8. Bölüm

7. Bölüm

Rainy
therainy52

(Atlas’ın anlatımıyla)

Deli olacağım artık! Gece’den kaç saattir haber alamıyordum! En son saat 20.00’da çıktı evden ve şu an saat sabah 04.25’ti! Hayır, telefonu Bora’da, arasam da açamaz. Of! Birkaç saat önce Nisa’yı aramıştım ama ne dedi.

‘’Atlas ağabey kızma ama Gece bir baloya gitti ve ona ulaşamıyorum…’’ dedi! Ama Gece bana ne demişti? Kız partisi yapacaklarmış! Hele bir Gece bulunsun sorarım bunu ona! Neden böyle yaptığını bir anlasam ama anlayamıyordum. Hem neden bana yalan söyledi ki? Hiç bana yalan söylemezdi. Bora’yı arayacağım artık. En son bir saat önce konuşmuştuk.

‘’Alo.’’

‘’Alo, efendim Atlas.’’

‘’Gece’den bir haber var mı?’’

‘’Atlas daha ne kadar tekrar etmem lazım? Bütün ormanı arıyoruz işte! Hem bir gelişme olduğunda arayacağım tamam mı?’’ dedi ve kapattı. Yarım saat sonra Bora tekrar aradı.

‘’Atlas, sanırım bir ipucu falan bulduk.’’

‘’Oh şükür, peki ne buldunuz?’’

‘’İki tane fotoğraf ve lastik izleri bulduk. Ekiple beraber bu izleri takip edeceğiz.’’

‘’Tamam, bende gelebilir miyim? Eğer o lastik izlerinin sonunda Gece varsa gelmek istiyorum.’’

‘’İyi tamam, gel. Seni almalarını söyleyeceğim.’’

‘’Tamam, Bora teşekkür ederim…’’

‘’Ne demek Atlas, Gece benim de kardeşim sayılır. Biz beraber büyüdük. Biliyorsun.’’ dedi ve kapattı. Evet, biz beraber büyümüştük…

Hemen hazırlanıp dışarı çıktım. Bir süre sonra bir araba geldi. Bu arabayı Bora göndermişti çünkü polis arabasıydı. Arabaya binip oraya gitmiştik. Bir süre sonra tanıdık bir yere geldik. Bir dakika burası benim beş yaşındayken ailemle kaldığım apartman değil mi? Hızlıca arabadan inip Bora’nın yanına gittim.

‘’Bora, hani demiştin ya iki tane fotoğraf bulduk diye.’’

‘’Evet?’’

‘’Onlara bakabilir miyim?’’

‘’Tabii burada.’’ dedi ve resimleri uzattı.

Resimleri uzattığı an şaşkınlığım arttı. E bu resimlerde biz vardık! Resimlerin birinde babam, hamile annem ve beş yaşındaki ben vardık… Diğerindeyse yeni doğum yapmış annem ve kucağında ben vardım. İyi de Gece bu resimleri neden yanına aldı ki? Bora’ya döndüm. Neden şaşırdığımı anlamamış gibiydi ki bu normal. Daha Gece’ye söylememiştim ve anlaşılan bunları bana soracaktı.

‘’Atlas? Ne oldu da şaşırdın bu kadar?’’ dedi. Artık sanırım birine anlatmaya başlamalıydım.

‘’Bora aslında bu resimdekiler benim yani Gece’yle benim anne ve babamız...’’diyince Bora çok şaşırmıştı.

‘’Ee? Ne oldu onlara?’’

‘’On sekiz yıl önce. Biz gece vakti hastaneye kontrole gitmiştik. Kontrolde Gece’nin iyi ve sağlıklı olduğunu söylediklerinde çok mutlu olmuştum… Dönerken bir mafya ve adamları yolumuzu kesmişti ve bir kovalamaca başlamıştı. Kovalamaca esnasında annemin suyu gelmişti… Babam arabayı durdurmaya çalışıyordu ama durmuyordu.’’

Derin bir nefes alarak devam ettim.

‘’O sırada annemin aklına kardeşimin ismini koymadıkları gelmişti. O da ‘Gece’ ismini koydu ve babam cümlesini bitirdiği anda ağaca çarptık… Mafyalar da peşimizi bırakmışlardı. Sonra Yusuf amca geldi. Aslında bir nevi Gece’yi o kurtardı diyebilirim…’’

Bora’nın şaşkınlığı daha da çok artmıştı. Ve bana bir yandan kızgındı, yüzünden belliydi.

‘‘Ve sen bunu Gece’ye söylemedin mi? Aferin sana Atlas! Neyse bunun için sonra kızacağım, şu an sırası değil.’’ dedi ve arabaya ilerledi.

Sonunda şu lastik izlerini takip edecektik. Bora’yla en öndeki arabaya bindik. Acaba baloda ne olmuştu?

‘’Bora, baloda ne oldu?’’

‘’İlk başta her şey normaldi, danslar falan oldu. Sonra sanırım her şey Ateş’in kafasında vazomsu bir şeyin kırılmasıyla başladı. Aslında o Gece’nin kafasına gelecekti, ama şaşırtıcı bir şekilde gelmedi. Ondan sonra olan olaylar o kadar hızlı gelişti ki ne olduğunu bile anlayamadım. Çünkü o sırada polislerin yanındaydım, baskın yapmışlardı.’’ dedi. Ne?

‘’O sırada mekân yanmaya başlamıştı. Gece’yi de en son Ateş ile görmüştüm. Ama çok dikkat edemedim, çünkü biri ateşlerin arasında kalmıştı ve bayılmıştı. Zaten ondan sonra da Gece’yi görmedim.’’ dedi.

İyice sinirlerin bozulmaya başladı. Peki, bu Ateş kim?

‘’Bu Ateş kim?’’

‘’Mafya liderinin oğlu ve gelecekteki mafya lideri, ama ben ona mafya bozuntusu diyorum.’’

Allah’ım deli olacağım! Gece’nin ne işi olabilir ki böyle bir insanla! İnşallah Gece’ye bir şey yapmamıştır. Yoksa mafya falan demem elimde kalır!

‘’Ee? Nerede olduklarını biliyor musun? Yani, nereye gidiyoruz? Bana bak Bora, eğer o adam Gece’ye bir şey yaptıysa döverim haberin olsun.’’

‘’Tamam, döversin de bakalım biz bulabilecek miyiz?’’

Baya bir yol gittikten sonra bir ev çıktı karşımıza. Orta büyüklükte bir evdi. Bora ekiplerle ilerlerken bende onlarla ilerledim. İçeride iki ya da üç tane adam vardı. Onları etkisiz hâle getirdiklerinde Bora ve ben içeri girdik ama bir ses duymuştuk.

‘’Gece! Gece! Uyan artık!’’

Bora’yla kısa bir anlığına göz göze geldik. Göreceğim manzara karşısında o kadar korkuyordum ki, on sekiz yıl önce annem ve babamı kaybettiğim gibi şimdi tek ailem olan kişiyi de kaybedemezdim. Buna izin vermem, veremem… Hemen koşar adımlarla kapısı açık olan odaya ilerledim. Kapıdan içeri baktığımda beynimden vurulmuşa döndüm. Gece’nin kafasından kan akıyordu ama az buz değildi felaket şekilde akıyordu…

‘’Gece!’’

Bunu dediğim anda Gece’nin başındaki adam bana doğru bakmaya başladı. Yüzünde panik kesinlikle vardı. Ama şu an o adamı düşünemezdim. O adam geri çekilirken ben hemen Gece’nin yanına gittim. Bora da o adama kitlendi, en sinirli hâliyle. Gece’ye ne oldu ki? Ben ne oldu diye düşünürken Bora’dan bir ses geldi.

‘’Eğer bir adım daha geri çekilirsen, seni asla yaşatmam Ateş!’’

Ellerim titriyordu ve gözyaşlarımı tutamıyordum. Bora hızla yanıma geldi. O Ateş yavaşça gitmeye çalışıyordu ama yakasına yapıştım.

‘’NE YAPTIN LAN KARDEŞİME!’’diyerek sarstım. Cevap gelmedi. Bir daha sarsarak aynı şekilde bağırdım. Ama bu sefer konuştu.

‘’Bende bilmiyorum! Sadece bir düşme sesi duydum o kadar! Odaya girdiğimde böyleydi zaten.’’ dedi. Arkamdan Bora’nın sesi geldi.

‘’Gece! Gece bak biz buradayız...’’deyince arkamı döndüm. Gece’nin bilinci hafif açılmıştı! Hemen oraya gittim. Gözlerini zar zor açıyordu ve sesi çok zayıftı…

‘’Bora ağabey… Ağabey… Ben… Kötü…’’ dedi devamını getiremedi… Gözyaşlarım daha da artmıştı. Ama belli etmemeye çalıştım.

‘‘Ağabeycim iyi olacaksın tamam mı?’’

Bora da gözyaşlarını tutamamıştı. Hemen ambulansı aramak için telefonunu çıkardı ve o Ateş’i de alıp dışarı çıktı.

‘’Gece… Ambulans yolda tamam mı ağabeycim? Bırakmam seni, korkma…’’

Gece’nin gözleri kapanmaya başladığında ambulans gelmişti. Hemen sedyeyle geldiler ve dikkatlice Gece’yi sedyeye yatırıp ambulansa götürdüler.

‘’Bende gelebilir miyim ambulansla. Ben ağabeyiyim de.’’

‘’Tabii ki beyefendi, buyurun.’’

‘’Teşekkürler…’’

Hemen zaman kaybetmeden ambulansa bindim ve kapıları kapattılar. İki tane yetkili vardı. Biri Gece’nin kafasına daha fazla kanamasın diye baskı uygularken diğeri de bir telefonu kulağına götürdü.

‘’Güzel Rüya Hastanesine gidiyoruz.’’

Ne kadar yol gittik bilmiyorum ama kapılar açıldığına göre hastaneye gelmiştik. Hemen Gece’yi ambulanstan çıkardılar ve hastane koridorlarında ilerlemeye başladık. En önce doktorlar ve Gece, arkalarında ben ve benimde arkamdan Bora geliyordu. Bu ilerleme ameliyathane kapısında durdu… Sırtımı duvara dayadım ve yere çöktüğüm sırada Nisa’nın sesini duydum.

‘’Ağabey!’’

Oraya döndüğümde ağlayarak buraya geldiğini gördüm.

‘’Ağabey, nasıl iyi mi?’’

‘’Daha haber yok, yeni girdi içeri…’’

Ya Gece’yi kaybedersem? O zaman ne yapardım ben? Derken beklenmeyen iki kişi geldi… Biri o Ateş’ti, diğeri de kim bilmiyorum zaten. Ateş yanındaki kızı durdurmuştu ama sesleri sanki buradaymış gibi geliyordu.

‘’Açelya niye getirdin beni buraya?’’

‘’Kızın iyi olduğunu bilmek istiyorum ağabey oldu mu?’’

‘’Ne yapacaksın peki? Tutuklatacaksın bizi!’’ Kız Ateş’e döndü ve derin bir nefes verdi.

‘’Umurumda değil ağabey! Tamam mı?’’ dedi kız.

Buraya doğru ilerlemeye devam ettiler. Açıkçası Bora şaşırmıştı, çünkü tutuklanmayı göze alarak gelmişlerdi.

‘’Sizin ne işiniz var burada?’’ dedi Bora.

‘’Merak etme arıza çıkarmaya gelmedik. Sadece kızın durumunu merak ettim de geldim.’’ dedi kız ağabeyine bakarak. Ama sinirliydi ve bu çok belliydi. Ama daha fazla dayanamadım. Olduğum yerden kalkıp o Ateş’in üstüne yürüdüm. Ama Nisa ve Bora tuttular beni.

‘’Kardeşimi o baloya sen sürükledin! Değil mi?’’ O kadar sakindi ki, sakinliği beni iyice deli ediyordu.

‘’Soru sordum, cevap ver! Sen mi sürükledin?’’

‘’Evet, ben sürükledim. Ama böyle olacağını bilemezdim.’’ Bora’nın elini sırtımda hissettim ve ona döndüm.

‘’Atlas, biraz sakin ol. Şu an sırası değil. Gel bir hava almaya çıkalım, hemen geliriz zaten. Nisa sen de gel.’’

Ben bir şey demeden beni hastanenin bahçesine götürdü ve orada gördüğümüz ilk banka oturduk. Bora direk söze girdi.

‘’Atlas, sen ne yapıyorsun?’’

‘’O ne yüzle buraya geliyor? O yapmadı mı? O sürüklemedi mi Gece’yi oraya?’’

‘’Şey aslında…’’diye başladı Nisa. Bakışlarımız ona döndü. Derin bir nefes alarak devam etti.

‘’Bu balo işi yoktu normalde. Her şey sabah olmuştu. Okula giderken o önümüzden geçti. Yağmur da yağmıştı, hâliyle Gece’nin üstü çamur olmuştu. Biraz atıştılar. Adam arabaya binip gidecekken Gece arabanın arka camına taş attı.’’

İşte bunu beklemiyordum. Anlatmaya devam etti.

‘’Ama ben Gece’ye demiştim yapma, etme diye ama dinlemedi. Gerçi o adam kaşındı, yalan yok. ‘Camın parasını ödeyeceksin!’demişti Gece’ye ama umursamadı. Sonra telefon çaldı. Bir balomu ne varmış, o an belli oldu.’’

‘’Peki, niye gitti Gece?’’diye sordu Bora. Nisa ilk başta söylemekte tereddüt etse de söyledi.

‘’O adam Gece’yi benimle tehtid etmişti, o yüzden… Yoksa Gece gitmeyecekti…’’ Bora araya girdi.

‘’Bir dakika, bir dakika. O Ateş, Gece’yi seninle mi tehdit etti? Ne diyerek?’’

’’Borcunu ödemezsen arkadaşsın kalacaksın…’ demişti…’’ Bora iyice delirdi.

‘’Seni mi öldürecekti!’’

Nisa konuşamadı ama kafasını salladı. Bora hızla hastaneye girdi. Nisa ve bende onun arkasından ilerliyorduk. Tam köşeye gelmiştik ki Ateş ve o kızın konuşmasını duyduğumuz için olduğumuz yerde durduk.

‘’Beni bunun için mi getirdin Açelya!’’

‘’Nereden bilebilirdim ağabey? Sen söyle, nereden bilebilirim? Ama sen belki o an deseydin ki bu kızın benimle alakası yok, rahat bırakın kızı deseydin şu an burada olmazdık!’’

‘’Düzgün konuş Açelya! Ağabeyinim ben senin!’’

‘’O zaman ağabeyliğini bil! Bir ağabey niye kardeşini mafyalığa yönlendirir? Peki ya da babam? Ben bunu istemiyorum ağabey, anladın mı? Ben bunu is-te-mi-yo-rum! Ayrıca konumuz şu an bu değil, senin yüzünden içeride yaşam savaşı veren kız!’’

‘’Hay ne kızmış o da ya!’’

‘’Ağabey istersen çok konuşma. Ağabeyim falan demem kendim veririm valla polise!’’

‘’Vay vay vay, Açelya hanıma bak sen! Bu akşam başımıza aslan kesildi. Kendi ağabeyini polise verecekmiş! Ver hadi!’’ köşenin ucundan bakıyordum ve ikisi de baya sinirliydi. Ağabeyine ters bir bakış attı.

‘’Ağabey istersen gidebilirsin, zorla getirmiş olabilirim evet. Ama görüyorum ki seni burada tutmak iyi değil. Sonuçta sen değil, ben tutuklanmayı göze alarak geldim buraya!’’ dedi kendisini göstererek. Sonra kapıyı göstererek konuşmaya devam etti.

‘’Eğer şimdi gitmek istiyorsan kapı orada.’’

Kısa bir sessizlik oldu. Ve sessizliğin sonunda Ateş hiçbir şey söylemeden çıkışa gitti. Kızda ağabeyinin gidişini bekledikten sonra duvarın yanına gidip eğildi. Madem kavga bitti bizde gidelim dedik ve köşeden çıktık. Herkes önceki yerini alınca Bora, sanırım adı Açelya olan kıza bakıyordu.

‘’Madem mafya olmak istemiyordun, neden yapıyordun?’’ kız Bora’ya baktı.

‘’Siz duydunuz mu?’’ dedi bize bakarak. Hepimiz ‘evet’ anlamında kafa salladık. Ve oflayarak devam etti.

‘’Çünkü ağabeyim ve babam öyle olmamı istiyor. Annem ve bende istemiyoruz ama… Ne yapalım.’’ dedi Bora’ya bakarak.

‘’Bunu dile getirdin mi önceden?’’

‘’Çokça.’’

Yine içeriye derin bir sessizlik hâkimdi. Saate baktım, 04.45’ti. Bir kapı açılma sesi duydum. Kafamı kaldırdım ve doktor gelmişti! Hemen ayağa kalktım.

‘’Sizler hastanın neyi oluyorsunuz?’’

‘’Ben ağabeyiyim, durumu nasıl?’’

‘’Maalesef hayati tehlikesi var ve durumu kritik… Çok kan kaybetmiş, hastanın kan grubunu biliyor musunuz?’’ H-hayati tehlikesi mi var?

‘’0rh+.’’diye cevap verdim.

‘’Aranızdan kan grubu 0rh+ olan var mı? Acil kan lazım çünkü.’’

‘’Ben varım.’’ dedim tekrardan.

Hemen bir hemşire geldi ve kan vermeye gittim.

Kaç dakika sürdü bilmiyorum ama en sonunda kan verme işlemi bitmişti ve Bora’yla Nisa’nın yanına gelmiştim. Bir süre herkes sessizliğini koruyordu, ta ki ameliyathane kapısından doktor çıkana kadar…

‘‘Dediğim gibi maalesef hastanın durumu kritik ve hayati tehlikesi var… Ameliyatı da iyi bir şekilde atlattı. Şimdi onu yoğun bakıma alacağız, uyutacağız ve sabaha çıkıp çıkamayacağına bakacağız. Geçmiş olsun.’’ dedi ve gitti.

Benim güzel kardeşim… Nisa’ya bir şey olmasın diye düştüğü hâle bak. Hepsi o mal yüzünden! Sinirlendim. Baloya götürecek başka birini bulamadı mı? Gece’nin düştüğü hâle bak, bu tesadüf değildir, olamaz. Kesin bilerek yaptı. On sekiz yıl önceki ailemi öldüren suratı tam olarak net hatırlamasam da kesinlikle gözleri onun gibi bakıyordu, hatta aynısıydı.

Ayrıca o kampta olanlar da tesadüf değildir. Kampta zehirlendi, neredeyse yanacaktı, boğulacaktı! Ve şimdi de beyin kanaması geçirdi. Kesinlikle bunu biri planladı gibi.

O sırada ameliyathanenin kapısı açıldı ve Gece’yi gördüm… Kafasını sarmışlardı. Hemen onları takip ettik ve bir yoğun bakım odasının önünde durduk. Onlar Gece’yi odaya koyarken biz de camdan içeri ne olup bittiği izliyorduk. Arkamdan tanıdık bir ses duydum, Seda teyzem ve Yusuf amcamın sesini. Arkamı döndüğümde buraya doğru hızlıca geldiklerini gördüm. İkisi de perişan olmuş duruyordu ki bu çok doğaldı. Çünkü Gece’yi ve beni o ailemizi kaybettiğimiz günden beridir bizi onlar büyütmüşlerdi kendi çocuklarından ayırmadan...

‘’Bora, Gece nasıl?’’ dedi Seda teyze. Yusuf amcam da Bora’ya bakmıştı, ikisi de iyi bir haber bekliyordu. Bora’dan cevap gelmeyince bana döndüler. Bu sefer Yusuf amcam sordu.

‘’Atlas, oğlum. Gece’nin durumu nasıl? İyi mi?’’

Bakışlarımı cama çevirdim. Derin bir nefes alarak cevap verdim.

‘’Durumu kritik ve hayati tehlikesi var… Uyutacaklarmış, sabaha çıkıp çıkamayacağına bakmak için.’’ dedim zorlukla.

İkisi de bunu beklemiyordu sanırım. Seda teyzemin ağlaması şiddetlenmişti, Yusuf amca ise şaşkındı. Bora’ya döndü.

‘’Nasıl ve nerede oldu?’’

‘’Ben kılık değiştirip o baloya gitmiştim ve sonra polisler gelince bütün mafyalar kaçmaya başlamıştı. Sonra Gece’yi de göremeyince onu aramaya başladık diğer ekipler mafyalarla ilgilenirken. Ne kadar oldu bilmiyorum ama bir lastik izi ve iki fotoğraf bulmuştuk, lastik izlerini takip edince bir eve vardık. Bir odadan ses geliyordu, oraya bakınca Gece yerde yatıyordu ve başında da Ateş vardı.’’

Hâlâ anlatılınca daha kötü oluyordum. Göz ucuyla Yusuf amcaya baktım. Şaşkınlığı daha da artmıştı ama bir yandan da baya kızgındı.

‘’Demek başında Ateş vardı diyorsun, o zaman bu olayın arkasında kim ya da kimlerin olduğunu da biliyoruz.’’ Sonra bakışlar Açelya denen kıza döndü. Bunu fark etmişti.

‘’Bana hiç bakmayın. Kötü biri değilim.’’ dedi ve telefonu çaldı. Sonra olduğu yerden kalkıp bahçeye yöneldi. Kız bahçeye yönelirken Bora’nın onun arkasından gidiyordu.

‘’Bora nereye?’’

‘’Kız mafya ailesinden Atlas, belki işime yarayacak şeyler bulurum.’’ dedi ve devam etti.

(Açelya’nın anlatımıyla)

Bahçeye çıktığımda hemen telefonu açtım, çünkü annem arıyordu.

‘’Alo, efendim anne.’’ dedikten sonra gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim, çünkü arayan annem değil ağabeyimdi!

‘’Ne oldu ağabey? Yetmedi buradan da mı kavga edelim?’’

‘’Sus Açelya, senin yüzünden mafyaların karşısında zayıf görünüyoruz. Mutlu musun artık?’’

‘’Onu senin zayıflığın yapalım en iyisi ve bundan bana ne! O kız şu an senin yüzünden o hâlde, bizim yüzümüzden değil!’’

‘’Ya sabır! Açelya ben sana hiçbir şey öğretemedim mi? Tamam, silah kullanmayı biliyorsun ama bir Allah’ın kulunu vurduğunu görmedim. Sen ne biçim bir mafyasın ya!’’

‘’Mafya olmak istemeyen bir mafya.’’ dedim fısıldayarak. Arkadan babamın sesini duydum. Baya sinirliydi.

‘’Açelya beni delirtme, çabuk geliyorsun eve! Seninle evde hesaplaşacağız.’’

Bunca zamandır kendimi ezilmiş hissediyordum, ama artık bu olay bardağı taşıran son damlaydı. Ailem mafya diye bende mafya olmak zorunda değildim ve artık bunu dile getirecektim.

‘’Kusura bakma baba ama ben sırf ailem mafya diye mafya olmak zorunda değilim! Hayallerim vardı benim, öğretmen olmak istiyordum ben ya! Çok sağ ol liseyi bitirmeme izin verdin, ona lafım yok. Üniversiteye gidecektim ben, izin vermedin!’’

Aramızda kısa bir sessizlik oluştu.

‘’Senin dilin çok uzamış, çok.’’ Derin bir nefes verip bir banka oturdum.

‘’Bakın beni kim duyuyor şu an evde bilmiyorum, ama ben artık sizin işlerinizden bıktım. Birinizde sormadınız ki sizin gibi olmak istiyor muyum, istemiyor muyum diye!’’ dedim ve telefonu yüzlerine kapattım. Gözlerim dolmuştu. Keşke onların da fikirlerini değiştirebilseydim ama imkânsızdı maalesef… Zaten çokta suç kaydım yoktu onlara nazaran. Hatta hemen hemen hiç suç kaydım yoktu. Peki, niye aranıyordum? Ailem mafya diye.

(Atlas’ın anlatımıyla)

Bora geri dönmüştü ama suratı bir garipti. Yusuf amca ona döndü.

‘’Ee? İşimize yarayacak bir şey çıktı mı?’’

‘’Hayır. Sadece kavga ettiler.’’ dedi ve yanıma oturdu.

Ne kadar oldu bilmiyorum ama hepimiz yüksek bir sesle uyandık. Nisa omzumda uyuyakalmıştı. İşte buna şaşırmıştım. Hangi ara geldi bilmiyorum, ama şu an derdimiz daha büyüktü! Gece’nin olduğu yerden alarm sesi geliyordu. Hemen iki ya da üç tane doktor geldi ve ne olduğuna bakmak için odaya girdi. O alarm sesini duyunca içimdeki korku giderek büyüyordu. O telaşla Nisa’nın kafasını hafifçe koltuğa koydurdum ve sonra da doktorların yanlarına gittim.

‘’Bir sorun mu var?’’ dedim. Doktor bana baktı.

‘’Öncelikle sakin olun ama dün kardeşiniz Gece, uyurken oksijen maskesinin kablosu çekilmiş. Ve serumunda da biraz zehir bulduk.’’ dedi.

O an o kadar sinirlendim ki. Hem kendime hem de… Doktora baktım.

‘’Bunu kim yapmış? Görmediniz mi?’’ dedim.

‘’Sakin olun lütfen,’’ dedi. Beyaz maskesini düzelttikten sonra derin bir nefes aldı.

‘’Kim olduğunu bilemiyoruz, ama buraya gelmeden önce kayıtlara baktırdık. Aşırı bulanık bir şekilde kamerayı elleyen biri olduğunu gördük. İçeri girdikten sonra da çıkmamış ayrıca. Yani maalesef görüntüler yok.’’ dedi.

Bir dakika… Birisi Gece’den kesinlikle bir şey istiyor olmalıydı. Hem de aynı kişi. Şu günlerde en çok olayı Gece yaşadı. Özellikle zehirlenme olayı… Diye düşünürken doktor konuşmaya devam etti.

‘’Ayrıca kardeşinizde karbon monoksit gazından zehirlenme de varmış, şimdi iki zehir birleşti.’’ dedi.

Hay ben böyle işin içine s-. Derin bir nefes verdim. Zaten o Ateş midir nedir, her şey onun yüzünden! Onu bulursam çok pis yapacağım! O Ateşse ben de lav olacağım lan! İçimdeki bu sinirliliğin katmanı şu an en üstte. Yanardağ olsaydım bir dakikaya kalmaz patlayacağım resmen! Gece şu an ne kadar tehlikedeydi acaba? Gece’yi sormalıydım.

‘’Peki, şimdi durumu nasıl?’’

Doktor kafasını eğdi. O sırada gözlerinin içi gülen ve kendisi de gülümseyen başka bir doktoru fark ettim. Gece’nin durumuna bakarak gülümsüyordu. Onu duvara yapıştırdım ve yakasını tuttum.

‘’Sen neye gülüyorsun? Komedi filmi mi izliyorsun?’’ dedim.

Bana baktı. O an çok önemli bir detay fark ettim. Gözleri… Gözleri on sekiz yıl önce, ailemin katiliyle gözleri aynıydı. Ona baktım.

‘’Sen…’’ dedim.

‘’Ben?’’ dedi. Sonra da yakasını bıraktırdı.

‘’Ben yeni bir oksijen maskesi almaya gidiyorum.’’ dedi ve gitti.

Benden kaçıyor gibiydi. Sinirlerim bozuldu, zaten bozuktu. Şimdi iyice bozuldu! Gece’ye baktım. Mavi bir hastane kıyafetiyle öylece uyuyordu… Gözlerim yanındaki kalp atışına kaydı. Yavaşlamış gibiydi. Ama aniden içeri bir güvenlik girdi.

‘’İçeride bayıltılmış ve başka kıyafetleri olan bir doktor var, bodruma kilitlenmiş!’’ dedi.

Doktorlar aşağı koştu. Tekrardan kalp atışlarına baktım. Normale dönüyor gibiydi, ama sanırım oksijen maskesi lazımdı. Doktorların olduğu kapıya doğru ilerledim. İçeriye dikkatlice göz gezdirdim ama o ‘Oksijen maskesi almaya gidiyorum.’ diyen adamı göremedim. Zaten onda bir terslik olduğunu anlamıştım. O sırada Bora geldi.

‘’Ne oluyor?’’ dedi. Bora’ya baktım.

‘’Biraz uzun saçlı, kahverengi gözlü ve kafasında eskiden kalmış yanık izi gibi bir şey olan biri vardı. Doktordu. Ama Gece’nin bu zor hâline bakıp gülüyordu.’’ dedim. Sonra Nisa da uyanmıştı sanırım. Yanımıza geldi gözlerini ovuşturarak.

‘’Öyle diyince aklıma kamptaki Furkan Bey geldi.’’ dedi.

‘’Neden?’’diye sordum. Hızlıca cevap verdi.

‘’O da Gece panik atak geçirirken gülüyordu. Maskesi falan vardı. Tamamen suratını göremedim ama gözleri kesinlikle gülüyordu.’’

Ama bu adamın da maskesi vardı. Yok ya, aynı kişi değildir. Yani umarım. Nisa aklına tekrar bir şey gelmiş gibi bana baktı.

‘’Bir de şapkası vardı, bir keresinde onun şapkasını çıkardığını görmüştüm, yanık izi gibi bir şey vardı dediğin gibi.’’ dedi.

O an kafamda on sekiz yıl öncesi canlandı. Ben arkaya döndüğümde, arka camdan biri yaklaşıyordu. Ve onun kafasına arabanın aniden çıkan kıvılcımı gelmişti. Lan! Bu adam on sekiz yıl önceki kişiyle aynı kişi! Evet, kesinlikle aynı kişiydi. Eğer onu bulursam kendi ellerimle geberteceğim! Kendi ellerimle! O sırada doktorların giyinme odasından bir adam çıktı. Bora adama baktı.

‘’Bir doktor neden bu saatte çıksın ki?’’ dedi.

‘’Belki nöbeti vardı, bitirdi de eve gidiyor?’’diye bir fikir sundu Nisa.

Ama hissediyordum, içeride bir şeyler ters gidiyordu. Adam biraz bizim olduğumuz yöne dönünce, geçmişteki anılarım bir bir canlanmaya başladı. O anıyı hatırlamak bile içimi ürpertmeye yetiyordu. Çünkü bu adam annem ve babamın katiliydi ve şimdi de kardeşimi öldürmesine izin vermeyecektim!

Tam öfkeyle ona doğru gidecekken Nisa, gözlerini benden ayırmadan ‘’Bu adam, o adamsa ne yapmayı düşünüyorsun?’’ dedi.

Cevap vermek zorundaydım ama kelimeler boğazımda düğümlendi.

İçimdeki öfke ve intikam arzusu, mantıklı düşünmemi engelliyordu.

‘’Eğer onu yakalarsam, her şeyi açıklığa kavuşturacağım.’’ dedim.

‘’Bu bir o kadar benim de davam Atlas.’’ dedi Bora hemen.

İkimizde adamın üstüne doğru koşmaya başlamıştık. Adam bize baktı. Ağzının içinde küfür ettiğini duymuştum. Bizi görünce acil kapısından dışarı hızla koşmaya başladı. Biz onu kovalarken, önümde çıkanlar bile umurumda değildi. Gözlerim bir tek ona odaklanmıştı. Bora ile birlikte adamı kovalarken, kalbim hızla çarpıyordu. O adam, anne ve babamın katiliydi ve yıllardır içimde derin bir yara açmıştı. O an geçmişte yaşadığım acılar, kayıplar ve intikam arzusu beni iyice ele geçiriyordu. Koşarken gözlerim sadece onu görüyordu, diğer insanların varlığını umursamıyordum. Bora’nın yanımda olması, bu yolculuğun yalnız olmadığını hissettiriyordu. Ama bu adamı yakalamak, benim için her şeyden daha önemliydi. Onu yakaladığımda, ona ne yapacağımı biliyordum. İçimdeki öfke, beni adeta bir katile dönüştürmüştü. Köşeyi dönerken adamın hızla gittiğini gördüm.

‘’Bora, hızlan!’’diye bağırdım.

İkimizde hızımızı arttırdık. Adam, bir çıkmaz sokağa doğru koşuyordu. O an, onun kaçacak yeri olmadığını düşündüm. İçimdeki hırs, beni daha da ileriye itiyordu. Nihayet dar bir sokağa girdiğimizde adamın durduğunu gördüm. Arkasını döndü ve yüzünde bir gülümseme belirdi.

‘’Beni yakalayamazsınız!’’ dedi.

Öfkemin doruk noktalarına kadar geldiğini hissettim.

‘’Bu senin için bir son olacak!’’diye bağırdım. Bora, bana sessizce adamın etrafını sarmamız gerektiğini söyledi.

‘’Birlikte hareket edelim.’’ dedi.

Onun planında katıldım. Adamın kaçmasına izin veremezdik. Bir an bile düşünmeden, Bora ile birlikte adamın etrafını sardık.

Ancak, adamın birden arkasını dönüp kaçmaya başladığını gördüm.

‘’Bora, peşinden git!’’

Bir an bile tereddüt etmeden gitti. Sonra hızla arkasından koşmaya başladı. Adam, bir kapıdan içeri girdi. İçeride ne olduğunu bilmiyordum ama onu yakalamak için her şeyi göze almalıydım. Kapıyı açtım ve içeri daldım. Gözlerim karanlığa alışmaya çalışırken, bir köşede onu gördüm.

‘’Saklanma, saklansan da seni bulup kendi ellerimle öldüreceğim!’’ dedim ona doğru ilerleyerek. İçimdeki öfke ve intikam arzusu bir kez daha kabardı.

‘’Bu sefer kaçmana izin vermeyeceğim!’’ dedim.

Adam korkmuş görünüyordu ama aynı zamanda alaycı bir gülümseme ile bakıyordu bana.

‘’Beni öldürmek istiyorsan, önce beni yakalamalısın,’’ dedi. Bora arkamda duruyordu.

‘’Dikkatli ol!’’diye uyarmıştı beni Bora.

Ama ben artık geri adım atamazdım. Geçmişte yaşadıklarımın yükü hâlâ üzerimdeydi.

‘’Seni bulduğum an çok pişman olacaksın!’’diye bağırdım.

Adam, bir an için geri çekildi ama sonra birden hızlıca arka kapıdan fırladı. İkimizde dışarı çıktık ve adamı takip ettik. Sokaklarda koşarken kalbim hızla çarpıyordu. Adam bir arka sokağa girdi.

‘’Neden bu kadar korkuyorsun? Sadece seninle hesaplaşmak istiyorum!’’ dedim. Ama o sadece gülerek yanıtladı.

‘’Hesaplaşma? Senin için çok geç! Seni ve kardeşini bir tek ben mahvedebilirim ve bunu çok istiyorum!’’ dedi.

Öfkemin daha da büyüdüğünü hissettim. Nihayet adam bir köşeyi daha döndü ve bir dükkânın içine girdi. İçeri daldım.

‘’Beni bekle!’’diye bağırdım.

Dükkân karışıktı, raflar devrilmişti ve her yerde eşyalar dağınık bir şekilde duruyordu. Adamı bulmak için etrafa bakındım. Dükkânın içindeki karmaşaya dalmışım, her adımımda dikkatli olmalıydım.

‘’Nerdesin?’’diye seslendim ama sadece yankılanan sesimle karşılaştım.

Kalbim hızla çarpmaya devam ediyordu, hem öfke hem de korku iç içeydi. Adamın beni beklemediğini biliyordum ama yine de umudum vardı. Rafların arkasından bir şeyin hareketlendiğini gördüm. Hızla oraya yöneldim. Yöneldiğim gibi onun oradan sessizce kaçmaya çalıştığını fark ettim. İçimdeki intikam arzusu daha da alevlendi.

‘’Seni bulacağım ve kendi ellerimle öldüreceğim!’’ dedim.

Dükkânın içinde dolanırken ve eşyaların arasından geçerken dikkatim, dağıtacak bir şey olmaması için kendimi zorladım. Adamın nerede olduğunu bulmak için aklımı kullanmalıydım. Birden dükkânın arka tarafındaki kapının hafifçe açıldığını gördüm. Hızla o yöne doğru ilerledim.

‘’Bora, dikkat et!’’diye fısıldadım.

Arkadaşımın beni takip ettiğini biliyordum ama bu anın tehlikesini içimdeki korkuyu daha da artırıyordu. Kapıdan geçerken, karanlık bir koridora girdim.

‘’Seni yakalayacağım lan!’’diye bağırdım. Adamın gülüşü hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.

‘’Beni yakalamak mı? Senin için çok zor olacak!’’ dedi.

Koridorun sonuna geldiğimde bir an tereddüt ettim. O sırada onun yüzünden zehir gibi geçen yıllarım aklıma gelmişti. Ama bir şey biliyordum, bu sefer kaçmasına izin vermeyecektim.

‘’Seni yakaladığım an çok pişman olacaksın!’’diye tekrar bağırdım ve cesaretimi toplayarak onun gittiği yere doğru koştum. Her şeyin sonunu getirmek için kararlıydım…

Kapıdan geçerken hızla ilerlemeye devam ettim, her adımda dikkatli olmalıydım. Geçidin sonuna yaklaştıkta kalbim çarpıyordu, çünkü belki de onu öldürebilirdim. Bir an için durdum ve derin bir nefes aldım. Dükkândaki karmaşayı geride bırakmıştım ama bu, beni durduramazdı. Hedefim netti. Adamı bulmak için her şeyi göze almalıydım. Bora’nın arkamda olduğunu bilmek, bana bir nebze güven veriyordu.

‘’Bora, hemen buraya gel!’’diye fısıldadım, sesim titriyordu ama kararlılığım sarsılmazdı.

Tünel geçidinin sonunda telefondan gelen bir ışık belirdi. İçimdeki korku yerini cesarete bakıyordu.

‘’Seni bulacağım,’’ dedim kendi kendime.

Bölüm : 07.02.2025 21:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...