34. Bölüm

32.BÖLÜM

Pile16
pile16


 

 

 

Meriç, her zaman olduğu gibi sabah saat 6’da çalan alarmın sesiyle uyandı, yatağında güzelce gerindi ve kalkıp ihtiyaçlarını gidermek üzere banyoya ilerledi.

 

 

15-20 dakika sonra giyinmek için odaya dönmüştü. Üzerine mavi bisiklet yaka kısa kollu bir tişörtle siyah bir eşofman altı geçirip kahvesini hazırlamak üzere çabucak alt kattaki mutfağa indi. Bugün kendine uzun bir aradan sonra klasik Türk kahvaltısı hazırlayacaktı.

 

 

İşe, ekmek kızartma makinesine 2 dilim kepekli ekmek yerleştirmekle başladı, kahve makinesine 1 fincanlık kahve koymakla devam etti. 2 makineyi de çalıştırdığında, şimdilik mutfaktaki işi bitmişti. Artık kahve hazır olana kadar biraz spor yapabilirdi. Nasılsa ekmekler kızardığında makine kendiliğinden duruyordu.

 

 

Böyle düşünerek soluğu bodrum kattaki küçük spor salonunda aldı. Yarım saat ağırlık çalıştıktan sonra da bodrumdan çıkıp, kahvaltı etmek için mutfağa geri döndü.Tahmin ettiği gibi hem kahve hem de ekmekler hazırdı. Kahvesini üzerinde New York şehrinin silüeti bulunan her zamanki kupasına doldurdu, kızaran ekmekleri küçük ahşap bir tepsiye yerleştirdi, ardından beyaz porselen bir kahvaltı tabağına biraz beyaz peynir, birkaç siyah zeytin, bir parça hellim peyniri koydu ve hepsini mutfaktaki masaya taşıdı.

 

 

Birkaç dakika sonra sessizce atıştırıp kahvesini yudumlarken, bir eksiklik hissediyordu. Cesur kızın bıcır bıcır sesi, keyifli gülüşü olmadan yemek sıkıcı gelmişti.

 

“ Keşke şimdi birlikte kahvaltı edebiliyor olsaydık?”

 

 

diye düşünerek yemeğini bitirirdi ve telefonunu eline alıp saate baktı. Sabah 7.30 civarıydı. Kendi kendine mırıldandı.

 

 

” Artık uyanmıştır. Bir günaydın desem iyi olacak.”

 

 

Aynı anda telefondan mesaj sesi yükselmişti. Yüzünde keyifli bir gülümsemeyle ekranda yazanı okudu.

 

 

“ Günayyyydınnnn Gökyüzü’m! İyi uyudun mu?”

 

 

Ardından hemen karşılık yazdı.

 

 

“ Günaydın Bitanem! Merak etme, hem de çok iyi uyudum. Okulda iyi bir gün geçirmen dileğiyle, öpüyorum!”

 

 

Artık giyinmek için odasına gidebilirdi. Hızlıca bulaşıkları makineye yerleştirdi ve odasına çıktı. Mesajlaşmalar keyfini yerine getirmişti

 

10-15 dakika sonra arabasıyla şirkete doğru yol alıyordu. Üzerinde işe giderken giydiği takım elbise, gömlek, kravat ve deri ayakkabıdan oluşan klasik kombinlerinden biri vardı. Üstelik dağınık sarı saçları ve bu klasik kombinle şu an ne kadar yakışıklı göründüğünün farkında değildi.

 

 

 

 

Müge, saat 7.30’da çalan alarmın sesiyle uyanır uyanmaz genç adama kısa bir mesaj yazmış, günlük rutinlerini halledip giyinmiş ve kahvaltı için hazırlanmıştı.

 

 

Saçlarını at kuyruğu biçiminde topladığı sırada, telefonundan mesaj sesi gelince telefonunu komodinin üzerinden aldı. Meriç’in mesajına anında karşılık vermesi, yüzüne kocaman, mutlu bir gülümseme yayılmasına neden olmuştu.

 

“ Acaba şu an ne yapıyordur, arasam, biraz konuşsak mı?”

 

 

diye geçirdi içinden. Ama sonra bu fikirden hemen vazgeçti. Eğer ararsa konuşmaları mutlaka uzar, annesi onu merak ederdi. Böylece çiçek kokulu parfümünü sıkıp salona gitmek üzere merdivenlere yöneldi.

 

 

Salondan içeri girdiğinde annesiyle babası masada her zamanki yerlerine oturmuş kahvaltı ediyorlardı. Etrafa huzurlu bir sessizlik hakimdi. Yanlarına adımlayıp

 

 

“ Günaydın annecim, günaydın babacım!”

 

 

dedi ve neşeyle gülümseyip yerine geçti. Mete Bey’le Suna Hanım bir ağızdan

 

 

” Günaydın güzelim!”

 

 

dediklerinde, Müge tabağına kahvaltılıklardan almakla meşguldü. Reyhan Hanım

 

 

“ Günaydın canım! Çayını getirdim ama istersen kahveyle de değiştirebilirim.”

 

 

diyerek fincanını masaya bırakınca

 

 

” Günaydın! Değiştirmene gerek yok Reyhan Abla’cım. Çayı özlemişim.Teşekkürler.”

 

 

diye karşılık verdi neşeyle. Kadın hemen

 

 

“ Peki, rica ederim güzelim. Ya siz bir şey ister miydiniz efendim?”

 

 

diyerek bakışlarını Suna Hanım ve Mete Bey’e çevirmişti. Karı koca ona bir ağızdan

 

 

“ Hayır, teşekkürler Reyhan. Birazdan çıkmamız gerek.”

 

 

dediler. Böylece kadın

 

 

“ Anlıyorum efendim, size iyi çalışmalar öyleyse.”

 

 

deyip salondan ayrıldı ve onları yalnız bıraktı.

 

 

Müge, sessizce kahvaltısını ederken düşünüyordu. Her şey Floransa’ya tatile gitmeden önce, ailesiyle ettiği son kahvaltı günü gibiydi. Ama aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Zira şu tatil ona, hiç tahmin etmediği bir şeyi, hayallerindeki aşkı getirmişti. Bunun için ailesine ne kadar teşekkür etse az kalırdı.

 

Onlar tatile gitmesi için izin vermeseler, Meriç’le belki de hiç tanışmaz, şu an yaşadığı mutluluğu tatması mümkün olmazdı. Ya da belki onu tanımak için çok daha uzun bir süre beklemesi gerekirdi.

 

Müge'nin içinden bunlar geçerken, Suna Hanım, kendine kendine gülümseyerek kahvaltısını eden kızını kızını izlemekle meşguldü. Neyi ya da kimi düşündüğünü bilmiyordu ama düşündüğü her neyse, genç kızı çok mutlu ettiği her halinden belliydi. Onunla oturup sohbet etmeyi çok isterdi. Fakat maalesef 1 saat sonra bir hastası gelecekti. Birazdan çıksa iyi olurdu. Çayından son bir yudum alarak konuştu.

 

 

“ Görüşürüz güzelim! Benim şimdi çıkmam gerek. 1 saat sonra bir hastam var. Okulda başarılar.”

 

 

Müge’yi ve eşini yanaklarından öperek salonun çıkışına ilerlerken arkasından genç kızla Mete Bey’in sesi geliyordu.

 

 

” Görüşürüz annecim, kolay gelsin!”

 

 

” Akşam görüşürüz canım!”

 

 

1-2 dakika sonra bu kez babası

 

 

“ Benim de bir davam var, geç kalmamalıyım. Sana iyi dersler canım. “

 

diyerek onu yanağından öptü ve çıktı. Genç kız arkasından seslenmişti.

 

 

” Teşekkürler babacım, davan da başarılar!”

 

 

Kahvaltısı bitmek üzereydi. Birazdan okula gitmek üzere evden ayrılmalıydı. Anne- babasının yoğun iş temposuna içinden ilk kez teşekkür etti. Zira, sınavlar bitmeden önce onlara Meriç’ten söz etmek istemiyordu. Ama annesinin 6.hissi hep çok güçlü olmuştu. Yani çok yakında ondaki en küçük değişikliği bile fark edeceğinden emindi. Yine de, bugün Suna Hanım’la bir konuşma yapmak zorunda kalmadığı için mutluydu.

 

 

Şimdi sırada Elif vardı. Bakalım onu da bu kadar kolay atlatabilecek miydi?

 

 

“ Hiç sanmıyorum.”

 

 

diye düşünüp kahvaltısını tamamladı. Sonra da kırmızı kapüşonlu sweatshirtünü üzerine giydi, lacivert sırt çantasını omzuna asarak salondan çıktı. 1-2 dakika içinde arabasıyla okula doğru yol alıyordu. Bakalım yarın başlayacak sınavlar nasıl geçecekti?

 

 

 

 

Meriç, yarım saat süren bir yolculuk sonrası şirkete geldiğinde, arabasını park yerine bırakıp indi. Müge’den aldığı mesaj nedeniyle kendini çok huzurlu ve keyifli hissediyordu. Cesur kızı düşünür düşünmez, yüzüne yine bir gülümseme yayıldığının farkında değildi. Birden uzun zamandır yapmadığı bir şey yaparak hafifçe ıslık çalmaya başladı. Onun böyle ıslık çalıp şirketten içeri girdiğini gören tüm çalışanların gözlerinde büyük bir şaşkınlık, akıllarında tek bir soru vardı.

 

 

Şu 1 haftalık tatilde ne olmuştu da, yıllardır tanıdıkları o suratsız patronları gitmiş, yerine gülümseyerek ıslık çalan bu adam gelmişti?

 

 

 

 

10 günlük bir aradan sonra taptaze bir bölümle herkese merhaba 😊😊😊Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı da unutmayın olur mu🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 01.06.2025 17:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...