21. Bölüm

20.Bölüm

Rainy
therainy52

-Saatler Önce-

Odamdaydım. Loş ışık, duvarıma yansıyor, yağmurun cama vuran sesi ise arka planda sakin bir melodi gibi akıyordu. Elimdeki kitabın sayfalarını çeviriyordum ama kelimeler beynime uğramadan geçip gidiyordu. Gözüm satırlara değil, zihnimde dönüp duran düşüncelere takılıydı. Bugün yaşananlar… Patlayan depo… Ağabeyimin endişeli yüzü… Aklım hiçbir şeye odaklanamıyordu. Tam o sırada telefon titredi. Masanın üzerinde duran ekrana baktım: “Bilinmeyen Numara.” Bir an elim havada asılı kaldı. Mesajı açtım.

Bilinmeyen Numara: Konumu gönderiyorum. Seni bekliyor olacağım.

Kaşlarım çatıldı. Altına hemen bir konum düşmüştü. Haritada, şehrin kıyısında, tenha bir yer işaretlenmişti. Orası… Tanıdık değildi. Ne işim olurdu orada? Bir süre ekranı boş boş izledim. Belki yanlış numaraydı, belki de kötü bir şaka. Ama içimde tuhaf bir his vardı. Merakla korku arasında bir yerde… Telefonun klavyesine uzandım, anneme kısa bir mesaj yazdım:

Gece: Anne, bir arkadaşla buluşmaya gidiyorum. Konum attım. Merak etme.

Yazdım ama içimden bir ses, “yalan söylüyorsun” diyordu. Bu bir arkadaş buluşması falan değildi. Kendimi sakinleştirmeye çalışarak montumu giydim, çantamı kaptım ve evden çıktım. Sokak lambalarının sarı ışığı kaldırım taşlarını solgun gösteriyordu. Hava nemliydi, yağmur hafif hafif yüzüme çarpıyordu. Taksi çağırdım, konumu şoföre verdim. Adam aynadan bana baktı, sanki oranın neresi olduğunu biliyormuş gibi ama hiçbir şey söylemedi. Yaklaşık on beş dakika sonra taksi durdu. Camdan dışarı baktığımda, paslı bir depo, boş bir otopark ve kırık bir sokak lambasından sızan solgun ışık gördüm. İçim ürperdi. Tam olarak “terk edilmiş” hissi veriyordu. Taksiden indim. Hemen etrafa bakındım. Sessizlik… Sadece uzaktan gelen yağmurun sesi. Telefonum elimdeydi. Ekranı açtım, konuma baktım. Tam burasıydı.

“Kim var orada?” diye seslendim. Sesim duvarlara çarpıp yankılandı. Cevap yok. Birkaç adım daha attım. Ayakkabılarımın sesi, sessizliği daha da belirgin kılıyordu. Tam geri dönmeyi düşündüğüm anda arkamdan hafif bir ayak sesi geldi. Hızla döndüm ama sadece karanlık ve paslı metal yığınları… Kalbim hızlanmaya başlamıştı. Bir adım geri çekildim.

“Şaka yapıyorsanız komik değil,” dedim, sesim biraz titriyordu. O anda, hiçbir şey olmamış gibi, boynumun arkasından soğuk bir esinti hissettim. Ardından boğazıma keskin kokulu, nemli bir bez bastırıldı. Refleksle ellerim saldırgana doğru savruldu ama arkamdaki kişi çok güçlüydü. Nefesim kesildi. Burnuma ağır bir kimyasal kokusu doldu; boğazım yanıyordu.

Panik.

Ayaklarım sanki yere çivilenmişti. Dizlerimin bağı çözülmeye başladı. Görüşüm bulanıklaşıyor, renkler birbirine karışıyordu. Ellerim hâlâ boğazımdaki bezi tutuyor ama gücüm tükeniyordu. Kalbim, kaburgalarımı kıracakmış gibi çarpıyordu. Sesler boğuklaşmaya başladı. Yağmurun sesi, ayak sesleri, her şey derinden geliyordu artık. Sonra kulağıma bir fısıltı yaklaştı. Soğuk, nefesini hissettiğim bir ses…

“Artık benimlesin.”

Gözlerim karardı. Dünyam tamamen sessizleşti. Son gördüğüm şey, depo kapısının karanlıkta kaybolmasıydı.

Başım ağrıyordu. Ne olmuştu? Kaçırılmış mıydım ben? Harika, bir bu eksikti! Gözlerimi açmaya çalıştım, biraz ağırlardı. Gücümü toplayıp gözlerimi açtım ve etrafa bakınmaya başladım. Bir odadaydım. Tam ortasında, sandalyeye bağlı bir şekilde. Ağzım da bantlıydı. Kim getirmişti beni buraya? Geçen seferki gibi aslında bodrumda mıydım?

Etrafa bakındığımda, her yerde benim fotoğraflarım vardı… O fotoğrafların arasında ise o bodrumda gördüğüm mantar pano vardı. Sağıma baktığımda fotoğraflar devam ediyordu, aynı şey solum içinde geçerliydi. Bu oda kiminse gerçekten tedavi olmalıydı. Bu kadar fotoğrafımı çekecek kim olabilirdi? Çevremden biri miydi? Yoksa tanımadığım biri miydi? Fotoğraflara baktıkta içimdeki sinir ve öfke gittikçe artıyordu. Kim nasıl bu kadar takıntı yapabilir ki? Hâlâ aklım almıyor! Derken arkamdan kapı açılma sesi geldi. Arkama bakmaya çalıştım ama pek kim olduğunu net seçemiyordum. Çünkü yüzünde siyah bir maske vardı. Tam önümde durdu ve yere eğildi. Önce ağzımdaki bandı çıkarttı. Ardından da ellerimi ayaklarımı çözdü. Neden çözmüştü bu kadar kolay? Hemen ayağa kalktım ve ondan uzaklaştım. O kapı tarafına geçtiği için kaçamazdım. Kapıyı kilitledi.

“Kimsin sen!” diye bağırdım. Ama cevap gelmedi. Üzerime doğru gelmeye başladı.

“Yaklaşma sakın!” diyerek geriye gitmeye başladım. Sağırdı sanki, çünkü beni duymuyordu. Tam karşıma geldiğinde durdu ve maskesini çıkarttı. Maskesini çıkarttığı gibi kaşlarım iyice çatıldı. Ve içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

“Zaheyn?” Aramızda bir sessizlik oluştu. “Nasıl yaparsın sen bunu? Hani biz arkadaştık, hani biz kankaydık!” diyerek onu ittirdim.

“Gece, bi dinle beni. Her şeyi anlatacağım.”

Yok bana iyice geliyorlar.

“Senin neyini dinleyeceğim ben! Nasıl beni arkamdan bıçakladığını mı? Ben sana güvenmiştim, bunları yapan kişinin sen olduğunu bile düşünemeyecek kadar güvenmiştim sana ben!” Bir kez daha ittirdim.

“Gece-“ diyecekken lafını böldüm.

“Sus! Adımı sakın ağzına alma bir daha!” Zaheyn’in bana doğru bir adım atışıyla, içimdeki son ip de koptu. Ellerim titriyordu ama bu korkudan değil, öfkedendi. Onun bana yaptığı şeyin ağırlığı beynimin içinde çığlık çığlığa yankılanıyordu.

“Gece, ne olur-”

“SUS!” diye bağırdım. Sesim öyle yüksek çıktı ki boğazımda keskin bir acı hissettim. Adımlarımı sertçe attım, omzumla onu ittirdim.

“Seninle paylaştığım HER şey… HER an… Hepsi yalan mıydı?” O geriye sendeledi ama gözlerini kaçırmadı. Bu daha da sinirimi bozuyordu.

“Anlatmam gereken şeyler var,” dedi yine, sanki hâlâ konuşma şansı varmış gibi.

“Beni kaçırıyorsun, hayatımı cehenneme çeviriyorsun ve hâlâ bana anlatmam gerek diyorsun… Sen var ya…”

Nefesim hızlanmıştı. Kelimeler boğazıma takılıyor, zihnim bulanıyordu. O sırada gözüm duvardaki fotoğraflara kaydı. Ben… Gülümserken. Ben… Yürürken. Ben… Uykuda. Bazılarının üzerine notlar yazılmıştı:

“Kiminle konuştu?”

“Ateş yakında öğrenecek.”

Kalbim hızlandı, midem bulandı.

“Beni izledin… Günlerce… Haftalarca… Belki aylarca!” dedim, kelimeler dişlerimin arasından hırlayarak çıkıyordu.

“Bu seni korumak içindi,” dedi. Kahkaha attım. Ama bu kahkaha… Sağlıklı değildi. O kadar tiz, o kadar sinirliydi ki kendi sesimden bile irkildim.

“Korumak mı? Hangi hastalıklı zihnin korumak diye tarif ettiği şey bu?” Bir anda elimdeki küçük metal bir çerçeveyi aldım ve duvardaki fotoğraflardan birine fırlattım. Cam parçalandı, fotoğraf yırtıldı.

“Korumak mı? Korumak mı? Sen beni kafesledin!” Zaheyn ellerini kaldırdı, sakin olmamı ister gibi.

“Gece, lütfen-” Bir adım attım, parmağımı yüzüne doğrulttum.

“Beni bir daha adımla çağırma. Bir daha bana yaklaşma. Yoksa…” Sesim titredi, gözlerimden yaşlar süzülürken bile dişlerimi sıktım. “Yoksa senden korkmam gerektiğini düşünürsün. Ama yanılırsın. Ben senden korkmuyorum, Zaheyn. Ben seni yok edebilirim.”

Onun yüzünde ilk kez bir kırılma gördüm. Ama bu beni durdurmadı. Odanın dört bir yanındaki fotoğraflara saldırmaya başladım. Çerçeveleri yere fırlattım, duvardaki mantar panoyu tekmeledim. Nefes nefese kalmıştım, kollarım ağrıyordu ama umurumda değildi. Zaheyn, bir adım geri çekildi.

“Gece… Böyle olmanı istemedim.”

“Çok geç!” dedim, cam kırıklarının üstünde yürüyerek ona yaklaştım. “Beni buraya getirdiğin an, bu ihtimali öldürdün.”

Kapıya doğru baktım. Kilitliydi. Ama artık kilitler bile bana engel gibi gelmiyordu. Çünkü beynim tek bir şeye kilitlenmişti:

Kaçacağım. Ve seni bitireceğim.

Kapıyı nasıl kıracaktım? Gözüm odada beni bağladığı sandalyeye ilişti ve sandalyeyi tuttuğum gibi kapıya doğru fırlattım. Sandalye kırıldı ama kapı sağlam kaldı.

“Aç şu kapıyı!” diye bağırdım. Hareketlenme olmadı. Ona döndüm. “Zaheyn, aç şu kapıyı dedim!” Hâlâ yüzüme öylece bakıyordu. Ve bu da beni iyice delirtmeye yetiyordu.

“Beni dinleyecek misin?” diye sordu. Ve bence çok güzel bir cevap verecektim. Bu sefer tam karşısında duran bendim.

“Seni dinleyeyim, öyle mi?” dedikten sonra çok sert bir tokat attım.

“Al dinledim. Şimdi aç kapıyı!” Bir süre sessiz kaldı. Burnundan soluyordu.

Kapıyı açmaya çalışırken, içimde bir korku belirdi. Arkadan bir bez, sert bir şekilde ağzıma yapıştı ve gözlerim karardı. Bayıldığım anı hatırlamıyorum, ama kendime geldiğimde, karanlık bir odada bağlıydım. Vücudumun hareket edemediğini hissettim; panik içinde çırpındım. Gözlerim yavaşça odanın karanlığında gezinirken, Zaheyn'in yüzü belirginleşti. Gözlerindeki delilik, içimde bir soğuk rüzgâr estirdi.

"Sevgilim, sana yemek getirdim," dedi. Sevgilim mi? Gerçekten delirmişti.

Sinirle bağırmak istedim, ama sesim boğazımda düğümlenmişti. O an, korkunun ne demek olduğunu bir kez daha anladım. Zaheyn’in gözlerindeki takıntı, beni boğuyordu. O, benim için her zaman güvenilir bir dosttu, ama şimdi karşımdaki bu adam, tanıdığım Zaheyn değildi. İçimdeki öfke ve korku birbirine karıştı.

Zaheyn, yavaşça yanımda belirdi ve yemek tepsisini masanın üzerine koydu. Gözlerim, tepsideki yiyeceklere kaydı.

Zaheyn, gülümseyerek yanımda durdu.

"Beni anlama, Gece. Sadece seni korumak istiyorum," dedi. Bu sözler, beni daha da korkuttu. Koruma? Beni bağlamak, hapsedip korkutmak mı korumaktı? İçimdeki savaş büyüyordu. Onunla yüzleşmek zorundaydım, ama nasıl?

Zaman geçtikçe, içimdeki panik yerini çaresizliğe bıraktı. Bağlı olduğum yerden kurtulmak için her şeyi denedim. Ama Zaheyn’in yaptığı düğümler çok sıkıydı. Her çırpınışımda, onu daha da öfkelendiriyordum. O an, Zaheyn’in gözlerindeki deliliği daha net görebiliyordum. Bu, bir sevgi değil, bir takıntıydı. Beni sevdiğini, arkadaş olarak gördüğünü düşündüğüm o adam, şimdi bir canavara dönüşmüştü. Düşüncelerim hızla geçerken, Zaheyn’in yüzündeki gülümseme beni daha da korkutuyordu.

"Seni seviyorum Gece," dedi. Ama bu sevgi, benim için bir tehdit hâline gelmişti. Gözlerim dolmuştu; içimdeki çaresizlik, beni daha da kırılgan hâle getiriyordu.

"Zaheyn! Beni bırak!" diye bağırdım ama sesim yine boğazımda kayboldu.

Zaheyn’in dudaklarından çıkan, “Seni seviyorum Gece” sözleri, beynimde bir kurşun gibi yankılandı. Önce sessizlik oldu. Sanki odadaki tüm sesler, tüm nefesler durmuştu. Sonra… O sessizlik parçalandı. İçimdeki bağ koptu. Başımı kaldırdım, gözlerimi ona diktim. Gözbebeklerim büyümüş, nefesim düzensizdi.

“Bir daha,” dedim fısıltıyla. “Bir daha o kelimeyi ağzına alırsan… Seni paramparça ederim.”

Sesim, kendi kulaklarımda bile yabancıydı. Zaheyn bana yaklaştıkça, ipler bileklerime daha çok gömüldü. Her hareketimde derim acıyordu, ama bu acı bana güç veriyordu. Bileklerimden kan süzülmeye başladı; umurumda değildi. Tırnaklarımı ipin liflerine geçirip, derim yırtılsa bile çekmeye devam ettim.

“Gece, sakin ol-” dediğinde kahkaha attım. Deli, tiz bir kahkaha… Duvarlardan yankılanan bir çığlık gibi.

“Sen mi sakinleştireceksin beni? SEN!” Bağırdım. Sesim patladı, boğazım yandı. “Beni kaçıran, fotoğraflarımı çeken, nefesimi bile izleyen SEN!”

Bileklerimdeki ip biraz gevşediğinde tüm gücümle asıldım. Kollarım titriyordu, dişlerim kenetlenmişti. “Beni… Kimse… Kafese koyamaz!” Son hamlede ip koptu. Avuçlarım kan içindeydi ama bu kan bana özgürlük gibi geldi. Ayağa fırladım. Masanın üzerindeki yemek tepsisini tek hamlede yere savurdum. Tabaklar kırıldı, metal çatal zemine çarptı. Zaheyn geri adım attı. Onun gözlerindeki şaşkınlık, içimdeki öfkeye benzin döktü.

“Beni koruyacakmış…” dedim hırıltıyla. “Sen benim kâbusumsun.”

Elime geçen ilk şeyi, masadaki cam su bardağını tuttum ve duvara çarptım. Cam parçaları etrafa saçıldı. Bir parça avucumda kaldı. Elimdeki kırık camı ona doğrulttum.

“Kapıyı aç. Şimdi. Yoksa burayı kanınla boyarım.” Zaheyn derin bir nefes aldı, gözlerimden gözlerini ayırmadı.

“Bunu yapmak istemezsin.”

“Bunu yapmak İSTİYORUM,” dedim, her kelimeyi bastıra bastıra. “Çünkü senin yüzünü bir daha görmek istemiyorum.” Adım attım. O geri çekildi. Bu defa köşeye sıkışan oydu. Kapının yanındaydı artık.

“Son kez söylüyorum, aç kapıyı,” dedim. Elimdeki cam parçası titriyordu ama o titreme korkudan değildi; tutmam gereken öfkeydi. Bir anlık sessizlikten sonra kapının kilidi döndü. O an kaçma isteğimle, ona saldırma isteğim birbirine karıştı. Ama içimde tek bir söz yankılanıyordu:

Buradan çıkarsam… Seni bitireceğim.

Zaheyn'in gözlerindeki o hayranlık dolu ifadeyle karşılaştım.

"Gece," dedi, sesi titriyordu. "Seni çok seviyorum." Bu sözler, midemi bulandıran bir zehir gibiydi. Onun sevgisi, benim için bir lanetten başka bir şey değildi.

"Defol git," diye bağırdım. "Senden iğreniyorum." Zaheyn'in yüzündeki ifade değişti. Önce şaşkınlık, sonra acı, en sonunda ise öfke belirdi.

"Bunu bana nasıl yaparsın?" diye bağırdı. "Ben senin için her şeyi yaptım." Ama ben, onun yaptıklarının hiçbirini istememiştim. Benim için yaptığı her şey, benim hayatımı cehenneme çevirmişti.

"Sen benim için hiçbir şey yapmadın," diye karşılık verdim. "Sen sadece beni kontrol etmeye çalıştın. Bana rol kestin." Gözlerim dolmuştu. Ama bu gözyaşları, acıdan değil, öfkeden kaynaklanıyordu. Onun yüzüne tükürmek, ona tokat atmak, onu paramparça etmek istiyordum. Ama yapmadım. Sadece nefret ettim.

Zaheyn, yanıma yaklaştı. Elini uzattı, yüzüme dokunmak istedi. Ama ben, bir adım geri çekildim.

"Dokunma bana," diye bağırdım. "Bana dokunmaya hakkın yok." O an, içimde bir şeyler koptu. Artık onunla hiçbir bağım kalmamıştı. O benim için ölmüştü.

"Seni asla bırakmayacağım," dedi Zaheyn, sesi artık bir tehditti. "Sen benimsin."

Bu sözler, kalbime saplanan bir hançer gibiydi. Onun esiri olmak istemiyordum. Onun saplantısının kurbanı olmak istemiyordum. Ben özgür olmak istiyordum. Ona son bir kez baktım. Gözlerindeki o iğrenç parıltıyı gördüm. Ve o an, kararımı verdim. Onu hayatımdan tamamen silmeliydim. Ne pahasına olursa olsun. Çünkü ben, artık onun karanlığında kaybolmak istemiyordum.

Şimdi de Ateş'i küçümsüyordu. Hep benimle takılmasını alay konusu ediyordu. "Ateş, sen ne anlarsın ki? Gece'nin ne sevdiğinden ne sevmediğinden ne anlarsın ki?" dedi, dudaklarını bükerek.

Duvarda Ateş'in fotoğrafı da vardı ama parçalanmış bükülmüştü... Onun fotoğrafına bakarak konuşmaya başladı. "Senin gibi zavallı, Gece'nin peşinden koşmaktan başka ne işe yararsın?" diye alay etti. Dayanamadım.

"Zaheyn, yeter artık!" diye bağırdım. Ama o, daha da hırçınlaştı.

"Hadi ya!" diye kükredi. "Onu sevmiyorsun değil mi?" O an, içimdeki öfke patladı. Zaheyn önüme geldi. "Kahretsin, neden o?"

Kapıyı yumruğuyla deldi. Zaheyn'in şaşkın bakışları arasında, kapıyı o delikten kolumu sokup kapının kolunu aşağı iterek açtım ve kaçtım. Arkamdan Zaheyn'in öfke dolu sesini duydum.

"Gece, dur!" diye bağırıyordu. Ama ben durmadım. Koştum, koştum, koştum...

Zaheyn'in peşimden geldiğini hissediyordum. Nefes nefese kalmıştım. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ama duramazdım. Kaçmalıydım. Ondan, o zehirli ilişkiden kaçmalıydım.

Bir ara arkama baktım. Zaheyn, hala peşimden geliyordu. Gözleri öfkeyle parlıyordu. Ama ben artık korkmuyordum. Korkmamalıydım.

Biraz daha koştuktan sonra, bir ormana girdim. Ağaçların arasına saklandım. Zaheyn'in sesini duydum. "Gece, neredesin?" diye bağırıyordu. Ama cevap vermedim.

Orada, ağaçların arasında, bir süre saklandım. Nefesimi tuttum. Kalbimin sesini dinledim. Ne yapmam gerektiğini düşünmeye çalıştım.

Ondan uzaklaşmalıydım. Ondan kurtulmalıydım. Kendi hayatımı yaşamalıydım.

(Yazarın anlatımıyla)

Telefonunu titreyerek cebinden çıkardı. Parmakları terlemişti, nefesi düzensizleşmişti. Ağabeyi Atlas'ı arayacaktı. Atlas, onun sığınağı, koruyucusu ve en yakın arkadaşıydı. Ona her zaman güvenebilirdi. Telefon rehberinde Atlas'ın ismini buldu ve arama tuşuna bastı. Ancak, o panik ve korku içinde, parmakları kaydı. Yanlışlıkla, daha önce başvurduğu bir iş görüşmesi için verilen numarayı aramıştı. Telefon çaldı, çaldı ve çaldı... Gece, hatayı fark ettiğinde, kalbi ağzına gelmişti. Hemen kapatmak istedi ama o an, sanki zaman yavaşlamıştı. Karşı taraftan bir ses duyuldu:

"Alo?" Gece, donup kalmıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Ses, bir erkek sesiydi; Ateş'in sesiydi. Ve oldukça ciddi tonda konuşuyordu.

"Alo? Duyuyor musunuz?"

Gece, toparlanmaya çalışarak, "Şey... Ben..." diye kekeledi. Sonra, aklına gelen ilk şeyi yaptı: Telefonu kapattı

Derin bir nefes aldı. Kalbi hala hızlı atıyordu. Ne yapmıştı böyle? Neden o numarayı aramıştı? Şimdi ne olacaktı? Zaheyn'den kaçmak yeterince zorken, bir de bu saçma sapan yanlış arama olayıyla uğraşmak zorunda kalmıştı. Kendine kızdı. Daha dikkatli olmalıydı. Ama şimdi ne yapacaktı?

Bir an için, o numarayı tekrar aramak istedi. Durumu açıklamak... Ama sonra vazgeçti. Belki de en iyisi, hiçbir şey olmamış gibi davranmaktı.

Ama bu kolay olmayacaktı. Çünkü o numarayı aradığı andan itibaren, hayatında yeni bir karmaşa başlamıştı. Ve bu karmaşanın onu nereye götüreceğini bilmiyordu.

Gece, ağaçların arasında saklanırken, kalbinin hızla çarpmasıyla birlikte panik atak belirtileri baş göstermeye başladı. Derin bir nefes almak istese de, göğsündeki sıkışma hissi onu boğuyordu. "Neden böyle hissediyorum?" diye düşündü. Sanki her şey üzerindeki baskıyı artırıyordu. Duyguları karmaşık bir hal almıştı; korku, öfke, çaresizlik hepsi bir arada dans ediyordu.

Kendini ormanın derinliklerinde kaybolmuş hissetti. Ağaçların gölgeleri, sanki onu izliyormuş gibi geliyordu. "Beni bulamaz," diye düşündü ama bu düşünce bile içindeki kaygıyı dindirmedi. Kalbi, boğazına kadar çıkmış gibiydi. Gözleri, karanlıkta parlayan yapraklara odaklanmaya çalıştı ama her şey bulanık görünüyordu.

"Nefes al, Gece," diye fısıldadı kendi kendine. Ama nefes almak, sanki bir dağın zirvesinden aşağıya düşmek gibiydi; her an daha da zorlaşıyordu.

Ağır adımlarla ilerlemeye çalıştı, ama ayakları sanki kurumuş bir toprak parçasına saplanmış gibiydi. "Yolu bulmak zorundasın, Gece," diye kendi iç sesini bastırmaya çalıştı. Ama o ses, Zaheyn'in alaycı gülümsemesini hatırlatıyordu.

"Sen benimsin," gibi sözleri kulaklarında yankılanıyordu. Bu düşünce, kalbini daha da sıkıştırıyordu. Birden, başı döndü. Düşünceleri birbirine karıştı, çevresindeki her şey bulanıklaştı.

"Yeter artık!" diye haykırdı, ama sesi ormanın sessizliğinde kayboldu. Kendini bir ağacın gövdesine yaslayarak durmaya çalıştı. "Neden bu kadar korkuyorum?" diye düşündü. Korkunun ne kadar gerçek olduğunu hissetmek, onu daha da çaresiz hissettiriyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. "Beni bulamaz," dedi ama kendi kendine bile inanmadığını biliyordu. Bir an, derin bir nefes almayı denedi. Ancak, göğsündeki baskı daha da arttı.

"Nefes al, Gece," diye mırıldandı. Ancak her nefes, sanki boğazında bir düğüm oluşturuyordu. "Bunu yapabilmeliyim," diye düşündü. Kendini toparlamak zorundaydı. Ama panik, onu ele geçirmişti.

Ormanın karanlığı, her köşeden ona saldırıyormuş gibi hissediliyordu. Ağaçların arasında kaybolmuş, kendi iç savaşını veriyordu. Gece, kalbinin hızla attığını, nefesinin daraldığını hissetti. Etrafındaki dünya, sanki bir film şeridi gibi hızla geçip gidiyordu. Her şey bulanık, her ses yankılanıyordu. Panik atak, onu yakalamıştı ve şimdi, bu karanlık tünelin içinde kaybolmuş hissediyordu. Gözleri, odanın köşelerine odaklanmaya çalıştı ama gölgeler, ona daha da korkutucu geliyordu. İçindeki korku, bir canavara dönüşmüştü ve Gece, onun pençelerinden kaçmaya çalışıyordu.

Nefes almak zorlaşıyordu; her nefes, boğazında bir düğüm gibi sıkışıyordu. "Bunu atlatmalıyım," diye düşündü ama bu düşünce bile onu daha da korkutuyordu. Kendini kaybetmekten korkuyordu. Zihni, düşüncelerle dolup taşıyor, her biri onu daha da derin bir karanlığa sürüklüyordu. "Beni bırak!" diye haykırmak istedi ama sesini çıkaramıyordu. O an, yalnızca içindeki kargaşayı duyabiliyordu.

Duvardaki saat, zamanın ne kadar yavaş geçtiğini hissettiriyordu. Her saniye, bir yüzyıl gibi uzuyordu. Gece, gözlerini kapatmaya çalıştı ama karanlık, ona daha da korkutucu geliyordu. Gözlerini açtığında, odanın köşesinde beliren gölgelerle yüzleşmek zorunda kalıyordu. Bu korkunç anların içinde kaybolmuşken, bir anda zeminin titrediğini hissetti. Bir şey, ona doğru yaklaşıyordu. Kalbi, küt küt atmaya başladı.

Tam o sırada, bir ışık parladı. O ışık, sanki karanlığın içinden bir umut ışığı gibi parlıyordu. Gece, o ışığın kaynağına doğru bakmaya çalıştı. Ama gözleri, hala bulanık ve korku doluydu. O an, bir şeyin varlığını hissetti; birinin orada olduğunu biliyordu. O kişinin ayakları, onun önünde belirdi. Yavaşça yukarı baktığında, gözleriyle Zaheyn’i buldu.

Zaheyn, "Seni buldum," dedi.

Bölüm : 11.08.2025 20:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...