekrardan iyi yolculuklar dilerim. " diyip yanımdan ayrıldı.

Bu benim ilk defa uçağa binişimdi. O yüzden ne yapmam gerektiğini ve yolculuk boyunca ne olacağı hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Kemerimi takarak bacağımı sallamaya başladım. Bunu genellikle çok stres olduğumda yapardım. Ve şu anda resmen stresin içinden geçiyordum. Daha doğrusu stres benim içimden geçiyor desek daha iyi olurdu.

Aklıma az önce havaalanında yaşananlar gelince daha da fazla stres olup daha fazla bacağımı sallamaya başladım. Gözlerimi yan tarafımda açık olan cama kitlemiş bir halde bacağımı daha şiddetli sallamaya başladığım esnada yanımda duyduğum sesle kafamı yan tarafıma doğru çevirdim.

" Bu kadar stres yapmanı gerektirecek bir şey yok. Korkma. Uçak korkun mu var yoksa? "

Bu sesin sahibi tek bir insandı. O da Çınar Karayel'den başkası değildi.

Kafamı aşağı yukarı hızlı hızlı olumsuz anlamda sallayarak konuşmaya çalıştım.

" Ne korkması? Ben mi? Koskoca yirmi üç yaşında kadınım ben. Demir yığınından mı korkacağım? Vallahi Çınar Bey size teessüf ederim. Dışarıdan uçaktan korkan birisi gibi mi gözüküyorum? " diyerek korktuğumu gizlemeye çalıştım. Ama için için hâlâ korkuyordum. Bunu Çınar Bey'in karşısında gösterip kendimi güçsüz, korkak birisi olarak göstermek istemiyordum.

" Yok ben öyle demek istemedim. Sonuçta herhangi bir şeyden korkuyor olmak normal bir şey öyle değil mi? Neyse o zaman korkmuyorsanız sorun yok. "

diyerek kendini bana açıklamaya çalıştı. Ama ben dediklerinin yarısnı dinlememiştim. Çünkü bütün dikkatim dediklerinden daha çok yeni yeni kalkmaya başlayan uçaktaydı. Pistten yeni yeni kalkmaya başlayan uçakla birlikte ellerimi koltuğun yan taraflarını sıkı sıkı tutarak içimden bildiğim bütün dualarımı okumaya başladım. Bütün bunları fark ettirmemeye çalışarak yapıyordum. Ya da ben öyle sanıyordum.

***

Uçak artık normal bir hızla gidiyordu. Biraz da olsa rahatlamıştım. O kadar içinde bulunduğum duruma alışmıştım ki kulaklığımı takarak uçağın dışında pamuk şekere benzeyen bulutların fotoğrafını çekiyordum. Gece boyunca sürecek olan uçak yolculuğumuzda ne yapabilirim diye düşünürken yanımdan ayırmadığım kitabım aklıma gelince çantamın fermuarını açarak içinden kitabımı çıkardım.

Kitabımı okumaya başlamadan önce yan tarafımda uyuyan Çınar Bey'e kısa bir bakayım derken kendimi onun yüz hatlarını incelerken buldum. Gerçekten çok orantılı bir yüzü vardı. Burnundaki kemik ona eşsiz bir hava katıyordu. Kirpikleri benimkisinden gür ve tane taneydi. Kaşları tam yüzüne göreydi. Adem elması ise kemikli burnunun yüzüne kattığı eşsiz havayı daha da eşsiz kılıyordu. Saçlarının birkaç tutamı alnından kaşına doğru serbestçe düşmüş bir haldeydi. İşaret parmağımla hafifçe alnına düşen saçlarını kaşından kenara doğru ittirdim. Bu dokunuşumla mırıltılı bir ses çıkardı. Yerinde kıpırdanarak yavaşça gözlerini açtı.

Ben o an ne yapacağımı şaşırmış bir halde elim havada ne diyeceğimi düşünmeye başladım. Çınar Bey bir havadaki elime bir de tam gözlerimin içine bakınca aklıma gelen ilk şeyi diğer yolcuları rahatsız etmeyecek şekilde açıklamaya çalıştım.

" Tüy.. Kaşınızda tüy vardı. Ben sizi rahatsız etmesin diye almaya çalıştım. Rahatsız ettiysem özür dilerim. "

Tüy... Evet ilk aklıma gelen şey kaşında olan tüydü. Başka bir şey gelseydi daha iyi olacaktı. Ama o an ne yapacağımı şaşırmıştım. O bana öyle bakarken ben ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. O yüzden aklıma ilk gelen şeyi söylemek zorunda kalıyordum. Her zaman olduğu gibi şimdi de o bana böyle bakarken aklıma gelen ilk şeyi düşünmeden bir anda söylemiştim.

Sesindeki uykudan yeni kalkmış kalın tınıyla

" Sorun değil. Bunun için özür dileme. Zaten beni de uyandıran şey kaşımdaki tüydü. Asıl ben teşekkür ederim. " deyince ikinci kez kısa bir dil tutulma anı yaşadım. Esra kesinlikle haklıydı. Ben bu adamın en ufak hareketiyle bu kadar çok strese girip heyecanlanıyorsam bunun başka bir açıklaması olamazdı. Ben...

Ben gerçekten Çınar Karayel'den etkileniyordum.

Hem de öyle böyle değil. En ufak hareketiyle strese girecek kadar, söyleyeceğim kelimeyi unutacak kadar, onun gözlerinde kendimi görecek kadar ondan etkileniyordum.

Gülüşü, bakışı, sesi bana o kadar çok tanıdık geliyordu ki... Ve bu tanıdıklığı artık merak ediyordum. Çınar Karayel'in bana olan tanıdıklığını o kadar çok merak ediyordum ki anlatamam. Ama içimden bir ses yakında onun bana olan tanıdıklığını çözeceğimi söylüyordu. Ben bu içimdeki sese güvenerek bir yola çıkmaya karar vermiştim. Sonucu ne olursa olsun bu yola çıkacaktım. Ve Çınar Karayel'in bana olan tanıdıklığını çözmeden de bu yoldan dönmeyecektim.

 

 

 

 

Bölüm : 19.10.2025 04:50 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...