15. Bölüm

14. Bölüm: Beyaz Önlüğün İntikamı

Udezsenlife
udezsenlife

14. Bölüm: Beyaz Önlüğün İntikamı

"Kendi hislerimize yalan söylemek."

●●●

Ertesi sabah güneş, dünkü fırtınanın izlerini silmek istercesine pırıl pırıl doğmuştu. Pamir'i sormamıştım Dalya'ya. Sormak istemiyordum. Şehir uyanırken, ben haftalar sonra ilk kez o binanın önünde duruyordum. "Ateş İkra - Psikolojik Danışmanlık" yazan o pirinç tabela, yerinden söküldüğü günün aksine, sabah ışığında gururla parlıyordu. İçeri girdiğimde tanıdık dezenfektan ve eski kitap kokusu genzimi yaktı; burası benim kalemdi ve kalemi geri almıştım.

Ancak masama oturduğumda, odadaki yabancı bir ağırlık dikkatimi çekti. Masanın tam ortasında, isimsiz, ince siyah bir dosya duruyordu. Pamir’in mahkeme salonunda bahsettiği, dün gece kütüphanenin o puslu havasında unutulan o "sızıntı"nın kanıtları...

Dosyayı açtığımda parmaklarımın ucu buz kesti. İçerideki belgeler, banka dökümleri ve dijital yazışmalar tek bir ismi işaret ediyordu: Selin.

En yakınım dediğim, davamda yanımda duran, her gözyaşımda omzunu uzatan avukatım... Pamir’le iş birliği yapmamıştı; aksine, Pamir’in bana olan öfkesini fark edip ona bu manipüle edilmiş videoları servis eden, aradaki o karanlık köprüyü kuran bizzat oydu. İhanet, dışarıdaki düşmandan değil, içerideki dosttan gelmişti. Gözlerim kararırken, telefonumun iç hattı acı bir sesle yankılandı. Dalya'nın sesi heyecanlıydı.

​"Ateş, biliyorum randevular kapalı dediniz ama... Çok ısrarcı bir beyefendi var. 'Yarım kalan bir dikişi tamamlamaya geldim' diyor."

​"Kim?" diye sordum, sesim bir fısıltıdan öteye geçemedi.

​"İsim vermedi, ama 1 numaralı odaya geçti bile."

Adımlarım beni 1 numaralı odaya götürürken, kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Kapıyı yavaşça araladım. İçeride, pencerenin önünde, şehri izleyen o tanıdık silüeti gördüm. Pamir Miran, üzerinde dün gecenin o dağınık halinden eser kalmamış, jilet gibi bir takım elbiseyle oradaydı. Ama bakışları... Bakışları artık bir celladınki gibi keskin değil, bir hastanınki kadar çıplaktı.

Gitmemişti.

​"Dün gece," dedi Pamir, bana dönmeden. Sesi odanın duvarlarında yankılandı. "Bana 'mesleğine dönmek' dedin. Sonra da o kapıyı çarpıp çıktın. Gece boyu o cümleyi düşündüm. Sen mesleğine döndün Ateş, ama ben hâlâ o karanlık kütüphanede, Caner’in hayaliyle baş başayım."

Bana doğru bir adım attı. Aramızda artık o kütüphanedeki tozlu raflar yoktu; sadece bir hasta koltuğu ve bir doktor masası vardı.

​"Gitmedim," dedi, gözlerimin en derinindeki o sızıya bakarak. "Şehri terk edip kaçmak, o dikişi daha da patlatacaktı. İyileşmek istiyorum Ateş. Kendi ellerimle açtığım bu yaraları, yine o şifa dağıtan ellerinle kapatmanı istiyorum."

Masamın önündeki o deri koltuğa yavaşça oturdu. Bu, bir teslimiyetti. Kibirli iş adamı, intikam peşindeki antifan ölmüştü; yerine, şifasını kendi kurbanında arayan o yaralı adam gelmişti.

​"Refleks demiştin ya dün gece..." dedi, hafifçe gülümseyerek. "Şimdi gerçekten reflekslerine ihtiyacım var. Ben senin yeni danışanınım Ateş İkra."

Elimdeki o ihanet dosyasını masanın üstüne sessizce bıraktım. Selin’in ihaneti dışarıda kalmıştı. İçeride ise, nefretimin küllerinden doğan o tuhaf adam, benden sadece bir randevu değil, bir hayat talep ediyordu.

Koltuğuma oturdum, not defterimi açtım ve gözlerinin içine baktım. "Anlat o zaman Pamir," dedim, sesimdeki titremeyi profesyonel bir sükunete hapsederek. "En baştan... o telefonu açmadığın geceden başla."

Başımı kaldırdım. Pamir, danışan koltuğunda her zamanki o mağrur ama bu kez biraz daha yorgun duruşuyla oturuyordu. Bakışları masadaki dosyaya kaydı, sonra tekrar benim gözlerime çıktı.

​"Dosyayı bulmuşsun," dedi, sesi odanın steril sessizliğinde yankılanarak. "Selin... O videoların ham hallerini bana ulaştıran, senin hangi seanslarda zayıf düştüğünü, hangi cümlenle seni vurabileceğimi fısıldayan oydu. Ben tetiği çeken eldim Ateş, ama silahı dolduran senin en yakınındı."

Boğazımda bir düğüm oluştu. "Neden?" diye fısıldadım. "Bunu bana neden yaptın Pamir, anladım. Ama o neden yaptı? Ve sen... Sen neden şimdi bunu bana veriyorsun?"

Pamir hafifçe öne eğildi. Aramızdaki o profesyonel masa, dün geceki kütüphane raflarından daha aşılmaz görünüyordu. "Çünkü dün gece o kapıdan çıkıp giderken, senin o yaralı halinle o kadına sığınmanı istemedim. İhanetin soğukluğunu bir kez daha, bir dost maskesiyle tatmanı istemedim. Ve..." Duraksadı, ela gözlerinde ilk kez bir tereddüt belirdi. "Ve senin 'mesleğine dön' lafın... Gece boyu kulaklarımda çınladı. Ben o kütüphaneden çıkamadım Ateş. Beni o odadan ancak sen çıkarabilirsin."

Derin bir nefes aldım. Dosyayı çekmeceme sertçe itip kilitledim. Selin’le olan hesabımı sonraya sakladım. Şu an, karşımda duran bu adamın ruhundaki o dikişlerin sökülüşünü izliyordum. Not defterimi açtım, kalemimi elime aldım.

​"Dün geceki her şeyi unut Pamir," dedim, sesimi en profesyonel tonuna çekerek. "Burada, bu odada biz sadece bir hekim ve bir danışanız. Dün geceki o 'refleks' dediklerin, o haykırışlar bu kapının dışında kaldı. Hazırsan başlayalım. Caner’le olan o son telefon görüşmesinden başla... Neden açmadın o telefonu?"

Pamir’in bakışları sertleşti. "Burada mıyız gerçekten? O mesafeli, beyaz önlüklü dünyaya geri mi döndük?"

​"Başka türlüsü imkânsız," dedim, kalbimin göğüs kafesimi zorlamasına inat. "Sen iyileşmek istedin, ben de işimi yapıyorum. Anlat Pamir."

Pamir arkasına yaslandı, gözlerini tavana dikti. "Yorgundum," dedi fısıltıyla. "Üç seans üst üste girmiştim. Caner her gece arıyordu. Yine aynı şeylerdir, yarın konuşuruz dedim. Kendi kibrimle, o çocuğun karanlığının benim yorgunluğumdan daha ağır olduğunu unuttum. O gece telefonun ışığı söndüğünde, Caner’in de ışığının söneceğini bilemedim."

Sesi titredi. O an, profesyonel sınırlarım bir kez daha zorlanmaya başladı. Bir danışman olarak ona "Bu senin suçun değil, o bir seçimdi," demem gerekiyordu. Ama ben sadece bir Ateş olarak şunu sormak istiyordum: "Bana o dosyayı verirken, aslında kendini mi affettirmek istiyordun?"

Pamir aniden gözlerimin içine baktı. "Sen beni iyileştiremezsin Ateş. Çünkü sen de kanıyorsun. O dosyada Selin’in ismini gördüğünde elin titredi. Sen kendi dikişlerini atamıyorken, benimkilere nasıl dokunacaksın?"

Ayağa kalktı, masama kadar yürüdü. Elleri masanın kenarına dayandığında, dün geceki o yakıcı çekim odayı bir kez daha esir aldı. Seans odasının o soğuk, profesyonel havası bir anda dağıldı.

​"Ben buraya bir randevu için gelmedim," dedi Pamir, sesi artık bir fısıltıdan ibaretti. "Ben buraya, bizi mahveden o geçmişin küllerinden yeni bir şey kurmaya geldim. İster adına tedavi de, ister refleks... Ama bakışlarındaki o acı benimkini tanıyor Ateş. Ve ikimiz de biliyoruz ki, Selin’den daha büyük bir ihanet var şu an bu odada: Kendi hislerimize yalan söylemek."

Pamir’in masama doğru eğilip nefesimi kestiği o an, odanın ağır sessizliği kapının dışından gelen gürültülü ayak sesleriyle yırtıldı. Dalya’nın "Selin Hanım, bir saniye, seans başladı!" diyen çaresiz çırpınışını duydum. Ama nafileydi.

Kapı, adeta bir patlama sesiyle açıldı. Selin, her zamanki o profesyonel, her şeyi kontrol eden kadın imajından kilometrelerce uzaktaydı. Saçları dağılmış, göz altları morarmış ve bakışlarındaki o soğuk rasyonellik yerini hayvani bir korkuya bırakmıştı. İçeri dalar dalmaz bakışları masamdaki o siyah dosyaya, sonra da bana yaslanmış duran Pamir’e kilitlendi.

​"Ateş!" diye bağırdı, sesi odanın duvarlarında yankılandı. "Sen... Sen ne yapıyorsun bu adamla? Dün gece o evden çıkarken seni gördüm. Delirdin mi sen? Sana neler yaptığını unuttun mu?"

​Pamir, masamın kenarından yavaşça doğruldu. Hiç istifini bozmadan, o dondurucu sakinliğiyle Selin’e döndü. Yüzünde, bir avını köşeye sıkıştırmış avcının o ürkütücü tatmini vardı.

​"Hoş geldin Selin," dedi Pamir, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Tam da senden bahsediyorduk. Ateş’e o videoların kayıp sahnelerini nasıl bulduğumu anlatıyordum. Hani o sadece senin bildiğin, benimle paylaştığın o mahrem detayları..."

​Selin’in yüzündeki kan bir anda çekildi, kireç gibi bembeyaz oldu. Bakışları benden Pamir’e savrulurken titreyen ellerini ceketinin cebine saklamaya çalıştı. "Yalan söylüyor Ateş! Seni manipüle ediyor, aramıza girmeye çalışıyor. Bu adam bir sosyopat, bilmiyor musun?"

Sessizce oturduğum koltuğumdan kalktım. Masanın üzerindeki o siyah dosyayı aldım ve yavaşça Selin’e doğru uzattım. Gözlerimin içine bakmasını bekledim ama o, dosyanın kapağını gördüğü an sanki fiziksel bir darbe almış gibi geriledi.

​"Dün gece Pamir’in evine gitmişsin Selin," dedim, sesimdeki o buz gibi sakinlik beni bile korkuttu. "Tartışmışsınız. Neden? Her şeyi anlatmasından mı korktun? Yoksa kurduğun o muazzam oyunun, oyun kurucusu tarafından bozulması mı canını yaktı?"

​"Ateş, bak... Ben sadece seni korumaya..."

​"Beni korumak mı?" diye kükredim, sonunda o bastırdığım volkan patlamıştı. Dosyayı masaya çarptım. "Bana kumpas kuran adamla iş birliği yaparak mı? Benim en zayıf anlarımı ona servis ederek mi? Sen benim avukatımdın Selin! Sen benim dostumdun!"

​Selin, köşeye sıkışmış bir kedi gibi bir anlığına Pamir’e saldırdı. "Sen!" dedi parmağını ona sallayarak. "Sen verdin değil mi bunları ona? Kendini kurtarmak için beni yaktın! Oysa sen istedin bunları, sen yalvardın Ateş’i bitirecek bir şeyler bulmam için!"

Pamir, bir adım öne çıktı. "Ben istedim, evet. Ama sen, bir saniye bile tereddüt etmeden kardeşim dediğin kadını sattın Selin. Ben bir düşmandım, görevimi yaptım. Ama sen... Sen bir yılandın. Ve yılanlar, sonunda kendi kuyruklarını yerler."

Selin, hıçkırıklara boğularak kapıya doğru geriledi. "Anlamıyorsunuz... O kadar mükemmeldin ki Ateş. Herkes seni seviyordu, herkes sana hayrandı. Senin gölgende nefes alamıyordum!"

Kapıyı çarpıp çıktığında, koridorda yankılanan topuk sesleri Selin’in hayatımdan çıkışının melodisiydi. Odanın içinde sadece ağır bir ihanet kokusu ve Pamir’in o yoğun varlığı kaldı.

​Pamir bana döndü. Bakışlarındaki o sertlik, yerini garip bir merhamete bırakmıştı. "Şimdi," dedi, aramızdaki o devrilmiş masayı ve darmadağın olmuş dünyayı işaret ederek. "Şimdi gerçekten yalnızız Ateş. Ne sahte dostlar kaldı, ne de gizli düşmanlar. Sadece sen, ben ve o dikiş tutmayan geçmişimiz."

Dizlerimin bağı çözüldü, koltuğuma çöktüm. İhanet, Pamir’in intikamından daha çok acıtmıştı. Pamir, masanın üzerinden elimi tutmak için uzandı ama sonra durdu. Profesyonel sınırlar mıydı onu durduran, yoksa hala bir "refleks" olmaktan korkması mı?

​"Seans bitti mi?" diye sordu fısıltıyla.

​"Hayır," dedim, gözyaşlarımı silerek başımı kaldırdım. "Yeni başlıyor Pamir. Ama bu sefer, kuralları ben koyuyorum."

​Masanın üzerindeki not defterini kapattım, kalemimi ceketimin cebine taktım. Ayağa kalktım ve aramızdaki o profesyonel mesafeyi milim milim yok ederek tam karşısında durdum.

​"Dün gece o kapıyı yüzüme kapattığında, o yağmurun altında bekleyen kız bitti. Şimdi karşında sadece Dr. Ateş İkra var. Ve bu odada, o kilitli kütüphanendeki gibi kaçacak yerin yok. İyileşmek mi istiyordun? Güzel. Ama canın çok yanacak. Çünkü senin şifa dediğin şeyin bedelini, ben Selin’le az önce peşin ödedim."

Pamir’in yutkunduğunu, adem elmasının aşağı yukarı hareket ettiğini gördüm. Gözlerinde korkuyla karışık garip bir hayranlık belirdi.

​"Kuralları ben koyuyorum," dedim, kapıyı işaret ederek. "Bugünlük bu kadar. Yarın aynı saatte. Ve sakın geç kalma, danışan... Seninle açacağımız çok yara var."

Pamir hiçbir şey söylemedi. Sadece hafifçe başını eğdi, o veda selamını bu kez bir teslimiyetle verdi ve odadan çıktı.

​O kapı kapandığında, dizlerimin bağı çözüldü ve koltuğuma çöktüm. Dalya içeri süzüldü, gözleri dolu doluydu. Yanıma gelip yere, yanıma oturdu. Başımı onun omzuna yasladım. Dışarıda şehir gürültüyle akmaya devam ediyordu ama benim içimde, Pamir Miran’a karşı başlayacak olan o büyük ve acımasız seansın soğuk rüzgarları esiyordu.

✨️

Pamir'in, Selin'e rest çekişi...

Sizce Pamir iyileşecek mi?

Ve Selin böylece çekip gitti mi?

 

Bölüm : 30.04.2026 20:02 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...