
Meriç’i daldığı kısa ve huzurlu uykudan uyandıran, pilotun yaptığı, az sonra inişe geçeceklerini bildiren anons oldu. Anonsa bakılırsa, 10-15 dakika içinde İstanbul Havalimanı’na inmiş olacaklardı.
Gözlerini yavaşça aralayıp, başını hemen yanında uyuyan masum güzele çevirdi. Müge, anonsu duymamış, başı genç adamın omzunda uyumaya devam ediyordu. Yalnızca birkaç saniye
“ Bir insan uyurken bile nasıl bu kadar güzel görünebilir? Uyandırmaya nasıl kıyacağım şimdi?”
diye geçirdi aklından. Ama yapacak bir şey yoktu. Sonunda çareyi genç kızın yanağını hafifçe okşamakta buldu. Müge, yanağına dokunan nazik parmakların etkisiyle hafifçe kıpırdanmış, az sonra da o güzel gece gözlerini açmıştı. Bir yandan da fısıltıya yakın bir tonda mırıldanıyordu.
” Geldik mi yoksa Gökyüzü’m?”
Meriç hiç bekletmeden karşılık vermişti.
” Uyandın mı güzelim? Evet, geldik sayılır. Anonsa göre, 10-15 dakika sonra havaalanına inecekmişiz.”
” Aaaa! Anons mu yapıldı? Hiç duymadım, sanırım çok derin uyumuşum. Peki, sen uyudun mu?”
Onu duyan genç adam, bir süre ne diyeceğini düşündü. Zira neredeyse tüm yol boyunca Müge’yi izlemiş, sadece 10-15 dakika kadar uyuma fırsatı bulmuştu. Ama halinden hiç şikayetçi değildi. Yalnızca genç kızın durumu öğrendiğinde rahatsız olmasından çekiniyordu. Aklından bunlar geçerken Müge’nin
“ Ne oldu canım? Neden sustun?”
diyen sesiyle ana döndü, uzun süre sessiz kalınca onu meraklandırdığını anladı ve dürüst olmaya karar vererek gülümseyip konuştu.
” Bir şey olmadı güzelim. Yol boyu seni izledim sayılır. Sadece son 10-15 dakikadır uyuyordum. Umarım bu seni rahatsız etmemiştir.”
Meriç’in dedikleri genç kızı hem çok mutlu etmiş, hem de yüzünün utançtan hafifçe kızarmasına neden olmuştu. Neşeyle gülerek şöyle karşılık verdi.
” Yok, rahatsız olmadım da uykusuz kalmana üzüldüm.”
Genç adam, onun o gülünce ortaya çıkan muhteşem gamzeleri karşısında düşünmeden edememişti.
“ Şu an keşke uçakta değilde, başka bir yerde başbaşa olsaydık. O zaman hiç durmaz, o gamzelerden öperdim onu.”
Fakat ne yazık ki şu an uçaktaydılar ve birazdan inişe geçeceklerdi. Yani artık, hiç istemeseler de gerçek dünyaya dönmeleri gerekiyordu. Bu nedenle hemen kendini toparlayıp
“ Üzülme, seni izlemek benim için dünyadaki en güzel şey. Yani, ben uykusuz kaldığım için hiç şikayetçi değilim.”
diyerek tıpkı Müge gibi gülümsedi. Aynı anda da uçağın havalimanına indiğini, birazdan kapıların açılacağını bildiren anons duyuldu. Yine aynı şey olmuş, sohbet ederken vaktin nasıl geçtiğini fark etmemişlerdi.
Genç kızın gözlerini bir anda hüzün bulutları kapladı. Anne-babasını çok özlemişti. Birazdan onları göreceği için çok mutluydu. Ancak bir yandan da kendini tuhaf bir şekilde üzgün hissediyordu. Zira Meriç’i her gün görmeye çok alışmış, ona farkında bile olmadan çok bağlanmıştı. Oysa şimdi, okul, iş derken birbirlerini nasıl ve ne kadar görecekleri net değildi. Genç adamın
”Ne oldu Cesur kız? Gözlerin çok hüzünlü bakıyor. Annenleri göreceğin için sevinçli değil misin?”
diye sormasıyla düşüncelerinden uzaklaştı, bakışlarını Meriç’e çevirdi. Onun mavilerinde de bir hüzün vardı. Ama o, üzüntüsünü bir yana bırakmış, onunla ilgileniyordu. Bu ilgi karşısında yüreği sıcacık oldu bir anda ve neşelenerek gülümseyip konuştu.
” Tabii ki onları birazdan göreceğim için çok sevinçliyim. Ama seni her gün göremeyecek olmak da beni üzüyor.”
Onu bu kadar derinden hisseden adama karşı dürüst olmaya karar vermişti. Müge’nin dürüst cevabı genç adamı sevindirdi. Zira genç kızla aynı duyguları paylaşıyor, Müge’nin onunla birlikteyken böyle rahat konuşmasına bayılıyordu. Kızın meraklı bakışlarla ondan gelecek cevabı beklediğini fark ettiğinde söze başladı.
” Öyleyse şimdilik sadece ailene kavuşmanın mutluluğunu yaşa güzelim. Gerisini hiç dert etme. Görüşmenin mutlaka bir yolunu buluruz.”
Uçaktan çıkmış, sırt çantaları omuzlarında pasaport kontrolünün yapılacağı gişelere doğru el ele yürürlerken Müge araya girmişti.
” Öyle diyorsun da bu nasıl olacak Meriç? Senin işlerin çok yoğun. Benim de 2 güne sınavlarım başlıyor. 2 hafta kadar çok yoğun olacağım.”
Sesi kulağa çok keyifsiz geldiği halde öyle tatlı görünüyordu ki, genç adam
” Görüntülü konuşuruz, mesaj yazarız, ne bileyim işte bir yolunu buluruz canım.”
derken tüm üzüntüsüne rağmen gülümsedi.
Duydukları, genç kızın derin düşüncelere dalmasına neden olmuştu. Meriç haklıydı aslında. Ama tüm bunlar, dokunmanın, o güzel ormansı kokuyu içine çekmenin yerini tutmazdı. Tabii bunu şimdilik ona söylemeye utanıyordu. Bu nedenle hafifçe gülümseyip,
” İyi düşündün Gökyüzü’m! Ama yine de böyle biraz zor olacak.”
demeyi tercih etti. Cümlesi bittiğinde, gişelere yaklaşmışlardı. Birazdan ayrılmaları gerekiyordu. Yoksa Müge’nin ailesi onları görebilirdi.
” Hadi gel Günışığım!”
diyerek genç kızı kollarına aldı Meriç. Ardından gece karası saçlarına minik minik birkaç öpücük bıraktı. Çok sevdiği “Günışığım “ sözcüğünü duymak ve genç adamın o kendine has kokusunu doya doya içine çekmek Müge’yi yine gülümsetmişti. Bir süre ikisi de birbirininin kokusunda mest olup sessizce anın tadını çıkardı. Sonra Müge genç adamı yanağından öptü. Artık gişelere vardıklarından ayrılsalar fena olmazdı. Hemen
“Akşam beni aramayı unutma olur mu?”
deyip genç adamın güvenli kollarından çıktı Müge. Ardından gişedeki sıraya doğru adımladı. Az sonra yan yana gişelerde sıraya girmişlerdi. Ancak işlemleri bittiğinde genç kız, maalesef Meriç’i gözden kaybetti. O kalabalıkta gittiği yönü gözden kaçırmış olmalıydı.
“Belki bavulumu beklerken yine karşılaşırız.”
diye düşünüp bavulların konduğu döner bantlara ilerledi bu kez. Az sonra elinde bavulu, çıkışa doğru yürürken, gözlerinin önünde bavulunu almadan önce Meriç’le göz göze geldikleri, genç adamın ona gülümseyip göz kırptığı o kısacık an vardı.
Suna Hanım’la Mete Bey, uçağın alana indiğini ışıklı tabeladan okur okumaz, oturdukları kafeden çıktılar ve sevinçle buluşma alanına ilerlediler. 5-10 dakikalık kısa bir bekleyiş sonrası Müge’yi ilk gören Suna Hanım’dı.
“ Hoşgeldin güzelim! Nasılsın?”
diyerek heyecanla kızına koştu.Hemen hemen aynı anlarda Müge’de onu fark etmiş, saniyeler içinde kendini annesinin kollarında bulmuştu. Birkaç dakika özlem giderdiler anne- kız. Zira ilk kez birbirlerinden tam 1 hafta ayrı kalmışlardı. Sonra Müge’nin muzip sesi duyuldu.
” Merak etme iyiyim annecim! Sayenizde harika bir tatil geçirdim. Ama sizi de çok özledim.”
O konuşurken Mete Bey, biraz ileride iki aşkını gülerek izlemekle meşguldü. Biraz daha bu güzel manzarayı izlemek için kendine zaman verdi, sonra kızını kucaklamak üzere ilerledi. Müge’nin onu fark etmesi saniyeler sürmüştü. Kollarını açtı ve babasına sarılıp yanağından öptü. Bir yandan da
“ Babacımmmm, seni de çok özledim.”
diyordu. Mete Bey’in bu sözlere verdiği karşılık şu oldu.
” Ah benim tatlı kızım! Sen hiç büyümeyeceksin değil mi?”
Ancak, keyifli bakışlarından aslında halinden hiç şikayetçi olmadığı belliydi.
10- 15 dakika sonra neşeyle havaalanından çıkıp eve gitmek üzere yola çıktıklar ailecek. Müge onlara kavuştuğu için kendini çok mutlu hissediyordu. Ancak belki de ilk kez bu mutluğun içinde biraz da hüzün vardı. Başta buna bir anlam veremedi genç kız. Fakat gözünün önüne bir anda Meriç’in gülen yüzü, açık mavi okyanusları gelince, bu hüznün sebebini çözmekte gecikmedi.Gökyüzü’nü daha şimdiden çok özlemişti…
1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese merhaba 😊😊😊Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklamayı unutmayın lütfen olur mu🙈🙈🙈 Bu arada 2 gün önce “Portakal Reçeli’ne de yeni bölüm geldi 😊😊😊Uğramamış olanlarınızı beklerim 🤭🤭🤭Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |