
(Ateş’in anlatımıyla)
O adamlar beni sürükleyerek bir sokak arasına götürdüler. Ben de o adamın elini tutup büktükten sonra elini beline koydurup yere attım. Hepsi şık takım elbiseliydi. Ama bundan bana ne?
‘’Aldığın silahlarının bedelini, çaldığın canların bedenini ödeyeceksin!’’ dedi adamlardan biri.
İyi de o kadar silah vardı, ben oradan sadece bin tanecik çaldım diye o kadar adam nasıl öldü? Her neyse kocaman silahlarını çıkardılar. Belimdeki silahımı kontrol ettim. Has-! Yoktu! Evet, artık kaçmaktan başka seçeneğim yoktu. Koş Ateş koş! Kaçarken hepsi o silahlarla ateş etmeye başladılar. En sonda karken gözlüklü bir adam geldi ve beni vurdu. O an her şeyin sona ereceğini zannettim. Ayağa kalkmak istedim ama tekrar düştüm. Gözlerim kararıyordu ve artık bilincimi kaybediyordum. Uyandığımda ilk duyduğum şey, ‘’Ambulans çağırın! Sanırım adam öldü!’’
‘’Öldüyse ambulansa değil, mezara koymalılar.’’ dedi başka bir adam. Sonra aynı kızın sesini duydum.
‘’Ne saçmalıyorsun dayı? Belki yaşama ihtimali vardır.’’
Gözlerimi açmaya çalıştım, çünkü bu kızın kim olduğunu merak ediyordum. Gördüğüm kişi ise beni polise şikâyet eden kızdı! Gece olmalıydı. Sırtımdan vurulmuştum. Sırtıma elimi koydum orada kan olması gerekiyordu ama peçete vardı. Sanırım bana pansuman yapmıştı. Ona baktım ve o da benim kim olduğuma baktı. Ama beni gördüğü an yüzü ekşidi. Kurtardığına pişman gibiydi. Gerçi ben de ondan beni kurtarmasını istememiştim. Hastaneye gitmeyecektim. Kesin bu kız gideceğim hastaneyi öğrenir, sonra da o polisi çağırırdı. Yerden kalkmaya çalıştığım ve kalktığım anda acı gitgide artıyordu. Görünüşe bakılırsa teşekkür etmemi bekliyordu.
‘’T-ş-k’’ dedim ve ona arkamı göndüm. Gece aniden sinirlendi.
‘’Hayatını kurtardım sayılır, bu ne biçim bir teşekkür? Teşekkür mü ettin küfür mü ettin belli değil! Hiç etmeseydin daha iyiydi, pislik!’’ dedi ve sırtımdaki peçeteleri alıp kafama attı.
‘’Keşke o adamın dediği gibi yapsaydım.’’ dedi. Ama bilmiyordu ki, ben kolay sinirlenen biriyim.
‘’Bak sen…’’ dedim.
‘’Ne ben!’’
‘’Yok bir şey, sadece kes sesini!’’
Ama sırtımın acısı daha da artmaya başlamıştı. Arkamı dönüp gidecekken o adamları gördüm. İnsanlara beni soruyorlardı. O sırada benim olduğum yere doğru baktılar. Hemen arkasını dönmüş giden Geceyi gördüm. Ve onun önüne geçip, sırtını adamlara döndürüp fark edilmemek için sarıldım. Kafamı da omzuna yüzümü kapatacak şekilde koydum. Anlaşılan bu çokta uzun sürmeyecekti. Adamlar tam da buraya gelmeye başladığında ise Gece beni ittirmekle meşguldü. Hiç yapmak istemezdim ama bunu yapmak zorundaydım.
‘’Özür dilerim canım. Seni bir daha kırmayacağım, beni affet.’’ dedim sesimi değiştirerek. Adamlara göz ucuyla baktım. Gülümseyerek gittiler ama Gece hiç öyle değildi. Bana uzaylıymışım gibi bakıyordu.
‘’Iy ne diyorsun sen be adam! Ne canımı! Artık polisi değil deliler hastanesini arayacağım.’’ dedi. O adamlar gidince onu bıraktım.
‘’Zorunda olmasaydım sarılmazdım zaten.’’
‘’Ne zorunluluğu?’’
‘’Adamlar görüp de öldürse daha mı iyiydi!’’
‘’Bunun için beni kullanman daha mı iyi? Çıkarcı pislik!’’
…
(Gece’nin anlatımıyla)
Ay bu adam gerçekten delirmiş, bir de bana sarıldı. Iy! Eve gidince yıkanmam lazım. Bir baktım yerde biri yatıyor. Yardım ettim, pansuman yaptım, sonuç, ‘‘T-ş-k’’. Ay! Çok sinir oldum. Keşke yardım etmeseydim. Hak etmiyor! Ağabeyimin yanına gelince hemen yanıma koştu, çünkü ellerim kan içindeydi.
‘’Gece! Ne oldu? İyi misin?’’ dedi.
Ağabeyim bana öyle bakınca aklıma aniden o hemşire kadın geldi. O da aynı şekilde bakmıştı bana. Sanırım o zehirlenme kısmını anlatmayı unutmuştum. Ağabeyim tekrardan beni sarstı.
‘’Gece! Gece!’’ dedi.
‘’İyiyim ağabey. Sana bir şey anlatacağım.’’
‘’Ellerine ne oldu Gece?’’
‘’Bir öküz yaralıydı da, ona pansuman yaptım ama bana tosladı.’’ dedim.
‘’Kim o öküz? Söyle bakalım.’’ dedi ağabeyim gülerek. Ben de hâlâ sırtını tutarak gitmeye çalışan adama baktım. Ağabeyim de hemen oraya döndü.
‘’Bu mu? Sen ona pansuman yaptığın hâlde sana kızdı mı?’’ dedi. Başımı aşağı yukarı salladım. Ama kafamı kaldırdığımda ağabeyim önümde değil o adamın yanındaydı.
‘’Sen teşekkür etmeyi bilmez misin? Sırtın kanıyor, değil mi. O sana pansuman yaptıysa ona neden kızdın ki?’’
‘’Yine mi sen? En azından o polis bozuntusu kadar sinir bozucu değilsin.’’ dedi.
‘’O polis bozuntusu değil, o yüzden deme.’’
‘’Desem ne olacak?’’ dedikten sonra takım elbiseli Rus adamlar geldi. O adama, ‘’Hey sen! Borcunu öde!’’
Ağabeyim hemen oraya döndü. Ama baya derine dalmış gibiydi. O adam da ‘’Hay! Ben sizin-‘’ dedi. Tam kaçacakken ağabeyim onu arkasına aldı.
‘’O borcunu ödemeyecek.’’
Hem Rus adamlar hem de o adam da baya şaşırmıştı. O adam şaşkınlıkla ağabeyime bakarken, ‘’Ne?’’ dedi. Ağabeyim tekrarladı.
‘’’O borcunu ödemeyecek.’dedim.’’ dedi.
‘’Hadi ya! O senin neyin oluyor? Bizim seninle bir işimiz yok zaten.’’ dedi.
‘’Yine de bir can daha almanıza izin vermeyeceğim!’’ dedi ağabeyim.
Adamlar silahlarını çıkartıp ağabeyime doğrulttular. O an çok endişelendim çünkü ağabeyimin gözü dönmüş gibiydi. Ağabeyimi daha önce hiç bu kadar sinirli görmemiştim. Acaba bu adamları tanıyor muydu?
‘’Ağabey!’’ dedim ve yanına doğru gittim. Tekrar ‘Ağabey!’ diyecekken orada bana toslayan adam beni durdurdu.
‘’Sessiz ol!’’ dedi ve elini ağzıma koydu. Yüzüme yaklaştı.
‘’Ağabeyin şu an kendinde değil bence.’’ dedi.
Geri çekilip ağabeyime baktım. Cidden öyle görünüyordu. Silahlı adamların üstüne gidiyordu. Nisa aniden gelip ağabeyime baktı.
‘’Atlas ağabey?’’
Ağabeyim Nisa’ya döndü. Ama döner dönmez Rus adamlar onu bayılttı. Ağabeyimin yanına koştum. O adam da koştu, Nisa da.
‘’Ay benim için kendini feda etmesine yazık oldu.’’ dedi ve gitti. Ben de o tam gidecekken ona çelme taktım.
‘’Alın bunu ne yapıyorsanız yapın.’’ dedim.
O adamlar geldi ve onu götürdü. Giderken bana baktı ve bağırarak, ‘’Seninle daha işim bitmedi, haberin olsun!’’ dedi.
Bitmediyse bitmedi, ben bitiririm o işi. Ağabeyimin kalp atışı çok hızlıydı. Sanki her an patlayacak gibiydi. Nefesini kontrol ettim. Çok ağır nefes alıyordu. Nefessiz kalmış gibiydi. Nisa’ya döndüm.
‘’Suni teneffüs lazım ama ben yapmayı bilmiyorum!’’dedim.
‘‘Bekle ben biliyorum sanırım.’’ dedi Nisa ve suni teneffüsü yaptı. Ağabeyim aniden gözlerini açtı ve Nisa’ya baktı. Sonra oturup hızlı hızlı nefes aldı.
‘’İyi misin Atlas ağabey?’’ dedi. Ağabeyim bana döndü.
‘’Bana ne oldu?’’
‘’Galiba panik atak geçirdin, az kalsın tahtalıköye yolcu olacaktın ki Nisa seni kurtardı.’’ dedim.
Ağabeyim Nisa’ya baktı ve sarıldı. Ağabeyim genellikle benden başkasına şıppadak sarılmaz, ama Nisa’ya sarıldı… Shipledim gitti. Atlisa! Farkındayım biraz garip oldu. Nisa şok olmuş gibi ağabeyime baktı, bu nu beklemiyor gibiydi. Ama o da ona hafif bir şekilde sarıldı. Ben de Nisa’ya shiplediğimi belli edecek bir şekilde sırıttım. Nisa da bana sinirli bir şekilde baktı ve tekrar gülümsedi. Acaba o adama ne oldu, ıy! İğreniyorum ondan ya. Niye bilmiyorum hamam böceği gibi her taraftan çıkıyor sonra ıy… Hamam böceği diyince daha da iğrendim!
…
(Ateş’in anlatımıyla)
O adamlar beni bir arabaya koydular, sonra da, ‘’İçecek bir şey ister misin? İstersen uyu çünkü Rusya’ya gidiyoruz.’’ dediler ve güldüler.
‘’Rusya mı?’’
‘’Evet, beğenemediysen Amerika’ya da gidebiliriz, olur mu?’’ dediler ve elime bir americano verdiler.
‘’Al iç bakalım, bundan sonra patronumuz sensin o adamdan da kurtulduk. Oh!’’ dediler.
‘’Siz ciddi misiniz?’’
‘’Ciddi olmayalım da ciltli mi olalım canım?’’ dediler ve aniden arabadayken erik dalı açtılar. Sonrada bir tane adam suratıma su attı. Derken uyandım. Zaten bu kadar saçma bir şeyin gerçek olması imkânsızdı. Uyandığımda bir sandalyeye bağlıydım. Adamlardan birinin sesini duydum.
‘’Heh uyandı.’’ dedi.
Sonrada kafama silah doğrulttular. Bir adam videoya çekiyordu. Kafama silah doğrultan adam, ‘’Son bir sözün var mı?’’ dedi.
‘’Hepinizin-‘’ derken içeri Açelya girdi. Açelya’nın burada ne işi vardı? Adamlara silah doğrulttu.
‘’Ağabeyimi vurmaya kalkışırsanız bende katliama kalkışırım, ona göre.’’ dedi.
‘’Bizim ‘Seninle işimiz yok.’ diye yüz kez söylememiz mi lazım?’’ dedi. Ama o adamın kulağında bir kulaklık vardı galiba ki kulağını tuttu.
‘’Ah! Kulağım… Kulağım çınlıyor!’’ dedi. Sonrada aynı adam tekrardan konuşmaya başladı.
‘’Tamam efendim! Tamam, bir daha yapmayacağım!’’ dedi.
Açelya beni çözdü. Sonra adamlardan biri Açelya’ya vuracakken Açelya adamın elini tuttu. Adam diğer elini kaldırdı ve Açelya onu da tutup adama sağlam bir şekilde kafa attı. Adam geri doğru gitti ve yere düştü. Diğer adamlarda Açelya’ya dokunmadı. Ben de onlara tekme tokat daldım. Sonra da Açelya beni tutup götürürken Açelya’ya baktım.
‘’Sen nereden çıktın bu arada öyle kahraman gibi.’’ Gülerek bana baktı.
‘’Ben çıkarım öyle işte!’’ dedi ve tekrardan konuşmaya devam etti.
‘’Seni öyle görünce içim elvermedi, bende sizi takip ettim. Ama şunu söyleyeyim ki kıza yaptığın ayıptı bence. Yani ben olsam bende kızardım.’’ dedi.
‘’Bak, bak, bak ağabeyini desteklemiyor da tanımadığı kızı destekliyor!’’
Açelya bana bakarak güldü. Bende ona bakıp tekrardan önüme baktım. Ama görmez olsaydım ki önümde o polis bozuntusu vardı. Bana ve Açelya’ya baktı.
‘’Vay vay vay, tek taşla iki kuş vurmuşum da haberim yok!’’ dedi. Bende hemen cümlesini düzelttim.
‘’Taş olan biziz, kuş olan sen olduğun için cümleyi şöyle düzeltelim. ‘İki taşla bir kuş vurulacak.’daha mantıklı değil mi?’’ dedim. Bana garip garip baktı.
‘’Kız kardeşinle hiç teşekkür etmeyi bilmiyor musunuz siz?’’ dedi.
‘’Ben senin neyine teşekkür edeyim lan! Ne bekliyorsun? ‘Ayy, beni tutukladığın için teşekkür ederim polisçim.’ dememi beklemiyorsun herhâlde!’’ dedim.
Sonra elindeki telefonuma baktı, bir dakika lan? Bu benim telefonum, bu bozuntuda ne işi var?
‘’Lan polisken hırsızlığa mı başladın? Bozuntu!’’
‘’İşin sonunda seni yakalamak varsa ben Ninja bile olabilirim mafya bozuntusu…’’
‘’Ne istiyorsun, kaç para istiyorsun? Onu geri ver.’’
‘’Hayır, istemiyorum. Sonuçta kalp parayla yapıştırılamaz değil mi?’’ dedi. Sinirlendim.
‘’Ne yapayım, seninle sevgili mi olayım be adam!’’ dedim. Tiksinmişti, ama Açelya gülmemeye çalışıyordu.
‘’Iyy. Her neyse! O kızdan özür dile. Dilemezsen, kurtulmak için çok dilekler dilersin sonra.’’ dedi ve telefona baktı. Ay bu adam! Her neyse ona teşekkür etmiştim ama tekrar etsem bir şey kaybetmezdim herhâlde dedim ve Gece’nin yanına geldim.
‘’Teşekkür ederim.’’ dedim. Aniden bana döndü. Ama hâlâ sinirli gibi duruyordu ki zaten öyleydi de.
‘’Bak bak, bizim öküz insanca teşekkür etmeyi öğrenmiş demek!’’ dedi. Beni sinirlendirmeyi başarmıştı. Ellerimi sıktım. Ama ona dokunmadım. O arkasını dönüp gidince bende arkamı döndüm. Geldiğimde o polis bozuntusu Açelya’nın üzerine doğru yürüyordu.
‘’Acaba şu an seni tutuklasam, ne yapabilirsin? Bence hiçbir şey yapamazsın.’’
Açelya da geriye doğru adımlarını uzaklaştırmıyordu bile. Elini kaldırıp vuracak zannederken omzundan ittirdi.
‘’Git buradan, seninle hiç uğraşamam.’’ dedi.
Ve onu geri ittirirken kendisi de arkaya doğru gitti, işte o an bir taşa takıldı. Düşecekti. Hemen oraya doğru gidiyordum ama o polis bozuntusu Açelya’yı belinden tuttu. Ve mantıken de Açelya düşmedi. Ama şimdi bir problem vardı…
O POLİS BOZUNTUSU ONU KİRLİ ELLERİYLE TUTTU! Eve gidince yıkanana kadar başının etini yiyeceğim. Sorun bitmiştir.
…
(Nisa’nın anlatımıyla)
Atlas ağabey bana sarıldığında kendimi değişik hissetmiştim. Çünkü sımsıkı sarılmıştı. Sanki onu ölümden kurtarmışım gibi. Der demez Gece’den bir ses çıktı.
‘’E zaten öyle, sonuçta onu küçük bir karıncadan kurtarmadın ya!’’ dedi.
Ama ben içimden konuşuyorum zannediyordum! Ve yine Gece’den bir ses geldi.
‘’Baya içten.’’ dedi gülerek.
‘’Ah! Her neyse sonuçta Atlas ağabey yaşıyor ya o önemli.’’ dedim ve Gece’yle Atlas ağabeye baktım.
‘’Ben eve gidiyorum. Hoşça kalın.’’ dedim. Aniden ağabeyim geldi.
‘’Bensiz mi eve gidiyorsun küçük hanım?’’ dedi ve güldük. Ama Gece ve Atlas ağabeyin evi buradan çok uzaktı. Bende onlara bir teklifte bulundum.
‘’Gelin isterseniz, bu gece bizim evde kalın. Havada karanlık oldu.’’ Bana biraz çekinmiş gibi baktılar. Ama yine de kabul ettiler. Ağabeyimde bundan memnundu anlaşılan.
‘’Evet, evet korku filmi izleriz.’’ dedi ve sırıttı. Arkadan sarı saçlı ve mavi ama çok açık mavi bir kız geçti sanırım Gece’nin gözünden bile açıktı. Sanırım o ağabeyimin hep uğraştığı kızdı.
‘’Korku filmi izlemelerine gerek yok, korkmak için sana baksalar yeter.’’ dedi ve gitti.
Ağabeyim sinirli bir suratla ona arkasından baktı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi derin bir nefes aldı.
‘’Hadi eve gidelim artık. Baksanıza sokakta işgüzar varlıklar dolaşıyor.’’ dedi. O kız aniden ona döndü ve tip tip baktı. Ağabeyim ve Atlas ağabeyde içeri girdi. O kızda arkasını dönüp gitti. O kızın arkasından bir adam Gece’ye çarptı ve koştu.
‘’Ne yapıyorsun be!’’ dedi Gece.
‘’Ay! Yine mi sen? Çıldıracağım şimdi. Bir tarafta karşıma çıkmasan olmuyor değil mi?’’
‘’Ben mi senin karşına çıkıyorum? Ben ne zamandır buradayım haber var mı senin?’’ O adamda sert bir şekilde cevap verdi.
‘’Her neyse annenle baban bekliyordur. Daha fazla uzatmadan kes!’’ O kız ona kızgınca baktı ve omzuna vurdu. Gece, ‘’Senin annen baban var ama terbiyen yok kuduz hayvan! Ben en azından terbiye almışım!’’ dedi.
O adam baya sinirlendi ve Gece’nin üstüne geldi, yanındaki kız onu tuttu ve götürdü. Gece gerçekten çok sinirliydi, her an patlayacak bir bomba gibiydi. Bende onu içeri götürdüm. Ağabeyim, Atlas ağabey ve annemle babam içerideydi. Babam geldi.
‘’Oo nasılsınız görüşmeyeli?’’ dedi. Sonra da annem geldi.
‘’Hadi gelin, sofrayı hazırladık. Acıkmışsınızdır siz.’’ dedi. Birlikte sofraya oturduk. Babam aniden bir konu açtı.
‘’Benim vakam sende, biliyorsun değil mi Bora?’’
‘’Biliyorum baba, araştırıyorum.’’
‘’İyi, araştırmaya devam et bulmamız lazım o adamı.’’ dedi. Yemekleri yiyip kalkmıştık. Saat gece on birdi, yani uyku saatiydi. Ama hâlâ merak ediyordum. Hangi adam? Bana hiçbir şey söylemiyorlar. Bence Furkan’ı bulsunlar, daha iyi şimdi ‘’bey’’ demeyeceğim çünkü bey diyecek kadar saygılı bir adam değildi. Ağabeyim acaba onu da araştırıyor muydu? Bunu da sormam lazım. Ağabeyim geldi.
‘’Hadi gelin, korku filmi izleyeceğiz.’’ dedi.
‘’Korku filmi mi?’’
‘’Evet, izleyecektik ya! Hadi gel.’’ dedi. Bende mecbur gittim.
‘’E ne izleyeceğiz?’’
‘’Samara izleyeceğiz. Ama sen korkarsın şimdi.’’
‘’Korkacağımı biliyorsun da niye açıyorsun?’’
‘’Kork diye.’’ dedi ve güldü. Al işte, ağabey terörü! Yine acaba Atlas ağabey de Gece’ye böyle şeyler diyor mudur? Demiyordur bence, çünkü sahip olduğu tek ailesi o. Derken ağabeyim beni koltuğa itti.
‘’Ne düşünüyorsun o kadar? Biraz kork ta kendine gel.’’ dedi.
Sonra Gece ile Atlas ağabeyde geldi. Ağabeyim de mısır patlatmıştı. Dışarıda da yağmur yağıyordu. Ağabeyim cama baktı ve perdeleri kapattı.
‘’Hadi bakalım!’’ dedi ve ortaya atladı.
Atlas ağabeyle ağabeyimin ortasında kaldım. Gece diğer tarafta kaldı. Ağabeyim ışıkları kapattı ve filmi açtı. Film iyi ilerliyordu aslında, ama samara televizyondan çıkacaktı. Çok korkunçtu. Tam televizyondan çıkacakken şimşek çaktı ve elektrikler gitti. Bende filme o kadar dalmışım ki… Çığlık attım ve ağabeyime sarıldım.
‘’Ağabey, ışıkları aç!’’ dedim. Ama ağabeyimin sesi uzaktan gelmişti.
‘’Elektrikler gitmiş açılmıyor!’’ dedi.
‘’Elektrikler mi gitmiş? E ayrıca, o zaman ben kime sarıldım?’’ dedi. Ve sarıldığım kişiye baktım. Bu Atlas ağabeydi! Hemen geri çekildim.
‘’Kusura bakma, ağabeyim zannettim de.’’
‘’Sorun değil.’’ dedi ve gülümsedi. Bende gülümsedim.
‘’Bu arada ‘ağabey’ demişken… Gece nerede?’’ dedi Atlas ağabey. Harbi, Gece nerede? Sesi sedası çıkmamıştı hiç.
‘’Gece? Gece!’’ dedi Atlas ağabey.
Gece’den hâlâ ses yoktu. Neyse ki yanımızda ne olur ne olmaz diye fenerimiz vardı. Fenerle evi aramaya başladık. Ben yatak odasına gittim. Atlas ağabeyde mutfağa gitti. Ben yatak odasındayken örtüleri falan kaldırdım ama hâlâ onu bulamadım. Atlas ağabey yanıma geldi.
‘’Gece’yi hâlâ bulamadın mı? Ben bulamadım da.’’ dedi.
O sırada yatağın altından bir el benim ayağımı tuttu. Telaşla ayağıma baktım.
‘’BU NE!’’ dedim ve Atlas ağabeyin koluna girdim. O ayağımı tutan şey ayağa kalkarken bir şarkı mırıldandı.
‘’Dünyanın en güzel kızı
Hem kalpsiz hem kalp hırsızı
Göremezsem o güzel yüzünü ölüce’m.’’
Ve ayağı kalktığında şimşek çaktı. Ben korkudan yatağa düştüm ve hâliyle koluna girdiğim için Atlas ağabeyde düştü. Işıklar geri geldi. Gözümü açtığımda gördüğüm ilk şey Atlas ağabeyin suratıydı. Atlas ağabey aniden çekildi ve o kimmiş diye baktı. Bende baktım. Hay ben senin! Bu Gece’ydi. Saçlarını öne doğru taramış! Bu kız delirtecek beni, az kaldın kalbime iniyordu! Saçını çekti ve Atlas ağabeyle bana baktı.
‘’Oo böldüm mü yoksa?’’ dedi gülerek. Kesinlikle bunu bunun için planlamıştı. Ağabeyimde geldi.
‘’Hop, Atlas! Yavaş aslanım bu ne şimdi böyle? Kardeşimin o kadar yakınında ne işin var?’’ dedi. Atlas ağabey bana baktı ve geri çekildi.
‘’Her neyse, saat çok geç oldu. Hadi uyuyalım artık.’’
‘’Siz birlikte uyuyun en iyisi.’’ dedi Gece ve sırıtarak gitti. Ağabeyim de ikimize baktı.
‘’Ben onunla uyuyacağım.’’ dedi.
‘’Benimle mi?’’
‘’Ben de Gece’yle uyuyacağım o zaman.’’ dedi. Ağabeyimde Atlas ağabeyi durdurdu.
‘’Hayır, seninle uyuyacağım Atlas.’’ dedi. Biz Gece’yle benim odama geçerken ağabeyimlerde ağabeyimin odasına gitti.
Yarım saat olmuştu ama uyuyamamıştım, Gece çoktan uyumuştu bile. Ne yapıyorlar diye odaya girdim. Ağabeyim Atlas ağabeyi bağlamış, yüzüne ışık tutmuş ve karşısına oturmuştu.
‘’Olay saatinde neredeydin?’’
‘’Ay Bora! Bu ne şimdi?’’ dedi Atlas ağabey.
‘’Nisa’nın üstüne düşmen nasıl gerçekleşti?’’
‘’Bilmiyorum! Bilmiyorum! Bırak beni Bora!’’ dedi Atlas ağabey tekrardan. Öf ağabey çıldıracağım şimdi! Gerçekten Atlas ağabeyi bunun için sorguya mı çekiyor?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |