
Yaprak, gözlerinde neşeli pırıltılarla mutfaktan içeri girerken, Mevsim sandviçi hazırlamış, bir fincana çay döküyordu. Genç kızı fark edince muzip bir tonda konuştu.
” Ne oldu güzelim? Neşen çok yerinde görünüyor.”
Yaprak’ın cevabı hiç bekletmeden gelmişti.
” Abla, bana belki inanmayacaksın ama Funda Gürbüz az önce kapıdan içeri girdi. Hem de eşi Tuna’yla birlikte.”
Duyduklarıyla düşüncelere daldı Mevsim. Funda Hanım, çok iyi ve tanınmış bir oyuncu, eşi Tuna’ysa yine çok bilindik bir menajerdi. İş temposunun bu derece yoğun olmadığı okul döneminde Funda Gürbüz’ün birkaç dizisini izlediğini, kadının gerçekten işinde yetenekli olduğunu hatırladı. Okuduğu birkaç dergi röportajından öğrendiği kadarıyla, karı-kocanın sansasyondan uzak, sakin bir hayatları vardı. Gece hayatını zorunluluklar dışında pek tercih etmiyorlardı. İyi de burayı nasıl bulmuşlardı acaba? Biraz daha düşündüğünde kendi kendine mırıldandı.
” Tabii ya! Rengim’i tanıyorlardır.”
O sırada Yaprak’ın sesi duyulmuştu.
” Abla, daldın yine. En iyisi sen onlarla ilgilen, ben de şu siparişi müşteriye götüreyim.”
Hemen düşüncelerinden uzaklaştı,
” Öyle mi? Ne güzel! Tamam, dediğin gibi olsun.”
diyerek, küçük, yuvarlak beyaz ahşap bir tepsiye hazırladığı sandviç tabağıyla fincanı yerleştirdi. Az sonra Yaprak elinde tepsi mutfaktan çıkmış, Mevsim’de onun peşi sıra kafe kısmına doğru ilerlemeye başlamıştı.
Genç çifti görmesi çok sürmedi. Biraz ilerideki masaya karşılıklı oturmuş siparişlerinin alınmasını bekliyor, bir yandan da etraflarını inceliyorlardı. Hızlıca yanlarına adımlayıp gülümsedi.
” Hoşgeldiniz Funda Hanım, Tuna Bey! Ne alırdınız acaba?”
Kendilerine seslenildiğini duyan çiftin ilk tepkisi, bakışlarını sesin geldiği yöne çevirmek olmuştu. Funda, elinde olmadan genç kadını şöyle baştan ayağa bir süzdü. Mevsim, giydiği gri uzun kollu pamuklu gömlek, siyah pileli mini etek ve yine siyah mus çoraplarla hanım hanımcık bir tercih yapmış olabilirdi. Ama ayaklarındaki siyah deri postallara bakılırsa, asi bir tarafı da vardı. Uzun siyah saçlarını mutfakta rahat çalışabilmek için tek örgü yapmıştı. Kara gözleri ışıl Işıl parlıyor, gülümsemesi 2 yanağında gamzeler oluşturuyordu. Oldukça uzun boylu, gerçekten çok güzel bir kadındı.
“ Rengim’i bu kadar etkilemesine hiç şaşırmadım.”
diye geçirdi aklından. O sırada bir cevap alamayan Mevsim araya girme ihtiyacı hissetmişti.
” Eğer henüz bir karar veremediyseniz, daha sonra da gelebilirim.”
Bunun üzerine Funda hemen toparlanarak tıpkı onun gibi gülümsedi.
” Kusura bakmayın lütfen, daldım biraz. Hiç gerek yok. Biz 2 filtre kahve alalım. Pasta siparişini de size bırakalım, olur mu?”
Mevsim,
” Tabii Funda Hanım. Öyleyse size yeni denediğim piyano pastayı önerebilirim.”
dedikten sonra, teklifinin kabul edilmesiyle siparişi hazırlamak üzere mutfağa doğru gözden kaybolmuştu.
Masada yalnız kaldıklarında sessizliği bozan Tuna oldu.
” Mevsim hakkında ne düşünüyorsun güzelim?”
” Yani, ilk izlenim olarak iyi biri olduğunu düşünüyorum. Kıyafet seçimlerine gelirsek, hem zevkli hem de rahat. Saç biçimi de öyle. Öte yandan postal giymeyi seviyor. Bu da içinde bir parça da olsa asilik olduğunu gösterir. Başka bir deyişle, onu bir şeye ikna etmenin kolay olduğunu sanmam.”
Tuna, hayran bakışlarla onu dinliyordu. Tam yeni bir soru soracağı sırada Mevsim
“ Buyurun, afiyet olsun!”
diyerek istediklerini getirince, Funda
“ Teşekkür ederiz Mevsim Hanım.”
deyip neşeyle pastadan bir parça tatmıştı. Ağzına dağılan tat, gerçekten mükemmeldi. Mevsim’in yanlarında beklediğini görür görmez, gülerek düşündüklerini söze döktü.
” Elinize sağlık, gerçekten mükemmel olmuş.”
Bunun üzerine Mevsim,
” Rica ederim, beğenmenize çok sevindim. Tekrar afiyet olsun!”
demiş, sonra da ona işaret eden başka bir müşterinin masasına doğru adımlamıştı. Bir yandan da içinden
“ İkisi de çok zarif insanlar. Anladığım kadarıyla Rengim, dost seçiminde çok iyi biri.”
diye geçiriyordu.
Tuna’yla Funda, onun düşüncelerinden habersiz, güzel pasta ve kahvenin tadını çıkarmak üzere bir süre sohbetlerine ara verdiler.
Rengim’le Yeşim Hanım, kahvelerini içtikten sonra hanın içine girerek dükkanlar arasında küçük bir alışveriş turuna çıkmışlardı. Genç adam, birkaç gün önce Mevsim’in boynunda gördüğü küçük fuları hatırlayınca, ona yine küçük, pembe-yeşil tonların ağırlıkta olduğu desenli, ipek bir eşarp almadan edemedi. Bu eşarp, Mevsim’in hazırladığı o şahane un kurabiyeleri için küçük bir teşekkür olacaktı. Şansına o anlarda annesi başka bir dükkanda kendine gümüş bir yüzük bakmakla meşguldü.
“ Şimdilik annemin meraklı sorularından kurtuldum. Ama yemekte paketi görünce kaçma şansım olmayacak.”
diye düşünerek gülümsedi. 1-2 dakika içinde Yeşim Hanım yanına gelmişti. Elinde küçük bir poşet tutarken bir yandan da neşeyle
” İstersen artık yemeğe gidebiliriz oğlum. Hem acıkmış, hem de döner kebabı özlemişsindir.”
diyordu. Genç adam hemen
“ Olur anne. Haklısın, döneri çok özledim ve acıktım.”
dedi, ardından Yeşim Hanım’ın koluna girerek hanın çıkışına doğru yürüdü. Az sonra handan çıkmış, yönlerini Bursa’nın Heykel semtinde bulunan en eski kebapçıya, yani ünlü “ Mavi Dükkan” a çevirmişlerdi. Ancak o anlarda Rengim’in aklında yemekten çok, Mevsim’in hediyesine vereceği tepkiyle, Funda’nın genç kadın hakkındaki ilk izlenimleri vardı. Zira eğer her şey düşündüğü gibi gider ve Mevsim’le ilişkisi ilerlerse bu 2 genç kadının sık sık bir araya gelmeleri gerekecekti. Dolayısıyla birbirlerine ısınmaları genç adam için çok önemliydi …
1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese merhaba 😊😊😊Umarım bölümü keyifle okumuşsunuzdur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
“
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
