42. Bölüm

40.BÖLÜM

Pile16
pile16


 

 

 

Bursa’nın Heykel Semti’ndeki en eski İskender Kebap’çı olan dükkân, adını dış duvarlarının boyandığı mavi renkten almıştı. Dükkânın içerisinde de tavan beyaz, duvarların bir bölümü tıpkı giriş gibi maviydi. Zeminde krem rengi yer karoları göze çarparken, masalar mermerden ve dikdörtgen biçiminde, koyu renk ahşap sandalyeler, arkalıklı ancak kolçaksızdı.

 

 

İçerisi pek kalabalık olmadığı için anne-oğul 4 kişilik cam kenarı bir masaya karşılıklı oturarak ellerindeki poşetleri yanlarındaki boş sandalyelere bıraktılar. Bir garsonun yanlarına gelip siparişlerini sorması fazla sürmemişti.Yeşim Hanım hemen 1 porsiyon sade döner ve şıra, Rengim, 1,5 porsiyon yoğurtlu dönerle kola istedi.

 

 

Genç garson istediklerini not ederek onları başbaşa bıraktığında, Yeşim Hanım’ın sesi duyulmuştu.

 

 

 

” O küçük pakette Funda’ya bir hediye mi var oğlum?”

 

 

Genç adamın soruya şaşırdığı söylenemezdi. Annesinin yüzündeki muzip gülümsemeye bakıp biraz düşündü. Sonra şöyle dedi.

 

 

” Hayır anne, Funda’ya hediye almadım.”

 

 

Oysa sadece “Evet anne” diyerek konunun uzamasını önleyebilirdi. Ancak bu dürüst olmazdı ve o, annesine yalan söylemek istemiyordu. Öte yandan bu cevap Yeşim Hanım’ın bir şeyden emin olmasını sağlamıştı. Oğlunun hayatında yeni biri vardı. Buna rağmen, konuşmanın yönünü değiştirmeyi seçti.

 

 

” Anladım canım, peki. Bugün beni çok mutlu ettiğini bilmeni istiyorum. Baban da yanına gelmene hiç şüphesiz çok sevinmiştir.”

 

 

Rengim’i özellikle bugün, daha fazla zorlamasına hiç gerek yoktu. Genç adam annesinin tavrı karşısında rahatlayarak derin bir nefes almış, aynı anda da yemekler masaya gelmişti. İkili sohbetlerine ara verip bu nefis lezzetin tadını çıkarmaya koyuldular. Yemek bitmeye yaklaşırken sessizliğini bozan bu kez Rengim oldu.

 

 

” Anne, o paketteki hediyeyi kime aldığımı gerçekten merak etmiyor musun?”

 

 

Yeşim Hanım,

 

 

” Etmez olur muyum oğlum? Ama sen böyle soruları hiç sevmezsin.”

 

 

derken, yüzü kadar sesi de şaşkındı. Onu duyan Rengim, düşüncelere daldı. Annesi haklıydı aslında.Daha önce bu tarz konuları onunla hiç konuşmamıştı. Çünkü, bir şekilde hayatına giren kadınların kalıcı olmadıklarını biliyor, hissediyordu. Fakat Mevsim çok farklı, çok başkaydı. Henüz 1 haftadır tanıştıkları halde, Rengim’i çok etkilemişti. İlişkilerinin nasıl ilerleyeceği konusunda şimdilik net bir fikri olmasa da onu en azından arkadaşı olarak hayatında istiyordu genç adam. Dolayısıyla Yeşim Hanım’ın Mevsim’den haberi olsa hiç fena olmazdı. Annesinin

 

 

“ Evet canım?”

 

 

diyen sesiyle düşüncelerinden sıyrılıp neşeyle konuştu.

 

 

” O hediye, sana şu un kurabiyelerini hazırlayan kız için anne. Beni kırmadı, ben de ona teşekkür etmek istedim. “

 

Duydukları hoşuna giden Yeşim Hanım, karşılık vermekte gecikmemişti.

 

 

” Çok iyi düşünmüşsün Rengim’cim. Kendisine tekrar teşekkürlerimi ilet lütfen.”

 

 

Yüzünde muzip bir tebessüm vardı. Zira oğlunun genç kadından fazlasıyla etkilendiğini anlamıştı. Birkaç saniye içinden geçirdi.

 

 

“ Artık zamanıydı. Bir aile kursa, hayatını bir düzene soksa fena mı olur? Böyle konserden konsere koşturarak, otellerde geçen bir hayat daha ne kadar devam edebilir?”

 

 

O sırada Rengim, annesinin muzip bakışlarından düşündüklerini az çok tahmin edip söz alma gereği hissetmişti.

 

 

” Sen yine de öyle çok büyük hayaller kurma, olur mu benim güzel annem? Zaman ne gösterir bilemeyiz.”

 

 

Bunun üzerine Yeşim Hanım

 

 

” Yok canım, tabii ki her şey zamanla.”

 

 

dedi, ardından garsona işaret ederek hesabı istedi. 1-2 dakika içinde Rengim ödemeyi yapmış, anne-oğul yine kol kola restorandan çıkıp metro istasyonuna doğru yürümeye başlamışlardı.

 

 

 

 

Funda’yla Tuna, yaklaşık yarım saattir trafikteydiler. Ancak Pazar trafiği öyle yoğundu ki, fazla bir yol alabildikleri söylenemezdi. Genç kadın sessizliği bozan oldu.

 

 

” Sen kafede bana bir şey soracaktın galiba aşkım? Ama siparişler gelince yarım kaldı.”

 

 

” Mevsim için “biraz da asi bir yönü var.” dedin ya güzelim, bu ikisi arasında bir sorun olur mu, merak ettim sadece.”

 

 

” Yoooo, ben öyle olacağını sanmıyorum. Aksine, bana birbirlerini dengeleyebilirler gibi geliyor.”

 

 

” Seni böyle düşündüren ne peki?”

 

 

Funda haylaz haylaz kıkırdadı.

 

 

” Mevsim, yalnızca güzel değil, çok zeki de bir kadın belli. Baksana Rengim’e ne kadar iyi geldi şu sıralar. Normalde bizimkinin konsere hazırlanırken, etrafta tam bir öfke küpü gibi dolaştığını en iyi sen biliyorsun. Öyle değil mi?”

 

 

Onu duyan Tuna muzipçe göz kırpıp

 

 

“ Haklısın bitanem!”

 

 

demiş, ardından eklemişti.

 

 

” Sana söz ettim mi, hatırlamıyorum. Geçenlerde radyo röportajından sonra Galata Kulesi’nde Rengim’le buluştuk. Sonra bir kafede biraz sohbet ettik.

 

Funda araya girdi.

 

 

” Hatırlayamadım da iyi olmuş. Neler dedi sana?”

 

 

” Mevsim, zaten onun ünlü olduğunu tahmin etmiş. Çünkü, Rengim’in “ Kariyer Günleri”etkinliğine katıldığı şu okulda kızın yardımcısı okuyormuş.”

 

 

” Bak bu ilginç işte! Yine de ona bir şey söylememiş ve kendisi anlatsın diye beklemiş. Doğru mu anladım, Tuna’cım?”

 

 

Genç adam

 

 

“ Evet güzelim, tam olarak öyle olmuş.”

 

 

dediğinde, eve gelmişlerdi. Tuna arabayı park ederek indi. Funda onun kapısını açmasını beklemeden araçtan çıkmış ve yanına gelmişti. Yüzünde hınzır bir ifadeyle sordu.

 

 

” Sohbete sonra devam edebilir miyiz aşkım?”

 

 

Genç adam hem bu ses tonunu, hem de bu yüz ifadesini gayet iyi bilmesine rağmen takılmadan edememişti.

 

 

” Tabii, neden olmasın bebeğim? Ne yapacağımız hakkında küçük bir ipucu isterim ama.”

 

 

Funda bir şey demeden adamın cebinden evin anahtarını alarak kapıyı açtı. Ardından da Tuna’yı öptü. Biraz sonra çok eğlenceli vakit geçireceklerini bilerek evin üst katına giden merdivenleri tırmanıyorlardı genç karı- koca. Zira şimdi her şeyi unutup birbirlerini doya doya sevmenin vaktiydi.

 

 

 

 

Mevsim, mutfakta bir yandan elmalı crumble hazırlıyor, bir yandan da Yaprak’la geçirdikleri yoğun günü düşünüyordu. Zaten yeniden tuzlu kurabiye ve crumble yapmasının nedeni de buydu. Saat henüz akşam 5’e yaklaştığı halde hemen hemen her şey tükenmişti. Buna rağmen kafe doluydu. Az önce fırından çıkardığı tuzlu kurabiyelere bakarak aklından geçirdi.

 

 

“ Acaba şu an Rengim nasıl, ne yapıyor?”

 

 

Sonra da küp küp doğradığı elmaların üzerine tarçın ekleyerek kavurmaya devam etti. Belki genç adam akşam yine arar, biraz sohbet ederlerdi…

 

 

 

 

Yalaşık 2 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle merhaba 😀😀😀Umarım bölümü keyifle okumuşsunuzdur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklarsanız da hepimizi çok mutlu edersiniz 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 13.08.2025 15:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...