33. Bölüm

31.BÖLÜM

Pile16
pile16


 

 

 

Funda, sabah 8 gibi uyanıp hazırlanarak kahvaltı etmek üzere mutfağa girdiğinde, Tuna her zamanki yerinde oturmuş, bir yandan çayını yudumluyor, bir yandan da anladığı kadarıyla Rengim’le telefonda konuşuyordu.

 

 

”Rengim’e selam söyleeee!”

 

 

diye kıkırdadı. Genç adam onu duyunca

 

 

“ Funda selamlarını gönderiyor Rengim. Görüşürüz yine, iyi yolculuklar!”

 

 

diyerek gülümsemiş, ardından telefonu kapatmıştı. Genç kadın kızarmış ekmeğine tereyağ sürüp ısırdı ve bakışlarını kocasına çevirerek sordu.

 

 

” Günaydın aşkım! Rengim bir yere mi gidiyor? İyi yolculuklar diledin de!”

 

 

”Evet güzelim, 2 günlüğüne Bursa’ya gideceğini söylemek için aramış.”

 

 

” Hazır buradayken çok iyi düşünmüş. Yanlış hatırlamıyorsam yarın babasının ölüm yıldönümü.Yeşim Abla onun böyle bir günde yanında olmasına çok sevinecek.”

 

 

” Haklısın Funda. Bak ben bunu işlerin yoğunluğundan tamamen unutmuştum. Neyse, ben birazdan çıkmak zorundayım. Sen ne yapacaksın bugün?”

 

 

” Bildiğim kadarıyla çekimim yok. Ben de şu kafeyi görmeyi, Mevsim’le tanışmayı düşündüm. Nasılsa kimlik konusunda bir sorun olmamış. Sonra belki bir de masaja giderim.”

 

 

” Güzel fikir aşkım. Yine de Rengim’i ara bence. Biliyorsun, “Birlikte gideriz.”demişti.

 

 

derken, Tuna muzipçe göz kırpmıştı. Genç kadın düşündü. Kocası haklıydı. Rengim öyle sürprizlerden pek hoşlanmazdı. Bir konuda bir şey dediyse, dediği ya olmalı, ya da değişikliklerden haberdar edilmeliydi.

 

 

” Tamam canım, ararım kahvaltım bitince. Şimdi hazırlık yapıyordur zaten.”

 

 

deyip, keyifle kahvaltısına döndü. Yıllardır tanıdığı arkadaşını kısa sürede bu kadar etkileyen şu genç kadınla tanışmak için can atıyor, Rengim’in sorun çıkaracağını sanmıyordu.

 

 

Kahvaltıları bitmek üzereyken çalan telefonu, planlarının altüst olmasına neden oldu. Yönetmen montaj aşamasında bazı sahneleri beğenmemiş, yeniden çekmeye karar vermişti. Haberi veren yönetmen yardımcısına keyifsiz bir tonda

 

 

” Peki, yarım saate kalmaz sette olurum. Görüşürüz!”

 

 

dedi ve telefonu kapatıp üzerini şöyle bir gözden geçirdikten sonra Tuna’yı öperek aceleyle evden çıktı.

 

 

Menajer ya da oyuncular bu tarz kötü sürprizlerle sık sık karşılaştıkları için, genç adam duruma pek şaşırmamıştı. Kahvaltısını tamamladı, bulaşıkları makineye dizip kahvaltılıkları buzdolabına yerleştirdi. O sırada yardımcıları Perihan Hanım mutfak kapısında görünmüştü.

 

 

” Günaydın, kolay gelsin Tuna Bey! Kusura bakmayın, trafiğe takılıp geciktim biraz.”

 

 

” Günaydın Perihan Hanım hiç sorun değil. Trafik bu şehrin en büyük sorunu.”

 

 

deyip kapıya ilerledi. Birkaç dakika içinde arabasıyla ofise doğru yol alırken tek dileği, sorunsuz bir gün geçirmekti.

 

 

 

 

Rengim, otele gelir gelmez hemen odasına çıkarak valizini son bir kez kontrol etmiş, sırt çantasına nota kâğıtlarını yerleştirmiş ve kapıyı kapatıp asansörlere doğru adımlamıştı. Sırt çantası sağ omzundaydı. Bir elinde kurabiye kutusu, diğerinde valizi vardı. Bu haliyle göze komik göründüğünü tahmin etse de umursamadı. Zira annesi un kurabiyelerini görünce çok sevinecekti.

 

 

Birkaç dakika sonra otel görevlisinin çağırdığı taksiyle iskeleye doğru yol alıyordu. Trafik şansına yoğun, ancak akıcıydı. Yarım saat içinde iskeleye geldi, ödemeyi yapıp şoföre “iyi çalışmalar “diledi, ardından binadan içeri girerek boş sandalyelerden birine oturup beklemeye başladı. Denizotobüsünün hareket saatine epey vardı. Aklından

 

 

“ Etraf oldukça kalabalık olduğu halde beni kimse tanımadı.Bu çok güzel ama annemi nasıl bulacağım acaba? Umarım yarını düşündüğü için çok üzgün ve keyifsiz olmaz.”

 

 

diye geçirirken, zihni bir anda babasıyla geçirdiği eğlenceli anlarla doluverdi. Bursa’nın en tanınmış kalp cerrahlarından biriydi Süha Bey. Oğluna da çok düşkündü. Ancak aşırı yoğun çalışma temposu nedeniyle ona pek vakit ayırabildiği söylenemezdi. Bu nedenle 4-5 yaşlarındayken, babasının okuduğu masal eşliğinde uykuya dalabildiği ender gecelerin değeri, küçük Rengim’in gözünde çok başkaydı.

 

 

Büyüdükçe Süha Bey’e sevgiyle karışık bir öfke duymaya başladı genç adam. Babası doğum günleri, mezuniyetler ya da konserler gibi onun için en önemli anlarda yanında değildi çünkü. Tüm vaktini hastalarına harcıyordu. Yıllar sonra olgunlaşıp Süha Bey’i anlamaya başladığındaysa, onunla yakınlaşma fırsatını kaçırmıştı artık. Şimdi vakti olmayan, konserden konsere koşturan oydu. Tabi bunu hiç dert etmiyordu. Nasılsa babası gençti, önlerinde birlikte geçirecekleri uzun yıllar vardı.

 

 

4 yıl önce, onun için çok önemli bir konsere çıkacağı akşam, annesinden gelen bir telefonla yıkıldı. Süha Bey, ani bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Duyduklarına ilk başta inanamadı. Ünlü bir kalp cerrahı, nasıl olur da kalp krizinden öldürdü? Cenazeye çok katılmak istese de, henüz yeni yeni ünlenmeye başladığından konseri iptal edemeyince isteğini gerçekleştiremedi. Ancak annesi babasının onu anlayacağını, dert etmemesini söylediği halde yaptığı şey için kendini hiç affetmedi. Hatta sırf bu sebepten bir daha Süha Bey’in mezarını da hiç ziyaret etmedi.Sadece her ölüm yıldönümünde mezarlığa çiçek göndermekle yetindi.

 

Her zaman bir insana yaşarken zaman ayırmak gerektiğine inanırdı çünkü. Bir İnsan öldükten sonra isterseniz her gün mezarına gidip onunla saatlerce konuşun bir önemi yoktu. Denizotobüsünün yolcu alımına başladığını söyleyen anons, onu ana döndüren şey oldu. Yerinden kalkıp dışarı çıkarak feribota ilerledi.

 

 

Az sonra yerine oturmuş, 2 saatlik yolculuk başlamıştı. Sırt çantasından şiiri kitabını alıp 1-2 sayfa okumuştu ki, dalgaların hafif sallantısı sayesinde uykuya daldı.

 

 

 

 

Saat akşam üstü 5 olmak üzereydi ve hem Mevsim hem de Yaprak, müşterilere kâh sandviç, kâh kurabiye ya da çubuk ve kek yetiştirmeye çalışmaktan bitap haledeydiler. Fakat buna rağmen genç kadın halinden memnundu. Çünkü, müşteriler sayesinde saatlerdir Yaprak’ın meraklı sorularından kaçabilmişti.

 

 

Kafe az da olsa sakinleştiğinde,

 

 

“ Birazdan Yaprak da gelir, sorularına başlar. Çok bile dayandı.”

 

 

diye düşünüp mutfağa geçti ve kendine kaşarlı soğuk sandviç hazırlamaya koyuldu. Birkaç dakika sonra Yaprak muzip muzip gülerek mutfaktan içeri girmişti.

 

 

” Eeee, Rengim Bey’le nasıl tanıştığınızı anlatmayacak mısın artık Abla’cım?”

 

 

Kendi kendine hafifçe mırıldandı.

 

 

”İşte başlıyoruz!”

 

 

Birkaç saniye sonra da daha yüksek tonda ekledi.

 

 

” Geç otur da, bir şeyler ye önce istersen canım.”

 

 

Tıpkı Yaprak gibi gülümsüyordu. Genç kızın cevabı gecikmeden gelmişti.

 

 

” Peki Mevsim Abla, dediğin gibi olsun.”

 

 

Ancak gözleri sanki

 

 

“ Hikayeyi öğrenmeden şuradan şuraya gitmem Abla’cım, haberin olsun!”

 

 

der gibiydi. Mevsim, onları uzun bir sohbetin beklediğini anladı.

 

 

 

 

Aynı anlarda Rengim, Bursa’daki Mudanya iskelesine gelmiş, bir taksiye binerek aile evine doğru yola çıkmıştı. Yüzü, yaşanan acı anılara rağmen, yeniden çok sevdiği şehrinde olabildiği, birazdan da annesini göreceği için gülüyordu …

 

 

 

 

1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese merhaba 😊😊😊Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın lütfen olur mu🙈🙈🙈 Son olarak Bayramımız kutlu olsun 🇹🇷🇹🇷🇹🇷Nice 106 yıllara 🥳🥳🥳Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 19.05.2025 16:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...