
Okula gidiyordum ama hâlâ düşünüyordum. Onu ne bu kadar gerecek ya da panik atak geçirtecek ne yapmış olabilirim ki? Sadece rüyamı anlattım. Ha şimdi anladım! Takım elbiseli adamlardan nefret ediyor. Takım elbiseli adamlar diyince panik oldu ve bu yüzden yemeğini yemeyip hemen dışarı çıkmış olmalı. Onunla konuşurken bir daha takım elbiseli demeyeceğim. Peki ya evlenirken ne olacak? Bu adam takım elbiseyi sevmiyorsa evlenirken gelinlik mi giyecek? Arkamdan bir araba sesi duydum.
Hemen oraya döndüm, bu rüyamda bana çarpan arabaya benziyordu hatta aynıydı diyebilirim. Ve evet yine üstüme geliyordu! Koşarak kaldırıma çıkıp ilerlemeye başladım ama hâlâ arkamdan geliyordu. En sonunda arabayla önümü kesti ve arabadan indi.
‘’Gece, değil mi?’’ dedi.
E bu adam dün Bora ağabeyi döven adamdı, burada ne işi var? Adımı nereden öğrendi? İsmimi çok gerici söylediği için ondan nefret ediyorum.
‘’Yok, ben Gündüz! Hadi çekil yolumdan.’’ dedim.
‘’Tamam, Gece sensin. Beni dün şikâyet ettin değil mi? Ama o polis bozuntusunu nasıl gördün.’’
Hah! Bir de yaptığı havalı bir şeymiş gibi söylüyor, kızgınlıktan üstüne yürüdüm.
‘’İlk olarak o polis bozuntusu değil! İkincisi, ne o? Beni de mi döveceksin? Üçüncüsü adımı nereden biliyorsun? Ve son olarak SENDEN NEFRET EDİYORUM!’’ dedim.
‘’İlk olarak sakin ol akşamcım. İkincisi, ben kadına el kaldırmam. Üçüncüsü ‘’Polis bozuntusu’’söyledi. Ve son olarak, ay ben seni çok seviyordum, sen kimsin bilmiyorum bile.’’ dedi.
‘’Maşallah her şeye de bir cevabı var beyefendinin. Nesin sen Nasrettin hoca falan mısın?’’ Güldü.
‘’Nasrettin hoca mı? Ben küçükken küçük prens falan okuyordum. Yazık ailen almadı mı sana?’’ dedi.
Aile diyince boğazın düğümdendi, bir şey söyleyemedim. Benim ağabeyim dışında hiçbir zaman ailem olmamıştı ki… Beni en hassas noktamdan vurmuştu. Bende onu kenara itip belli etmemeye çalışsam da ağlayarak okula gittim. Sonunda okula gelmiştim.
‘’Aa! Ağladın mı sen, gözlerin şişmiş!’’ dedi Nisa.
Nisa hemen her şeyimi anlayan ağabeyimden sonra ikinci kişiydi. Ağabeyim de hemen her şeyi anlıyor çünkü. Ama en hassas yerinden kırılan bir camın düzeltilmesi zaman alırdı. Artık ondan kesinlikle nefret ediyordum, bu kesindi! Ağabeyin işteyse ağladığın zaman kimse yanında olmuyor maalesef. İki kişi kahvaltı etmenin eğer ağabeyin yoksa tek kişi olmanın acısını bilmiyor! Empati kurmayı öğrenirken kulakları sağırdı herhâlde…
Okul bitip evlere dağılmıştık. İstemesem de aklım sabah olan konuşma geliyordu. Ağabeyimin de işten gelmesine az kalmıştı. Eve gelir gelmez de uyuyacaktım çünkü dinlenmek ve sabah olanları unutmak istiyordum, bunları düşünürken ağabeyim geldi. Kapıyı ona açıp ‘’Uykum var.’’ diyip yatmaya gittim. Yatağıma uzandığım anda uyuyakalmışım.
…
Dünü hatırlamak istemiyorum, ama bugün çok mutluyum. Çünkü sınıfça kampa gideceğiz. Bu nasıl düzenlendi hiçbir fikrim yok, çünkü bizim çok katıdır. Şu ana kadar hiç gezi düzenlenmemişti. Kafasına taş mı düştü ne? Çadırlarda kalacakmışız, umarım içeri böcek girmek. Çadırlarda ikili kalınacakmış, ben Nisa ile kalmayı düşünüyorum. Çünkü erkeklerin ne yapacağı belli olmaz. Gerçekten şu anda ağabeyimden ayrı tek gideceğim gezi bu olacak. Ağabeyim izin verecek mi? Neyse bana kıyamaz verir herhâlde. Okuldan eve geldiğimde hemen ağabeyimin yanına koşup şirinlik yapmaya çalıştım.
‘’Ağabey! Sen dünyanın en iyi ağabeyisin ve en tatlı, en yakışıklı, en havalı, en i-’’derken ağabeyim beni hemen susturdu.
‘’Ne söyleyeceksen söyle, şirinlik daha doğrusu yalakalık yapmaya çalışma.’’saçını savurup kendi beğenmiş bir tavırla, ‘’Ayrıca saydığın bütün enlerin kendimde olduğunu… Biliyorum.’’diyerek güldü. Bende hemen heyecanla anlatmaya başladım.
‘’Okulun İLK KEZ düzenlediği bir kamp var. Bu yüzden bana şu kâğıdı imzalar mısın?’’
‘’Hm ben de gelirsem imzalarım.’’ dedi. Ağabeyim sanki o olmazsa bir adam tarafından kaçırılıp işkence görecekmişim gibi davranıyor!
‘’Ağabey şey bu kâğıt tek kişilik, ayrıca kendimi koruyabiliyorum değil mi? Nisa’yla ve sınıfla gezeceğim zaten başka bir şey yapmayacağım ki.’’
‘’Senin başına her şey gelebilir Gece! Bir adam seni kaçırabilir mesela. Tamam, imzalıyorum ama yediklerine ve içtiklerine dikkat et, tamam mı?’’ dedi.
Şaşırdım, çünkü ağabeyim bana ilk defa izin verdi. Yarın her şeyin ilkini yaşayacağım vay canına! Hemen eve gidip eşyalarımı hazırlamaya başladım. Dört günlük bir kamp olsa da baya heyecanlıydım ama ağabeyim bana bir şart koydu. O da her gece onu görüntülü aramam. Beni görmeden duramıyor, çıldıracağım! Neyse sonuçta tek başına bir geziye gidecektim. Eşyalarımı hazırlayıp hemen yatağıma uzandım. İlk defa kampa gideceğim için çok heyecanlıydım ve dört gün sürecekti. Çok ama çok heyecanlıydım. O akşam zar zor uyumuştum. Sabah olunca okulun bahçesinde buluştuk. Servise bindik ve kamp alanına doğru gitmeye başladık. Yaklaşık otuz ya da kırk dakika sonra kamp alanına geldik. Nisa’yla birlikte bakınıyorduk. Kamp yapacağımız yer bir ormanlık alandı doğal olarak şehrin ortasında olacak değildi ya. Sanırım sadece tek kötü yanı ormanın biraz korkunç görünmesiydi. Olsun sonuçta ilk kez kamp yapacaktık, yemekleri ve çadırları onların vereceklerini söylediler, oh ne güzel. O sırada bu yerin sahibi geldi, yani öyle duydum. Bize açıklama yapacakmış. Nasıl bir adam desem, uzun siyah saçlı, siyah şapkası ve siyah maskesi vardı. İlk önce isimlerimizi öğrenecekmiş.
‘’Ona ne ki bizim adımızdan? Adımızı öğrenip çadırların üzerine yazacak değil ya, herkes kendi çadırını bilir.’’ dedi Nisa.
Aslında haklıydı. Ama adam bu konuda ısrarcıydı. Herkese tek tek ismini soruyordu. Sıra Nisa ile bana gelince ilk Nisa ya sordu.
‘’Senin adın ne?’’
‘’Şunu söylerseniz cevaplayacağım. Sizin adınız ne? İsimlerimizi ne yapacaksınız ve neden şapka ve maske takıyorsunuz?’’ Adam şaşkın bir ifadeyle,‘’Neden ki şimdi bunu sordun?’’ dedi ama sonra ciddileşti.
‘’Madem merak ediyorsun, söyleyeyim. Adım Furkan, isimlerinizi hiçbir şey yapmayacağım, ben her insanla samimi olmak isterim. Neden maske takıyorum? Çünkü gribim. Ve neden şapka takıyorum? Güneş gözüme gelmesin diye, gözlük takınca camlar buğulandığı için şapka takıyorum. Ve bu yüzden yemekleri size yardımcılarım verecek. Evet, şimdi adın?’’ dedi.
‘’Nisa.’’ Şimdi isim söyleme sırası bendeydi.
‘’İsmin ne?’’
‘’Gece.’’
Sonra adamın yüzünde değişik ve garip bir şekilde gülümseme belirdi, gözlerinden anlayabiliyordum. Bu ne ya sapık mı bu adam? Neyse, yapacak bir şey yok adım elden gitti. Herkes acıktığı için yemek saatinde masalara oturduk. Evet, bir de yemek saati var! Kendimi tekrar ilkokula başlamış gibi hissediyordum. Yemekte, mercimek çorbası, ekmek, patates kızartması, köfte ve portakal suyu vardı. Yani… Kamp yerinde çokta bir şey bekleyemem ama mercimek çorbası yerine başka bir şey de olabilirdi. Nisa şanslıydı çünkü menüdeki her şeyi seviyordu. Ben de mercimek çorbasını istemesem de yedim. Çünkü ne demişler?
‘’İlk önce kötüyü yaşa ki sonda iyiyle karşılaş.’’ Nisa hemen araya girdi.
‘’Öyle bir söz olduğuna emin misin?’’
E-eh evet öyle bir söz yoktu ama aynısı yemekte de geçerliydi bence. Midem biraz garip oldu ama bir şey olmaz diyerek yemeye devam ettim. Her şeyin tadı normalinden farklıydı. Portakal suyunu içince kendimi enerjik hissetmeme rağmen uyumak istiyordum. Bu neydi böyle? İsmimizi soran ve buranın sahibi olan Furkan beyi gördüm. Hâlâ bana aynı bakıyordu. Aslında bakarsan adam hiç güzel bakmıyordu. Rahatsız ediciydi. Her neyse yemek yedikten sonra herkese çadırlarını vermişlerdi ve kurmuşlardı. Geç olmadan Nisa’yla çadıra girip uyumuştuk. Gece çadırda bir sıcaklık hissettim, çadır yanıyordu! Ama bunun bir kâbus olduğuna emindim bu yüzden uyumaya devam ettim. Sonra burnuma bir yanık kokusu geldi, gözlerimi açtığımda çadırın yandığını gördüm ve çığlık attım. Ama… Kâbuslarda ve ya rüyalarda çığlık atamazdım ki? Hemen Nisa’yı uyandırmak için yanıma baktığımda onu göremedim. Yediğim yemekler ve yanık kokusuyla birlikte midem daha çok değişik olmaya başladı. Nisa dışarıdan bana sesleniyordu.
‘’Gece! Gece! Beni duyabiliyor musun?’’
‘’Evet, ama buradan nasıl çıkacağım?’’ dedikten iki saniye sonra Furkan mıdır nedir o gelip çadırın üstüne su döktü ve bu da çadırın daha da çok yanmasına neden oldu. Nisa dayanamayıp o kadar ateş olmasına rağmen içeri girip elimi omzuna atıp beni oradan çıkarttı. Bir başkası olsa beni kurtarmazdı o kadar ateş varken.
‘’Çok teşekkür ederim Nisa…’’ dedikten sonra ona sarıldım. O da bana sarıldı.
‘’Önemli değil Gece…’’ Biz ayrılırken ağabeyim aradı. Mecbur telefonu açmak zorundaydım. Telefonu açtım ve ağabeyim paniklemesin diye kameramı kapattım.
‘’Gece, zaten seni görmek için aradım. Kameranı niye kapattın? Ve arkadan niye bir şey yanarmış gibi sesler geliyor, yoksa bana mı geliyor?’’ dedi.
Bak yine her şeyi anladı. Artık kameramı açmak zorundaydım. Kameramı açtığımda ağabeyim duman olmuş yüzümü görünce şok oldu.
‘’Gece ne bu hâl! Ne oldu?’’ İşte bu yüzden açmamıştım kameramı!
‘’Şimdi bana hemen etrafı gösteriyorsun! Sana o kadar dikkatli ol dedim. İçime doğmuş seni göndermek istememekle.’’ dedi ağabeyim.
Ne kadar istemesem de yanan çadırı gösterdim. Ağabeyimin şaşkınlığı daha da arttı.
‘’Gece o yüzden tek başına gezilere gitmene izin vermiyordum! Ya sana bir şey olsaydı? Ya yanında Nisa olmasaydı? Bir dakika Nisa nerede?’’ dedi.
‘’Buradayım.’’ dedi Nisa.
‘’Sen neredeydin çadır yanarken?’’
‘’Furkan Bey çağırmıştı beni.’’
‘’Furkan mı? O kim?’’
‘’Kamp yaptığımız alanın sahibi.’’
‘’Neden seni gecenin birinde çağırıyor?’’ Arkadan Bora ağabeyin sesini duyduk.
‘’Atlas haklı. Neden gecenin bu saatte yani, hem sen neden gidiyorsun?’’
‘’Gece biraz midesini bozmuştu, hemşire çağırmak istediğini söyledi.’’diyince Nisa’yla göz göze geldiğimizde pot kırdığını anladı.
‘’Ne dedin Nisa? Bir daha söyle bakayım.’’ dedi ağabeyim.
‘’Şey biz yemek yedikten sonra Gece biraz kötü olmuştu…’’ Ağabeyim o kadar sinirlenmişti ki resmen renkten renge girdi.
‘’Gece ben sana demedim mi yediklerine dikkat et diye!’’ Biz böyle konuşurken arkadan da çadırı söndürmeye çalışıyorlardı. Furkan Bey bize yeni bir çadır getirip kurdu. Ben ise yavaş yavaş hâlsizleşmeye başlamıştım. Nisa durumu fark edince koluma girip telefonu elimden aldı. Ağabeyim iyice telaş yapmıştı.
‘’Şimdi hemşire geliyormuş Atlas ağabey merak etme.’’
‘’Tamam, Nisa ama habersiz bırakmayın bizi.’’
‘’Tamam bırakmayız.’’
Nisa’yla çadıra girdik, hemen arkamızdan da bir hemşire geldi. Kutuda iki tane iğne gördüm. Hemşire sol tarafta duran iğneyi aldı ve kolumu sıyırıp sanırım panzehiri bana enjekte etti. Hemşire iğneyi yaptıktan sonra hemen gitti. Hemşire gittikten yarım saat sonra kendime geldim. Nisa ağabeyimlerle konuşuyordu. Nisa’nın bakışları beni buldu.
‘’Heh! Uyandı şükür!’’ dedi. Ağabeyim uyandığımı duyunca derin bir nefes aldı.
‘’Gece! İyi misin?’’
‘’İyiyim ağabey, hemşire iğneyi yapınca kendime geldim.’’
‘’İyi de sen nasıl zehirlendin ki?’’ dedi Bora ağabey.
‘’Bilmiyorum Bora ağabey çorbadan herhâlde.’’
‘’E tamam da ben de yedim ondan bir şeyim yok benim?’’
‘’O zaman oraya yemeklerde zehir var mı yok mu bakmaya geliyorum.’’
‘’Tamam, ağabey bekliyoruz o zaman.’’ dedi ve telefonu kapattı.
‘’Nisa ağabeyimleri dışarıda bekleyelim mi biraz hava almak istiyorum.’’
‘’Olur Gece.’’
Aradan kırk dakika sonra geldiler. Arkalarında polis aracı ve yemeklerde zehir var mı yok mu diye bakması için bir ekip geldi. Bunu gören Furkan Bey onları engellemeye çalıştı.
‘’Hey! Burası benim arazim, giremezsiniz izin vermiyorum! Defolun gidin benim yemeklerimde zehir ne arar? Bir de ekip getirmişsiniz!’’ Bora ağabey polis olduğunu gösteren kartını gösterdi.
‘’İzin vermelisiniz! Ayrıca neden bu kadar paniklediniz? Zehir yoksa zaten çıkmaz.’’
Furkan Bey mecburen girmelerine izin verdi. Arabalar kamp alanına girerken biz Nisa’yla bir yarım odunun üstünde oturuyorduk, başım Nisa’nın omzundaydı. Önce ağabeyimle Bora ağabeyim girdi. Durduklarında hemen ağabeyim yanıma gelip önüme dizini çöktü.
‘’İyi misin Gece?’’ dedi. Başımı kaldırıp tam iyiyim diyecekken bana iğne yapan hemşirenin bize baktığını fark ettim. Hemşire onu gördüğümü görünce hemen arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Ağabeyim nereye baktığımı görmek için benim baktığım yere doğru baktı. Bana döndü.
‘’Nereye bakıyorsun Gece?’’
‘’Bir şey gördüm sandım ağabey.’’ dedim. Bora ağabey ile de Nisa konuşuyordu. Sonra Bora ağabey yanımıza geldi.
‘’Tamam, ben ekipleri alıp denetim yapacağım. Burada bekleyin beni.’’diyip ekiplerin yanına gitti. Kısa bir sessizlikten sonra sessizliği bozan ağabeyim oldu.
‘’Gece sizi geziye getiren kim?’’
‘’Müdür bey, neden ki?’’
‘’Nerede müdür?’’
‘’Ağabey ne yapacaksın?’’
‘’Ona bir şey soracağım, eğer izin verirse sizi alıp gideceğiz.’’
‘’Tamam, da izin vermez ki.’’
‘’Sen söyle bana nerede? Bir müdüre soracağım.’’
‘’Peki, şurası.’’diyip müdürün kaldığı yeri gösterdim. Ağabeyim oraya doğru gitmeye başladı.
…
(Ateş’in anlatımıyla)
Rus mafyalarından silah çalmıştım. Evet, şimdi ya savaşacaktım ya da kaçacaktım. Ama ben Ateş Kılıç ve asla kaçmayı tercih etmem ve arabadan indim. Rus mafyalar da direkt arabadan indiler. Rusça bir ses duydum.
‘’Silahlarımızı geri veriyorsun hemen!’’ dedi. O sırada adamlarım geldi.
‘’Rüyanızda görürsünüz.’’diyerek silah doğrulttum. Rus mafyalar silah doğrultmakta geç kalmadı. Rus mafyasının silahı patlayınca bir çatışma çıktı. Sanırım on beş ya da yirmi dakika süren bir çatışmadan sonra biz galip geldik. Silahları alıp kendi alanımıza götürdük. Silahları bıraktıktan sonra babama haber vermek için onu aradım.
‘’Baba neredesin?’’
‘’Ateş şu an sırası değil tamam mı?’’ dedi ve kapattı. Arkadan siren sesi geliyordu. Bu adam gene ne yapıyordu? Açelya belki biliyordur çünkü ona hemen hemen her şeyi söylerdi. O yüzden hemen Açelya’yı aradım.
‘’Açelya neredesin?’’
‘’Oturuyorum ağabey, neden ki?’’
‘’Babamı aradım ‘Şu an sırası değil tamam mı?’ dedi ve kapattı. Hayır, silahı da evde nerede ne yapıyor biliyor musun?’’
‘’Valla ben de bilmiyorum ağabey belki annem biliyordur ama asla söylemez.’’
‘’Haklısın Açelya, tamam çok geç olmadan gel eve.’’
‘’Tamam, ağabey görüşürüz.’’
‘’Görüşürüz.’’
Kafa dağıtmak için dışarı çıktım. Evimizin yanındaki ormanlık alanda yürüyüş yapmak istedim. Otuz dakika sonra bir alana denk geldim. Gizlice bakarken o kızı gördüm. Son karşılaşmamız çok garipti. Sadece ailesi ona kitap alıp almadığını sormuştum. Sanırım adı Gece’ydi. Çok garip bir tepki vermişti. Normal biri böyle bir tepki vermez. Sanırım anne ve babası ölü… Oraya daha dikkatli bakınca o gün kafede gördüğüm adam, Gece’nin önünde diz çöküyordu. İyi de bu adam bu kıza neden bu kadar yakın davranıyordu? Bir dakika, bana ne ki? Onları duyabilmek için biraz yaklaştım.
‘’Nerede müdür?’’
‘’Ne yapacaksın ağabey?’’
‘’Ona bir şey soracağım, eğer izin verirse sizi alıp gideceğiz.’’
‘’Tamam da izin vermez ki.’’
‘’Sen söyle bana nerede? Bir müdüre soracağım.’’
‘’Peki, şurası.’’diyip gitti.
Gittiği yere bakınca babamı gördüm. O ne yapıyordu burada? Babam o kıza bakıp gülüyordu, yine planları vardır. Neyse umurumda değil. Sanırım otuz dakika sonra polisler aşçıyı tutukladılar ve gittiler. Babam gene yaptı yapacağını.
…
(Gece’nin anlatımıyla)
Furkan Bey bugün aktivite yapacağımızı ve aktivitesinin balık tutmak olduğunu söyledi. Furkan Bey odunları alırken biz de gerekli malzemeleri alıp arabaya yükledik. Yaklaşık on dakika sonra göle geldiğimizde her şeyi kurmaya başladık. Ben gölün etrafına bakarken Furkan Bey omzuna aldığı odun beni göle düşürdü ve tek sıkıntı yüzme bilmediğim! Ve şansıma gölün az ileride bir akıntı vardı. O sırada Nisa’nın sesini duydum.
‘’Gece!’’
O kadar korkuyordum ki etrafa bakınmaya çalışıyordum ama bu çok zordu. Nisa bir şey yapamıyordu çünkü o da yüzme bilmiyordu. Nisa etrafa bakınırken ben de suyun üstünde kalmaya ve akıntıya doğru sürüklenmemeye çalışıyordum ve bu baya zordu. Furkan Bey’in gülümsediğini gördüğümde hemen yüzünü değiştirdi.
‘’Ah! Bu nasıl oldu? Kusura bakma Gececim, görmemişim.’’diyince Nisa baya sinirlendi.
‘’Kızı kurtar bari koskoca adamsın, yüzme bilirsin herhâlde!’’
‘’Yok, ben gelmişim elli yaşına yüzme bilmiyorum ki. Sadece balık tutmayı bilirim ben.’’diyince Nisa küplere bindi.
‘’Ya sen benimle dalga mı geçiyorsun!’’derken önüme bir odun parçası geldi. Nereden geldi diye bakarken hemşireyi gördüm. Ama beni görünce dün akşamki gibi gitti. Neden orada olduğunu merak ediyordum ama biraz daha oduna tutunmazsam boğulacaktım. Hemen oduna tutunup karaya doğru ilerlemeye çalıştım. Biraz ilerlediğimi görünce Nisa bir sopa bulup bana uzattı ve beni tutup oradan çıkardı. Çıktığımda Nisa soğuk olur diye yanında getirdiği hırkayı üstüme koydu. Furkan Bey’in yüzü düşmüştü. Bu bariz belliydi.
‘’Eh i-iyi çıktın en azından.’’ Nisa her an patlayacak bir bomba gibiydi, çok kızgındı.
‘’Ne oldu sevinemediniz galiba Gece’nin kurtulmasına.’’ Furkan Bey’in yüzünde sahte bir gülüş vardı.
‘’Yok, ne alakası var? Aklıma bir şey geldi de dalmışım, yoksa sevindim tabii kurtulmasına.’’ dedi.
Bir zaman geçtikten sonra kamp alanına gidince sıra yine yemek sırasına geldi ama bu sefer ağabeyimin getirdiği yemeklerden yedim. Allah korusun zehirlenirim falan hiç uğraşamam. Yemeği yedikten sonra çadıra girip üstüm başım ıslak olduğu için üstümü değiştirdim ve saçımı kuruttum. Birden aklıma o hemşire kadın geldi. Neden hep bizi izliyordu? Ve işin ilginç yanı ağabeyim ve benim saç renklerimiz kadının saç rengine çok benziyordu, hatta aynıydı diyebilirdim. Ben bunları düşünürken uyuyakalmışım ama farkında değildim. Uyandığımda gördüğüm ilk şey telefonumdaki on sekiz cevapsız çağrıydı, ah ağabey ah! Bir daha sensiz bir yere gitmeyeceğim şu başıma gelenlere bak, anlaşılan sen de bensiz duramıyorsun… O kadar dalmışım ki, duymamışım derken o sayının altmış olduğunu fark ettim! Ve hemen ağabeyimi aradım ve anında açtı. Sanki geceden sabaha kadar onu aramamı beklemiş gibi.
‘’Gece! Sabahtan beri arıyorum neden açmıyorsun?’’
‘’Kusura bakma ağabey uyuyakalmışım, duymadım.’’
‘’Sen Nisa’yla aynı çadırda kalmıyor musun o neden duymadı?’’
O sırada Nisa’nın çadırda olmadığını fark ettim. Çadırın fermuarını açıp dışarı bakayım dediğimde Nisa’yı Furkan Bey’le tartışırken gördüm ve çok fazla sesleri çıkıyordu özellikle Nisa’nın.
‘’Gece o arkada bağıran Nisa mı?’’ dedi ağabeyim.
‘’Evet ağabey! Furkan Bey’le tartışıyorlar.’’
‘’Neden ki?’’ Ah kızım Gece ne diyeceksin şimdi?
‘’Şey sonra anlatırım ağabey.’’
‘’Gece-‘’derken telefonu kapattım ve onların yanına gittim.
‘’Yeter artık! Ağabeyimi arayacağım ve bizi alıp buradan gidecekler!’’ diye bağırdı Nisa.
‘’Kimse buradan izinsiz çıkamaz!’’
‘’İzin almaya çalışsak da izin vermezsiniz zaten değil mi?’’
‘’Evet!’’
Nisa sinirden kıpkırmızı olurken hâlâ ağabeyim arıyordu. Nisa’nın elinden kaza çıkmadan onu kolundan çekip oradan uzaklaştırdım.
‘’Nisa ne oluyor? Ne bağırıyorsunuz sabah sabah herkes size bakıyor.’’
‘’Gece, o adam deli midir mal mıdır bilmiyorum! Ya sen dün boğuluyordun o an bile gülüyordu! Bu normal mi?’’
‘’Belki aklına komik bir anısı gelmiştir?’’ Öyle düşünmek istiyordu çünkü.
‘’Öyle bir anda mı Gece? Onu bunu bilmiyorum ama bu adam normal değil söyleyeyim.’’
‘’Nasıl yani?’’
‘’Gülünmeyecek şeylere gülmesi falan bunları görmüyor musun Gece? Buraya geldiğimiz zamandan beridir hem zehirlendin hem de boğuldun!’’
Kız haklı ne diyeyim ki ben?
‘’Tamam, Nisa bir sakin ol. Sen otur bir yere ben çadıra gidip geliyorum.’’ dediğimde Furkan Bey çoktan ortadan kaybolmuştu. Nisa baya haklı bu adam hiç normal değil… Çadıra girdim ve fermuarı çektim. Bir anda içeri bin tane böcek girmeye başladı! Iy böceklerden nefret ederim ve fobim var! Hani burası böceksizdi yani gelmeden önce bize buraya böcek ilaçlaması yapıldığını söylemişlerdi, bunların burada olmaması lazımdı! Fermuarı açmaya çalıştım ama açamadım. Hah, ne güzel ya valla! Gözüme böcek ilacım gözüktü. Ama böcekler üstüme biniyordu ve fobim var derken kaşıntıdan ve korkudan bayıldım ya da diğer tarafa gittim derken uyandım ama çadırın içinde değildim ve böceklerde üstümde değildi, hatta hepsi ölüyordu. Çadır arka tarafından delikti, böcek spreyimde içerideydi. Bak! Yine o hemşireyi gördüm, artık dayanamayacağım! Hemen hemşirenin arkasından koşmaya başladığım esnada aklıma Nisa geldi. Onu burada tek başına bırakamazdım, o yüzden geri döndüm. Nisa hızlıca yanıma geldi.
‘’Yine ne oldu?’’
‘’Böcekler çadırı bastı!’’
‘’Böcekler mi? E hani burada böcekler yoktu?’’
‘’Ben de öyle sanıyordum.’’
‘’Bir an önce gitmek istiyorum Gece.’’
‘’Ben de Nisa ama dayan yarın gidiyoruz buradan…’’
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |