
İlkbaharın ve çiçeklerin güzelliği ile birlikte kafe deki günümüzde çok güzel gidiyordu. Müşteriler memnundu. Ama ağabeyimin bir yere daldığını fark ettim. Bu kadar nereye odaklanmış bakıyordu ki? Nereye baktığını görmek için bende oraya baktım. Takım elbiseli birkaç tane adam vardı.
‘‘Ağabey! Ağabey!’’ dedim ama o kadar odaklanmıştı ki beni bile duymuyordu. Ben bile en sevdiğim filme bu kadar odaklanamam. ‘’Ağabey!’’ diye bir kere daha bağırdım ve bu sefer kolunu dürttüm.
‘’Heh ne? Ne oldu? Bir yerine bir şey mi oldu?’’
‘’Hayır, ağabey bana ne olacak? Sana üç kere seslendim ama şu adamlara o kadar odaklanışsın ki beni duymadın bile!’’
‘’Boş ver, birine benzettim gibi geldi de.’’
İçeri sigara içen serseri tipli adamlar girdi ama burada sigara içmek yasak. Canına mı susamış bunlar? İçeride de çocuklar vardı üstelik. Dayanamadım.
‘’Burada sigara içmek yasak, dışarıda da oturma yerleri var. Orada da oturup içebilirsiniz.’’ Serserilerden biri öne çıktı.
‘’Sana mı soracağız küçük hanım? Kendine fazla güveniyorsun herhâlde.’’ diyerek beni omzumdan iki parmağıyla geri itti. Sinirlerim daha da artmıştı.
‘’Ya buradan defolur gidersiniz ya da polisi ararım!’’ Serserilerin bir diğeri öne çıktı bu sefer.
‘’Hadi ya?’’ diyerek sigarayı üstüme attı, canım acımıştı ama belli etmemeye çalıştım ve sonra da yüzüme yaklaştı.
‘’Sen küçük bir lokmasın o yüzen adımlarına dikkat edersen iyi olur.’’ diyerek tam gidecekken ağabeyim o adamı kolundan tutup vurdu.
‘’Bana bak! Sen kimin kardeşine bulaştığının farkında mısın?’’ dedi.
Diğer serseriler de hemen ağabeyime saldırmaya başladı. Ağabeyim diğerlerini de tam alt edecekken, patronun arkasında durduğunu fark etti.
‘’Atlas, ne güzel karşılıyorsun müşterilerimizi, diğer müşterilerimizi de böyle karşılarsın.’’ dedi.
Diğer adamlarda arkalarına bakmadan çıkıp gitti. Patron çok kötü bakıyordu, o yüzden hemen araya girdim.
‘’Patron! Ağabeyimin bir suçu yok. İlk adamlar bana saldırdı. Ağabeyim o yüzden böyle yaptı, ayrıca kimse de yaralanmadı.’’
‘’Onu kamera kayıtlarından bakacağım Gece’cim.’’ diyerek yukarı çıktı. Yarım saat sonra patron tekrar aşağı indi.
‘’Sen haklısın Gece, ilk sana saldırmışlar. Bu yüzden sizi kovmayacağım, sizde hazırlanın mesai bitiş saati gelmiş bende çıkıyorum iyi akşamlar çocuklar.’’ dedi.
Bizde ağabeyimle toparlandık ve kafeyi kilitlemek için dışarı çıktık. Çıktığımızda, bir fotoğraf makinesinin fotoğraf çekme sesini duydum, o yüzden hemen arkamı döndüm. Bir elinde fotoğraf makinesi, diğer elinde de çektiği fotoğrafı sallayan, siyah şapkalı, maskeli, güneş gözlüklü ve deri ceketli bir kadın gördüm. Kadını ağabeyime göstermek için ağabeyimi dürttüm.
‘‘Ağabey, arkana bak sana.’’
‘’Ne oldu Gece?’’diyerek arkasına baktı, ağabeyim de o kadını görmüştü. Kadın bizim ona döndüğümüzü hemen arkasını dönüp hızlıca uzaklaşmaya başladı.
‘’Bu kadın da kim?’’
‘’Bende bilmiyorum ama bizi çektiğini kesinlikle biliyorum.’’ dedim.
Pek kafaya takmadan yolumuza devam ettik. Evin sokağına girmiştik ama hâlâ o kadın yüzünden aklımda şu sorular dolaşıyordu.
Acaba bizi her zaman izliyor muydu? O kadın kimdi? Neden bizim fotoğrafımızı çekti? Yoksa bu kadın tanıdığımız biri mi? Yoksa bu kadın… Diye düşünürken ağabeyimin bana seslendiğini duydum.
‘’Gece?’’
‘’Gece! Önüne bak araba geliyor!’’
Hemen önüme baktım, beni dalmışlığımdan kurtarmak için öyle söylediğini sanmıştım ama gerçekten de bir araba geliyordu… Ağabeyim onunla yürüdüğümü zannedip kaldırıma gitmişti bile. Korkudan kıpırdayamadım, araba çok hızlı bir şekilde geliyordu. Neredeyse çarpacaktı. Ağabeyim bana doğru koşarken bir tane kadın gelip beni kaldırıma doğru itti. Yere düştüğümde tek gördüğüm şey siyah, uzun ve lüks bir arabanın çok hızlı bir şekilde geçip gittiğiydi… Benim hayatımı kurtaranın yüzünü görebilmek için yukarı baktığımda o da o araba gibi hızlıca gitti. Ağabeyim beni kaldırdı.
‘’İyi misin Gece! Sana bir şey olabilirdi… Nereye daldın bu kadar?’’ dedi. Tam cevap verecekken, Bora ağabeyin beni kurtaran kadını kovaladığını gördüm.
‘’Gel buraya seni korkak! Yanında silah taşırken nasıl kaçabiliyorsun?’’
Silah mı? Ama o kadın beni kurtarmıştı. Nasıl olur da bir suçlu olabilirdi? Ama tekrardan Bora ağabeyin sesini duydum.
‘’Hey! Sadece bir soru soracağım, cevap ver! Çıkmaz sokaktasın. O silah birinden hatıra ya da antika mı?’’ Kızı duydum.
‘’Hayır.’’
‘’O zaman madde 13’e göre tutuklusun! Ha ayrıca mafya olduğunu da biliyorum.
O kılıç dövmen kollarını sıvadığında gözükmüyor mu zannediyorsun?’’ diyince kız çıkmaz sokağın üzerindeki duvara çıktı.
‘’Sende böyle konuşunca havalı olduğunu mu zannediyorsun? Çok polisiye izlemişsin, yazık…’’ diyerek atladı.
Bora ağabey sinirlendi ama belli etmemeye çalışıyordu. Resmen şu an sinirden ejderha gibi kıpkırmızıydı ve burnundan soluyordu, bide belli etmediğini sanıyordu.
‘’Neyse sizde eve gidin artık daha fazla bir şey olmadan.’’ dedi ve kendi kendine mırıldanarak karakola gitti.
Biz ağabeyimle hâlâ yoldaydık, şu beş dakika içinde olan şeyleri anlamaya çalışıyorduk. Beni kurtaran kadının suçlu olması, bizi fotoğraf ile çeken kadın ve az kalsın bana araba çarpması… Bu sefer aynı şey olmasın diye eve girene kadar ağabeyim elimi bir saniye bile bırakmadı. Salona geçip oturduk, sanırım bu akşam olanları konuşacaktık. Ben koltuğa oturduğum sırada ağabeyim de yanıma oturdu.
‘‘Ağabey, sence bu akşam olanlar tuhaf değil miydi?’’
‘’Evet, baya garipti, mesela o kadın kimdi ve o araba seni görerek neden üstüne geldi? Sana bir şey olacak diye ödüm koptu! Ne düşünüyordun ki bu kadar, nereye daldın?’’
Hah! Kurtulmama hem seviniyor hem de azarlıyor, bu ne biçim bir şey? Neyse dememe kalmadan ağabeyim sanki aydınlanmış gibi tekrar bana baktı.
‘’Ha! Bilerek üstüne geldi… Bu tesadüf olamaz.’’ Konuyu dağıtmak istiyordum ama yarın okul olduğu aklıma geldi. O yüzden saate baktım, saat 22.57 olduğunu görünce ayağa kalktım.
‘’Ağabey ben uyumaya gidiyorum saat geç olmuş baya.’’
‘’Tamam, Gece iyi geceler.’’
Odama gittiğimde hemen üstümü değiştirip pijamalarımı giydim, yarın okul olduğu için çantamı da hazırlayıp yatağıma uzandım.
…
Sabah kalktığımda fark ettim ki düşünürken uyuya kalmışım. Uyandığımda saat yediydi. Ama aklımda hâlâ aynı sorular vardı.
O kadın kimdi? Arabadakinin beni görmesine rağmen neden üzerime geldi? Beni kurtaran kız suçluysa o zaman neden beni kurtardı? Of çok kafa karıştırıcı!
O sırada ağabeyim beni okul için uyandırmaya geldi ama ben zaten uyanıktım. O yüzden şaşkındı.
‘’Oo erkencisin bugün, okulu bu kadar sevdiğini bilseydim keşke.’’ dedi.
Bide gururlanmış gibi ciddili söylüyor! Ben okul için uyanmamıştım ki. O kızın hâlâ tam olarak kim olduğunu merak ediyordum. Bunları düşünürken bir yandan da okul için hazırlandım ve ağabeyimle beraber evden çıktık. Ağabeyim kafeye, bende okula gittim. Okula geldiğimde ilk olarak Nisa’yı gördüm. Nisa olmasaydı sanırım okul hiç çekilmezdi. Nisa benim en yakın arkadaşım. Nisa’nın yanına gidip havadan sudan konuşmaya başladık. Zaten okul bitti denilecek düzeydeydi ve dersler çok sıkıcıydı. Üniversite sınavından sonra serbest olabileceğim için çok mutluydum. Her gün kendime şunu diyordum, ‘’Az kaldı Gece, az kaldı. Az daha dayan şu sınıftaki mal kızlara bir dayağı geçirmeden.’’ Gerçekten yapıyordum bunu.
Okul bittikten sonra Nisa’yla beraber ağabeyimin ve benim çalıştığım kafeye geldik. Ben kafede genellikle en çok hafta sonları meşgul oluyorum. Alayına ağabeyime müşteriymiş gibi seslendim.
‘’Garson bey bakar mısınız?’’ Ağabeyim de o kadar dalmıştı ki bana baktı.
‘’Hemen geliyorum hanımefendi.’’ dedi, sonra tekrar dönüp bana baktı.
‘’Gece!’’
Nisa’yla birlikte gülerken içeri takım elbiseli adamlar geldi. Ay bu adamlar da mal mı ne? Ağabeyim bunlara nefret eder gibi bakıyordu, bir de üstüne kafeye girip kahve içecekler. Takım elbiseli adamlardan biri ağabeyime seslendi.
‘’Pişt delikanlı baksana, bize beş kahve, americano olsun.’’
Nisa da adamların olayını anlayamadığı için onlara baktı. Yine aynı adam konuşmaya devam etti.
‘’Ne bakıyorsun lan! Bana âşık falan mı oldun velet.’’diyerek beraberce güldüler. Bende adamlara bir tane yapıştırmak için kalkacağım esnada Nisa biraz üzgün bir sesle koluma dokunarak bana engel oldu.
‘’Sorun yok, zaten belalı tiplere benziyorlar. Başına iş alma.’’ dedi, bu yüzden kendimi tutmaya çalıştım. Ağabeyim tavırlarından dolayı istemese de beş tane americano getirdi. Yine aynı adam susmayıp konuşmaya devam etti.
‘’Bak hâlâ bakıyor!’’diyerek sımsıcak kahveyi Nisa’nın suratına attı.
Ağabeyim o an o kadar kızgındı ki, bakışları daha da sertleşti. Ağabeyim Nisa’yı lavaboya götürdükten sonra ben de dayanamayıp o adamı sertçe tekmeledim. Adam yere düştüğünde diğer adamın elindeki kahveyi alıp üstüne ve yüzüne döktüm. Arkamdan ses duyup döndüğümde patronun aşağı indiğini gördüm. Bu adam da ne zaman kavga dövüş olsa aşağı iniyor? Tıpkı dizinin en heyecanlı yerinde reklam girmesi gibi sinir bozucu!
‘’Ne oluyor Gece! Canın kovulmak istiyor herhâlde!’’ deyince, hafifçe sırıttım.
‘’Ben şu anda çalışmıyorum. Ne o artık müşterilere de mi karışmaya başladınız?’’ dedim.
Patron utancından bir şey diyemedi ve tekrar yukarı çıktı. Diğer adamlar bana garipçe bakıyorlardı. Hiç mi dövüşmeyi bilen bir kız görmediler? Sanki hiç görülmemiş bir uzay mekiğine bakıyorlar. Tam o sırada içeri uzun boylu, yakışıklı ve takım elbiseli bir adam girdi.
‘’Ee? Americano nerede kaldı? Neredeyse bir saattir bekliyorum.’’ dedi. Sonra da yerde üzerine americano kahve döktüğüm adama baktı.
‘’Ne oldu burada, buna ne oldu?’’ deyince bütün adamlar bana döndü. Bu yüzden bu uzun boylu adam da bana baktı.
‘’Ne yani? Hepsini sadece bu kız mı yaptı? Hah cidden mi? Hiç güleceğim yoktu, koskoca adamı yere düşürüp, üzerine americano mu fırlatacak?’’
Resmen benimle dalga geçiyordu, ona da aynısını yapayım da görsün o gününü, ayrıca artık ona yakışıklı demeyeceğim. Demek Nisa’nın yüzüne americano fırlatan adamın patronu ha? O zaman benim de düşmanımdır. Sonra da adamlardan biri konuşmaya başladı.
‘’Gerçekten patron, biz de inanmak istemezdik ama o yaptı.’’
‘’Gerçekten o mu yaptı?’’
‘’Gerçekten patron, o yaptı.’’
Şaşkın bir suratı vardı ama hemen sanki imajını korumak için suratını değiştirmeye çalıştı.
‘’Ah! Her neyse hadi americanomu verin de toplantıya geç kalmayalım.’’ dedi.
Kollarını sıvayıp saatine baktığı esnada orada bir kılıç dövmesi gördüm. Aklıma Bora ağabeyin beni kurtaran kıza şu dediği geldi.
‘’Ha ayrıca mafya olduğunu da biliyorum. O kılıç dövmen kollarını sıvadığında gözükmüyor mu zannediyorsun?’’
Ne! O zaman bu adam da bir mafyaydı. Ağabeyimle Nisa da lavabodan geldiler. Ağabeyimin yanına gittim.
‘’Ağabey!’’
‘’Efendim Gece? Çabuk ol Nisa’nın yüzüne buz koymam lazım.’’
‘’Ağabey! Bu adam bir mafya! Kolunda kılıç dövmesi var.’’deyince Nisa’nın yüzüne koymak için getirdiği buz elinden düştü.
Ağabeyim kendi kendine konuşmaya başladı.
‘’A-ama nasıl olur? On sekiz yıl önce arkama kim ateş ediyor diye bakarken birinin kolunda daha kılıç dövmesi görmüştüm.’’ diyerek sinirli bir yüzle mafyanın suratına baktı.
‘’O değilmiş ama gözleri aynı bakıyor. Onla bir alakası olmalı.’’ dedi. Mafya da ağabeyime sipariş verdi. Tamam, bir americano ne abarttınız! Getireceğiz işte!
‘’Garson, bana bir tane americano getir.’’
Ağabeyimi on sekiz yıl önce bu kadar sinirlendiren olay neydi ki? Ama tahmin edecek olursam ya bebekliğimle ya ağabeyimin çocukluğuyla ilgiliydi ya da sanırım anne ve babamızla alakalıydı… Bana çocukluğu hakkında hiçbir şey anlatmıyordu. O adama gelecek olursak, o adam bir mafyaydı ve bu kadar rahat gezinmesine izin veremezdim. Ayrıca yanında silah taşıyordu, bu madde 21’e göre suçtu! Hemen arkamdan Bora ağabey geldi.
‘’Madde 13.’’ dedi. Bir dakika bunları sesli mi söyledim ben?
Bora ağabey sinsice gelip ağabeyimle beni baya korkutmuştu! Sanırım bir hayvan olsa sinsilik konusunda kesinlikle yılan olurdu. Ayrıca böyle dememin başka bir yanı da suç denince hemen orada beliriyor! Adam ışınlanmayı bulmuş haberi yok. Bora ağabey elini omzuma koydu.
‘’E kim suçluymuş madde 13’e göre?’’ dedi. Fısıldayarak ve çaktırmadan o adamı gösterdim.
‘’Şu adam.’’
Bora ağabey adamın kolundaki kılıç dövmesini gördü ve silahını çıkarıp onu hedef aldı.
‘’Teşekkürler Gece! Hey mafya! Tutuklusun, çok aranan bir suçluyu yakalamak çok kolay oldu.’’ deyince, mafya hemen bana döndü ve kızgınca bakıp silahını bana doğrulttu. İyi ki çaktırmadan yaptık!
‘’Bana zarar verirseniz kızı vururum.’’ dedi. Aslında yakışıklı yanı sadece iyi yanı olabilirdi. Ondan nefret ediyordum. Bir insan nasıl bu kadar cani olabilirdi ki? Allah bilir kaç insan öldürmüştü de, aranan bir suçlu olmuştu. Bora ağabey bana silah doğrulttuğunu görünce sinirlenmişti.
‘’Teslim olma korkusundan birini nişan almadan savaşamıyor musunuz? Yoksa bana mı öyle geliyor?’’
Mafya daha da sinirlenip silahını yere attıktan sonra ağabeyim hemen yanıma geldi. Mafya bir teklifte bulundu Bora ağabeyime.
‘’Sende silahını yere at, dövüşmek istiyorsan madem dövüşelim.’’ Bora ağabey dövüşmeye dünden razı gibiydi.
‘’Seve seve.’’ diyerek silahlını yere attı.
İkisi de aynı anda birbirinin üstüne geldiler. Nasıl göründüklerini anlatamam, sanki meydana çıkmış iki öküz var da aralarına kırmızı havlu koymuşlar gibi görünüyorlar! Umarım Bora ağabey onu döver de her tarafını morartır! Sağlam kemiğini bırakmaz. Bora ağabey ona tekme attı, ama mafya sendelemedi bile adam sanki demirden!
Mafya da Bora ağabeyime yumruk attı ama Bora ağabeyin canı acımak yerine daha da gaza geldi. Yumruk attı elini bükerek beline koydurtup yere attı. Mafya yerde yatarken, Bora ağabeye çelme taktı ve üstüne çıktı. Bora ağabeyi yumruklamaya devam ederken, Bora ağabey yerden silahı alıp kafasına vurdu. Mafya kafasını tuttu, kanadığını gördü ama herhâlde sinirden gözü dönmüş hiçbir şey hissetmezmiş gibi hâlâ Bora ağabeyi yumruklamaya çalışıyordu.
Bora ağabey kollarıyla kendini savunduğundan başka yerlerini vuruyordu. Kafedeki insanlar da maç izler gibi izliyor, gram yardım etmiyordu. Patlamış mısır da getirelim mi? Bora ağabey orada dövülürken izleyemezdim. Bir şey yapmam lazımdı. O yüzden araya girip de mafyanın saçını tutup çekmeye çalıştığımda işe yaramadı. O sırada yeniden beni kurtaran kız geldi. Durumu görünce hemen araya girdi.
‘’Eh, pardon ben bir keçiyi alıp gideceğim.’’diyerek mafyayı çekti. Bora ağabeyinin yüzünü fark edince şok olmuştu.
‘’Amanın bu ne böyle? Ağabey! Ne yaptın sen? Sen delirdin mi! Niye bütün sinirini bir polisten çıkarıyorsun?’’
O bir mafyaysa neden bu kadar sakin ve ağabeyini azarlıyor? Bir polisi dövmek onlar için mutluluk olmalıydı. Ben bunları düşünürken kız tekrardan, ‘’Özür dileriz.’’ dedi.
‘’Senin bu kadar iyi kalpli olmanı sevmiyorum, bu adamı dövmesem beni tutuklayacaktı!’’ dedi adam.
‘’Ağabey! Biz gidelim artık hadi.’’ dedi kız tekrardan.
Ben bu adamlardan nefret ettim, bir insanın iyi kalbi oluşunu nasıl sevmeyebilirsin, acaba o kız kardeşi üvey mi acaba? Bütün bunlar olurken akşam olduğunu fark etmedim. Bora ağabeyi hastaneye götürdük, biraz muayene ettiler. Ama Bora ağabey hâlâ sinirliydi. Ben de öyle dövülsem ben de sinirli olurdum.
…
(Yazar’ın anlatımıyla)
Mafyalar evine geldi.
‘’Oh rahatladım, o polis bozuntusunu nasıl dövdüm ama.’’diyerek güldü Ateş.
Açelya, ‘’Ağabey, psikopat falan mısın sen? O polisi dövdüğünde belki suçun daha da arttı.’’ dedi.
‘’Of yine çocuk gibi kavga etmeyin! Gelin oturun yemek hazır.’’ Ateş ve Açelya yemek masasına gelip oturduktan sonra Fırat,‘’Olay ne? Neyin kavgası bu?’’ dedi.
‘’Baba, şu Belle Vista Kafe de, bir tane polisle dövüştüm. Hepsi bir kız yüzünden. O kızı da anlayamamıştım zaten. Adı da neydi? Gece mi neydi, öyleydi evet.’’ dedi.
‘’Gece mi? Peki.’’dedi. Sonra da ‘Gece’ ismini duyunca büyük bir şaşkınlıkla Ateş’e döndü.
‘’Ne dedin sen? Gece mi?’’
‘’Evet, ne oldu ki?’’
‘’Ağabeyi var mıydı?’’
‘’Bilmiyorum, ama ona benzeyen bir adam gördüm de neden soruyorsun baba?’’ Arkalarından anneleri geldi.
‘’O zaman çektiğim fotoğraf doğruydu.’’diyerek kafeden çıkarkenki çektiği fotoğrafı Fırat’ın eline verdi.
‘’Ha? Ama nasıl! O çocuk o kadar üzgün görünüyordu ki intihar etmiştir diye düşünmüştüm. Demek ki ayakta kalabilmiş. Olsun, artık ayakta kalma şansı olmayacak.’’diyerek güldü. Ateş ve Açelya hâlâ ne olduğunu anlamamıştı.
…
(Açelya’nın anlatımıyla)
Babamın da psikopat olduğunu biliyordum ama ben birinin canına kıyılmasını istemiyordum. Ne yani ölmekten kurtardığım kızı tekrar mı öldürecekti? Hadi ya? Babam kötü kötü gülüyordu, neden ki acaba? Bu kız ve bu adamdan ne istiyordu? Aslında hiç kötülüklerinin dokunduklarını görmemiştim. Babama ne yapmış olabilirler ki?
…
(Gece’nin anlatımıyla)
Ağabeyimle ben okula ve işe gitmeden önce kahvaltı yapıyorduk. Bugün biraz korkutucu bir rüya görmüştüm, bunu ağabeyimle paylaşmak istedim.
‘’Ağabey bir rüya gördüm, ama biraz korkutucu bir rüyaydı.’’
‘’Anlat bakalım neymiş bu rüyan?’’
‘’Biz ikimiz bir taksinin içindeyken, bir tane araba bize bilerek çarpıyordu. Sonra da arabaya baya bir el ateş etti, sadece bir takım elbisesi gördüm. Taksinin önünde dikilmişti.’’
Ağabeyim bir anda yemeği yerken duraksadı ve ardından da öksürmeye başladı. Acaba rüyam onu çocukluğuyla ilgili bir şey mi hatırlattı ya da yemeği çiğnemeyi mi unuttu?
‘’Ağabey!’’diyerek sırtına vurdum ve eline su verdim. Suyu içtikten sonra düzeldi.
‘’Ne oldu ki bu kadar ağabey?’’ dedim.
Cevap vermeden ‘’Sen okuluna git, geç kalacaksın.’’ dedi ve hemen evden çıktı. Evden çıktıktan sonra ne yaptığına bakmak için delikten baktım. Bir elini duvara yaslamış, hızlıca nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalışıyordu…
…
(Atlas’ın anlatımıyla)
Sakinleşmeye çalışıyordum, ama hâlâ aklıma o gün geliyordu. On sekiz yıl önce Gece’nin bugün gördüğü rüya gibi, adamlar takım elbiseliydi ve arabamıza ateş ediyorlardı. Aklıma o gün geldikçe annemi ve babamı hatırlıyorum. Ne kadar mutluyduk… Hepsi o kılıç dövmeli ve silahlı mafyaların başı yüzünden. Zaten dünde yine kılıç dövmeli bir adam geldi. O adamı kendi ellerimle boğmamak için americanoyu bile getirmedim. O adamın o günkü adamla alakası neydi? Gözlerinin aynı olduğuna eminim bir daha görürsem elimden cevap verene kadar kurtulamayacak. Sakinleşip kafeye gittim, önlüğümü giydim ve servise başladım. O sırada bir adam geldi… Bu da ne? Bu adam on sekiz yıl önce annemin ve babamın katiliydi.
‘’Ah Atlas ah… Seni sonunda buldum görüyor musun şu olanı? Şimdi sıra kız kardeşinde… Sen kimsesizliğe layıksın.’’ dedi. Ben öfkemi şu anda anlatamam.
‘’Kimse Gece’ye bir şey yapamaz!’’diyerek yanıma koruma amaçlı taşıdığım silahı çıkarttım.
‘’Seni vuracağım pislik! Bir bok bile senin kalbinden daha temizdir!’’sonra güldü.
‘’Beni vuracak mısın? Vur hadi. Vursana!’’ dedi. Ben de hiç düşünmeden onu kalbinden üç kere vurdum. O buna layıktı. Yüzüme o adamın pis kanı fışkırdı. Ellerimde kanlanmıştı. O bunu hak etmişti. Kimse aileme zarar verdiği gibi Gece’ye de zarar veremeyecek asla. Asla! O sırada insanların sesini duydum.
‘’Adama baksana!’’
‘’Öldü mü acaba?’’
‘’Ambulans çağıralım mı?’’
Sanırım kafenin önünde bayılmışım, çünkü uyandığımda etrafımda insanlar vardı. Hemen ayağa kalkıp kendime geldim. Ah o ne biçim rüyaydı. Iy o adamı gördüğüme göre rüya olamaz kâbus olurdu. Her neyse şimdi gerçekten kafeye girdim. Ve servis etmeye başladım. İnsanlara kahve, tatlı servisi yaparken kendimi mutlu hissediyordum. İçeri sanırım şu Bora’yı döven adamın kardeşi geldi. Ne yani? Bu kadın da mı bize saldıracaktı?
‘’Seni rahatsız etmek için gelmedim merak etme, bakışlarından ne hissettiğin belli. Sadece bir latte alıp çıkacağım. Ama şu polise söylemezsen sevinirim.’’ dedi.
Bu kızda hiç mafya imajı yok, sanki normal bir hayat yaşıyormuş gibi rahat ve sakin. O yüzden ona lattesini verdim ve giderken Bora’yla karşılaştı. Ben söylemiş miyim diye bana döndü, ben de hiçbir şey yapmadığımı göstermek için iki elimi havaya kaldırdım.
‘’Aha! Yakaladım seni artık kaçacak yerin yok.’’diyerek kelepçe çıkarttı Bora. Birini kızın bileğine takılan kelepçeyi gördü.
‘’Latteyi sana harcamak istemezdim ama latteden ucuz bir beynin var gibi görünüyor.’’diyerek yüzüne fırlattı. Bora’da sinirlendi, kız hızlıca kaçacaktı ama Bora izin vermedi.
‘’En azından birini bileğine takabilmişim.’’ dedi ve kendine doğru çekti. Doğruyu söylemek gerekirse oldukça romantik görünüyorlardı.
‘’Bırak bileğimi! Dün ben olmasam ölüyordun, bana bir şey borçlusun!’’
‘’Sana olan borcumu en fazla cezanı hafifleterek ödeyebilirim.’’
‘’Bunu bana yaptırmak zorunda bıraktın.’’ diyerek Bora tam diğer bileğine de kelepçeyi takacakken bir anda bağırdı.
‘’İMDAT! BENİ KENDİNE BAĞLAYAN BU SAPIĞI TANIMIYORUM!’’ diyerek bağırınca Bora hemen kelepçeyi çözdü ve kızda hızlıca kaçtı. Bora yanıma sinirli sinirli geldi.
‘’Bana latte ver.’’ dedi. Ben de bu fırsatı değerlendirmeliyim diyip sinir bozucu bir şekilde siparişini verdi.
‘’O kız da latte istemişti… Oo!’’ dedikten sonra Bora kafeden çıkıp gitti.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |