
Giriş: Manyak
"bir nefes kadar yakınında senin açığını arayan bir antifanın olacak"

●●●
Hayatta karşımıza hep bizi sevenler çıktı, bazen bizi sevmeyenler de oldu tabii ama biz, bizi sevenleri aldık başımızın üstüne koyduk. Bir ömür orada taşıdık. Sevmeyenleri ise tanımamış gibi yaptık. Tanımak istemedik, düşman kesildik. Birisi bizi sevmedi diye, olabilecek tüm işkenceleri gerçekleştirdik beynimizde.
Bazen derler ya, 'ben ön yargılı değilim' der ama, tanımadan etmeden, sebepsizce sevmek istemediği birine; yok omuz atayım, onu küçük düşüreyim, hemen de araya laf sıkıştırayım gibi nedensizce şeyler yapar. İyi de neden?
Neden? Çünkü onu sevmedim. Bana zararı yok ama gözleriyle şöyle bir süzdü, sevmedim.
Sevme çabası göstermeden, yaşadığı hayatı bilmeden, sevmedim. Çünkü biz insanlar böyleyiz. Hayatımızda olan bir olumsuzluk karşısında kaçmaktan başka neyi bildik ki? En iyi yaptığımız şey buydu hatta. Kaçmak, görmezden gelmek ve bizi sevenlerle hayatımıza devam etmek.
Peki ya, sizi sevmeyenlerle hayatınıza devam ettirmek zorunda olsaydınız? Kulağa ne kadar da anlamsız ve çileli gibi geliyor.
Elbette bazen ailemizle, arkadaşlarımızla kavga eder, tartışırız ama asla bizi sevmediklerini konduramayız. Hatta 'bizi sevdiği için yaptı ya' bile deriz. Oysa bizi sevdiklerini söylerken bile hep kendimizi kandırdık. 'O sever canım' o meşhur söz. İşte işler tam bu noktada iken tam tersine dönseydi? Hiç hoş olmazdı sanırım
Telefondaki şaşkın bakışlarım, "Ateş hanım sizi makyaja alabiliriz," diyerek telaşla içeri giren makyöze kaydı. Yaşadığım şaşkınlıktan suratına aval aval bakarken, anlık şoka girmiş gibiydim. Hayatım boyunca ilk defa böyle bir mesaj alıyordum ne de olsa. "Ateş hanım?" diye yineleyen makyözle hazırlanmam gerektiği ve suratına öylece baktığımı fark ettim. "Ha pardon, hadi yapalım," diyerek ayağa kalktım ve makyaj masasına geçtim.
Şaşkın ve meraklı bakışları üzerimde gezinirken, yavaştan malzemeleri çıkarıyordu. "İyi misiniz?" diye sordu dayanamayıp. Yani beni, bende böyle görsem şaşırırdım. "Evet, evet iyiyim. Kusura bakmayın daldım biraz," diyerek rahatça makyajı yapabilmesi için kafamı sandalyeme yasladım. Kafasıyla beni onayladıktan sonra makyaja odaklanmıştı.
Bende iyiyim desem de evet belki de iyiydim ama o mesaj kafamda binlerce kez döndü, zihnimde alttan okudum, üsten, ters çevirip okudum ama yine de bir yere varamadım. Az sonra konuşmacı olarak katılacağım seminerde, yapacağım konuşmayı bile unutmuştum.
Ne demem, ne yapmam gerekiyorsa hepsi birbirine karışmıştı. Çünkü bana inanan ve güvenen bakışlar ardında, ağzımdan çıkacak tek bir kelimeyi duymak için duran insanları gördükçe 'Yalancısın sen!' mesajı gözüme gelip gelip duracak ve tüm dikkatimi dağıtacaktı. Ve bu olmasını istediğim son şey bile değildi.
Ben, uzman psikolog Ateş İkra, hazırlanmakta olduğum ve az önce tanımadığım biri yüzünden mahvolan seminerimin ikinci bölümüne az sonra çıkacaktım. Arkadan gelen sesler, salonun iyiden iyiye dolduğunu gösteriyordu. Ben ise son hazırlıklarımı yapıyordum ki, zaten her şey hazırdı.
“Çok güzel oldunuz, Ateş Hanım,” diyerek makyözüm Sedef, hayran hayran yüzüme baktı.
Aynadaki kendime bakarken, onun gözleriyle karşılaştım. Tebessüm ederek, “Teşekkür ederim, tam istediğim gibi yapmışsın. "Sade,” dedim. Sedef’in hayran dolu bakışları bu sefer minnetle doldu. “Rica ederim,” derken kapı birden açıldı. İçeri asistanım Dalya girdi.
“Hazır mısınız? Son yarım saat kaldı. Salon çalkalanıyor! Ben sadece beş dakika dışarı çıktım, ama seminere biri atlamış, ortalık karışmış. Seyirciler sayıyor, sövüyor resmen,” dedi.
Sedef, “Ateş Hanım hazır, benim işim de bitti,” diyerek kafasıyla selam verdi ve odadan çıktı.
Hâlâ dalgın bakışlarımla aynadan kendimi süzüyordum; makyajım gerçekten harika görünüyordu. Dalya, sandalyemi kendisine doğru çevirerek önüme geçti. Çatık kaşlarıyla bana bakarken, “Ne bu beş karış suratının hali? Güçlü olman ve toparlanman gerek, neyin var senin? Herkes senin konuğun sanıyor ve ben o adamı da göremedim, gördüğüm yerde boğacağım,” dedi. İşte benim de korktuğum tam olarak buydu.
Duygularımı çok belli ediyordum ve bu hep başımı yakmıştı. Çünkü profesyonel bir insan böyle yapmazdı, en azından yapmamalıydı. Yaşadığım küçük olayları göz ardı edip düzeltmem gerekiyordu. Evet, küçücük, saçma bir şeydi; az önce adını bile bilmediğim biri sahneye atlayıp beni tehdit etmiş, semineri mahvetmişti. Ne kadar küçük ve saçma olursa olsun, doğru ya! Sedef içeri girdiği için ona cevap vermeyi unutmuştum.
“Neyim var ki? Bir şeyim yok,” diyerek ayağa kalktım ve pencerenin karşısındaki sandalyeye oturdum.
“Var biliyorum. Az önce olanlar kötüydü, ama halledeceğiz. Toparla kendini, hadi. Ben çıkıyorum, birazdan geleceğim. Sen de kendine gelmiş olacaksın,” dedi uyarır gibi. Otuz iki dişimi göstererek gülümsedim. İşaret parmağını havaya kaldırıp tehdit eder gibi salladıktan sonra o da odadan çıktı.
Dalya sadece benim asistanım değildi; o, her şeyimdi. Tüm işlerimle ilgilenir, düzeni sağlardı ve en önemlisi, en yakın arkadaşımdı. Asistanlık yapmaya ihtiyacı yoktu ama bu, bizim ortak hayalimizdi.
Masada duran, bildirim ışığı yanıp sönen telefonuma baktım. Neyle karşılaşacağımı bilmeden, telefonu elime aldım ve bildirim panelini açtım.
Pamir_: Hayatımda sizin kadar para, şöhret ve şan için yalan söyleyen birini görmedim.
Pamir_: İnsanlara aptal muamelesi yapıp, kandırmak hoşunuza gidiyor olsa gerek.
Pamir_: Çünkü herkesi kandırmayı başardınız
Pamir_: ve o boktan seminerleriniz sizin gibi boşlar.
Pamir_: Yalancısın sen!(20:20)
Pamir_: Yok neymiş yazan herkese dönüş sağlıyormuş,(20:56)
Pamir_: dönüş vermediği kimse yokmuş,
Pamir_: hastaları ve takipçileri onun için değerliymiş de falan filan.
Pamir_: Bunlarda yalan.
Pamir_: Hala bekliyorum ve bir dönüş olmadı, sadece göz boyama.
Son okuduğum mesajla kan beynime hücum etmişti adeta. Hat safaya ulaşan sinirlerim kalmayan kotamda kat be kat artıyordu. Mesajları, okudukça okuyordum ve bitmiyordu. Bildirimlerden okumaya devam edersem bunun bir sona varacağı da yoktu ve ona cevap vermeyi unutmuştum ki Sedef o an içeri girmeseydi kesinlikle cevap verecektim! Bana yalancı diyordu ama kendisinin söylediklerinin hepsi yalandı. Hem de kuyruklu yalan! Beni olmayan ithamlarla suçluyordu ve bu da benim zoruma gidiyordu. Umursamamak elde değildi.
Sohbetine girdiğimde yüzlerce mesaj attığını gördüm ve hepsi birbiriyle aynı düzeyde mesleğime hakaret sayılabilecek şeylerdi. Sinirden ve heyecandan titreyen ellerim sakince klavyede geziniyordu ama bir türlü doğru cevabı bulamıyordum.
Pskatesikra: Tam olarak neden böyle düşünüyordunuz bilmiyorum ama birden sahneye atlamanız hoş değildi.
Zaman geçerken, saat yavaştan seminer saatine yaklaşıyordu. Bu beni daha da gererken, mesajımı görüp cevap vermemesi stresimi arttırıyordu.
Pamir_: Ya bırak, psikolog ayaklarına yatma bana.
Pamir_: Herkesin gözünü boyadın ama benim asla.
Pskatesikra: Pardon da siz kimsiniz tam olarak?
Pskatesikra: İnsanların iyilik meleği dediği sizsiniz sanırım,
Pskatesikra: İnsanları kandırdığımı düşünüp, onları korumaya mı aldınız?
Pskatesikra: Ahahahsashd ne tatlı.
Pamir_: Bak Ateş, yok psikologmuşsun bilmem ne
Pamir_: umurumda değil onu bil.
Pamir_: Herkes senden duyacağı iki çift laf için,
Pamir_: onca yol geliyor
Pamir_: tüm hayatını ona göre dizayn ediyor
Pamir_: ama senin söylediğin o iki çift laf uydurmacadan ibaret. Bende az önce herkese ispatladım.
Pamir_: Hiç kimseyi ciddiye bile almıyorsun ve ben bunu görüyorum.
Pamir_: Bu yüzden onları uyarmak bana düşüyor ve evet
Pamir_: Onlar fark edene kadar durmak yok.
Pskatesikra: Bakın beyefendi benim mesleğim hakkında ileri geri konuşmaya hakkınız yok.
Pskatesikra: İnsanları tanımadan konuşmamanızı ve bir randevu alıp psikoloğa görünmenizi öneririm,
Pskatesikra: psikologlara her ne kadar ön yargınız olsa da.
Pamir_: Benim kimseye ön yargım ve psikoloğa ihtiyacım yok.
Pskatesikra: O zaman benim işimi baltalamamanızı öneririm.
Pamir_: Bana karşı bu ayakları bırak demiştim Ateş.
Pamir_: Çünkü işe yaramıyor.
Pamir_: Ama güzel deneme hakkını yemiyim sadece ben kanmadım ;)
Hâlâ kandırma diyordu! Ben insanları kandıracak biri değildim. Sinirden çenemi sıkarken parmaklarım klavyede gezindi.
Pskatesikra: Deneme falan değil, ben kimseyi kandırmıyorum.
Pamir_: Tabii canımm djhlsndlhgs
Pamir_: Gel bir anlaşma yapalım, vazgeç bu seminerden.
Pamir_: İkimizde rahat edelim.
Okuduklarımla çıldırmak üzereydim. Onun ne haddineydi benim mesleğimi bildirmek, öğretmek? Az önce kısmen mahvettiği kariyerimi toparlamam için son şansımdı ama beyefendi çıkmamı istemiyordu!
Pskatesikra: Bana bak, sen ne dediğinin farkında mısın?
Pskatesikra: Fan gördüm de böylesini görmedim arkadaş.
Pskatesikra: Tabii ya, sen benim şizofren olan hasta fanımsın dimi?
Pskatesikra yazıyor...
Pamir_ yazıyor...
Pamir_: Ben, senin?
Pskatesikra: Ya da geçen gün ki sapık olan fanım mısın?
Pskatesikra: Eğer öyleyse söyle, bu meseleyi burada kapatayım.
Pamir_: Şizofrene benzer yanım mı var?!
Pskatesikra: Hemde nassıll.
Pskatesikra: Aklını kaçırmış birinden daha çok şizofrensin sen.
Pskatesikra: Şizofren fan!
Pskatesikra: Manşetlere ne güzel başlık olurdu ama. Senin de çok hoşuna giderdi dimi?
Pskatesikra: İnsanlar çıldırırdı sevinçten.
Pskatesikra: Şizofren fan!
Pamir_: Ben senin hastan da değilim şizofrenin de, fanında.
Pskatesikra: Hadi ama hasta derken ciddi anlamda hasta demiştim,
Pskatesikra: bana olan sevgisinden bayılan hasta demedim. Sen oraya çektin.
Pamir_: Ne diyorsun sen?!
Pamir_: Aklıma bile gelmemişti. Garip yerlere çeken sensin ve
Pamir_: o düşündüğün hiçbir zaman olamaz.
Pamir_: Olsa olsa benden sana antifan olur.
Pamir_: Ben senin antifanınım Ateş İkra.
Pskatesikra: Sen,
Pskatesikra: sen sadece manyaksın!
Pskatesikra: Tabii klavyenin ardından insanlara sallamak kolay olsa gerek Pamir.
Pskatesikra: Pamir mi işte her neyse adın artık.
Pamir_: Hahahaha
Pamir_: Komik mi Ateş.
Sinirim tavan yapmıştı; içimden onu bir kaşık suda boğmak geçiyordu. Şimdi burada olsa, ona ağzının payını bir güzel verirdim. O kimdi ki? Çıkmış bana hayat dersi veriyor, haddimi bildirmeye çalışıyordu.
Bazen mükemmeliyetçi olmak beni zora soksa da, yavaş yavaş öğreniyordum. Galiba güzel Allah’ım, sınanmam için bir şaka yapıyordu. Aklıma geldikçe sinirim daha da artıyordu. Tam o sırada, arama butonu gözüme ilişti.
Mesajla cevap veremeyeceğimi fark ettim. Çözüm sadece aramaktı. Hiç düşünmeden aradım. Belki bu yaptığım yanlıştı ama saatim dolmadan bunu halletmem gerektiğini düşünüyordum. Olur olmadık yerde beni küçük düşürmek için uğraşacağını söylediğine göre, kesinlikle halletmeliydim.
Telefon bir kere çaldıktan sonra, karşıdan konuşanın sesi kulağıma ilişti.
"Bu kadar hızlı aramanı beklemiyordum.”
Alaycı gülüşü, sesinden net bir şekilde anlaşılıyordu. O alaycı ton beni daha da sinirlendirirken, sakin kalmam gerektiğini biliyordum.
Ayağa kalktım ve küçük odada bir oraya bir buraya yürümeye başladım.
“Bana baksana, sen kim oluyorsun da böyle konuşma cesareti buluyorsun?”
İçimdeki savaşa rağmen sesim sakin çıkıyordu. İlk önce kısık bir gülüş duyuldu, ardından birkaç saniyelik bir sessizlik çöktü. O sessizlikte duyduğum tek şey, sinirden hızlanan kalbimin ritmiydi.
“Aramanı, anlaşmayı kabul ettiğine yorumladım,” dedi o da sakince.
Ama ben artık onun gibi sakin kalamıyordum
"En iyisi bir randevu al da gel—” dememe kalmadan lafımı bölmüştü.
“Ben senin hastan falan değilim! Psikolog adı altında yalancılara ihtiyacım da yok,” dedi sinirle.
“Hadi ne istiyorsun benden?” diye hızla sözünü kestim.
“Sen yalancılığı bırakmadan benden kurtulamayacaksın, Ateş İkra. Gittiğin her yere bunu bilerek git ve çık, çünkü bir nefes kadar yakınında senin açığını arayan bir antifanın olacak,” derken sesi sinirli ve sertti.
“Manyaksın sen ya, manyak!” diyerek ben de sinirle konuşuyordum.
O sırada odanın kapısı açıldı ve Dalya görüş açıma girdi, fakat onu takmadan konuşmaya devam ettim.
“Yalancı dediğin birini yalan söyleyerek suçlamak mı?” dedim alayla.
Dalya, bağrışmaları duymuş olacak ki çatık kaşlarla bana bakıyordu.
“Saatimiz doldu, Ateş,” dedi.
“Bir dakika, Dalya,” diyerek elimi durması için havaya kaldırdım ve ardından ekledim:
“Elinden geleni ardına koyma, tamam mı? Çünkü hiçbir şey bulamayacaksın. Deli manyak!” diyerek sinirle telefonu kapattım.
🌊
O zaman ilk bölüm yorumlarınızı bekliyorum!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 183 Okunma |
132 Oy |
0 Takip |
23 Bölümlü Kitap |