3. Bölüm

2. Bölüm: Kazanmak

Udezsenlife
udezsenlife

2. Bölüm: Kazanmak

"Tebrikler! Yeni bir anti fan kazandınız."

●●●

Hâlâ gülüyordu; ben ise göz kırpmadan, sert bakışlarımı onun yüzüne dikmiştim. Gülüşü, benim bakışlarımın esaretinden kurtulmak için kesildi.

Koyu kestane saçları, yoğun ışık altında neredeyse siyaha yakın görünüyordu. Ela gözleri, yeşilin farklı tonlarını taşıyordu ve adeta benim gözlerimle dans ediyordu. İkimiz öylece durmuş, birbirimize öfkeyle bakıyorduk. Neden bana bu kadar kin duyduğunu bilmiyordum; ama benden nefret etmesi, onun da benden nefret etmem için fazlasıyla yeterliydi. Hakkımda çıkardığı yalan dolu suçlamalar ise içimi daha da acıtıyordu.

Tanımadığım bu adama karşı duyduğum öfke, yıllardır tanıdığım bir düşmana duyduğum öfkeyle aynıydı.

Ön yargılısın, Ateş.

İç sesim söyleniyordu, ama ben aldırmadım. Derin bir nefes aldım ve kollarımı göğsümde sıkıca kavuşturdum.

“Tamam, bu bir şaka mı? Ha! Kamera şakası,” dedim alaycı bir gülümsemeyle dudaklarımda. “Peki, tamam, sizi affediyorum.”

Ama Pamir sanki benimle konuşmuyormuş gibi, anlamsızca yüzüme bakmaya devam etti.

“Hey, Pamir!” diye seslendim, birkaç kez elimi salladım ama karşılık yoktu.

Gözlerini kırpıştırıyor, beni ciddiye almıyordu. Sinirlerim gerildi, sesimi yükselttim: “Bir şey desene!”

Hızlıca, “Ne duymak istiyorsun?” diye sordu, yine yüzümü incelemeye devam ederek.

İçimden sabır çekerek nefes verdim. “Dalga mı geçiyorsun benimle?” diye yaklaştım birkaç adım.

İstifini bozmadan hâlâ yerinde duruyordu. “Ne duymak istediğini anlamadım, söylediklerimde ciddiydim ben, Ateş.”

Elimi havaya kaldırıp bir adım daha attım: “Çocuk oyuncağı mı bu? Kafana göre takılıyorsun. Yok, yok, sen bir şeyler istiyorsun,” dedim parmaklarımla para işareti yaparak.

“Açık açık ne istediğini söyle!”

O hâlâ istifini bozmadan duruyordu, ben ise daha da yaklaştım.

“Ben sana dedim; insanları kandırmak bu kadar kolay değil. Üstelik beni de parayla kandırmaya çalışıyorsun!” diye bağırmaya başladı dişlerinin arasından

Sinirden adım atacak yer kalmamıştı. Göğsümden gelen sert nefesler yüzüme vururken, “Ne kandırmasından bahsediyorsun sen?!” diye çıktım.

Ela gözleri hâlâ üzerimdeydi, sanki her duygumu okuyordu.

“İnsanlar sana içlerini açıyor. Kimseye anlatamadıklarını sana anlatıyorlar; acılarını, öfkelerini, üzüntülerini. Neden? Çünkü sana inanıyorlar. Onlara iyi geleceğine inanıyorlar. Peki, sen ne yapıyorsun? İşine geleni dinliyorsun, gelmeyeni değil. Hatta işine geleni dinlesen bile umurunda olmuyor. Yalan yanlış konuşarak onları yoldan saptırıyorsun ve ben bunu görmeme rağmen sessiz kalamam!” dedi, öfkeden nefesi kesilene kadar.

Bir an donup kaldım.

Ben böyle biri değildim. Hakkımda böyle düşünülmesini asla beklememiştim. İnsanlar genellikle pozitif şeyler söyler, mesleğimden ve başarılarımdan bahsederdi. Ama bu çocuk ne diyordu böyle?

Arkamı döndüm, şakaklarımı hafifçe sıvazladım. “Sakinim, sakinim,” diye fısıldadım kendi kendime. Belki bilerek sinirlerimi zorluyor, yanlış bir hamle yapmamı bekliyordu. Ne yaparsa yapsın sakin kalmalıydım.

“Ne oldu? Gerçekleri görmem mi seni rahatsız etti, Ateş İkra?”

Hızla ona döndüm. “Bak Pamir, ne gördün, ne duydun bilmiyorum. Seni kim kandırdı umurumda değil. Nesin, necisin onu da bilmiyorum. Belki fanlarımı kıskandın, anti-fan olmak istedin. Ama kanıtın olmadan, delilin olmadan birine iftira atma. İnsanların ahını almak hoş değil. Senin için söylüyorum, günahı çok büyüktür. Şimdi buradan çık, bunların hiçbiri olmamış sayıyoruz, tamam mı?” dedim ciddiyetle.

Ama ne kadar ciddi olsam da işe yaramadı. Hatta kahkahasına sebep oldu.

Öyle bir kahkaha attı ki, yanımıza gelen kadını bile fark etmedik.

“İyi günler,” dedi kadın bize bakarak.

Pamir gülüşünü bastırınca ben de “İyi günler,” diye karşılık verdim.

“Yeni iş ortağınız mı?” dedi, iyi giyimli, orta yaşlı zarif bir kadın bana bakarak.

Bu soru bu kez benim gülmeme sebep olmuştu. Pamir’i göstererek, “Bu mu?” dedim istemsizce, kahkahalarım arasında.

Pamir’in sert, uyaran bakışları beni buldu, gülüşümü hemen kestim.

“Yok hayır, sadece bugünkü konuğumuzdu kendisi,” dedim, ona tebessüm ederek.

“Bundan olsa olsa şizofren hastası olur, ne ortağı!” diye sessizce mırıldandım.

Pamir bunu duymuş olacak ki, ateş püsküren bakışları beni buldu. Göz devirmekle yetindim.

“Ha, anladım Ateş Hanım. İyi günler dilerim,” dedi kadın Pamir’e dönerken.

“Sizleri de hep görmek isteriz. İlk başta sahneye birden atlamanız ve söyledikleriniz yüzünden Ateş Hanım’ın dolandırıcı olduğunu düşündük, hatta kalkıp gidecektik. Ama sonra söylediklerinizle oyununuzu anladık. Harikaydı!” diye ekledi.

Sinirle şaşkın gözlerim Pamir’e döndü.

Şu tipe bak! Bunu kim ister? Yalancı pislik!

Pamir dudaklarını yukarı kıvırarak, “Sizlerle olmaktan ben de büyük onur duyarım,” dedi kadına selam verirken.

Kadın tebessümle yanımızdan hızla uzaklaştı.

“Çıldıracağım!” dedim sinirle.

“Bak sen şu işe,” diyerek yanağımdan makas aldı Pamir, “Artık beni hep yanında götürmek zorundasın, küçük yalancı,” dedi, dişlerini gösterip gülümserken.

“Çek şu elini kolunu! Öyle bir şey olmayacak,” dedim. “Bir sana hayran olmayan kalmıştı zaten,” diye kendi kendime mırıldandım.

Umarım yapımcımız bu fikri duymamıştır. Duymayı geç, umarım nefret bile etmiştir. Yoksa bu yalancı sürekli peşimde dolanıp, açığımı bulduğunda beni patlatacak.

Bir iftiraya kurban gidecektim resmen.

“Bak Pamir,” dedim yeniden söze başlarken.

Ama ben konuşamadan, “Hata yapmamaya bak, Ateş. Benden kaçışın yok,” diye sözümü kesti.

“Ciddi misin, öyle mi?” dedim ona bakarken.

“Ben sabahtan beri ne diyorum? Ciddi! Hiç olmadığım kadar ciddiyim,” dedi ve sert bakışları tekrar beni buldu.

“Yok, yok. Sen bipolar’sın!” dedim, sesimde ümitsizlikle.

Hâlâ gözlerinin içine bakıyordum; Ateş püsküren, daha önce hiç bu kadar sevilmediğimi hissettirmeyen o soğuk, duygusuz bakışlara.

Cevap vermek yerine sadece bana bakmakla yetindi.

“Ateş!” diye yanımıza yaklaşan sesi duyup döndük.

Kahretsin!

Pamir’i süzdü, yanımıza geldi ve bana bakarak, “Bana neden söylemedin, Ateş? Bu sahneye iki kişi çıkacağınızı bilmiyordum,” dedi; tabii ki o biricik yapımcımız Aysel Hanım’dı.

Yapmacık bir tebessüm takındım: “Sürprizleri severim, bilirsiniz.”

“Bilmez miyim! İlk başta kaos çıktığını sandık ama senin sürprizlerin hep iyidir zaten,” dedi Aysel Hanım. Sonra gözlerini Pamir’e çevirdi. “Harikaydınız çocuklar. Etkilenmemek elde değildi. Muhteşem bir takım çalışması.”

Gözlerim büyüdü, ağzım açık kaldı. Pamir sinsi bir sırıtışla bana dönünce, ağzımı kapatmaya çalıştım.

Nefret edilmesini beklerken, duyduğum bu sözler kalbimi yerinden çıkaracak gibiydi. Pamir planını çoktan uygulamış ve hedeflerine ulaşmıştı. Ben sadece seyrediyordum.

Beni batırma planını birkaç saatte tamamlamak üzereydi; ben karşı çıkmıyor, hatta yolunu açıyordum.

Gerçekten profesyonel bir yalancıydı!

Kadın hâlâ gülümseyerek, “Çok teşekkürler Aysel Hanım. Sizden bunları duymak çok güzel,” dedim sessizliği bozarak.

Boş bakışlarım yere kayarken, ayağımla yerde küçük daireler çiziyordum. Eğer sinirimle konuşsaydım, büyük bir felaket olabilirdi.

“Tamam o zaman çocuklar, bir sonraki seminerde görüşürüz,” diyerek arkasını döndü.

Ama sonra aklına gelmiş gibi yeniden döndü: “Bir sonraki seminere bu beyefendiyi de getirmeyi unutma, Ateş. Seyirciler uyumunuza bayıldı ve yarınki davete beraber gidiyorsunuz.”

Nefesim düzensizleşti, ardı ardına öksürmeye başladım.

“İyi misin kızım?” diyen Aysel Hanım’ın ne dediğinin farkında değildi. Kesinlikle ona ve herkese durumu anlatmalı, uyarmalıydım.

“Bakın Aysel Hanım—” dedim, öksürükler arasında.

Ama Pamir sözümü kesti: “Siz dert etmeyin Aysel Hanım, biz hallederiz,” dedi sırtımı sıvazlayarak. “Helal, heyecanlandı sanırım.”

Sinirden alev saçan gözlerim Pamir’i bulsa da, etkisi olmadı.

“Tamam o zaman, görüşürüz,” dedi kadın ve gitti.

Ben ise arkasından öylece bakakaldım.

Pamir sırtımdaki elini koluma doladı, beni kendine doğru çevirdi:

“Sakın kimseye söyleme. İstersen söyle, ama etrafındaki insanları daha çabuk kaybedersin. Seni sakince patlatacağım ama sen bunu büyütüyorsun. Benden kaçışın yok. Yeni bir anti-fan kazandınız, tebrikler!” dedi uyarır gibi.

Karşımda duran bu anti-fan, benim sonum olacaktı.

Sinirden terlerken, dilim damağıma yapıştı. Yutkundum, dudaklarımı ıslattım ve kolumu hızla kendime çekerek:

“Beni korkutamazsın, Pamir,” dedim.

Birkaç adım geri çekildim. “Senden korkan, senin gibi olsun,” diye ekledim.

Bu sözler Pamir’i güldürmüştü.

“Ne var gülecek bunda, haysiyetsiz!” diye geçirdim içimden.

“Benden korkan mı?” diye gülerek tekrarladı. “Benim gibi mi olsun?” cümlesini tamamlayamadan hâlâ gülüyordu.

Onun gülüşü sinirimi arttırıyordu; ben de dayanamadım, gülmeye başladım.

“Evet, komik olan ne?” dedim, dudaklarım hafifçe kıvrılırken.

“Tamam,” dedi, cebinden telefonunu çıkardı, ama yine gülmeye başladı.

Koluna sertçe vurarak, “Gülme öyle!” diye uyardım.

Sonunda kahkahasını kesti, boğazını temizledi ve telefonunu açtı. Yerde ritim tutan ayağımı merakla izliyordum.

“Buldum!” dedi neşeyle, önüme geçti.

Biraz eğilerek boylarımızı eşitlerken telefonun ekranını bana çevirdi.

İstemeden nefesimi tuttum.

Yüzümdeki hareler ekranda geziniyordu. Küçük, karanlık bir odada, ben ve Dalya vardı. Ben pencereye bakarken, Dalya heyecanla bana bir şeyler anlatıyordu.

Telefonu tersiyle iterek, “Bu ne?” dedim Pamir’e.

O dikleşti, telefonun sesini açtı ve konuşmalar duyulmaya başladı.

Kollarımı göğsümde kavuşturdum, kendinden emin bir ifadeyle:

“Nereye varacaksın bakalım?”

“Bekle ve gör,” dedi tek kelimeyle.

Heyecan, stres, kaygı ve daha fazlasını bir arada hissederken, ben telaşla boğuşurken o sakindi.

İstifini bozmadan gözlerinin içine bakıyordum ki, duyduğum seslerle dikkatimi dağıttım.

Ne yapacağız, Ateş? Kötü durumdayız. Toparlanamazsak biteriz,” diyordu videodaki Dalya.

Nefesimi tutmuştum.

Hangi densiz, asistanımla özel konuşmalarımızı kayda almıştı?

Bunun için dava açacaktım elbette, ama önce “Buldum!” diye neşeyle bağıran kendimi dinlemek zorundaydım.

Ses aniden çıkınca irkildim, tekrar dikkatim toparlayıp dinlemeye koyuldum.

Seminerler yapacağız!” dedim ben.

O an gözümün önünde belirdi, midemde kramplar başladı.

“Seminer mi? Harika fikir! Psikolog rolünde önceden hazırlanmış konuşmaları çıkarırsın. Böylece hem insanları çekersin hem de para kazanırsın. İstediğimiz miktara ulaşınca bırakırız,” dedi Dalya.

Başımın üzerinden kaynar sular döküldü.

Anılar gözlerimin önünde dans ederken, videoda anlatılanların asla tam doğru olmadığını biliyordum.

Video defalarca başa sarıyor, sözler kafamda çarpışıyordu.

“Yalan! Gözüktüğü gibi değil. Bu videonun devamı var,” diyerek Pamir’in gözlerine baktım.

“Varsa neyi değiştirecek? Birkaç delil ekleyip yayınlarsam seni dolandırıcı diye içeri bile alırlar,” dedi, nefret dolu gözlerle.

“Ben psikoloğum, yalancı değil. Seminere davet edildim, önceden de psikologdum. Bu gerçek, bunu ben biliyorsam sen de biliyorsun. Sen yalancısın, başka bir şey var. Ne istiyorsun benden?!” dedim sinirle.

“Hiçbir şey beni bağlamaz, Ateş İkra. Dediklerimi yapmazsan bunu yayınlarım. Ailem, çevrem, herkes seninle yatıp kalkıyor. Yalancıya inanmaları sinirimi bozuyor. Seninle güzel planlar yapıp bu sektörden çıkacağız. Ama dediğimi yapmazsan,” dedi telefonu önümde sallayarak, “Direkt silerler seni,” diye ekledi.

“Ailemi ve insanları sahtekar bir yalancıdan kurtaracağım,” dedi, nefesi yüzüme çarparken.

Yutkundum.

🌟

 

Bölüm : 18.04.2026 17:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...