33. Bölüm

23. Bölüm

Elif Didar Kayır
elifdidar_1

Yeni bölüm geldi, keyifli okumalar. Yorumlarınızı bekliyorum.🥰

 

Ayşe Kul

İnsan sevdiğinin yanında olunca her yer ona cennet gibi geliyordu, kurak bir çölde de olsa sanki onun sana minik bir tebessümü tüm ıssızlığı, sıcaklığı alıyor gibiydi. Ben de tam o zamanın içindeydim, kaç gündür çektiğim çile bitmiş gitmiş gibiydi.

Saçlarımda Merih’in elleri ile uyandım, yavaş yavaş saçlarımı okşuyordu. Gözlerimi açtığımda yüzünde tebessümle beni izliyordu. Uyandığım zaman birinin beni izlemesine alışkın olmadığımdan dolayı utanmıştım.

“Günaydın,” dedi o sevdiğim sesiyle. Merih de yeni uyanmış olmalı ki sesi normalden daha kalın çıkmıştı.

“Günaydın,” diye karşılık verdim, gözlerimin içine sevgi ile bakıyordu.

“Sana bir şey soracağım,” dedi, gözünü açar açmaz. Ne sorusuydu böyle? Sormasını onaylamak için başımı salladım.

“Sence bu dünyadaki en güzel şey ne?” diye sordu. İlk başta anlam veremedim, ne olabilirdi ki? Aile mi? Ben aile sevgisini tatmamıştım ki, herkes için bu olamazdı. Sağlık olabilirdi, huzurun yerinde olsa da sağlığın olmadığı sürece bir hiçti. Hastanede ne hastalar vardı, bazıları bolluk bereket içinde ama sağlığı olmadığından gözünde gök ama en güzel şey dedi, değerli demedi. Aşk olabilirdi, kişi arasında kararsız kaldım ama aşkı seçtim. “Aşk mı?” diye sordum ama başını iki yana salladı.

“O ikincisi.” Dedi. Peki ya birincisi neydi ki? Aşk ikinciyse sağlığı mı bire koymuştu?

“Sana aşık olmak dünyadaki en güzel ikinci şey.”* Dediğinde bir tık kırılmıştım, beni ikinci plana atmıştı. Kırıldığımı belli etmek amacıyla ondan bir tık uzaklaştım.

“Beni ikinci plana mı attın sen?” dedim kızgın bir şekilde ama buna cevap olarak kocaman bir kahkaha attı.

“Birincisini duymadın ki ama.” Dedi ve aramıza koyduğum küçük mesafeyi kapatarak beni kollarının arasına aldı, saçlarıma öpücük kondurdu.

“Dünyanın en güzel şeyi seni bulmaktı zaten.” Dediğinde bir an afalladım.

“Sen kitap falan mı okudun Merih, nereden çıktı bu sözler ya?” dedim şaşkınca, böyle bir cevap beklemiyordu.

“Aşk olsun Ayşe, şurada iki çift güzel söz söyledik, sen bizi mağara adamı yaptın. Ben sana hiç mi iltifat etmiyorum sevgilim ya?” diye sitem etti, aslında söylüyordu ama bir an gözümü açar açmaz daha afyonum patlamadan iltifat almaya alışkın değildim, kusuruma bakma artık sevgilim.

“Bileyim, bir an uyandığım gibi güzel sözler söyleyince şaşırdım.”

“Alışsan iyi edersin çünkü ben seninle uyumayı fena derecede sevdim ve bırakmaya da niyetim yok. Ben evde olduğum süre boyunca benden ayrı uyuyamazsın.” Dedi ve daha sıkı sarıldı.

“Emredersin paşam.” Dedim gülerek, bu karşılığıma Merih de gülmüştü ama gülüşümüzü kesen şey içeriden gelen bağırış sesiydi.

“Merih!” diye yükseldi Mert abinin sesi, telaşlandım, Merih gece gizlice gelmişti yanıma.

“Eyvah!” dedim bilinçsizce, “Yakalandık!” Ben panik yapınca Merih daha çok güldü, “Ne gülüyorsun be, abin anladı zaten benim odamda olduğunu.”

“Anlasın bir şey olmaz.” Dedi, onaylamaz gözlerle ona bakıyordum, ardından odanın kapısı alacaklı gibi çalmaya başladı.

“Ayşe müsait misin, girebilir miyim?” diye seslendi hemen. Yatakta doğruldum.

“Gel abi gel,” dedim ve odanın kapısı açıldı. Mert abi içeri girdi ama yüzünden ne kadar öfkeli olduğu belli oluyordu.

“Oğlum sen liseli ergen misin lan? Ben uyuyunca kaçmak nedir eşek?” dedi ve Merih’in omzundan itekledi.

“Hadi ben ergenim, sen gavur musun be abi?” dediğinde kala kaldım. Bu adamın ağzından çıkanı kulağı duyuyor muydu acaba?

“Merih,” dedim uyarmak amacıyla ama dinlemedi.

“Asıl sen gavur musun lan? Kızın yatağında ne işin var?” dediğinde utandım ve açıklama yapma ihtiyacı hissettim.

“Bir şey yapmadık ki, uyuduk sadece,” dedim.

“Ha bir de yapsaydınız abicim,” dedi Mert abi, yüzü öfkeden kızarmıştı. “Evlenmeden beraber uyuyamazsınız.” Ne demek evlenmeden beraber uyuyamazsınız? Bu adam bizim daha deminki hayallerimizi yıkıyordu.

“Abi ben kaç haftadır bu kızı görmüyorum, el insaf ya, özledim.”

“Özlemini sabahları gider aslanım,” dedi ve kolundan tutup çekiştirdi, “Şimdi kalk bakalım yataktan kalk,” dedi ve Merih’i yanımdan ayırdı. Melül melül birbirimize bakıyorduk ama yapabileceğimiz bir şey yoktu, emir

büyük yerden, Mert abiden gelmişti.

İkisi birlikte odadan çıkınca ben de yatağın üzerini örttüm ve üstümü de değiştirip odadan çıktım. Bugün kız istemeye Trabzon’a gidecektik, hızlıca hep beraber kahvaltı yaptık. Ama tek bir sorun vardı; benim askeriyedeki işim ne olacaktı? Ayrılacağımı haber vermemiştim, Yarbay’a ayıp olacaktı. Karşıda oturan Merih’e baktım: “Merih, ben askeriyede çalışıyordum ya, revirde. O ne olacak? Yarbaya da bir şey demedik.”

“Merak etme sen, ben haber verdim, bir şey olmaz. Abim için de geçerli zaten. Siz ben gelinceye kadar anlaşmışsınız, yarbay öyle dedi.” Evet, öyle anlaşmıştık ama yine de kendim haber vermek isterdim. Artık yapacak bir şey yoktu. Kahvaltımızı yaptıktan sonra sofrayı toparladım ve eşyalarımı toplamaya başladım. Az olduğundan dolayı hemen toparlamıştım. Keza Mert abi de öyle. Kahvaltıdan yarım saat sonra her şeyimizi toparlamış ve evi kapatmıştık. Benim de buradaki maceram bu kadarmış. Kim bilir şu dört duvarın arasında ne sevinçler, ne üzüntüler yaşanmıştı. Burası asker lojmanıydı. Şu duvarların dili olsa, kim bilir bize neler neler anlatırdı ama dili yoktu işte. Kapıyı kilitledik ve anahtarı kapıdaki bekçiye bırakıp askeriyeye doğru yola koyulduk. Merih timdekilerle buluşmak için orayı seçmişti. Önce buluşacak, sonra hep beraber havalimanına gidecektik. Artık hava yolları açılmıştı. Askeriyeye geldiğimizde yarbaya teşekkür etmek istedim ama bunun için de onu rahatsız edemezdim. Ne de olsa koskoca yarbay, kim bilir ne işi vardı. Rahatsız etmek istemedim. Timdeki herkeste tatlı bir telaş vardı, özellikle de Doruk’ta. Sevdiği kızı istemeye gitmenin verdiği heyecanı yaşıyordu, hatta Gece Timinden de Berat ve Semih vardı.

“Komutanım,” dedi Doruk heyecanla, “Sizce Elvin’in babası Elvin’i bana verir mi ki?” dedi, korkuyordu. Ne de olsa babasının bu işi onaylamayacağını biliyordu ama sevenlerin kavuşmasını engellemek de çok büyük bir günahtı.

“Verir aslanım,” dedi Merih kendinden emin bir sesle, “Vermezse de kaçırırız kızı.” Dedi. O an Doruk’un yüzündeki sevinç her şeye bedeldi. Onun bu çocuksu heyecanı, Elvin’e olan aşkının ne kadar saf ve çok olduğunu gösteriyordu.

“Hiç haber de vermedik ama öyle çat kapı gitmiş olacağız. Annemlere demedim zaten, onlar şu an Trabzon’da değiller, teyzemlerin yanına İstanbul’a gittiler. Yani isteme işi sizde komutanım.”

“Tamam aslanım, ona da tamam, her şeye tamam. Şu kızı bir alalım, bak ben de sana nelere tamam dedirtiyorum. Doruk, içtimada görüşürüz,” dedi ama alaycı bir tarzı vardı. Pek canını yakacağını düşünmüyordum.

“Siz hele bizi bir kavuşturun komutanım, ne derseniz evet derim, karım ol deyin, cinsiyet değiştireyim.”

“Yuh,” dedim ama ne dediğimi ben de bilmiyordum ve şimdi tüm gözler benim üzerimdeydi. “Üzgünüm Doruk ama Merih sahipli, sen artık Elvin ile idare et,” dedim ve sevgilimin koluna girdim. Rakiplerim sadece kızlar değildi, bir de başıma erkekler çıkmıştı iyi mi?

“Şaka yapıyorum yenge ya,” dedi Doruk ama artık ona normal bakabileceğimi sanmıyordum. Başımı salladım ama Merih’in de kolundan çıkmadım. Bu hali gülmemek için çok zor sabrettiğini tahmin edebiliyordum ama yapacak bir şey yoktu. Merih’i sadece ailesi ile paylaşabilirdim, başkasıyla değil.

Merih’in talimatıyla hepimiz yola koyulduk. Küçük bir minibüs ayarlamışlardı. Şoför bizi hava alanına bıraktı ve gitti. Uçağın kalkış saati ondaydı ve saat dokuz buçuktu. Giriş işlemlerini hallet derken saat on oldu ve biz cümbür cemaat Doruk’a kız istemeye gidiyorduk.

          ....

Saat on ikiye çeyrek varken uçaktan indik. Emine abla ve Miray abla ve çocuklarla havaalanında buluşmuştuk. Cümbür cemaat kız istemeye gidiyorduk.

“Komutanım, gitmeden bir çiçek, çikolata da alalım,” dedi Şevval. Kadın ruhu işte, bu öküzlere bıraksak öylece gidecekler.

“Şevval komutanım haklı, komutanım,” dedi Şeyma da. “Elimiz boş mu gideceğiz?” dedi Merih dönüp Doruk’a baktı.

“Bunu akıl edemedin mi lan?” diye Doruk’a kızdı.

“Hallettim komutanım, merkezdeki bir çiçekçiden sipariş oluşturmuştum, gitmeden oraya uğrayacağız,” diye açıklamasını yaptı Doruk da.

“Tamam, aferin. Hadi şu çiçeği, çikolatayı da alalım da gidelim,” dedi Emre de.

Biz böyle elimizi kolumuzu sallayarak gidiyorduk da ya bunlar evde yoksa o zaman ne yapacaktık? Ama bu soruyu da sorup Doruk’un moralini bozmak istemiyordum.

İlk önce Doruk’unkini kiralamıştık. Bizim arabayı lojmanda bırakmıştık, Merih onu daha sonra birini yollatıp aldıracağını söylemişti. On yedi kişi kız istemeye gidiyorduk, arabalara da zor sığmıştık zaten. Çocuklar babalarının kucağında yolculuk yapıyordu ama onlar için sorun yoktu çünkü babalarını o kadar özlemişlerdi ki kollarını boyunlarından ayırmıyorlardı. Acaba bir gün bu görüntü bizim de başımıza gelir miydi? Bu düşünceyle başımı yanımda oturan Merih’e çevirdim. Arkada oturmayı teklif etmiştim, ne de olsa ben diğerleri gibi kalıplı biri değildim. En azından benim yerime Deniz otursa dedim ama Merih illa da “Senin yerin benim yanım, sen benim sağ koltuk prensesimsin.” Dedi ve öne oturttu beni. Bizim arabada Miray Abla, Ayberk Abi ve Benan vardı. Arkada iki tane kalıplı adam varken Miray Abla’ya az bir yer kalmıştı tabii. Ayberk Abi, karısının sıkışmasına izin vermeyip Deniz’i sıkıştırıyordu. Maşallah, her biri bir kişilik yere sığamıyorlardı ki, en azından Deniz benim yerime otursa daha rahat bir yolculuk yapardık. Deniz Allah’a emanet yolculuk yapıyordu.

“Abi,” dedi Deniz çaresiz bir şekilde, “en azından şu kolunu çeksen mi be? Maşallah senin de kolun taramalı tüfekten ağır be,” diye haklı bir isyanda bulundu. Bu durum Ayberk abinin göğsünü kabarttı ve gerine gerine, “Az mesai harcamadık aslanım,” dedi. Kollarını kızına sardı ve biraz toparlanmaya çalıştı. Allah bilir diğer arabadakilerin hali ne olmuştu. Yaklaşık kırk beş dakika sonra sonunda Elvin’in evine varmıştık. Vardığımızı anlayan Merih birden kornaya basmaya başladı. Merih kornaya basınca diğerleri de kornaya basmaya başladı. İçimde bir huzursuzluk vardı ama bunun heyecandan olmasını diledim ve hep beraber arabadan indik. Deniz arabadan iner inmez esneme hareketleri yaparak kemiklerini rahatlattı. O sırada evin kapısı bir hışımla açıldı, elinde tüfekle orta yaşlı bir adam ve arkasında iki tane kadın belirdi, biri daha gençti, muhtemelen Elvin o olmalıydı, yanındaki de annesi.

“Ne oliyi ula ha burda? Ne alacaklı gibi kornaya basıyorsunuz?” dedi. Doruk arkasında bizim olmamıza güvenerek olsa gerek,

“Alacaklıyız,” dedi ve bir adım öne çıktı, “Kızını istemeye geldik.” Derin bir sessizlik oluştu. Elvin’in babası önce eşine sonra da kızına baktı ve kahkaha patlattı. “Ne diyor ula bu bu deyyus?” diye eşine sordu.

“Bilmiyorum ki bey, benim de haberim yok.” Ardından kızına baktı.

“Vallahi baba ben de bilmiyorum,” dedi Elvin de şaşkın bir şekilde ama Doruk’a bakmıyordu, başı yerde ve kolları arkasında birleşmiş bir şekilde duruyordu.

“Benim sana verecek kızım yok,” dedi Doruk korkuyla Merih’e baktı.

“Komutanım,” dedi Merih de Doruk’un yanına doğru ilerledi ama beni Mert abinin yanında bıraktı, eliyle burada kalmamı işaret etti.

“Onca yolu gelmişiz, Allah’ın misafirini kapıda mı bırakacaksınız, sokağın ortasında ele aleme rezil olmayalım,” dedi Merih de.

“Olmaz, sizi eve alamam komutan, benim evde nişanlı kızım var, laf söz olur.” Ve kulaklarıma o an bir çatırtı sesi geldi, Doruk’un elindeki çiçek ve çikolata yere düşmüştü. O ses onlardan mı geldi yoksa Doruk’un kalbinden mi geldi bilmiyordum. Herkes Doruk’a bakıyordu, Doruk ise asla ona bakmayan Elvin’e.

“Ne demek nişanlı?” diye sordu Ozan, inanamayarak. Doruk’tan çıt dahi çıkmıyordu.

“He ya, nişanlı benim kızım, o yüzden yallah, bir daha sizi burada görmeyeyim,” dedi adam.

“Bir dakika bir dakika,” dedi Yunus da, “Belli ki kızı zorla bir yola koymuşsunuz, rızası olduğuna emin misiniz?”

“He ya, rızası vardır hem ben size mi soracağım kızımı kime vereceğimi?”

“Bundan emin olmamız için bırakın da kızınız konuşsun,” dedi Berat da sert mizacıyla.

“Benim kızım kimseye hesap vermeyecek,” dedi ve tüfeğini bize doğru doğrulttu. O an tüm askerler koşullanmış gibi bize doğrultulan tüfeğe karşılık bellerindeki tabancayı adama doğrulttu, tek bir kişi hariç, o da hayal kırıklığı içindeki Doruk’tu.

“Tüfeği indirmeniz sizin için en iyisi. Devletin askerine saldırıda bulunmanın başınıza ne gibi işler açacağınızdan haberiniz yok galiba,” dedi Şeyma da.

“Baba,” dedi Benan, Ayberk abinin bacağına sarılarak, “Korkuyorum, neden silah var elinde?” dedi. Küçük çocuk daha ne anlardı ki olanlardan ama herkesin elinde olan silah onu korkutmuş olması çok normaldi, çünkü ortamda öyle bir gerginlik vardı ki. Ayber abi önce kızına sonra da adama baktı. “Sen arabaya geç kızım, bir şey yok, ben geleceğim şimdi,” dedi ama Benan omuz silkti. “Sen de gel, korkuyorum ya sana bir şey olursa, annemle Furkan da gelsin,” dedi. Ayberk abinin sinirden yüzü kızarmaya başlamıştı. Ben bir şekilde araya Furkan’ı da sıkıştırmıştı. Furkan’a baktığımda o da babasının yanındaydı ama o hiç korkmuşa benzemiyordu ve Benan’a bakıyordu. Babasının yanından ayrılıp Benan’a doğru ilerledi.

“Gel Benan, biz arabaya binelim,” dedi Furkan, Benan’ı ikna etmeye çalışarak ama Benan kabul etmedi.

“Annemle babam da gelsin,” diye diretti, bu sefer araya giren Semih oldu.

“Silahlarınızı indirin lütfen, çocuklar var ve korkuyorlar,” dedi ama bu bir rica değil, kesinlikle bir emirdi. Bu görüntüyü Elvin’in babası da görmüş olacak ki itiraz etmeden tüfeğini indirdi. Adam tüfeği indirince bizimkiler de silahlarını ellerine yerleştirdi.

“Hadi bak babacığım, bir şey olduğu yok, sen arabaya geç.” Dedi. Silahların indiğini gören Benan rahatladı ve Furkan’la el ele tutuşup arabaya bindiler.

Doruk sonunda kendine gelmiş olacak ki konuşmaya başladı.

“Nasıl ya, ben daha göreve gitmeden önce sen nişanlı değildin?” dedi çaresiz bir şekilde ama elinden ses çıkmıyordu, onun yerine yine babası devreye girdi.

“Ben sana ne dedim? Benim askere verilecek kızım yok, askere vatan emanet edilir, kalp değil.” Dedi babası acımasız çıkan bir sesle ama bu doğru değildi, askere kalp de emanet edilirdi, hatta en güzel de o sever, korur, kollardı. Merih belki beni iki yıl boyunca şehit düştüğünü düşündürmüştü ama ona rağmen Merih’e olan aşkımdan zerre kadar bir eksilme olmamıştı, aksine daha sıkı bağlanmıştım sevdiğime. Bende travma bıraktı mı, bıraktı. Sanki bir sabah uyanacağım ve Merih’in şehadet haberini alacakmış gibi hissediyorum ama bu durum Merih’le beraber geçirdiğim bir dakikayı bile değerli kılıyor, bu yüzden dayanamadım ve bu sefer de söze ben atladım.

“Buna karar verecek siz değilsiniz. Kızının kaç yaşına gelmiş, kimi sevip sevmeyeceğine kendi karar verebilir. Burada iki tane asker eşi var ve ben de şu an tam karşınızda, Doruk’un yanında duran yüzbaşının sevgilisiyim ve halimden de çok memnunum. Benim babamdan görmediğim sevgiyi, şefkati onda gördüm. Bir gidip birkaç ay boyunca gelmediği zamanlar olmuyor mu, oluyor ama ona rağmen Merih’le olan ilişkimden bir kere bile pişman olmadım. Benim haricimde buradaki iki kadın da asker eşi ve nur topu gibi çocukları var. Asker olunca aile kurulmuyor mu beyefendi? Ben bu timdeki herkesin eşine ne kadar değer vereceğine ve onları koruyup kollayacağına yüzde yüz eminim ki öyle bir şey olmasa Merih kişiye kefil olup da kız istemeye gelmez.” Biraz uzun konuşmuş olsam da sessizce beni dinledi. “O yüzden bırakın da gençler baş başa konuşsun.” Dedim. Eşi de kocasının koluna girdi. “Burada bir sürü insan var, laf söz olmaz bey, gel biz içeri geçelim. Bizim kız ne yapacağını bilir zaten, hadi bey.” Diye kocasını çekiştirdi ve ikisi bir içeri girdi. Doruk bana teşekkür edercesine başını salladı.

“Elvin.” Dedi, sesinden ne kadar kırıldığı belli oluyordu ama Elvin’den cevap gelmedi. “Cevap versene Elvin, baban ne diyor? Bu siktiğim yerde neler oluyor?” diye sitem etti.

“Doruk,” dedi Elvin sonunda, “Doruk, ben yapamadım, babama karşı çıkamadım,” dedi ve gözünden bir damla yaş düştü. Bunu gören Doruk kahrolmuş bir şekilde Elvin’e doğru bir adım attı ama Elvin bunun karşılığı olarak bir adım geri gitti. Doruk aklındaki soruların cevabını almış gibi kala kaldı.

“Sana tek bir soru soracağım Elvin, hala bana aşık mısın?” Elvin Doruk’a baktı, şu an vereceği cevap her şeyin dönüm noktası olacaktı.

“Bu nasıl soru Doruk, sana hala aşığım, seni çok seviyorum,” dedi. Doruk’un gözleri umutla parladı. “Ama,” dedi. İşte onu demeyecekti, her güzel cümlenin sonuna “ama” gelince o cümlenin sonundan hayır beklenemezdi.

“Ama ne Elvin, bunun aması olur mu? Hala bana aşıksan gel gidelim, kaçalım buradan, kendimize herkesten uzak bir yuva kuralım, sen, ben ve belki de ileride çocuklarımız. Sen erkek çocuğu istiyorsun, nasipse belki bir de oğlumuz olur.” Bunu ne kadar istediği sesinden belli oluyordu.

“Yapamam Doruk, yapamam, olmaz. Ne olur beni affet. Anne ve babama karşı çıkamam, olmaz. Hem sen bir varsın, bir yosun, ben böyle bir ilişkiyi daha fazla sürdüremem.” Dedi. Doruğun daha fazla diyecek bir şeyi kalmamış gibi kolları iki yanına düştü ve boşlukta salandı.

“Sen kitap okumayı çok severdin, değil mi Elvin? Hatta en sevdiğin yazarlardan biri de Cemal Süreyya’ydı, tabi bu birkaç haftada değişmediyse,” diye alttan alta iğnelemede bulundu. “Ne çıkar yanımda olmasan, Kalbim senden ibaret değil mi? Uzaktan sevmek zor demişsin, Etme sevdam, Görmeden sevmek ibadet değil mi? Demişti değil mi Cemal Süreyya? Birkaç hafta beni bekleyemez misin Elvin? Gözünde bu kadar mı değerim yok ya senin? Sen beni hiç mi sevmedin be kadın? Hiç mi değerim yok ya senin gözünde? Kafayı yiyeceğim ya ben! Yıllarca seni bekledim Elvin, senin hazır olmanı bekledim ve sen benim yokluğumda başka biri ile nişanlanmışsın. Bu yaptığın bana reva mı ya? Öylesine susma, konuş ya, konuş!” diye bağırdı, artık ses tonunu ayarlamakta zorluk çekiyordu ama Elvin’den yine cevap alamadı. “Son kararın bu mu Elvin? Parmağındaki yüzüğün sahibiyle mutlu olabileceğine inanıyor musun? Hâlâ bana aşık olduğunu söylüyorsun. Onunla mutlu olabilecek misin? Evlilik çocuk oyuncağı değil. Onunla aynı yatağa girebilecek misin?”

“Orası beni ilgilendirir, Doruk.”

“Peki sen nasıl istiyorsan. Artık beni istemeyen birine kendimi zorla kabul ettirecek değilim Elvin, ama şunu sakın unutma. Özdemir Asaf’ın da dediği gibi, ben seni öylesine seviyordum ki, öylesine saf, öylesine temiz. Ama öylesine değilsen, beni öylesine sevmişsin. Bundan sonra senden bana yar olmaz, benden de sana. Biz ancak birbirimize yara oluruz.” Dedi ve Elvin’e arkasını döndü. Bize doğru yürüdü. Herkes Doruk arabaya doğru ilerleyince onunla beraber arabalara bindiler. Ne hayallerle geldiğimiz yolu elimizdeki hayal kırıklıkları ile geri dönüyorduk. Bu sefer arabada ben, Merih, Mert abi, Doruk ve Yunus vardı. Doruk sessizce camdan dışarıya bakıyordu. Yola koyulduğumuzda “Komutanım,” dedi, sesi o kadar kısık çıkıyordu ki zor duyduk. “Beni bir kilometre ileride bırakın, evim orada,” dedi. Merih de dikiz aynasından Doruk’a baktı, halinin perişan olduğu belliydi.

“İstersen sen de bizimle beraber orduya gel, Doruk. Hem kafan dağılır, aslanım, ne dersin?” diye sordu. Aslında iyi fikirdi, şimdi burada haber de tez yayılırdı, komşuların yaptığı dedikoduyu duymaması daha iyiydi.

“Yok komutanım, teşekkür ederim ama şimdi size de yük olmak istemem.”

“Ayıp ediyorsun Doruk, ne yükü, saçmalama sanki sırtımda taşıyorum. Eni gel, hem annemle babam evde yok demedin mi? Tek evde ne yapacaksın?” diye ikna etmeye çalıştı.

“Orada kimseyi tanımam etmem komutanım, siz de sevdiğinizle vakit geçirin, ben geçiremiyorum bari siz geçirin komutanım.”

“Kimseyi tanımıyorsan ben gelirim tabi, komutanım için de uygunsa.” Dedi Yunus.

“Çok iyi fikir Yunus, sen de gel, hep beraber gidelim işte bizim eve, tek kalma.” Dedi Merih ama sınırının sonlarına geldiği belli oluyordu. “Ama” dediğinde sözünü Merih kesti, “Aması maması yok, yeter be, bu bir emirdir asker, benimle beraber orduya geliyorsun.” Dedi ve Doruk bu çıkışın karşısında tek bir şey diyebildi, o da “Emredersiniz komutanım.” Oldu. Askerlik böyle bir şeydi işte, üstün ne derse o oluyordu, bu savaş sırasında ölüme git dese bile vatanı için canını seve seve feda ederlerdi. Her yiğidin harcı değildi böyle kutsal bir meslek ve ben bir askerle sevgili olduğum için başkalarının aksine hiç pişman değildim, aksine gurur bile duyuyordum.

 

Kurban Bayramımız tekrardan mübarek olsun. Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, bayram şekerlerim. 💝❤️‍🔥

Bölüm : 30.04.2026 12:02 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...