

Çok sevgili okurlarıma çokça selamlar.
Nasılsınız?
Ben son dönemlerde baya yoğunum ama zaman ayırıp sizler için bölümü tamamlayabildiğim için mutluyum.
Naçizane ricam oy ve yorumlarınızı eksik etmemeniz. 💕
Keyifli okumalar...
Medya: Maysa & Esat
**************************
Maysa'nın anlatımından:
*******************************
Bazen insanın hayatı fark etmeden değişiyordu. Ne büyük fırtınalarla ne de gürültülü kırılmalarla. Sadece günler birbirinin içine karışıyor, mevsimler usulca yer değiştiriyor ve insan bir sabah uyandığında geriye dönüp baktığında aynı yerde olmadığını fark ediyordu.
Bizim hayatımız da son dört ayda tam olarak böyle değişmişti.
Şubat ayının o yorucu ve endişeli günlerinden sonra zaman su gibi akıp gitmişti. Önce Aras tamamen iyileşmişti. O küçük bedeni birkaç hafta içinde eski enerjisine kavuşmuş, yine konağın koridorlarını koşturarak dolaşmaya başlamıştı.
Esat ilk zamanlar ne kadar belli etmese de Aras'ın annesinde kalacağı hafta sonları konusunda oldukça zorlanmıştı. Her seferinde onlarca kez tembih ediyor... Telefonu sürekli yanında taşıyor... Hatta bazen Aras'ın kaldığı gece boyunca uyumadığı bile oluyordu. Ama zamanla hem Aras'ın mutluluğunu görünce hem de benim uzun uzun yaptığım konuşmalar sayesinde biraz rahatlamayı öğrenmişti.
Selen de bu süreçte gerçekten çabalıyordu. Anne olmaya... Kaybettiği yılları telafi etmeye... Aras'ın hayatında yeniden bir yer edinmeye çalışıyordu. Kolay değildi, ama imkansız da değildi.
Cihan ise ortalıkta yoktu. Esat'ın son öğrendiği bilgilere göre, gerçekten de dönmüştü geldiği ülkeye.
Sonra mart ayı gelmişti. Ve ALES... Aylarca çalıştığım, geceler boyunca başında oturduğum o sınav... Sonunda istediğim gibi geçmişti. Sonuç açıklandığında ekrana uzun süre bakakalmıştım. O kadar çalışmıştım ki, o kadar istemiştim ki. Başardığımı görmek bile gerçek gibi gelmemişti. Esat benden daha çok sevinmişti hatta. Sonuç belgesini eline alıp sanki kendi kazanmış gibi herkese göstermişti. Hâlâ düşündükçe gülümsüyordum.
Ardından Dilan ve Mert'in düğünü olmuştu. Mekanın bahçesi ışıklarla süslenmiş... Kahkahalar gecenin içine karışmış... Dilan gelinliğiyle gerçekten masallardan çıkmış gibi görünmüştü. Mert'in ona bakışlarını gördükçe insan aşkın gerçekten var olduğuna bir kez daha inanıyordu.
Sonra finaller... Projeler... Sunumlar... Bitmek bilmeyen teslim tarihleri...Ve şimdi... Hazirandaydık. Haziran'ın sonunda Bir haftadan bile kısa süre sonra mezun olacaktım. Üstelik bölüm birincisi olarak... Bu düşünce bile içimde kelebekler uçuruyordu. Yıllardır verdiğim emeklerin karşılığıydı bu. Bazen hâlâ inanamıyordum.
Bir de tüm bu koşuşturmanın arasında, Esat bölümü birinci olarak bitireceğim için küçük bir sürpriz yapmıştı.
Aslında ben o yoğunlukta kutlamanın muhtemelen sade bir akşam yemeğinden ibaret olacağını düşünüyordum. Fakat Esat yine Esat'lığını yapmıştı.
O gün beni hiçbir şeyden habersiz şekilde şehir dışına götürmüş, gün batımını gören küçük bir taş konağı günler öncesinden ayarlamıştı. Akşam olduğunda avlunun tamamı ışıklarla süslenmiş, masanın etrafına onlarca mum yerleştirilmişti. Gökyüzü yavaş yavaş mora dönerken taş duvarlara vuran ışıklar sanki bir masalın içindeymişiz hissi veriyordu.
Üstelik sürpriz bununla da bitmemişti.
İlk tanıştığımız günden bugüne kadar çekilmiş daha sevgili bile olmadığımız zamanları andıran, İpek'lerin düğünündeki, tanışma yemeğindeki, isteme zamanı, Aras'ın doğum günü, bizim düğün fotoğraflarımızdan küçük bir albüm hazırlamıştı. Sayfaları çevirdikçe kimi zaman kahkaha atmış, kimi zaman gözlerimin dolmasına engel olamamıştım. En son sayfadaysa kendi el yazısıyla uzun bir mektup vardı.
Beni ilk gördüğü günü... Beni sevmediğini sandığı zamanları... Sonra yavaş yavaş bana âşık oluşunu... Ve bugün hâlâ her sabah gözlerini açtığında beni yanında gördüğü için nasıl şükrettiğini yazmıştı.
O satırları okurken gözyaşlarımı tutamamıştım. Esat ise her zamanki gibi hiçbir şey olmamış gibi davranıp sadece elimi tutmuştu.
Ama o gece, yıldızların altında otururken bir kez daha anlamıştım ki; bazı insanlar sevgilerini büyük sözlerle değil, insanın kalbine işleyen küçük ayrıntılarla gösteriyordu. Esat da tam olarak böyle seviyordu işte. Sessizce, derinden ve insanın ruhuna kök salacak kadar güzel...
Bir de tabii ki bu dört ayın en eğlenceli gelişmelerinden biri Sanem ve Miran olmuştu.
Aslında ikisinin birbirinden hoşlandığını anlamak için dâhi olmaya gerek yoktu. Özellikle düğünden sonra sürekli aynı ortamlarda bulunmaları, birbirlerine attıkları bakışlar, durduk yere başlayan mesajlaşmalar derken olayın gideceği yer belliydi. Fakat ikisi de inadına işi uzatmış, haftalarca birbirlerinin etrafında dolanıp durmuşlardı.
En sonunda Miran dayanamayarak hislerini açık açık söylemiş, Sanem de onu fazla bekletmeden kabul etmişti. Kısacası, bizim ekipten bir tek ben ve Esat mutlu sona ulaşmamıştık artık. Sanem de sonunda aşk kervanına katılmış, Miran da resmen sevgili olmayı başarabilmişti. Hatta bazen onları izlerken kendi ilişkimizin ilk zamanları aklıma geliyor, istemsizce gülümserken buluyordum kendimi. Çünkü bazı hikâyeler ne kadar farklı başlasa da, mutluluğa çıkan yolları birbirine şaşırtıcı derecede benziyordu.
Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey Esat'ın sıcaklığı olmuştu. Çiftlik evindeydik. Aras bu hafta sonu annesinde kalıyordu. Finaller bitmişti. Benim üzerimden aylarca taşıdığım yük kalkmıştı. Ve Esat bana sürpriz yaparak beni buraya getirmişti.
Sabah güneşinin ilk ışıkları ince perdelerin arasından süzülerek odaya yayılıyordu. Kuş sesleri uzaktan hafif hafif duyuluyor... Açık kalan pencereden içeri serin bir yaz sabahı doluyordu. Başımı hafifçe kaldırdığımda Esat'ın göğsüne yaslanmış olduğumu fark ettim.
Bir kolu belime dolanmıştı. Diğeri başımın hemen üzerindeydi. Uyuyordu. Ya da uyuyor gibi yapıyordu. Çünkü ben kıpırdar kıpırdamaz kolunu biraz daha sıkılaştırdı.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Uyumuyorsun." diye mırıldandım.
Gözlerini açmadan konuştu. "Sen de uyumadığına göre sorun yok."
Gülümsemem büyüdü. "Ne zamandır uyandın?"
"Senin nefes alışının değiştiğini hissederek, uyandığını anladığımdan beri." Dedikleri üzerine burnumu göğsüne sürttüm. Bu adam bu kadar romantik olmak zorunda mıydı gerçekten?
Gerçekten de ben yaklaşık yarım saattir uyanıktım ve öylesine tavana bakaran düşüncelere dalmıştım. Normalde de zaten, uyandıktan sonra kendime gelmem biraz süre alıyordu.
Tam cevap verecekken midemde hafif bir dalgalanma hissettim. Kaşlarım istemsizce çatıldı, ufacık bir ah döküldü dudaklarımın arasından.
Son birkaç gündür ara ara oluyordu. Kötü değildi ama alışılmadık şekilde garipti. Sanki mide bulantısı ile açlık arasında tuhaf bir şey gibi... Birkaç saniye bekleyince geçti. Ben de üzerinde durmadım. Muhtemelen sınav döneminin yorgunluğuydu vuruyordu mideme.
Esat gözlerini açıp yüzüme baktı. O tanıdık bakış... Sanki yüzümdeki en ufak değişimi bile kaçırmıyordu.
"Bir şey mi oldu? İyi misin?" Anında endişe tohumlarıyla yoğrulan ses tonu içimi sıcacık etmişti.
"İyiyim." Diye mırıldandım belli belirsiz.
"Emin misin?" Şüpheli gözlerle birkaç saniye daha baktı.
Sonra burnunu saçlarıma gömdü. Derin bir nefes aldı. Ben de kollarımı beline doladım. Dünyadaki en güvenli yer sanki tam olarak burasıydı. Onun kollarının arası.
"Evet, acıktım ama. O yüzden birazcık midem hareketlendi." Dedim şirin şirin.
"Oy benim güzelim, acıkmış mı? Hemen hazırlayalım kahvaltı." Sesinin tınısındaki şefkatle yüzümde kocaman bir gülümseme oluşmuştu anında.
Bu adamı çok seviyordum... Her şeyden çok....
Mutfağa indiğimizde çiftlik evinin o kendine has huzuru yine dört bir yanımızı sarmıştı. Dışarıdan kuş sesleri geliyor, açık bırakılan pencerenin aralığından içeri giren sabah rüzgârı beyaz tülleri hafif hafif dalgalandırıyordu.
Bu kez ev gerçekten sessizdi. Çünkü Esat birkaç günlüğüne Emine teyzeyle Hasan amcayı kendi köylerine göndermişti.
"Biraz da karımla baş başa kalayım." demişti utanmadan.
O gün bunu duyduğumda yüzüm kıpkırmızı olmuştu ama içten içe de çok hoşuma gitmişti.
Şimdi koskoca çiftlik evinde sadece ikimiz vardık. Ve bu durum nedense kalbimi sebepsiz yere kıpır kıpır yapıyordu.
Esat doğrudan çaydanlığa yöneldi. "Bugün mutfak şefi benim."
Kaşımı kaldırdım. "Gerçekten mi?"
"Tabii. Sen otur." Dedi göz kırparak, fakat tabii ki de böyle bir şeyi kabul etmeyecektim.
"Hayır efendim. Ben de yardım edeceğim." Bunun üzerine gülümseyerek başını iki yana salladı.
Ben buzdolabından domatesleri, salatalıkları ve peynirleri çıkarmaya başlarken Esat da çayı demliyordu. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.
Allah'ım... Bir erkeğin çay demlemesi neden bu kadar çekici görünürdü ki?
Bir süre sessizce onu izlediğimi fark edince başını kaldırdı. Yakalandığımı anlayınca hemen önüme döndüm.
Birkaç dakika sonra masanın üzerinde rengârenk bir söğüş tabağı oluşmuştu. Domateslerin kırmızısı, salatalıkların yeşili, zeytinler...
Tam o sırada Esat yumurtaları çıkardı. "Menemen mi yapsam?"
Yumurtaları görür görmez yüzüm istemsizce buruştu. Burnuma daha kırılmamış yumurtanın kokusu gelmiş gibi olmuştu.
Midem hafifçe kalktı. "Yapmasak olur mu?"
Esat duraksadı. "Neden?"
Omuz silktim. "Bilmiyorum... Kokusu şimdiden burnuma geldi."
Aslında ortada hiçbir koku yoktu. Ama garip bir şekilde, gerçekten varmış gibi hissediyordum.
Esat birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra hiç üstelemeden yumurtaları tekrar dolaba koydu. "Tamam, sen nasıl istiyorsan öyle olsun."
Ama bir anda hemen kabullenip geri koymasıyla, içim bir garip oldu. Ben istemiyorum diye o da yiyemiyecekti şimdi? Ya canı çok çekiyorduysa?
Bana ne olduğunu kesinlikle anlamıyordum, anladığım tek şey duygusallığım yine baş köşede olmasıydı.
"Hemen kabullendin, canın çekmiyor muydu?" diye konuştum dayanamayarak.
"Sen istemiyorsan yapmayız. Senden önemli değil ki," dediğinde şöyle bir baktım yüzüne.
Sonra istemsizce gülümsedim. "Biraz romantik oldu sanki."
"Biraz mı?" Bu kez ikimiz de güldük.
Kahvaltı hazırlığı ilerledikçe mutfağın içi iyice sıcak bir yuvaya dönüşmüştü.
Ben peynirleri dizerken Esat arkamdan yaklaşıp çenemi omzuma koydu. "Çaldım."
Dediğini anlamadan elimdeki beyaz peynirin eksildiğini fark ettim.
Şaşkınca arkamı döndüğümde çoktan ağzına atmıştı. "Esaaat!"
"Ne oldu?" Dedi gülerek.
"Masaya koyacaktım onu." Diye sızlandım. Ufacık bir peynir konusunu niye uzattığımı ben bile bilmiyordum.
"Tadını kontrol ediyordum." Gülerek dedi Esat.
"Koskoca adam peynir kontrol ediyor." Gözlerimi devirsem de, güldüm.
"Önemli bir görev." dediğinde aynı peyniri alıp bu kez ben onun ağzına uzattım.
"Al bakalım kontrol memuru." Bir lokma daha yedi.
Ardından eline aldığı salatalık dilimini benim ağzıma uzattı. "Şimdi kontrol sırası sende."
İtiraz etmeden yedim. Sonra bir salatalık o bana verdi. Bir peynir ben ona verdim. Bir domates o bana uzattı. Bir zeytin ben ona... Kahvaltı hazırlamaktan çok birbirimizi besliyorduk.
Masaya oturduğumuzda ikimizin de yüzünde çocukça bir mutluluk vardı.
Güneş pencerenin önüne kadar yükselmişti artık. Çaydan yükselen buhar sabah ışığıyla birleşirken Esat elini uzatıp parmaklarımı tuttu. Sadece tuttu. Hiçbir şey söylemedi. Ama bazen bazı sessizlikler yüzlerce cümleden daha anlamlı oluyordu. Ben de parmaklarını hafifçe sıktım.
Belki de uzun zamandır ilk kez üzerimde ne sınav stresi vardı... Ne mezuniyet telaşı... Ne yetiştirmem gereken ödevler... Ne de başka bir yük. Sadece huzur vardı.
Ve tam karşımda bana bakarken gözleri gülümseyen adam...
*****
Esat banyoya girdikten sonra evin içine tatlı bir sessizlik çökmüştü.
Çiftlik evinin büyük pencerelerinden süzülen öğle güneşi salonun ahşap zeminine vuruyor, açık kalan camdan içeri hafif bir rüzgâr giriyordu. Uzaklardan kuş sesleri geliyor, bahçedeki ağaçların yaprakları birbirine sürtündükçe usul usul fısıldıyordu.
Ben ise koltuğa kıvrılmış oturuyordum. Elimde telefon vardı ama sosyal medyada ne gördüğümü bile fark etmiyordum. Garip bir hâlim vardı son günlerde. Sürekli yorgun hissediyordum. Normalde finaller bittiği an üzerimden tonlarca yük kalkmış gibi hafiflemem gerekirdi. Ama sanki tam tersine bedenim durmadan uyumak istiyordu.
Bir de şu mide... Sabahları hafiften bulanıyor, sonra geçiyordu. "Strestendir." diye düşünmüştüm. ALES, finaller, mezuniyet hazırlıkları... Mantıklı gelmişti.
Telefonumun çalmasıyla düşüncelerim bölündü. Ekranda yazan bademli çikolatam yazısını görünce gülümsedim.
Daha telefonu açamadan sesini duydum. "MAYSAAAAAAA!"
Refleksle telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Sesinin tınısını seveyim Sanem!
"Kızım sağır oldum!" Diye konuştum ben de.
Ama Sanem beni hiç dinlemiyordu. "MAYSA SENİ RÜYAMDA GÖRDÜMMMMM!"
Kaşlarımı çattım. "Allah Allah, ne gördün yine?" Sanem genellikle saçma rüyalar görmesiyle meşhurdu da.
Karşı taraftan gelen çığlıkla istemsizce irkildim. "KUCAĞINDA BİR BEBEK VARDIIII!"
Bir an. Sadece bir an. Kalbim durdu sandım. Gerçekten. Sanki biri göğsümün ortasına görünmez bir taş bırakmıştı. Nefesim boğazımda düğümlendi.
Kucağında bir bebek vardı...
Kelimeler zihnimin içinde yankılanmaya başladı.
Bir bebek. Ben...
Ve... Birden bire son birkaç gün gözlerimin önünden geçmeye başladı. Sabah mide bulantıları. Sürekli uyuma isteğim. Durduk yere gelen halsizlik. Göğüslerimdeki hassasiyet. Kokulara karşı oluşan garip tepkiler... Yumurta kokusunu düşününce bile yüzümü buruşturmam...
Ve... Ve... Bir anda gözlerim büyüdü. Regl. Ben... Ben regl olmamıştım. On gündür.
Tanrım.... On gündür... Normalde çok düzenliydim.
Kalbim artık göğsümün içinde çırpınan bir kuş gibi atmaya başlamıştı.
Hayır. Olamazdı.
Olabilir miydi ki?
Gerçekten... Olabilir miydi?
Elimi istemsizce karnıma koydum. Düzdü. Her zamanki gibiydi. Ama şimdi sanki oraya dokunmak bile farklı hissettirmişti.
İçimde... Esat'tan bir can mı vardı? Esat'ın gözlerine benzeyecek küçücük bir çift göz... Onun gülüşünü taşıyacak minicik bir yüz... Bu düşünce bile başımı döndürmeye yetmişti.
"Maysa?" Sanem'in sesi uzaklardan geliyor gibiydi.
"Maysaaa?" Yutkundum.
"Sanem..." Sesim titremişti.
Karşı taraftan kahkaha geldi. "Ay kızım ne oldu? Rüyada bebek görmek zenginlik demekmiş. Sen bölüm birincisi oldun ya. Kesin onunla alakalıdır."
Ben hâlâ konuşamıyordum. Ellerim buz kesmişti. Kalbim ise tam tersine yanıyordu. "Sanem..."
Bu kez daha sessiz konuştum. "Ben... regl olmadım."
Dediklerim deprem etkisi oluşturmuş gibiydi. Şimdi sessizliğime Sanem de eşlik eder olmuştu.
"...Ne kadar süredir regl olmadın?" Bir dakika kadar sonra Sanem nihayet kendini toparlamayı başarmıştı.
Yutkundum. "On gün."
Sessizlik. Bu kez çok daha uzun bir sessizlik oluşmuştu.
Sonra... "MAYSA SEN CİDDİ MİSİN?" Telefondan gelen çığlıkla gözlerimi kapattım.
"Bağırma kızım." Diye sızlandım. Sanem'in benim kulaklarımla alıp veremediği şey neydi çözemiyordum bir türlü!
"BEN NASIL BAĞIRMAYAYIM MAYSA?" Sesi oldukça heyecanlı geldiğinde, istemsiz olarak ayağa kalmıştım ben de.
Sonrasında bir taraftan salonda volt atarken, diğer taraftan son zamanlarda yaşadığımım değişiklikleri anlattım Sanem'e. Yengesinin hamilelik sürecine doğrudan şahit olduğu için benden daha tecrübeliydi bu konuda.
"Ama olabilir mi ki?" Nihayet dediklerimi tamamladığımda, kalbim asla yerinde durmuyor, deli gibi çarpıyordu.
"Maysa..." dedi Sanem bu kez çok daha ciddi bir sesle. "Sen bana az önce mide bulantın olduğunu söyledin. Üstelik sürekli yorgunsun ve yumurta kokusu seni rahatsız etmiş."
"Evet," diye mırıldandım heyecanla.
"Asıl önemlisi on gündür regl olmuyorsun." Durduk. İkimiz de durduk. Cevap vermedim. Çünkü cevabı ikimiz de biliyorduk.
Ama yüksek sesle söylemeye korkuyorduk. Sanki söylersek gerçek olacaktı.
Ve ben henüz hazır değildim. Heyecandan mı? Korkudan mı? Mutluluktan mı? Hiç bilmiyordum.
Gözlerim istemsizce merdivenlere kaydı. Esat hâlâ duş alıyor olmalıydı.
Bir anda boğazım düğümlendi. Ya gerçekten hamileysem? Ya içimde gerçekten onun bir parçası varsa? Ya... Anne olacaksam?
Bu düşünceyle gözlerim doldu. Çünkü yıllardır eksik kalan bir şey vardı içimde. Annesiz büyüyen küçük Maysa'nın taşıdığı görünmez boşluk... Şimdi o boşluğun içine küçücük bir umut ışığı düşmüş gibi hissediyordum.
"Maysa?" Sanem yine seslendi.
Derin bir nefes aldım. "Çok korkuyorum."
Bu kez sesim fısıltıdan ibaretti. "Ya değilsem?"
"Ya da ya öyleyse?" dedi Sanem.
Kalbim bir kez daha sıkıştı. "Esat'a yaşadıklarını söylemedin değil mi?"
Sorusu karşısında dalgınlıkla başımı salladım. Sonra onun beni göremediğini fark ederek "Hayır." dedim.
Sanem'in sesi kararlı çıktı. "Bu böyle olmayacak."
"Ne?" Diye döküldü dudaklarımın arasından.
"Ben şimdi Miran'ı alıyorum." Offf, hazır değildim ben hiçbir şeye. Öylece zaman dursun istiyordum.
"Sanem," dedim itiraz eder gibi, ama neye itiraz ettiğimi bile idrak edemiyordum.
"Susar mısın papatyam? Plan yapıyorum burada." İstemsizce güldüm.
Sanem tam anlamıyla komutan moduna geçmişti. "Şimdi biz size ziyarete geliyormuş gibi geleceğiz."
"Yolda da test alacağım, tabii Miran'a çaktırmadan, Maysa bir şeyler istedi derim eczaneden." Bu kez kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
"Test mi?" saçma bir şekilde tepki vermiştim.
"Evet şaşkın şey, hamilelik testi, eczaneden." Gülüyordu Sanem, durumuma.
"Sanemmm ya değilse, ya stres ve yorgunluktan böyle olduysam?" Kalbim bile çoktan inanmayı seçmişken, beynim şüpheci ve korumacı davranıyordu.
"Ya da ya öyleyse?" diye tekrar sordu Sanem az önceki konuşmamıza gönderme yaparak.
Bu kez cevap veremedim. Çünkü ilk kez, belki de içimde küçücük bir mucize büyüyor olabileceği ihtimaliyle yüzleşiyordum. Ve o ihtimal bile bütün dünyamı değiştirmeye yetmişti.
*****
Sanem'le Miran geldikten sonra evin içindeki sessizlik biraz olsun dağılmıştı.
Miran elindeki poşetleri masaya bırakırken, "Açlıktan ölüyorduk zaten." diye söylenmiş, Sanem de elindeki ayranları sallayarak mutfağa geçmişti.
Lahmacun kokusu kısa sürede tüm çiftlik evine yayılmıştı. Normalde olsa iştahla saldırırdım. Ama şimdi... Şimdi önümde duran lahmacundan çok kendi bedenimi düşünüyordum. Kendi içimi... Kendi ihtimalimi... Belki de hayatımın en büyük ihtimalini...
Esat ise her şeyden habersiz bir şekilde karşımda oturmuş Miran'la bir şeyler konuşuyor, ara ara da bana bakıyordu.
"İyi misin güzelim?" Kaçıncı soruşuydu bilmiyordum.
"Hı hı." diye mırıldandım. Aslında hiç emin değildim.
"Bugün biraz dalgınsın sanki." Kalbim tekledi.
Dalgın mıydım? Ben şu an nefes almayı bile unutuyordum.
Sanem masanın altından ayağıma hafifçe vurunca ona baktım. Kaşlarını kaldırdı. Sakin ol der gibiydi.
Kolaydı tabii onun için. Benim dünyam başıma yıkılmakla göğe yükselmek arasında ince bir ipin üzerinde sallanıyordu.
"Maysa, bir yukarı gelir misin? Bir şey konuşacağım seninle" dedi Sanem bir anda.
Neredeyse boğuluyordum. Şimdi mi? Şimdi mi Sanem? Diye geçirdim içimden.
Sonraysa hiç beklemeden ayağa kalkmıştı.
Benim yerimde olsanız ayağa kalkarken dizlerinizin titrediğini hissederdiniz. Çünkü ben hissediyordum. Çok net bir şekilde hem de.
Esat şüphelenmeden yalnızca bize baktı. "Ne konuşacaksınız?"
Sanem hiç düşünmeden cevap verdi. "Kız meselesi. Mezuniyet, kıyafet falan."
Keşke bilseydi... Gerçekten ne konuşacağımızı bilseydi...
Merdivenleri çıkarken kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki bütün ev duyacaktı. Odanın kapısını kapatır kapatmaz Sanem çantasını açtı.
Sonra içinden küçük kutuyu çıkardı. Hamilelik testi. Bir anda nefesim kesildi. Kutunun üzerinde yazan harflere öylece bakakaldım. Bu kadar küçük bir şeyin hayatı değiştirebilmesi aklımı almıyordu.
"Maysa, daha kutuyu gördüğün anda betin benzin attı kızım, önce sakinleş biraz." Dedi Sanem elindeki kutuyu birazcık havaya kaldırdığında.
Yutkundum. Haklıydı. Sakin değildim. Hiç değildim.
Kutuyu açtık. İçinden çıkan kullanım kılavuzunu birlikte okumaya başladık. Sanem sesli okuyordu. Ben ise harfleri görmeme rağmen anlamıyordum. Beynimin içinde yalnızca tek bir soru dönüyordu.
Ya gerçekten anne olacaksam?
O an istemsizce, yine elim karnıma gitti. Henüz hiçbir şey yoktu. Henüz hiçbir şey belli değildi. Ama yine de... Sanki oraya dokununca içimdeki ihtimale dokunuyormuşum gibi hissettim.
Sanem bunu fark etti. Gözleri yumuşadı. Ama hiçbir şey söylemedi. Sadece elimi sıktı.
"Tamam." Dedi sonunda, okuyup bitirdikten sonra. "Şimdi banyoya giriyorsun."
Bir anda mideme kocaman bir yumruk yemiş gibi oldum. Gerçek an gelmişti. Ayaklarım beni zor taşıyordu. Test elimdeydi. Kapıya geldiğimde dönüp Sanem'e baktım.
Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. "Ya..."
Sesim titredi. "Ya gerçekten hamileysem?"
Sanem'in gözleri de dolmuştu. Ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Öğreneceğiz papatyam."
Fısıldadı. "Hatta şimdi öğreniyoruz."
Kapıyı kapattığımda kilit sesi banyoda yankılanmıştı. Sonra dünya sessizleşti, dışarıdaki sesler silikleşti. Kalbimin sesi ise daha da yükseldi. Lavabonun kenarına tutundum.
Derin bir nefes aldım. Sonra bir tane daha. Aynadaki yansımama baktım.
Karşımda duran kadın bendim. Ama sanki değildim de. Çünkü birkaç dakika sonra hayatımın tamamen değişme ihtimali vardı.
Ve ben... Hayatımda ilk kez... Bu kadar korkuyor... Bu kadar umut ediyordum.
Tam kapının diğer tarafından Sanem'in sesi geldi. "Maysaaaa!"
İstemsizce güldüm. "Ne var?"
"Kızım çabuk ol, meraktan ölüyorum. Teyze olup olmadığımı öğreneyim artık." Kahkaham boğazımda düğümlendi. Çünkü ben de ölüyordum. Meraktan. Korkudan. Umuttan. Ve belki de... İlk kez anne olma ihtimalinden...
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğüs kafesimin içinden çıkıp lavaboya düşecekmiş gibi hissediyordum. Parmaklarım titriyordu. Nefes alışverişlerim düzensizleşmişti.
Lavabonun kenarına koyduğum kutuyu tekrar elime aldım. Bir kez daha sonra bir kez daha okudum. Sanki her okumamda sonuç değişecekmiş gibi. Sanki yanlış anlamış olabileceğime kendimi ikna etmeye çalışıyordum.
Dudaklarımı ısırdım. "Tamam..." diye fısıldadım aynadaki yansımama.
Ama sesim bana bile ait gibi çıkmamıştı. Elleri buz kesmiş bir yabancı konuşuyordu sanki.
Testi uyguladıktan sonra kapağını kapatıp lavabonun üzerine bıraktım.
Ve beklemeye başladım. Hayatımın en uzun birkaç dakikasıydı belki de. Duvara yaslandım. Sonra tekrar doğruldum ve lavaboya yaklaştım. Sonra geri çekildim. Bakmaya korkuyordum.
Çünkü bir yandan sonucu bütün kalbimle istiyordum... Bir yandan da korkuyordum.
Ya değilse? Ya bütün bunlar sadece hayal kırıklığıyla sonuçlanırsa? Ya son günlerde hissettiğim her şeyin başka bir açıklaması varsa?
Gözlerimi kapattım. İçimde tuhaf bir sızı oluştu. Ve o anda... Aklıma Esat geldi. Gülüşü, bakışları, bana sarılışı. gece uyurken alnıma bıraktığı öpücükler.
Sonra Aras geldi aklıma. Bana ilk kez "Maysa" diye seslenişi. Elimi tutuşu. Bana sarılışı. Ve ardından...
Hiç tanımadığım küçücük bir yüz. Hayalimde bile net olmayan minicik bir yüz. Ama gözleri... Nedense gözleri Esat'ın gözleri gibi düşmüştü hayalime.
Bir damla yaş yanağımdan süzüldü. Tam o sırada kapıya hafifçe vuruldu. "Maysa?"
Sanem. Sesinde sabırsızlıkla karışık heyecan vardı. "Maysaaa..."
Cevap veremedim. Çünkü boğazım düğümlenmişti.
"Ne oldu?" diye seslendi tekrar. "Bir şey söylesene."
Titreyen nefesimi içime çektim. Sonra yavaşça lavaboya döndüm. Artık bakmak zorundaydım. Artık kaçamazdım. Gözlerimi kaldırdım. Ve... Dünya durdu. Gerçek anlamda zaman durdu.
Ne kalbimin sesi kaldı ne nefes alışım. Ne dışarıdaki rüzgâr ne Sanem'in kapıya vurması. Hiçbir şey. Sadece önümde duran o küçücük test vardı.
Ve üzerinde beliren... İki çizgi. İki tane. İki.
Birkaç saniye boyunca anlamlandıramadım. Sadece baktım. Oradaydılar ve gerçektiler.
Gözlerim büyüdü. Bir elim yavaşça ağzıma kapandı.
Ve o an... Dizlerimin bağı çözüldü. Lavabonun önüne tutunmasam yere çökecektim.
"Hayııır..." diye ağlamaklı bir ses çıktı dudaklarımdan.
Ama bu bir itiraz değildi. Bu... İnanamamanın sesiydi.
Bir damla yaş düştü yanaklarım boyunca. Ardından bir tane daha. Sonra bir tane daha. Ve sonra gözyaşları duramaz oldu. Ben ağlıyordum hem de hıçkırıklarımı tutmaya çalışarak.
İçimde bir bebek vardı. Bir bebek... Esat'tan. Benim ve Esat'ın.
Kalbimin tam ortasına öyle büyük bir sevgi oturdu ki nefes almak bile zorlaştı. İçimde küçücük bir can büyüyordu. Belki birkaç haftalıktı, belki daha çok küçüktü.
Elimi istemsizce karnıma götürdüm tekrar tekrar. Henüz hiçbir şey yoktu. Ne bir belirti ne de hissedilebilecek bir hareket. Ama sanki bütün bedenim değişmişti. Sanki artık yalnız değildim. Bir elim hâlâ karnımın üzerindeyken ağlayarak gülümsedim.
"Merhaba..." diye fısıldadım.
Sesim titriyordu. "Merhaba bebeğim..."
Kapıya bu kez daha sert vuruldu. "Maysa!"
Sanem artık çıldırmak üzereydi. "Allah aşkına aç şu kapıyı!"
İstemsizce güldüm. Gözyaşlarımın arasından. Sonra testi elime alarak kapıya doğru yürüdüm. Parmaklarım hâlâ titriyordu.
Kapıyı açtığım anda Sanem karşıma çıktı. Yüz ifadesinde dünyanın bütün soruları birikmişti.
Birkaç saniye boyunca bana baktı. Ağladığımı gördü. Sonra elime baktı. Sonra tekrar yüzüme.
Ve sonra... Teste. Az önce çıldıran Sanem gitmişti. Sanki biri düğmesine basıp susturmuştu.
Gözleri yavaş yavaş büyüdü. Ağzı aralandı. Sonra iki eliyle ağzını kapattı. "Maysa..." sesi fısıltı gibiydi.
Testi ona uzattım. Konuşmaya çalıştım ama sesim çıkmadı. Sadece başımı sallayabildim.
Sanem'in gözleri dolmuş, eş zamanda da ağlamaya başlamıştı. "Allah'ım..."
Beni öyle sıkı sarıldı ki ikimiz de dengemizi kaybedip neredeyse duvara yaslandık. "Sen hamilesin..."
Sesi titriyordu. "Sen gerçekten hamilesin..."
Ben de ağlıyordum. O da ağlıyordu. Bir taraftan da ikimiz de gülmeye çalışıyorduk.
Ama gözyaşlarımız durmuyordu. Sanem bir anda yüzümü iki avucunun arasına aldı. Burnunu çekti.
Sonra ağlayarak güldü. "Ben..."
Bir kahkaha kaçtı dudaklarından. "Ben teyze oluyorum!"
O kadar ani söylemişti ki istemsizce ben de güldüm. Sonra yeniden sarıldı bana.
Bu kez daha sıkı. "Duydun mu ben teyze, sen anne oluyorsun?" dedi ağlayarak. "Küçücük bir bebek geliyor."
Elimi tekrar karnıma götürdüm. Ve ilk kez... Gerçekten ilk kez... Bu gerçeği tüm kalbimle hissettim. Ben anne oluyordum. Esat baba oluyordu. Ve hayatımız... Bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.
*****
Sanem'le Miran gittikten sonra ev yeniden sessizliğe gömülmüştü. Ama bu sessizlik, birkaç saat önceki sessizlik değildi. Çünkü artık her şey değişmişti. Ben değişmiştim. Dünyam değişmişti. Kalbimin tam ortasına küçücük bir sır yerleşmişti. Ve o sırın ağırlığı bir tüy kadar hafifken, etkisi koskoca bir hayatı değiştirecek kadar büyüktü.
Yatak odasının penceresinin önünde durmuş, dışarıdaki akşam karanlığına bakıyordum. Çiftlik evinin etrafını saran ağaçlar rüzgârla hafif hafif sallanıyor, uzakta köpek sesleri duyuluyordu. Ellerim istemsizce karnıma gitti. Bugün artık sayısız kez buluşuyordu ellerim karnımla.
Henüz ortada hiçbir şey yoktu. Ne bir belirginlik. Ne bir hareket. Ne de hissedilebilecek bir değişim. Ama ben biliyordum. Oradaydı. İçimdeydi. Esat'tan bir parça... Benden bir parça... Bizden bir parça... Bu düşünce bile gözlerimin yeniden dolmasına yetmişti. Anne... Ben anne oluyordum. Yıllarca annesiz büyümüş ben... Bir gün bir çocuğun annesi olacaktım. Belki de bu yüzden duygularım daha da büyüyordu içimde. Çünkü ona vereceğim her sevgide, alamadığım sevgilerin de izi olacaktı.
Birazdan Esat buraya gelecekti. Birazdan ona söyleyecektim. Birazdan hayatımız tamamen değişecekti. Kalbim bu düşünceyle anında hızlanmıştı.
"Nefes al Maysa..." diye fısıldadım kendime. Ama nefes almak bile zorlaşıyordu. Çünkü heyecandan kalbim kaburgalarıma çarpıyordu resmen.
Birkaç dakika sonra yatak odasının kapısı açıldı. Üzerinde siyah eşofman altı ve gri tişört vardı.
Beni pencerenin önünde görünce kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Ne yapıyorsun burada tek başına?"
"Sanem sana gizli devlet sırrı mı anlattı da böyle düşüncelere daldın?" Diyerek gülümsemişti. İçim titredi. Ben de gülmeye çalıştım. Ama dudaklarımın kenarı titriyordu.
Esat bunu anında fark etti. Her zaman ettiği gibi. Yavaşça bana doğru yürüdü. "Ne oldu güzelim?"
Sesindeki endişe anında hissediliyordu. "Eğer canını sıkan bir şey varsa..."
Başımı salladım hızlıca. "Hayır."
Bir adım daha attı. "Emin misin?" Bu kez gözlerim doldu. Çünkü birazdan söyleyeceğim şeyin ardından hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Esat'ın yüzündeki ifade değişmeye başlamıştı. Endişeleniyordu. Kalbi sıkışıyordu. Bunu gözlerinden anlayabiliyordum.
İki avucunun arasına yüzümü aldı. "Maysa." Bu kez sesi çok daha ciddi çıkmıştı. "Korkutuyorsun beni."
İşte o an... Daha fazla bekleyemedim. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Ve titreyen bir nefesle fısıldadım. "Esat..."
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. "Sanırım..." Sesim yeniden kırıldı.
Bir elim yavaşça karnıma gitti. Esat'ın gözleri o hareketi takip etti. Sonra tekrar bana baktı. Ve ilk kez... İlk kez gözlerinde şaşkınlığı gördüm. "Sanırım..." Bir damla yaş daha düştü yanağımdan. "Hamileyim."
Dünya durdu. Gerçekten durdu. Ne rüzgâr kaldı. Ne ses. Ne zaman. Hiçbir şey. Sadece Esat'ın gözleri vardı. Ve o gözlerde büyüyen inanılmaz bir duygu. Birkaç saniye boyunca bana öylece baktı. Sanki duyduklarını anlamaya çalışıyordu. Sanki beynine ulaşması için zamana ihtiyacı vardı.
"Ne?" Nefesi bile titremişti.
İstemsizce güldüm. Ağlayarak. Titreyerek. "Test yaptım."
Yatağa taraf ilerlediğimde o da beni takip etmişti. Elimi uzatıp komodinin çekmecesinden testi çıkardım. Esat'ın gözleri ona kaydı. Sonra yeniden bana. Sonra tekrar teste. Ve sonunda... Dizlerinin bağı çözülmüş gibi yatağın kenarına oturdu. İki eliyle yüzünü kapattı. Ben hayatım boyunca Esat'ı çok farklı hâllerde görmüştüm. Öfkeli. Yıkılmış. Mutlu. Korkmuş. Ama böylesini hiç görmemiştim. Omuzları titriyordu. Sessizce ağlıyordu. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu.
Yavaşça yanına gittim. Tam önüne çömeldim. "Esat..." Başını kaldırdı.
Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Bir eli titreyerek yüzüme uzandı. Sonra karnıma. Ve fısıldadı. "Gerçekten mi?"
İşte o soru... İçimde bir şeyleri tamamen kırıp geçirdi. Başımı salladım. "Evet."
Birkaç saniye sonra ne olduğunu bile anlayamadım. Çünkü Esat beni aniden kollarına almıştı. Çığlık atacak gibi oldum. Bir anda yerden yükselmiş, kendimi onun kucağında bulmuştum. Ve sonra... Döndürmeye başladı beni. Odamızın ortasında. Defalarca. Defalarca. Defalarca...

Kahkahalarım ağlamalarıma karışıyordu. "Esat!"
"Ben baba oluyorum!" Gülüyordu. Ağlıyordu. Nefesi kesiliyordu. Ama bırakmıyordu beni. "Ben yeniden baba oluyorum..." Sanki buna kendisi de inanamıyordu.
Sonunda durduğunda ikimizin de nefesi kesilmişti. Alnını alnıma yasladı. Gözlerini kapattı. Ve uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sadece bana sarıldı. Öyle sıkı sarıldı ki... Sanki dünyadaki en kıymetli şeyi kollarının arasına almıştı. Belki de almıştı.
Sonra burnunu saçlarıma gömdü. Ve fısıldadı. "Teşekkür ederim."
Gözlerim yeniden doldu. "Ne için?"
Esat gözlerini açtı. O gözlerde öyle büyük bir sevgi vardı ki... İnsan içine düşüp kaybolabilirdi. "Bana yeniden aile nasıl olunur, öğrettiğin için." Kalbim parçalanacak gibi oldu.
Dudaklarımı titreyerek gülümsedim. "O aileyi sen kurdun Esat."
Başını iki yana salladı. "Hayır." Karnıma baktı. Sonra tekrar bana. "Sen olmasan asla başaramazdım. Seni çok seviyorum gün ışığım."
"Ben de seni çok seviyorum Esat," diyebildim zar zor. Kelimeler boğazıma dizilmişti...
Ve o gece... Saatler boyunca birbirimize sarılı kaldık. Bazen ağladık. Bazen güldük. Bazen geleceği konuştuk. Aras'ın abi olacağını... Minik elleri... İlk adımları... İlk kelimeleri... Her şeyi... Ve ben Esat'ın göğsüne başımı yaslayıp kalp atışlarını dinlerken şunu düşündüm; Hayat bazen insanı en karanlık yerlerden geçiriyordu. Ama sonra... Bir gün... Tam umudunu kaybettiğini sandığın anda... Kalbinin içine küçücük bir mucize bırakıyordu. Ve o mucize... Bütün yaraları iyileştirmeye yetiyordu.
*****
04.06.2026
Huhhh!!!! Bitti...
Bir bölümün daha sonuna geldik değerli okurlarım.
Çeyrek ailemize bir birey daha katılacak :)
Bölümle ilgili düşüncelerinizi buraya alayım.
Sağlıcakla kalın. 💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 18.9k Okunma |
2.03k Oy |
0 Takip |
42 Bölümlü Kitap |