11. Bölüm

10. Bölüm

Rainy
therainy52

Hâlâ nasıl bildiğini düşünüyordum. Her tarafı gezmiş olsa bile, kızlar tuvaletine neden girsin ki? Sapık mı bu adam? Bunları düşünürken çoktan okula gelmiştik. Yürümemde zorluk yaşadığım için, bir süre bizi Yusuf amca bırakacaktı. Sınıfa geldiğimizden birkaç dakika sonra ilk dersimiz başlamıştı. Ders Edebiyattı. Sıla Hoca sınıfa girdikten sonra biri daha geldi.

‘’Evet gençler, bugün sınıfımıza yeni bir öğrenci katıldı. Hadi kendini tanıt.’’ dedi.

Yeni gelen öğrenci, sınıfa geldiğinden beridir bana bakıyordu. Ve bu hâliyle pek hoş bir durum değildi. Bir adım öne çıktı.

‘’Ben Zaheyn. 18 yaşındayım.’’ dedi ve sınıfta boş bir yere oturdu.

-40 Dakika Sonra-

Ders bitmişti ve teneffüs zili çalmıştı. Ama Zaheyn bir garip gibiydi, neden bilmiyorum. Tam bu sırada zorbalar geldi ama Alparslan yoktu. Çünkü bir hafta uzaklaştırma almıştı. Zorbalar önüme geldikten sonra, en öndeki zorba kız bana bakıp, saçlarımdan tutup saçımı arkaya doğru çekti.

‘’Sen misin Alparslan’a iftira atan Turunçgil?’’ Saçımı çekmeye çalışırken, beni sandalyemden saçımla beraber yere fırlattı. O sırada Nisa geldi.

‘’Ne yapıyorsunuz siz? Gücünüz güzellere mi yetiyor? Gerçi sizde haklısınız, çirkin olunca yediremiyorsunuz bir yerlerinize.’’ dedi. Beni ayağa kaldırmaya çalışırken, zorba Nisa’nın karnını tekmeledi ve duvara fırlattı.

‘’Başlatma şimdi laf sokmandan da, seninle işim yok benim!’’ dedi sert bir ses tonuyla. Üzerime doğru geldi. Tam suratımı tek eliyle tutmuş, tokat atacakken, Zaheyn elini tuttu.

‘’Kes şunu. Sen kesmezsen, ben senin elini keserim!’’ dedi, keskin bakışlarıyla. Kız alaycı tonuyla ayağa kalktı.

‘’Sen mi elimi kesecekmişsin, yakışıklı?’’ Zaheyn beni yerden kaldırırken, zorba kız ayağını üstüme bastırarak kalkmamı engelledi.

‘’Neden böyle bir böcek yerine benim gibi bir kelebeğe yardım etmiyorsun?’’ dedi. Zaheyn, kıza döndü.

‘’Beyin nakli için yardım etmeyi çok isterdim ama senin kafanda yok gibi duruyor.’’ dedi ve elimden tutup kaldırdı.

‘’İyi misin?’’ Ona cevap vermeden Nisa’ya döndüm. Nisa yerde karnını tutmuş yatıyordu. Zorba kız saçını savurup, ‘’Görüşeceğiz.’’ dedi ve arkasını dönüp gitti. Hemen elimi, Zaheyn’in elinden çekip Nisa’nın yanına gittim.

‘’Nisa, iyi misin?’’ dedim endişeli bir şekilde. Nisa derin bir nefes alıp doğrulmaya çalıştı.

‘’İyiyim Gece.’’ dedi. O sırada Zaheyn yanımıza geldi.

‘’Bence revire gidelim, arkadaşının durumu iyi değil gibi.’’ Haklıydı.

‘’Şimdi daha iyi misin, Nisa?’’

‘’İyiyim.’’ dedi. Revirden yeni çıkmıştık ve şu anda bahçeye gidiyorduk. Bahçeye giderken bir afiş dikkatimizi çekti.

Uludağ Tatili! 10-16 Mart arası, kişi başı 500 TL! Başvuruları müdür yardımcısına yaptırabilirsiniz. Son başvuru tarihi: 9 Mart.

Gezi mi? En son o kampa gitmiştim ve şuan bir gezi ne kadar iyi olur bilemiyordum. Umarım velilerde gelebiliyordur, çünkü bu sefer ağabeyim gitmeme asla izin vermezdi. Bora ağabey de izin vermezdi. Ama ikimiz de buraya gitmeyi çok istiyorduk. Zaten son olan olaylar da hepimizi çok yormuştu. Bence hepimiz iyi bir tatili hak ediyorduk.

Bugün Uludağ’a gidiyorduk. Bora ağabey gelememişti, ama ağabeyime güvendiği için izin vermişti. Bir hafta olmayacaktık. Umarım o dört günlük olan kamp gibi olmazdı. Hep bundan korkuyordum. Ama korkunun bir faydası yoktu. Belirlenen saatte ağabeyim, Nisa ve ben bahçedeydik ve otobüsün gelmesini bekliyorduk. Birden ağabeyimin elini omzumda hissettim.

‘’Gece, emin misiniz gitmek istediğinizden? Bir daha mı düşünseniz Nisa’yla?’’ Kısa bir an için Nisa’yla göz göze geldik. Sonra ağabeyime döndüm.

‘’Eminiz ağabey, hem bu sefer sen varsın yanımızda. Hiçbir şey olmaz bize.’’ Tam konuşmamız bittiğinde bineceğimiz otobüs gelmişti.

Sonunda Uludağ’a gelmiştik. Şükür Allah’ıma ki yolculuk sorunsuz geçmişti. Umarım tatilimiz de öyle geçer. Hepimiz sırayla anahtar alıyorduk. Yine bungalovlarda ikili kalacaktık, ama bizde bir kişi fazlaydı. Ama olsun en azından kendimizi güvende hissediyorduk. Anahtarları alıp hangi bungalovlarda kalacağımıza bakındık. Ama Nisa bizden başka bir bungalovda kalmak zorundaydı. Bizimki altıncı bungalovdu. Bungalovun önüne geldiğimizde resmen büyülendik. Çünkü yağan karla beraber çok güzel gözüküyordu.

Hemen anahtarla kapıyı açıp içeri girdik. Her bungalovda olduğu gibi iki katlıydı. Alt katı normal bir evden farksızdı, her şey alt kattaydı sanki. Üst katta ise yatak odaları vardı. Hemen daha fazla üşümeden içeri girip kapıyı kapattık. Bu bungalov bana minik bir evi anımsatmıştı, bu hoşuma gitmişti. İçeriye girdiğimizde sıcak hava yüzümüze vurmuştu. Sobanın verdiği o huzur verici sıcaklık, yol boyunca hissettiğimiz soğukluğu unutturuyordu. Nisa, hemen montunu çıkarıp kenara attı.

‘’Ay, burası tam benlik!’’ dedi sevinçle.

Ağabeyim, ellerini ısıtmak için sobanın yanına geçti. Gözleri hâlâ dikkatliydi. Sanki her an bir tehlike çıkabilirmiş gibi çevreyi süzüyordu. Ben ise derin nefes almıştım. Dışarıdaki soğuktan sonra içerisi gerçekten huzur vericiydi.

‘’Üstümüzü değiştirip bir şeyler atıştıralım mı?’’ diye bir fikir sundum ortaya bağcıklarımı bağlarken. Herkes kabul etti ve üst kattaki odalarımıza çıktık.

Aynaya baktım, saçlarım biraz dağınıktı ama bu beni rahatsız etmiyordu. Hemen valizimi açıp giyeceğim kıyafetleri çıkardım. Koyu kırmızı, bol kesim kapüşonlu bir kazak, siyah, termal bir tayt, onların üzerine ise uzun, koyu gri oversize kaban. Hemen üstümü değiştirdim ve dışarısı için atkı ve örgü beremi çıkardım. Saçlarımı sadece tarayıp çıkmıştım odadan.

Aşağıya indiğimde herkes beni bekliyordu. Sobanın yanında küçük bir masa vardı ve Nisa çay demlemişti. Çayları koyuyordu.

‘’Sonunda, sıcacık bir şeyler içebiliriz!’’ dedi sevinçle.

Ağabeyim, camdan dışarı baktı. Kar taneleri yavaşça yere düşerken, içerideki sıcaklık ve güven hissi, herkesi biraz daha rahatlaşmıştı.

Dışarıdaki manzaraya daldığımda, ‘’Bu gece çok güzel olacak…’’ diye mırıldandım.

Kanepeye oturup rahatça çaylarımızı yudumladık. İlk defa böyle huzurlu hissediyordum. Çaylarımız bittikten sonra ortaya bir öneri sundum:

‘’Kartopu savaşı yapalım mı?’’

Herkes olur dedikten sonra hemen berelerimizi, atkılarımızı ve eldivenlerimizi takıp dışarı çıktık. Çok güzel bir şekilde kar yağıyordu… Sağdan kafama gelen kartopuyla savaşımız başladı…

-1 Saat Sonra-

O kadar üşümüştüm ki, resmen titriyordum soğuktan, ayakta çok duramadığım için dinlenerek oynamıştık kartopu savaşını. Nisa ve ben takım olmuştuk o yüzden, ağabeyim de tekti. Bungalova girince ağabeyim hemen sobayı yaktı ve üçümüz sobanın etrafında toplandık. Ağabeyim bize döndü.

‘’Kim kafama beş kilo kar attı?’’ diye kızınca Nisa ve ben patlama noktasına gelircesine gülmeye başladık. O kadar gülüyorduk ki cevap veremiyorduk. En sonunda sakinleşince sorusunu cevapladım.

‘’Ben attım canım ağabeyim.’’ dedim. Ağabeyim bana inanamaz gözlerle baktı.

‘’Gece, azıcık merhamet etseydin lan bana. O neydi öyle? Füze geldi zannettim.’’ diyince bir daha gülmeye başladık. Çünkü o kadar büyük bir top hazırlamıştım ki, normal kartoplarından çok büyüktü. Biraz daha güldükten sonra ağabeyim bize döndü.

‘’Hadi geç oldu yatalım artık, bugün baya yorulduk. Nisa sende kendi bungalovuna git, çok karanlığa kalma. Hatta ben seni geçireyim.’’ dediğinde istemeden ya da isteyerek olsa da ikisine bakarak sırıttım.

‘’Tamam, tamam, siz gidin. Bende otururum burada.’’ dedim.

Ağabeyim gülümsedi ve Nisa ile beraber dışarı çıktılar. Onlar çıktıktan bir ya da iki dakika sonra kapı tıkladı. Bir anlığına gerildim. Dikkatlice ayağa kalkıp zorla da olsa kapıya gittim ve delikten baktım. Kimse yoktu…

‘’Kim o?’’ dedim sessizce.

‘’Benim, Zaheyn.’’

Zaheyn’in sesini duyduğumda bir rahatlık gelmişti içime. Kapıyı açtığımda tam karşımda duruyordu. Acaba bu saatte neden gelmişti ki?

‘’Bir şey mi oldu Zaheyn?’’

‘’Gelmem için bir şey mi olması lazımdı?’’

‘’Yok da, merak ettim.’’

Zaheyn hafifçe gülümsedi ama yüzündeki gölgeyi fark etmemek imkânsızdı. Kar yağışı durmuştu ama soğuk hâlâ kemiklerime işliyordu. İçeri buyur edip kapıyı kapattım. Sobanın sıcaklığı hemen üzerimize çöktü.

‘’Gece,’’ dedi, sesi alışılmadık bir ciddiyete bürünmüştü.

‘’Bu gece buraya sadece sohbet etmek için gelmedim.’’ dedi. Kaşlarımı hafifçe çattım.

‘’Ne oldu?’’

Cevap vermeden önce bir an duraksadı, sanki kelimeleri dikkatlice seçmeye çalışıyordu. Sonra derin bir nefes aldı ve gözlerini doğrudan benimkilerle buluşturdu.

‘’Burada güvende değilsin.’’ Sanki içimdeki sıcaklık bir anda çekilmiş gibi hissettim. Sobanın çıtırtısı dışında oda sessizliğe gömüldü.

‘’Ne demek istiyorsun?’’

Zaheyn, ceketinin cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı ve bana uzattı. Titreyen ellerimle aldım ve açtım. El yazısıyla yazılmış birkaç kelime vardı:

‘’Gözleri hep üzerinde olacak. Kime güveneceğini iyi seç…’’

Boğazım düğümlendi. Elim istemsizce bastonuma gitti. Bir şeyler söylemek istedim ama dilim tutulmuştu. Zaheyn yavaşça konuştu.

‘’Bunu kapının önünde buldum. Kimseyi görmedim ama…’’ Duraksadı, sonra sesini iyice alçalttı.

‘’Biri seni izliyor, Gece.’’

Biri beni mi izliyordu? Kim izleyebilirdi ki beni? Kime güveneceğini iyi seç derken kimi kastetmişti? Etrafımda hain mi vardı? Varsa da bu kim olabilirdi ki? Notu tekrar tekrar okuyordum ama anlam veremiyordum. Derin bir nefes verdim. Etrafa boş bakışlar atmaya başladım. Kim beni izleyip ne yapacaktı? Ya şu anda da beni izliyorsa? Ne yapacaktım şimdi? Zaheyn’den yardım mı isteyecektim? Ama onu tam anlamıyla tanımadığım için bu doğru olmazdı. Sanırım ağabeyime söylemeliydim ama hâlâ gelmemişti. Oysa Nisa bizim bungalova uzak değildi. Ağabeyimi mi beklemeliydim yoksa gitmeli miydim? Zaheyn’e baktım.

‘’Peki, sen beni kimin izlediğini biliyor musun?’’ Kafasını iki yana salladı.

‘’Ama düşünüyorum ki, zorbalardan biri olabilir ya da sana takıntılı olan biri olabilir Gece…’’

Hah, ne güzel! Bir de takıntılı manyağım eksikti, o da oldu! Acaba o manyağı tanıyor muydum? Tanıyorsam bile bu kim olabilirdi ki? Of! Tam bunları düşünürken, Zaheyn birden ayağı kalktı.

‘’Geç olmadan bungalovuma gideyim, iyi geceler.’’ dedi gülümseyerek. Tam onu uğurlamak için bastonumla kalkacağım sırada beni durdurdu.

‘’Zorlama kendini, gerek yok.’’ Gülümseyerek tekrardan yerime geri oturdum. Zaheyn gittikten kısa bir süre sonra ağabeyim gelmişti.

‘’Ağabey, bir şey konuşmamız lazım. Acil.’’ dedim içeri girer girmez.

‘’Ne oldu yine iki dakikalık yokluğumda?’’ İki dakika mı? Neyse bunu sonra soracaktım, şu an konumuz bu değildi.

‘’Sen yokken okuldan arkadaşım geldi ve bu kâğıdı verdi.’’ dedim ve elimdeki kâğıdı ağabeyime uzattım. Kâğıdı okuduğunda bana döndü. Sinirliydi.

‘’Kim bu arkadaşın ve bunu kim verdi sana?’’

‘’Bizim okula yeni nakil olan biri. Bu kâğıdı da kapının önünde bulmuş.’’

‘’Kim işte!’’

‘’Zaheyn, sen tanımazsın ki.’’

‘’Erkek mi, kız mı? Anlamadım.’’ Derin bir nefes aldım.

‘’Erkek, ağabey.’’

‘’Ne dedi sana başka?’’

‘’Burada güvende değilmişim. Onu söyledi ve notu görünce de izleniyor olabileceğimi söyledi.’’ Ağabeyim inanamaz bir şekilde kaşlarını kaldırdı.

‘’Ağabeyinin yanındasın Gece, sana asla zarar gelmesine izin vermem. Nisa’nın da öyle.’’ Artık günlük mesaime başlayabilirdim. Sinsice güldüm.

‘’Ağabey,’’ dedim uzatarak. ‘’Nereye gittin de gelemedin bir türlü. Ne yaptın, ne dedin?’

(Yazar’ın anlatımıyla)

Atlas, Gece’nin sorusundan sonra dalıp gitmişti. Ne diyebilirdi ki Gece’ye? Onu düşünüyordu ama bulamıyordu. Gece’nin hastaneye kaldırıldığı günden beridir Nisa’ya karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştı. Ama sorun şuradaydı, Nisa onun kardeşi gibiydi, beraber büyümüşlerdi. Böyle duygular beslemek Atlas’a yanlış geliyordu ama kalbinin sesine engel olamıyordu. Bir yandan bunun yanlış olduğunu bilse de, bir yandan onun sevgisini kazanmak istiyordu. Bu, Atlas için zor olacaktı. Çünkü Nisa onu ağabeyi olarak görüyordu. Yani Bora, Nisa için hangi konumdaysa, Atlas ta oradaydı. Ama Atlas, Nisa’ya olan hislerini nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Söylesem de rahatlasam, diye düşünüyordu, ama bu o kadar da kolay olmayacaktı. Nisa onu sevse de, Bora ve Yusuf amcası vardı sonraki engel olarak. Onları sonra düşünecekti. İlk adım olarak, Nisa’ya hislerini anlatmak istiyordu.

Derin bir nefes verdi Atlas. Tüm her şeyi düşündükçe biraz daha geriliyordu. Sevdiği kadın, kardeşiyle aynı yaştaydı. Hatta kardeşi ay farkıyla daha büyüktü. Bu da Atlas için bir diğer sorundu. Ya Nisa onu sevmezse? O zaman ne yapacaktı? Nasıl alacaktı gönlünü? Acaba Nisa onu seviyor muydu? Kaç gündür bunları düşünüyordu Atlas. Gece’ye sorsa? Ama Gece ne diyecekti ki? Kardeş, hatta ikiz gibi büyüdüğü kardeşini ağabeyine ayarlamasını mı isteyecekti? Ama sorsa ne kaybederdi ki? Kafasını bu düşüncelerden uzaklaştırmaya çalıştı, Atlas. Çünkü söylese de bir şey değişmeyeceğini düşünüyordu. Sevgisini bir süre daha kalbine gömmeye karar verdi.

‘’Bir şey olmadı Gece. Hadi, sende çok geçe kalma.’’ dedi ve uyumaya gitti.

Gece, ağabeyinde bir şeylerin değiştiğinin farkındaydı. Ama tam olarak ne olduğunu anlamıyordu. Nisa’ya yakın davranıyordu… Yoksa ağabeyi ona karşı bir şeyler mi hissediyordu? Gece, bu konuyu hep şakaya vuruyordu. Yoksa yaptığı şakalar gerçek mi oluyordu? Bundan emin olmak istiyordu ama nasıl olacağını bilmiyordu. Ağabeyine sorduğunda ise cevap alamıyordu.

Gece, derin bir nefes alıp dışarı baktı ve baktığı an siyah bir siluet görmüştü. Ama o siluet fark edildiğini anlamış olacaktı ki, Gece onu gördüğü an hemen çekilmişti. Zaheyn haklı olabilir miydi? İzleniyor muydu yoksa ona mı öyle geliyordu? Kötü düşünmek istemiyordu Gece. Peki, ne yapacaktı? Bir an için Acaba hayal mi gördüm? diye düşündü Gece. Ama hava baya karardığı için emin olamıyordu. En iyisi uyumak diye düşünerek dikkatlice ayağa kalktı ve uyumaya gitti.

-1 Ay Sonra-

(Nisa’nın anlatımıyla)

Okulda, sınavlara yakın bir dönemdeydik ve şimdiden strese girmiştim. Bu yüzden çıkışta Atlas ağabeyin yanına gitmeye karar vermiştik. Ama bir yandan da mutluyum, çünkü Gece her geçen gün daha çok toparlanıyordu ve son bir ayımız sorunsuz geçmişti. Gece de, ben de rahat bir nefes almıştık sonunda. Aramıza Zaheyn de katılmıştı ve zorbalara karşı bizi koruyordu. Onun hayatımıza girmesi, her şeyi değiştirdi diyebilirdim. Çünkü Gece’nin yanından ayrılmıyordu. Bunu sorduğumda ise Zorbalar gelebilir ve size zarar verebilir, diyordu. Saate bakmıştım ve çıkmamıza on altı dakika kalmıştı. Ve o son dakikaları hiç geçmiyordu. Ama kafeye gidip tatlı yeme fikri çok cazip geliyordu. Bugün bizi babam almayacaktı, işi vardı çünkü. Yürüme gidecektik. Umarım Zaheyn gelmezdi, ondan hiç iyi bir his alamamıştım. Ama bunu kimseye söylemeyecektim. Eğer onun hakkında yanılıyorsam bu bende kalmalıydı.

O on altı dakika bittikten sonra toparlandık ve okuldan çıktık. Ve ne kadar istemesem de Zaheyn gelmişti. Biraz yürüdükten sonra kafeye gelmiştik. Bu aralar Atlas ağabey garip davranıyordu ama pek önemsememeye çalışıyordum. Masaların çoğu doluydu ama şansımıza, pencere kenarında dört kişilik bir yer bulabildik. Oturduk ve menüye göz gezdirdik. Tatlılara bakarken içim kıpır kıpır oldu. Uzun zamandır böyle güzel bir gün geçirmemiştim. Atlas ağabey'in garip davranışları yine aklıma takıldı. Son zamanlarda benden bir şeyler saklıyor gibiydi. Ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Ona sormak istiyordum ama ya beni terslerse diye çekiniyordum. Bu düşüncelerle boğuşurken Atlas Ağabey geldi ve siparişlerimizi aldı. Kahvemizi ve kekimizi getirirken, bana kocaman bir gülümseme ile bakıyordu. Bir çiçek ve bir de Afiyet olsun yazılı bir not. Üzerinde kırmızı bir kalp olan özel bir çikolatalı kek getirdi. Ben sadece çikolatalı kek istemiştim... Kalp?

Kek, üzerindeki kalp ile birlikte masanın ortasında duruyordu. Gözlerim kekin üzerine odaklanmışken, kafamda bir sürü soru belirmeye başladı. Acaba bu kalp, sadece bir jest mi yoksa daha derin bir anlamı mı vardı? Atlas'ın gözlerindeki gülümseme, bana her şeyin yolunda gittiğini hissettiriyordu ama içimdeki merak durmaksızın büyüyordu.

O an, Atlas ağabey'in yanıma gelip sandalyeye oturmasıyla irkildim. "Kek hoşuna gitti mi?" diye sordu, sesi nazik ve içtendi. "Çok güzel," dedim sonunda, sesim hafifçe titriyordu. "Ama... Bu kalp?" Atlas gülümsedi. Gözleri, her zamanki gibi parlıyordu.

"Sadece sana özel bir şey yapmak istedim," dedi. "Çikolatalı kek sevdiğini biliyordum. Kalp de... Hoşuna gider diye düşündüm." Kekten bir çatal aldım. Tadı, her zamanki gibi muhteşemdi. Çikolata, ağzımda erirken, Atlas ağabeye baktım. Gözlerimiz buluştu.

"Teşekkür ederim," dedim. Atlas ağabey, Gecenin yanındaki, Zaheyn'e doğru baktı. Zaheyn'in gizemli varlığı, Atlas'ın merakını cezp etmişti.

"Sen de kimsin?" diye sordu Atlas ağabey, sesi biraz yankılanırken. Zaheyn, Atlas ağabey'in sorusuna karşılık verdi. "Ben, Gece'nin okuldan arkadaşıyım iyi anlaşıyoruz siz kimsiniz ikizi falan mı?" dedi.

Atlas ağabey tam cevap verecekken arkadan bir hatırtı pütürtü geldi. Atlas ağabey korumacı bir şekilde bana ve Gece’nin kafasını kendisine çekip ikimize iki koluyla sarıldı. Gözlerim, içeriye dalan sert bakışlı adamların üzerinde gezindi. Yüzlerindeki ifadeler, buraya huzur getirmek için gelmediklerini belli ediyordu. En önde duran, genç ve yakışıklı bir adamdı. Saçları özenle taranmış, giyimi kusursuzdu, ancak gözlerindeki öfke, tüm bu kusursuzluğun altında yatan tehlikeyi ele veriyordu. Gözleri, etrafta kısa bir tur attıktan sonra, buz gibi bir sesle konuştu: "Patron'u aşağı çağırın! Yoksa burayı patlatırım!" Gece'den duyduğum sesle o adamı tanıdığımı fark ettim.

"Ateş malı..."

Kalbim, göğsümde panik içinde çırpınmaya başladı. Kekim elimde kaldı, sanki bir daha asla yiyemeyecekmişim gibi hissettim. Etrafımdaki insanlar, sandalyelerine sinmiş, korku dolu bakışlarla birbirlerine bakıyorlardı. Masaların altından yükselen fısıltılar, sessiz çığlıklar gibiydi. Bu adamlar, gerçekten de burayı havaya mı uçuracaklardı?

Gözlerim, Ateş'in bakışlarının bir an için Gece'nin üzerinde yoğunlaştığını fark etti. Gözleri, ilk başta öfkeyle parlıyordu, ama sonra aniden yumuşadı. Sanki etrafındaki kaosun farkında değilmiş gibi, yüzünde garip bir ifade belirdi. Derin bir nefes aldı ve dudaklarından şu cümleler döküldü:

"Kesin sesinizi! Rahatsız oldum. Güzel bir şeyi izlerken rahatsız edilmeyi sever misiniz?"

Sessizlik, bir anlığına tüm mekânı kapladı. İnsanlar, nefeslerini tutmuş, ne olacağını merakla bekliyordu. Ateş, elini cebine attı ve yavaşça bir silah çıkardı. Silahı havaya kaldırdı ve etrafına baktı. "Bu gürültüyü kesmek için yeterli mi?" diye sordu.

O an, mekândaki tüm hava değişti. Korku ve gerginlik yerini şaşkınlığa bıraktı. Herkes, ne yapacağını bilemez halde birbirine bakıyordu. Genç adam, silahını indirdi ve dudaklarında hafif bir gülümsemeyle, "Şimdi patronu çağırın," dedi. "Ve lütfen sessiz olun. Çünkü ben de bu güzelliğin tadını çıkarmak istiyorum." dedi Gece'ye bakmaya devam ederek.

Bu sözler, mekândaki gerilimi daha da artırdı. İnsanlar, sessizce telefonlarına sarılırken, Ateş'in gözleri Gece'den ayrılmıyordu. Gece ise, ifadesiz bir şekilde Ateş'e bakıyor, ne düşündüğünü anlamak imkânsızdı. Birkaç dakika sonra, mekânın kapısı açıldı ve içeriye, oldukça heybetli olan adam girdi; Patron. Adamın yüzünde sert bir ifade, gözlerinde ise keskin bir bakış vardı. Ateş'e doğru ilerlerken, etrafındaki insanlara göz ucuyla baktı.

"Ne oluyor burada?" diye sordu, sesi tok ve otoriterdi. Ateş, adama doğru döndü ve sakince cevap verdi: "Bizimle gel."

Patronun kaşları çatıldı. Patron, Ateş'e bir süre baktıktan sonra, derin bir nefes aldı. "Anlıyorum," dedi. "Ama bu, bizim işlerimizi aksatmamalı."

"Elbette," dedi Ateş. "Bizimkini de aksatmamalı. Yürü."

Patron, Ateş'in gözlerinin içine baktı, sanki onun içini okumaya çalışıyordu. Patron gelmeyince Ateş; "Halledin," dedi, sesi daha yumuşamıştı ama tehditkâr bir ton hala hissediliyordu. "Bu gece her şeyin yolunda gitmesini istiyorum." Adamlar başını salladı.

"Emredersiniz."

Ateş, Gece'ye doğru bir bakış attı. Gece, hâlâ ifadesiz bir şekilde bakıyordu. Bir an için Gece'nin gözlerinde bir şeyler aradı gibi, sonra bakışlarını çevirdi. "Gidelim," dedi, Ateş.

Patronu zorla tutmuşlardı. Ateş ve Patron, mekândan ayrılırken, gerginlik yavaş yavaş dağılmaya başladı. İnsanlar nefeslerini tutmuş, olan biteni anlamaya çalışıyorlardı. Gece, olduğu yerde kalmış, ifadesini koruyordu.

Ateş ve Patron, mekândan uzaklaştıktan sonra, rahatlamıştım.

Bölüm : 13.05.2025 23:25 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...