
Rengim uyandığında,saat akşam üzeri 4’e geliyordu.Yemek sonrası odasına çıkmış,yatağına uzanarak kitap okumaya başlamış ve okurken uyuyakalmıştı.Çarşafların arasında duran şiir kitabını hemen yandaki komidinin üzerine bıraktı,ardından açılmak için banyoya ilerledi.
Odaya geri döndüğünde,kendini iyi hissediyordu.Üzerindeki tişörtü yeşil bir gömlekle değiştirdi,altına lacivert bir kot pantolon ve yine yeşil spor ayakkabılarını giydi.Son olarak saçlarını elleriyle şöyle bir düzeltip parfümünü sıktığında,çıkmak için hazırdı.Tam dolaptan siyah kapüşonlu montunu alacağı sırada annesiyle konuşmayalı uzun zaman olduğunu hatırlayınca telefonunu cebinden çıkararak annesinin numarasına dokundu.Telefon çalmaya başlamıştı.
Yeşim hanım,50’li yaşların ortasında,uzun kahverengi saçlara,neşeyle parıldayan elâ gözlere sahip 1,70 boylarında balık etli bir kadındı.Bursa’nın önemli okullarında yıllarca müzik öğretmeni olarak çalıştıktan sonra 3 yıl önce emekli olmuştu.Ancak boş oturmayı hiç sevmediğinden,özel bir okulda haftanın 3 günü,2’şer saat ders vermeye devam ediyordu.Üniversitede öğrenciyken tanışıp,severek evlediği Süha Bey’i 4 yıl önce ani bir kalp krizi sonucu kaybetmişti.Bazen hâlâ ünlü bir kalp cerrahı olan eşini böyle kaybettiğine inanmakta zorlanıyordu.
Oğlu Rengim’e hep çok düşkündü.Fakat Süha Bey öldüğünden beri anne-oğul daha da yakınlaşmışlardı.Yaklaşık 1 saat kadar önce okuldan bir arkadaşıyla geldiği Bursa’nın tarihi yerlerinden Kozahan’ın avlusundaki çay bahçesinde otururken telefonu çalınca,arkadaşıyla sohbetine ara vererek çantasına uzandı ve telefonu eline aldı.Ekranda yazan isim onu gülümsetmişti.Neşeyle açtı.
”Nasılsın oğlum?Ne iyi ettin de aradın.”
Genç adam bu ses tonunu duyduğunda,annesinin görmeyeceğini bilse de gülümseyip
“Ben iyiyim anne.Asıl sen nasılsın?Çalışmaya daldım yine,arayamadım.”
diye karşılık vermişti.Sesi mahçuptu.
”Hiç önemli değil canım.Ben senin kalbini biliyorum.Bir arkadaşımla Kozahan’a gelmiştik.Biraz alışveriş yaptık.Şimdi de avludaki çay bahçesinde kahvelerimizi yudumluyoruz.”
Rengim için bu cevap hiç şaşırtıcı değildi.Zira Yeşim hanım her fırsatta Kozahan’a gelerek kendisine ipekli şallar ya da gümüş takılar almaya bayılırdı.
”Çok iyi yapmışsın anne.Anlayışın için sağ ol.Benim için de gez biraz.Çok özledim oralarda olmayı.”
”Ben de seninle buralarda olmayı çok özledim oğlum.Ama belki bir ara fırsatın olur.Nasılsa 2 ay İstanbul’da olacaksın.İstanbul -Bursa arası ne ki?Sadece 1 saat.”
”Haklısın anne.Ayarlamaya çalışırım.”
”Harika olur oğlum.Sonatı bestelemeye başlamıştın,nasıl gidiyor?”
”Bir ara biraz sıkıntı vardı.Ama çözdüm,şu son 2 gündür bayağı iyi gidiyor.”
Daha cümlesi bitmeden,gözlerinin önünde kafedeki peri kızı belirmişti.Genç adam afalladı.Bu da neydi şimdi? Ancak annesinin sesiyle ana döndü.
”Sevindim canım.Hep işe dalma ama.Arada biraz da gez,toz,İstanbul’un tadını çıkar.Gençsin ve insan gençliğinin değerini iyi bilmeli.”
”Tamam,dediğini yapacağım anne.Söz.Görüşürüz sonra.Şimdi otelden çıkmam gerek.”
”Peki,Funda ve Tuna’ya selamlar!Görüşürüz.”
”Olur,söylerim anne.”
dediğinde görüşmeyi sonlandırmıştı Yeşim hanım.Telefonu çantasına koyup arkadaşıyla konuşmasına kaldığı yerden devam etti.Oğlunun neşeli sesini duymak,ona çok iyi gelmişti.
Görüşme bittiğinde,telefonunu cebine koydu,nota kağıtlarını ve montunu eline aldı ardından kalemini cebine atarak odadan çıktı genç adam.Biraz sonra kafeye doğru yürüyordu.Zihni,Mevsim’i nasıl bir ruh halinde bulacağıyla meşguldü.Dün akşam yaşanan sinir bozucu olayın onu nasıl etkileyeceğini tahmin etmek pek kolay değildi.Genç kadın,rahatlamış da olabilirdi,öfkeli de.
“Sözlerime çok dikkat etmeli,onun benden ürkmesine engel olmalıyım.”
diye düşünürken kafe görünmüştü.Kapıyı açıp içeri girdi ve boş olan yerlerden birine oturdu.Mekân oldukça kalabalıktı.Mevsim ortalıkta görünmediğine göre,mutfakta sipariş hazırlıyor olmalıydı.Sabırla beklemeye koyuldu.
Mevsim,bugün de siparişleri yetiştirmek için oradan oraya koşturuyordu.Çok yorulmuştu.Ama keyfi yerindeydi.İlk kez denediği elmalı crumble çok beğenilince ikincisini hazırlamış ve onu da menüye eklemeye karar vermişti.Zencefilli kurabiyelerle tuzlu kurabiyeler ise bitmek üzereydi.Kısacık bir an
“3 gündür işler çok iyi gidiyor.Acaba şu sarışın yeni müşteri uğurlu gelmiş olabilir mi?”
diye düşündü.Belki de ona bir teşekkür etmeliydi.Fakat saat neredeyse akşam 5’e yaklaştığı halde,adam görünürlerde yoktu.Kendi kendine hafif bir sesle mırıldandı.
”Belli ki bugün gelmeyecek.”
Bir yandan da bir müşterinin bir tabak tuzlu kurabiye ve bir fincan demli çaydan oluşan siparişini hazırlıyordu.Kısa sürede işini bitirip elinde tepsiyle mutfaktan çıkıp kafe bölümüne yöneldi.Boş bir masada oturan genç adamı fark etmesi çok sürmemişti.Yüzüne farkında bile olmadan keyifli bir gülümseme yayıldı.
Aynı anda Rengim,başını masanın üzerine yayılmış nota kağıtlarından kaldırınca bakışları kesişmişti.Kız,üzerindeki hakim yaka,kahve,kırmızı,mavi ve yeşil tonların ağırlıkta olduğu,desenli,önden düğmeli,dizin biraz üstünde biten elbiseyle mükemmel görünüyordu.Ayaklarında yine siyah postalları vardı.Saçları bu kez tek örgüydü.Elbise kısa kollu olmasına rağmen,hırka giymemişti.
“Koşturmaktan üşümeye fırsatı olmuyor herhalde.”
diye düşündü genç adam.
Mevsim,siparişi müşterinin masasına bıraktıktan sonra
“Afiyet olsun efendim!”
diyerek Rengim’in masasına ilerlerken,aklından adamın yeşil rengi sevdiği geçiyordu.Zira ilk tanıştıkları günde üzerinde farklı ama yeşil bir gömlek vardı.Genç adam kızın ona doğru geldiğini görünce gülümseyip konuştu.
”Merhaba!Ben bugün filtre kahve içmek istiyorum.Ama ne yiyeceğime karar veremedim.Sen seçsen nasıl olur?”
Genç kadının karşılığı hiç bekletmeden gelmişti.
”Tamam,siz nasıl isterseniz.Yanında da bugün için önerim elmalı crumble olacak.”
Kadının ona yine “siz” diye hitap ettiği,Rengim’in gözünden kaçmadı.Anlaşılan,aralarındaki resmiyeti kaldırmak sandığından zor olacaktı.
”Peki,elmalı crumble severim,epeydir de yememiştim.”
deyip notalarına geri döndü.Onu duyan genç kadın siparişi hazırlamak üzere mutfağa yönelmişti.Az sonra elinde içi genç adamın siparişiyle dolu küçük bir tepsiyle yeniden Rengim’in masasının yanındaydı.
”Buyurun,afiyet olsun!”
diyerek tepsiyi masaya bırakıp mutfağa döneceği sırada genç adam ona bakarak
“Bugün yine çok şıksın.Ayrıca postal giymeyi de seviyor olmalısın.3 gündür üzerindekiler değişse de onlar ayağından hiç çıkmıyor çünkü.”
dediğinde şaşırdı.Galiba tek dikkatli olan,kendisi değildi.Aynı anlarda Rengim,elmalı crumble’ın tadına bakmış ve çok beğenmişti.
“Bu kızın eli gerçekten çok lezzetli.”
diye geçirdi içinden.Kızın hâlâ ona şaşkınlıkla baktığının ve bir cevap vermediğinin farkındaydı.Kahvesini yudumladı,biraz bekleyip konuşmaya devam etti.
”Benden kaçma lütfen!Sadece seninle arkadaş olmaya çalışıyorum.İnan,başka bir niyetim yok.”
Mevsim,3 gün içinde genç adamın kültürlü,iyi niyetli biri olduğunu anlamıştı.Bu nedenle
Yok,sizden kaçmıyorum.Sadece gördüğüm kadarıyla çok yoğun çalışıyorsunuz.Bu yoğunlukta,böyle küçük şeylere dikkat etmenize biraz şaşırdım.”
diyerek gülümsemekle yetindi.Genç adam bu gülümsemeyle az da olsa rahatlamış ve şöyle karşılık vermişti.
”Buna sevindim.Kahve ve crumble da gerçekten çok güzel.Elin lezzetli.”
Genç kadın
“Rica ederim.Ben de beğenmenize sevindim.Ama asıl teşekkür etmesi gereken benim galiba.”
deyip muzipçe göz kırptığında şaşıran Rengim oldu ve o şaşkınlıkla sormaktan kendini alamadı.
”Neden bana teşekkür ettin ki şimdi?”
”Çok basit,siz buraya gelmeye başladığınızdan beri,yani son 3 gündür,işlerim çok açıldı.Neyse,ben sizi çalışmanız için yalnız bırakayım.2 ay sonra ne olduğunu bilmiyorum.Ama bunun sizin için çok önemli olduğunu görebiliyorum.”
Genç adamın müşteri artışıyla bir ilgisi yoktu.Ama Mevsim’in söyledikleri ona başka bir fikir vermişti.Eğer bu akşam Funda’yla Tuna otele uğrarsa onlara buradan söz edebilir,gerçekten tanınmasına katkıda bulunabilirdi.
”Bu harika bir haber!Bak göreceksin,yakın zamanda işlerin bundan çok daha iyi olacak.İşini aşkla yapıyorsun çünkü.Neyse,artık ben işime döneyim.Arada crumble ve kahvenin tadını çıkarırım.”
diye konuştu.Mevsim
“Öyleyse,size kolay gelsin!Bir şey isterseniz seslenin olur mu?”
deyip ona işaret eden bir müşterinin masasına doğru yürümeye başlamıştı.Ancak birden gözünün önünde 6-7 ay kadar önce yaşanan bir olay canlanınca olduğu yerde donup kaldı.Gecenin bir vakti sahilde Başak’la yan yana yürürlerken Roman bir falcı kadın yanlarına yaklaşıp neredeyse zorla elini avucuna almış,çok yakın bir zamanda sarışın,mavi gözlü bir adamla tanışacağını,bu adamın ona çok yardımcı olacağını söylemişti.Berk de sarışın,mavi gözlü bir adam olduğu için söylenenleri hiç dikkate almadığını çok net hatırlıyordu.Zira tam da o dönemde aklında bir kafe açma fikri vardı ve Berk’le bu yüzden sıkça tartışıyorlardı.Fakat artık o kadının dediklerini dikkate almanın vakti gelmişti belki de.Oysa böyle şeylere hiç inanmazdı.Aklından geçenler onu az da olsa ürkütmüştü.
“Takılma şimdi buna kızım.O adam sadece bir müşteri ve yakında da buradan gidecek.”
diye geçirdi içinden.Ardından müşterinin masasına gelerek gülümseyip konuştu.
”Hoşgeldiniz efendim!Siparişiniz neydi?”
1 haftalık bir aranın ardından herkese taptaze bir bölümle iyi akşamlar arkadaşlar 😀😀😀Yarın benim yaş günüm 🎂🎂🎂bu nedenle belki yoğun olurum diye bölümü bugün paylaşmaya karar verdim 😉😉😉Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklarsanız da çok sevinirim 🥰🥰🥰Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
