6. Bölüm

5. Bölüm: Birlikte Kırılanlar

Udezsenlife
udezsenlife

5. Bölüm: Birlikte Kırılanlar

"Kırdığı kadının hikayesi..."

●●●

Perdenin açık bıraktığı kısımdan flaşlar ardı ardına patlıyordu. Sanki üzerimize odaklanmış bir avcı gibi kuşatıyorlardı. Bizi böyle, çaresiz ve savunmasız yakalamaları, ellerine daha güçlü bir koz demekti. Pamir’in her hareketi, her bakışı, her kelimesi sanki bilinçli olarak benim aleyhime işliyordu. Çünkü onun amacı tam da buydu. Beni köşeye sıkıştırmak, savunmasız bırakmak.

Kolumu hızla çekip, ani bir refleksle Pamir'i ittim. Hâlâ gözlerimin içine bakıyordu, sanki içimdeki en derin korkuları, en kırılgan yanlarımı okumaya çalışır gibiydi. Ama ben onun yüzüne baktıkça, edindiğim kariyerimin, yıllarca verdiğim emeğimin, çabamın nasıl bir anda yıkılışını görüyordum. Tüm umutlarımın ve emeklerimin paramparça olduğunu hissediyordum.

Odanın havasızlığı boğucu bir hal almıştı, boğazımdaki düğüm nefes almamı zorlaştırıyordu. Sol gözümden bir yaş süzüldü, yanaklarımı ıslattı. Çaresizce, "Neden ya, neden?!" diye bağırdım.

Gözyaşlarımı elimin tersiyle hızla sildim, kendimi toparlamaya çalıştım. "Neden ben?! Neden bunlar?!"

Pamir çenesini sıktı, sert ve kesin bir ifadeyle bana baktı. "Nedenini sen çok iyi biliyorsun!" dedi, parmağıyla beni işaret ederek. "Her şey senin suçun, başkasını suçlayamazsın. Hele beni asla!" dedi.

Bu çocuk ne demek istiyordu? Ne dediğinin farkında mıydı? Daha iki gün önce tanıdığım birine daha önceden nasıl bir zarar vermiş olabilirdim? Bu kadar büyük kin, bu kadar büyük bir nefretin sebebi ne olabilirdi? Anlamıyordum. Hiçbir şey anlamıyordum, kafamda binlerce soru dönüyordu. Nefes almak, sadece genzimi yakıyordu.

Sinirden ve ağlamamak için kendimi sıkmaktan kırmızıya dönen yüzümle Pamir'in sert yüzüne baktım.

Dolu harelerine rağmen kararlı çıkan sesiyle, "Kardeşimi de alıp buradan gidiyorum, kendi başına ne halt yersen ye. Kardeşimi karıştıramazsın. Videolar hâlâ bende," dedi, odadan çıkıp diğer odaya girdi. Hızla "Yalan! Yalan onlar," diyebildim peşinden giderken.

Bütün kapıları sertçe açıyor, "Dalya!" diye bağırıyordu. Bağırışmalarımıza gelmemesine şaşmalıydık zaten ama o da haklıydı.

Tüm ofisi o önde arkada ben Dalya'yı arayarak gezdik ama ortalıkta yoktu. Anlaşılan dayanamamış çıkmış gitmişti.

"Görmüyor musun gitmiş işte," dedim ofisi baştan turlamaya başlayan Pamir'e. Aniden durup bana döndü, "Senin hiçbir lafına inanmıyorum!" dedi ve üstüne bastığı zarfı alıp bana uzattı. Hızla elinden kapıp zarfı açtım

Sayın Ateş İkra diye başlayan metin, devlet tarafından adınıza dava açılmıştır, diyerek bitiyordu.

"Ne?!" dedim şaşkınca. Kağıt ellerimden kayıp düşmek üzereyken Pamir yakaladı ve okumaya başladı. Hareleri hızla kağıdın üstünde gezinirken, nefesini tutumuş gibi bir hali vardı. Yutkundu ve kağıdı fırlattı. "Dalya!" diye seslenerek yeniden benim odama geçti.

Arkasından hızla yürüyüp bağırdım: "Neyini anlamıyorsun?! Dayanamayıp kaçmış gitmiş. Eserinle gurur duy!" Sonunda durdu ve göz göze geldik. Onun gözlerinde yatan nefret o kadar büyüktü ki sanki tüm dünyayı karşıma almıştım. Ama içimdeki alev daha büyüktü; ona duyduğum nefret, onun bana duyduğu nefretten kat kat fazlaydı.

Öylece bir kaç saniye bakakaldık birbirimize. Sessizlik saniyeleri kovaladı. Kapıya yöneldiğinde sert nefesi yüzümde kaldı. Çarpan kapı sesi bu boş ofiste yankılandı. Öylece durdum. Çıkış kapısının dibinde, gözüm odamda. Durdum. Odama geçemedim. Pencereden sızan ışıkları kaldıramazdım. Ama çıkıp da gidemiyordum. Sadece durarak ayağımın dibindeki kağıda bakıyordum. ''Sayın Ateş İkra'' ile başlayıp... sonunu getiremediğim kağıda.

Bu meslek, benim için sadece bir unvan değildi. O kapının önünde yazan ''Psikolog Ateş İkra'' ifadesi, yetimhanenin soğuk duvarlarında büyüyen küçük bir kızın hayatta tutuntuduğu tek anlamdı.

Her hastamda biraz kendimi iyileştirmiştim. Her seans, geçmişte kaybettiklerime atılmış sesiz bir köprüydü. Birini dinlerken, aslında kendi içimdeki kırık çocuğu da sakinleştiriyordu.

Şimdi ise o yılların emeği, tek bir darbeyle yok olmuştu.

Pamir'in atığı adım; yalnızca kariyerimi değil, insanlara yardım edebilme hakkımı da elimden almıştı. Devlet davası... Videolar... İtibarım tek bir anda sorgulanır hale gelişi...

İlk defa, kontrolü tamamen kaybettiğimi hissediyordum. Ve bu benim en büyük korkumdu.

...

Pamir o ofisten çıkarken güçlü görünüyordu. Ama kapı kapandığı anda omuzlarına çöken ağırlık, onu neredeyse dizlerinin üstüne çöktürecekti.

Yaptıklarını geri alamazdı.

Videolar yayılmak üzereydi.

Süreç başlamıştı.

Ateş için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Onu gören paparaziler etrafına doluştu. Pamir, ''Acaba onları buraya getiren gerçekten ben miydim?'' Diye düşündü içinden. Bir mikrofon uzandı önüne. ''İçeride ne konuşuyordunuz? Neden tekrar buraya geldiniz?''

Elin sahibine baktı. O kadar boş bakıyordu ki adam korkmuştu. Geriye çekildi. Pamir, cevap vermeden arabasına yürüdü. Motoru çalıştırmadan önce ilk kez, planladığı bir hamlenin zafer getirmediğini fark etti.

İçindeki ses susmuyordu.

''Sen de onun gibisin.''

''Kontrol ettiğini sanıyorsun ama aslında yıkıyorsun.''

O sesi susturmak için her zaman yaptığı gibi Dalya'ya yöneldi.

Kardeşi...

Bu olaylar olduğundan beri araları bozuktu ama Dalya, Pamir'in vicdanının son kırıntısıydı.

Onu aradı.

Cevap yoktu.

''Hayır.'' Dedi kendi kendine. Öfkelenmişti. ''Yıkmıyorum...'' devam ettiremedi. Daha çok sinirlendi. Bu öfkesini Ateş'e bağladı. Yeni planlar geçirdi aklından.

Mesaj attı.

''Gelmen lazım. Konuşmamız gerek.''

İlk kez emir vermiyordu.

İlk kez gerçekten yalnız olduğunu hissediyordu.

Ateş ise o sırada ofiste, koltuğun kenarında oturmuş, elindeki dava kağıdına bakıyordu. Gözleri satırları görmüyor, zihni geçmişte dolaşıyordu.

Yetimhanedeki ilk gecesi.

İlk defa birine ''İyi misin?'' Diye sorulduğunda ağlaması.

Psikoloji okumaya karar verdiği gün.

Her şey...

Bir adamın intikam korkusuna kurban gitmişti.

Ama Ateş'in içindeki öfke, gözyaşından güçlüydü.

Pamir hala araba oturmuştu. Kardeşinden bir haber beklerken yeni planını nasıl uygulayacağını düşünüyordu. Eline telefonunu aldı, videoyu açtı. Öfkesi yeniden kabardı. Bir numara cevirdi. Gazateciydi. Gönder tuşuyla bakışırken telefonu çaldı. Dalya arıyordu, hızla açtı.

''Dalya?''

''Mesajını aldım. Geliyorum, neredesin?''

''Eve geçiyorum.''

''Tamam.''

Telefon kapandığında hızla evinin yolunu tuttu. İçeri girdiğinde yanlarında çalışan kadın hemen yanına geldi. ''Hoş geldiniz!''

Pamir'in aklı o kadar dağınık ki sesi bile duymadı. Hızla salona geçti. Kadın, şaşkınca ardından bakarken kapı yeniden açıldı. ''Abi!'' Diye bağırdı Dalya ve kapı çarptı.

Dalya, çantasını bir koltuğa bırakıp abisinin karşısına geçti. ''Abi, bu kadının suçu ne?'' Dedi. Pamir, arkası dönük olduğundan geldiğini bile görmemişti. İrkildi ve cümle beyninde uğuldadı. Önüne dönüp kardeşine baktı. ''Hala mı, hala mı o?'' Dedi.

''Neden böyle yaptığını anlayamıyorum abi. Ne istiyorsun ondan, benden?'' Son söylediği Dalya'ya da ağır gelmişti. Nefes almak için durdu ama abisi bunu fırsat bildi. ''Seni koruyorum!'' Dedi, sesi oldukça sakindi. ''Ama sen hala onu koruyorsun.''

Dalya bile bu sakin çıkan sese şaşırmıştı. Abisi gerçekten değişmiş miydi? Onu tanıyamıyordu. ''Evet,'' diye bağırdı Dalya. ''Evet, onu koruyorum. Koruyacağım. Onun böyle kurban gitmesine göz yumamam.''

Pamir gülümsedi. Dalya daha çok ürktü, geriledi. ''Neden? Bu gerçekler seni de mi etkiliyor? İşinden mi olacaksın?'' Dedi Pamir.

Dalya daha çok şok oldu. Durdu ve sesli bir nefes bıraktı. ''Onlar gerçek değil. Sende biliyorsun.'' Dedi sessizce. ''Seninle konuşmam hata.'' Diye ekledi ve çantasını alıp dışarı attı kendini.

Pamir hala gülüyordu. Kardeşinin evi terk etmesine bile tepki vermemişti. Sanki zaferi kendi kazanmış gibi gülümsüyordu. Koltuğa oturdu, ardına yaslandı. Telefonunu açtı ve ses kaydını sonlardı. Davaya eklemek için montaja başladı.

Saatler ilerlemişti, hava kararmıştı. Montaj tamamdı. Artık huzurlu bir uyku uyuyabilirdi.

Ama olmadı. Pamir o gece uyuyamadı. Her şey tamamdı, neden uyuyamıyordu? Ateş'in gözleri gözlerinin önünden gitmiyordu. Yıkılmış ama hala dik durmaya çalışan hali...

Ona bakarken hissettiği şey nefretten çok, tanıdık bir acıydı.

O cansız bedeni gördüğü an gibi.

İlk kez şunu kabul etti: Ateş'i yok etmeye çalışırken, aslında kendi travmasını cezalandırıyordu.

Vicdanı onu rahat bırakmadı. Sabah olmak üzereydi. Masanın üstünde duran belgeler dikkatini çekti. Ayaklandı, Ateş'in ofisinden gizlice aldığı belgeleri özenle toparladı. Yatağına uzandı.

Sayfaları karıştırdı ve bir tanesini seçti. Okuduğu ilk satırla nefesi ona yetmedi. Gözü hızlıca sayfada dolandı. Bir satırın üzerinde durdu. ''Yaşama sebebimsiniz. Bana umut oldunuz.'' Yazıyordu.

Cümleyi tekrar tekrar okudu. Kağıt ıslandı. O an ağladığını fark etti. Kendinden ürktü.

Bu aldığı belgeler sadece Ateş'e yazılmış teşekkür mektuplarıydı. Ama bir tanesi hariç. El yazısıyla yazılmıştı. Tarihi çok eskiydi.

''Merhaba sayfalar. Yalnızların dostu sayfalar...bugün yetimhanede olay oldu-'' Devam etmedi, sayfayı çevirdi. En son satıra kaydı gözü. ''Hoşçakal, sevgilerle Ateş İkra...''

Pamir o an nefes alamadı. Boğazındaki yumru izin vermiyordu.

Pamir o gece ilk kez şunu anladı: Kırdığı kadının hikâyesi, onun susturmaya çalıştığı çocuğun aynısıydı.

...

🌀

Pamir, karar mı değişirtirdi ne?

 

 

 

 

Bölüm : 20.04.2026 21:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...