
Son müşterilerde mekandan ayrılıp,içeride yalnız kaldığında saat akşam 10'u geçmişti.Mevsim,yüzünde yorgun ama mutlu bir gülümsemeyle etrafı toparlamak için mutfağa ilerledi.
Düzenli çalışmayı tercih ettiği için mutfak pek dağınık sayılmazdı.Bu nedenle 1 saat sonra eve giderek kendini yatağına atabileceğini umuyordu.
İşe bulaşık makinesini boşaltıp temiz tabak,bardak,fincan,kaşık çatal gibi mutfak malzemelerini yerlerine koymakla başladı.Ardından çay ve kahve makinelerinin günlük temizliklerini yaptı,bulaşıkları makineye dizdi ve tezgahın üstünde kalan toz zencefil şişesini yerine yerleştirdi.Son olarak 1-2 saat kadar önce buzluğa koyduğu kahveli buz küplerini kontrol ettiğinde,bugünlük işi bitmişti.
Kalan 6-7 zencefilli kurabiyeyi kapaklı cam bir kaba doldurdu ve kabı Yaprak'ın yarın okula götürmesi için mutfaktaki tezgaha bıraktıktan sonra askılıktan montunu alarak giydi.Saat artık geç olduğu için Nisan ayında olsalar da hava soğumuş olmalıydı.
Mutfaktan çıkıp etrafına son bir kez göz gezdirdi.1-2 dakika içinde alarmı çalıştırmış,kapıyı kilitleyerek kepenkleri indirmişti.Eve doğru yürürken telefonundan saati kontrol etti.Neredeyse gece 11.30'a yaklaşıyordu.Buna üzüldü.Çünkü yatmadan önce annesiyle biraz sohbet etme şansını yine kaçırmıştı.Artık sabah kahvaltıda görüşürlerdi.
"Eh ne yapalım?Her mesleğin kendine göre zorlukları var.Bizimki de akşamları geç saatlere kadar çalışmak,sabahları da erken kalkmak.İnsan yoruluyor tabii.Öte yandan,insanların senin elinden çıkan bir şeyi yiyip içerek dostlarıyla sohbet etmelerini izlemek keyif veriyor.Seni takdir etmeleri de öyle."
diye geçirdi içinden.Bugün kafe yoğun olunca Başak'la hiç görüşememişlerdi.Oysa günde en az 1 kez mutlaka telefonda konuşurlardı.Tam
"Neyse vakit geç oldu.Yarın sabah kafeye gelirken ararım artık."
diye mırıldanırken telefonu çaldı.Arayan elbette Başak'tan başkası değildi.
Uzun sarı saçlara,yeşil gözlere sahip Başak,1,75 boyunda oldukça güzel,neşeli bir kadındı.İç mimarlık eğitimi almıştı.Mevsim'le ilkokulda başlayan sağlam bir dostlukları vardı.İki arkadaş ortaokul ve lise yıllarında da aynı okullarda okumaya devam etmişler,ancak üniversitede meslek tercihleri farklı olunca ayrılmak zorunda kalmışlardı.
Genç kadının edebiyat öğretmeni olan annesi Feriha ve matematik öğretmeni olan babası Sadık yıllar önce İzmir'e taşınmıştı. Başak'sa çok uzun bir süredir üniversitede tanıştığı Arda'yla birlikteydi.2 yıldır da nişanlıydılar.Hatta son bir yıldır hem aynı evi,hem de aynı ofisi paylaşıyorlardı.Arda,başarılı bir mimardı.
Bugün çok yoğun,yorucu bir gün geçirmiş,bu nedenle can dostunu arama fırsatı bulamamıştı.Arda'yla çıktıkları akşam yemeğinden eve döner dönmez telefonunu eline aldı
"Sevgilim sen üzerini değiş,ben de konuşmamız bitince gelirim."
diyerek gülümseyip Mevsim'in numarasına dokundu.Arda
"Mevsim'e selam söyle!"
dedikten sonra banyoya ilerlemişti.Bu sırada telefon çalmaya devam ediyordu.
"Ya kafe yoğun,ya da evde uyuya kaldı."
diye düşünürken arkadaşının
"Efendim güzelim!"
diyen yorgun ama neşeli sesini duyunca yüzündeki gülümseme Mevsim'in göremeyeceğini bilmesine rağmen büyümüştü.
"Kusura bakma Mevsim,saatin çok geç olduğunu aradıktan sonra fark ettim.Günün nasıldı?Umarım Berk yine canını sıkmamıştır."
diye konuştu.
"Aslında inanmayacaksın ama bugün işler çok yoğundu.Tam 2 tepsi zencefilli kurabiye,1 kakaolu kek,1 de havuçlu kek yaptım ve sadece 6-7 zencefilli kurabiye dışında hepsi tükendi."
derken sesi çok keyifliydi Mevsim'in.
"İşte bu harika bir haber canım ve inan,bu daha başlangıç.Gün gelecek,siparişlere yetişemediğin için yanına Yaprak dışında bir yardımcı daha almak zorunda kalacaksın."
diyerek neşeyle kıkırdadı.Demek iki arkadaşın hayallerine ulaşmalarına fazla kalmamıştı.Zira daha üniversite yıllarında kurdukları hayallere göre kendisi yalnızca 4 duvardan oluşan binaları yaptığı küçük dokunuşlarla yaşayan nefes alan hayat dolu yerlere çevirirken,Mevsim açtığı kafelerde elinden çıkan birbirinden lezzetli kek,pasta,kurabiye,poğaça gibi ürünler ya da soğuk veya sıcak içecekler sayesinde insanları mutlu edecekti.
Başak'ın aklından bunlar geçerken Mevsim sözlerini şöyle sürdürdü.
"Berk'e gelirsek,maalesef bu sabah da telefonda tatsız bir konuşma yaptık.Ben de böyle devam edemeyeceğimizi,ayrılmak istediğimi söyledim."
"Tepkisi ne oldu?"
"Gerçekten bunu isteyip istemediğimi sordu.Telefonu tam kapatırken de "Peki,öyle olsun.Ama çok yakında pişman olacaksın."gibi bir şeyler söylediğini duydum.Tabii cevap vermedim."
"Gün içinde bir daha aradı mı?"
"Yok aramadı.Umarım aramaz da."
"Ben de öyle umuyorum canım.Ama emin de olamıyorum.Berk bu yani.Yarın sabah kafeye geliverir özür dilemek için."
"Haklısın Başak.Ama bu kez çok kararlıyım,ayrılmak istiyorum.Birbirimize hiç uymuyoruz.Böyle devam etmek ikimizin de daha fazla kırılıp üzülmesinden başka bir işe yaramayacak."
"Doğru.Neyse,artık kapatalım da sen de dinlen."
diyerek gülümsedi ve ekledi Başak.
"Arda'nın selamı var."
"Tamam olur.Sen de Arda'ya selamlarımı ilet ve artık dinlen.Yoğun bir gün geçirmiş olduğundan eminim.Eve geldim zaten.Yine konuşuruz."
deyip görüşmeyi bitirmiş ve evden içeri girmişti Mevsim.Annesi tahmin ettiği gibi uyuyordu.Postallarını çıkardı,odasındaki küçük banyoda ellerini yıkayıp dişlerini fırçaladı.Annesini uyandırmak istemediği için hareketlerinde çok sessiz olmaya özen gösteriyordu.
Yatağına uzanarak yorganı üzerine çektiğinde,bugün kafeye gelen gizemli genç adam yeniden zihninde canlanmıştı.
"Kesin yazar ya da öyle bir şey olmalı.Neyse,olur da yarın dediği gibi tekrar gelirse belki kim olduğunu öğrenebilirim."
diye kendi kendine mırıldandı.Kısa bir süre sonra uykunun huzurlu kolları onu kendisine çekmişti.
Rengim,kafeden ayrıldıktan sonra planladığı gibi odasına gelerek nota kâğıtlarını masaya bıraktı,öğle yemeğini yedi ardından tam 3 saat otelin müzik odasında vereceği konsere hazırlanıp,bir de sonatın kafede yazdığı bölümünü piyanoda çaldı.Birkaç küçük düzeltme dışında sorun yoktu.
İşini bitirerek biraz dinlenmek ve belki biraz da kitap okumak için odasına geri döndüğünde,aklı yarın katılacağı şu etkinlikle doluydu.Tuna'nın teklifini neredeyse hiç düşünmeden nasıl kabul edebildiğine şaşıyordu.Zaten Tuna'da bir daha aramamış,okulun konumunu paylaştığı bir mesaj atmakla yetinmişti.Eğer ararsa,Rengim'in fikrini değiştirmesinden korkuyordu büyük ihtimalle.
Şu anda saat akşam 8'di ve artık günün,hatta dün gecenin yorgunluğu iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamıştı Sonat üzerinde çalışmaya dalıp neredeyse sabaha karşı 4'te uyuduğunu hatırlayınca gülümseyerek telefonun alarmını sabah 6'ya kurdu,banyoda dişlerini fırçaladı ve üstüne bir tişört giyip yatağına uzandı.
1 saat kadar önce akşam yemeğini yemişti.Telefonundaki kendi konser kayıtlarından oluşan playlisti açarak bir parça seçti ve kulaklığını takıp dinlemeye koyuldu.En fazla 1-2 saat içinde uyumalıydı.Yoksa yarın sabah 11'de düzenlenecek etkinlikte yeterli ölçüde enerjik olamazdı.
Bir de bugün tesadüf eseri keşfettiği o kafedeki güzel genç kadın vardı.Kadının onun kim olduğunu bildiğini sanmıyordu.Öyle olsa,genç kadın kendisine gereksiz derecede nazik davranırdı.
"Umarım uzunca bir süre daha kim olduğumu öğrenmez de,onunla rahatça arkadaşlık edebilirim.Tuna,Funda ya da annem dışında birinin yanında kendim olabilmeyi çok özledim çünkü."
diye içinden geçirerek parçayı dinlemeyi devam etti.Bir yandan da çalışında bulduğu hatalıları nasıl düzeltebilieceğini düşünüyordu.Sonunda bedeni bu yorgunlukla daha fazla savaşamadı ve kulağındaki müzik çalmayı sürdürürken rüyalar alemine daldı …
Yağmurlu bir Bursa akşamından taptaze bir bölümle herkese merhaba 😀😀😀😀Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza dokunmayı da unutmayın lütfen 🙈🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
