
Şehir küçük,kaldıkları otel de şehrin merkezindeki Ufizzi Galerisi’nin diğer ucunda yer alan meydana yakın olunca,yürüyüşleri en fazla 15-20 dakika sürdü.Etraf,henüz sabahın erken saati olduğundan,pek kalabalık sayılmazdı.Güneş tepelerinde pırıl pırıl parlıyor,fakat insanı rahatsız etmiyordu.Başka bir deyişle hava gezmek için çok müsaitti.Çevredeki az sayıda insanın da onlar gibi turist olduklarını düşündü genç kız.
Hemen yönlerini Medici Ailesi’nin Pitti Saray’ına taşınmasından sonra “eski saray “olarak anılan etkileyici binaya çevirdiler.Müge bu sırada elindeki turist rehberini açmış,sesli olarak okumaya başlamıştı.
”Biliyor musun Meriç,bu bina 14.yy’dan kalmaymış.”
Binanın yanına geldiklerinde öndeki 2 heykeli fark ederek devam etti.
“Heykeller ne kadar da güzel görünüyorlar değil mi?”
”Evet,öyle cesur kız.Gerçekten çok güzeller.Hadi,gel biraz daha yakınlarına gidelim.”
Bahsettikleri heykellerden ilki,Michelangelo’nun ünlü Davut Heykeli’ydi.Müge rehbere dönerek okumasını sürdürdü.
”400 yıl bu meydanda kaldıktan sonra Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nde korunmaya alınmış”
”O zaman buradaki heykel bir kopya.Ama yine de çok etkileyici.”
”Haklısın Meriç.Kopya olmasına rağmen,etkileyiciliğinden bir şey kaybetmemiş.”
”Sarayın giriş kapısının sağındaki şu heykel de Herkül ve Casus’un Heykeli olmalı.Yanılıyor muyum?”
Adamın sözleriyle Müge küçük bir şaşkınlık yaşadı.Zira Davut Heykeli hemen hemen herkes tarafından bilinirdi.Ama aynı şeyi Herkül ve Casus’un Heykeli için söylemek zordu.Demek Meriç’in sanata olan ilgisi onun tahmin ettiğinden daha fazlaydı.Gülümseyip aklından geçeni söze döktü.
”Hayır,yanılmıyorsun.Bu heykel gerçekten de Herkül ve Casus’un Heykeli.Fakat öyle herkes bilmez.Anlaşılan senin sanata olan ilgin,benimkiyle yarışacak kadar fazla.”
Genç adamın karşılığı gecikmemişti.
”Söylediklerini bana ettiğin 2.iltifat olarak kabul ediyorum.”
Mavileri mutlulukla parlıyor,gülümsüyordu.O pırıltıları görür görmez genç kız
“Sanırım bu adama 2.bir şans tanıdığım için pişman olmayacağım.Yine kalbim haklı çıkacak.”
diye düşündü farkında olmadan.Aynı anda Meriç’in sesi duyulmuştu.
”Peki,bu heykel kim tarafından yapılmış ve neyi temsil ediyor.”
”Florentina’lı sanatçı Baccio Bandinelli tarafından,gücü temsil etmesi için yapılmış.Unutmadan,Davut Heykeli de manevi gücü temsil ediyor.”
Böylece meydanın alt kısmını gezmeyi bitirmişlerdi.Genç adam bir kez daha söz aldı.
”Loca kısmını gezebilecek misin?İstersen dinlenelim biraz.”
Haklıydı Meriç.Ortamın güzelliği ona hastalığını çoktan unutturmuştu ve kendini iyi hissediyordu.Ama daha ilk günden kendisini fazla yormasına da gerek yoktu.Mesela biraz ara verip bir dilim pasta yemek hiç fena olmazdı.Muzip bir tonda konuştu.
”İyi düşündün.Hadi gel,şu kafelerden birinde birer dilim tiramisu yiyelim o zaman.”
Bu cevap sonrası Meriç
”Olur,nasıl istersen.”
demiş ve elinden tutup onu güzel bir kafeye doğru ilerletmişti.Kafeden içeri girdiklerinde cam kenarı güzel bir masa bulup oturdular ve gelen garsona birer dilim tiramisuyla birer fincan ıhlamur çayı sipariş ettiler.Masada yalnız kaldıklarında sohbeti başlatan Meriç oldu.
”Yanlış anlamazsan,sana bir şey sorabilir miyim?”
”Tabii,sor.”
”Neden bana yeni bir şans verdin?Başka bir kız olsa,o sözlerden sonra benim yüzüme bile bakmazdı.”
”Belki şaşıracaksın ama,kalbim öyle söyledi.Eğer mantığımı dinleseydim,senden uzak durmalıydım.”
Bu dürüst yanıta çok sevinmişti Meriç.Kızın farklı olduğunu düşünmekte yanılmadığını gösteriyordu çünkü.Az sonra düşündüklerini söze döktü.
”Samimiyetiin için sana çok teşekkür ederim cesur kız.”
Hemen hemen aynı anlarda siparişleri gelmiş,ikisi de iştah açıcı görünen pasta ve çaylara odaklanmışlardı.Bu sebeple ortam huzurlu bir sessizliğe büründü.
Aradan 15-20 dakika geçtiğinde,locaya doğru yürüyorlardı.Enerjileri yerine gelmişti.Müge bir kez daha rehberi açıp okumaya kaldığı yerden devam etti.
”Loca kısmı Medici Ailesinin törenleri rahatça izleyebilmeleri için inşa edilmiş.”
Sözlerini bitirdiğinde,karşılarında Gianbologna’ya ait Sabine Kadınlarının Kaçırılması Heykeli duruyordu.
”Baksana adam kadını kaçırırken,nasıl da kadını kurtarmaya çalışan zavallı adamı ayağının altında eziyor bir yandan.”
diye konuştu Meriç.Genç kız,üzüntüyle heykeli inceliyordu.Görüntünün acımasızlığı,yüreğini sızlatmıştı.Dolayısıyla,ancak birkaç saniye sonra karşılık verebildi.
”Haklısın,yaptığı çok acımasızca.”
Genç adam hemen bakışlarını ona çevirmiş,Müge’nin gözlerindeki mutluluğun yerini acı ve hayal kırıklığının almasına üzülmüştü.Kendini tutamadı,bir anda
“O dönem her şey şimdikinden çok farklıymış.Lütfen, böyle üzülme olur mu?”
deyiverdi.Onu duyan genç kız kaşlarını şaşkınlıkla havaya kaldırmış ve şöyle karşılık vermişti.
”Beni nasıl bu kadar iyi anlıyorsun,hayret ediyorum.Gerçekten çok ilginç.”
Sadece 3 gün önce tanıştığı genç bir adamın,onu bu kadar iyi tanıyor olması ürkütücüydü aslında.Ama Müge bundan korkmuyor,aksine kendini onun yanında çok rahat hissediyordu.Asıl garip olan da buydu.Kendisine neler oluyordu?Aklından bunlar geçerken Meriç’in sorusuyla ana döndü.
”Bu eser de bir kopya,değil mi?”
”Evet öyle.Orjinali diğer heykeller gibi Güzel Sanatlar Akademisi’nde sergileniyor.”
Sırada Benvenuto Cellini tarafından yapılan bronz Perseus Heykeli vardı.Heykelde Perseus sağ elinde kılıç,sol elinde de Medusa’nın başıyla tasvir ediliyordu.Müge bu manzarayı görünce bağırdı.
“NE KADAR DA KORKUNÇ GÖRÜNÜYOR.”
Meriç
“Çok haklısın cesur kız.”
dedikten sonra ekledi.
”Hadi,burada oyalandığımız yeter.Şimdi Neptün Çeşmesi’ni görmeye gidelim.Olmaz mı?”
Genç adamın önersini çok beğenen Müge
”Hem de harika olur.”
deyip yönünü çeşmeye çevirmişti.Meriç hemen arkasında onu takip ediyordu.Kısa bir yürüyüş sonrası 16.yy’da Bartalomeo Ammanatti ve öğrencileri tarafından inşa edilen çeşme karşılarındaydı.Büyük bir havuzun ortasında tüm heybetiyle duran Denizler Tanrısı Neptün’ü çevresini süsleyen deniz kızları ve deniz atları arasında görmek ikisini de çok etkiledi.
Son olarak Floransa da sanatı canlandıran ve böylece Rönesans döneminin başlamasına neden olan Cosimo Medici’nin heykelini ziyaret ettiklerinde gezileri tamamlanmıştı.Heykel meydanın tam ortasında yer alıyordu ve inşa eden yine Gianbologna’ydı.
Müge,halinden çok memnun ve iyi görünse de,yorulduğunu tahmin etmek genç adam için pek zor olmamıştı.Gülümseyerek konuştu.
”Hadi artık cesur kız,otele dönelim ve biraz dinlenelim.”
”Tamam,iyi olur.”
Birkaç dakika sonra otele doğru sessizce yan yana yürürken Meriç düşünüyordu.Floransa’ya geldiğinde,her zamanki gibi yalnız olacağını sanmıştı.Oysa şu an yanında gencecik bir kız vardı ve bu geziyi onunla yaptığı için çok memnundu.Dahası kızı fazlasıyla ilgi çekici buluyor,onunla ilgili her şeyi öğrenmek için can atıyordu.Bir anda babasının sesi doldu zihnine.
“Eğer birine karşı,engel olamadığın bir merak duyuyorsan,dikkatli olmalısın oğlum.Çünkü,bu ona aşık oluyorsun demektir.”
İşte o an,sabah Müge’nin sorduğu sorunun cevabını bulduğunu anladı.Genç kıza aşık olmuştu ve bunun geri dönüşü yoktu…
Herkese söz verdiğim gibi taptaze bir bölümle merhaba arkadaşlar 😀😀😀Umarım Meriç ve Müge’nin gezisinden sizler de onlar kadar keyif almışsınızdır🙏🙏🙏Bu arada sonunda Meriç aklını kurcalayan sorunun cevabını buldu🤭🤭🤭Bu konuda neler düşündüğünüzü yorumlarda belirtir😉😉😉bol bol da yıldıza tıklarsanız çok sevinirim 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |