15. Bölüm

5. Bölüm

Elif Didar Kayır
elifdidar_1

Yeni bölüm geldi, keyifli okumalar!

 

Can Ozan - Sar Bu Şehri

 

 

Merih Alpay

Ayşe’den daha ilk günlerimizde ayrılmak içimde çok büyük bir dert olmuştu. Ne kadar belli etmemeye çalışsa da bana bakan o boncuk boncuk gözleri dolup dolup durmuştu. Bizim mesleğimizdeki asıl zorluk da buydu işte. Gitmek değil, arkada sevdiklerini bırakmak zorluyordu insanı. Belki de bunun o kişiyi son görüşün olduğunu idrak ederek ayrılıyordun yanından. Askerlerin en çok istedikleri şey şehadet şerbetinden içmek de olsa, arkasında bıraktıklarını düşünmeden de yapamıyordu.

Askeriyenin içinde elimde dosyalarla volta atıyordum. Rebi, büyük bir terör örgütünün ele başıydı. Aklınca kendi devletlerini kurmak istiyorlardı ama bunu bizim ülkemizde yapmalarına izin vermeyecektik.

Dosyasında her suç da mevcuttu: örgütlenme kurma, silah kaçakçılığı, insan kaçırma, insan kaçakçılığı, yağmalama, insan öldürme... Ne ararsan bulunuyordu ama kendisi bulunmuyordu. Nerede saklanıyorsa bunu o kadar iyi yapıyordu ki sadece bir grubu olan örgütünün yerini zor bulmuştuk.

Belgelerdeki son kontrollerimi yaptıktan sonra nizamiyeye çıktım. Kasırga çoktan toplanmış, beni bekliyorlardı. Hepsinin yüzünden ne kadar kararlı oldukları belli oluyordu. Peki Kasırga kimdi?

Kıdemli Üsteğmen Merih Alpay

Üsteğmen Şevval Korkmaz

Teğmen Emre Baş

Teğmen Ayberk Tok

Astsubay Başçavuş Ozan Gök

Astsubay Kıdemli Üstçavuş Deniz Demirkan

Astsubay Kıdemli Çavuş Şeyma Küçükgüzel

Astsubay Kıdemli Çavuş Yunus Altuner

Astsubay Çavuş Doruk Aydalı

“Kasırga Timi, hazır mısınız?” motivasyonlarını ölçmek adına sorduğum bir soruydu. Hepsi bir ağızdan gür bir sesle “Hazırız komutanım!” diye bağırdılar.

“İnlerini patlatıyor muyuz o zaman?”

“Patlatıyoruz komutanım!” Hepsinin gözlerini kan bürümüş bir kararlılıkla hep birlikte helikoptere bindik ve hedefimiz olan Suriye’ye doğru yola çıktık. Yaklaşık yarım saat sonra iniş yapmıştık. Öncelikle burada bulunan Türkiye üssüne ilerledik. Durum vahimdi. Destek ekip olarak biz gelmiştik. Tek bir grup halinde dolaşmıyorlardı, gruplara ayrılarak dağıldıklarından dolayı buradaki üste bulunan askerler her birine yetişemiyorlardı. Hedefleri Suriye topraklarından ve Türkiye topraklarından çalarak kendilerine bir devlet kurmaktı ama imkansızı istiyorlardı.

“Hoş geldiniz Kasırga,” dedi biri, karşılayan yüzbaşı.

“Hoş bulduk komutanım.”

“Bizim ilgilendiğimiz şimdilik başka bir bölgede göreve gitmemiz gerekiyor. Sizin ise görevli olduğunuz bölgeye gideceksiniz. Gizlilik sebebiyle ben sizin nerede görev yapacağınızı bilmiyorum. Allah ayağınıza taş değdirmesin.”

“Teşekkür ederiz komutanım.” Dedik ve üsse giriş yaptık. Öncelikli görevimiz, üssün çevresini kontrol ederek hedef bölgemiz olan yere ulaşmaktı. Bir kasabayı yağmaladıkları haberi gelmişti ama üsse yaklaşma olasılığı yüzünden hemen hedef kasabaya gidemezdik.

“Şevval, Doruk, Emre, Yunus, Ozan, siz kuzey tarafını; ben, Ayberk, Deniz, Şeyma güney tarafını kontrol edip tekrar üstte buluşalım. Yarın Allah’ın izniyle hedef bölgeye intikal edeceğiz. Allah’a emanet olun.”

“Emredersiniz komutanım.”

“Komutanım, ben size bir şey soracağım ama kızmayın.” Dedi Şeyma çekingen bir şekilde.

“Kızacağım şeyi sorma o zaman sen de Şeyma.” Dediğimde Şeyma sustu. Soracağı soruyu sormadı ama merak ettiği belli oluyordu.

“Sor hadi sor.” Dediğimde hiç beklemeden konuşmaya başladı. Allah’ım, kadınların hepsi mi aynı olur ya?

“Siz şimdi Ayşe ile sevgilisiniz ya, bildiğimize göre de Ayşe sizin ilk sevgiliniz. Nasıl hissediyorsunuz?” Sanki Ayşe’nin yanında hiçbir şey olmamam lazım değil. Onun yanındayken ne rütbem kalıyor ne de adım. Ben Ayşe’nin yanındayken sadece ben oluyorum.

“Yüklerimden kurtulmuş hissediyorum. Sanki Ayşe benim onda dinlendiğim, içimdeki kötülükten, kirlerden arındığım bir sığınağım. Ayşe’nin yanında ben sadece benim. Ne unvanım var ne de soyadım.”

“Aşık olmak size yaramış komutanım,” dedi Deniz.

“Neyse, beni bırakın. Gözünüzü dört açın, biri var mı etrafta?”

“Emredersiniz komutanım!” Tekrardan askerî ciddiyetine büründüler.

Etrafı kontrol ettikten sonra üsse geri döndük. Herkes görevini bitirmiş ve toplanmıştı. Yemekhaneye gidip karnımızı doyurduk. Daha sonra herkes günün yorgunluğunu atıp ertesi gün yapacağımız göreve dinç kalkmak için yataklara dağıldı.

Daha bir gün olmuştu ama Ayşe’min kokusu burnumda tütüyordu. Yatmadan önce sesini duymak için aramak istedim ama telefon çekmiyordu. Ben de tek çare olarak, bende olan resimlerine bakarak uykuya daldım.

Sabah saat beşte gözlerimi açtığımda diğerleri de yeni yeni kalkıyordu. Hep beraber üniformalarımızı giydikten sonra yemekhaneye indik. Hepimiz hızlıca yemeklerimizi yedik çünkü görev için yola koyulmamız gerekiyordu. Kahvaltımızı yaptıktan sonra timle beraber arabalara bindik ve hedef kasabaya doğru yola koyulduk. Dikkat çekmemek için kasabanın bir kilometre ötesinde arabalardan indik ve yaya olarak yolumuza devam ettik. Aldığımız bilgilere göre on beş kişilerdi. Elebaşları olan Rebin’in de içlerinde olduğunu düşünüyoruz ama olmayabilir de.

Beş yüz metre ilerlediğimizde yolumuzu yarılamıştık. İleride gözüken kasaba darmaduman bir haldeydi, resmen yağmalanmıştı.

“Herkes tetikte olacak, tek bir yanlışımız hayatımıza mal olabilir, bunu unutmayın kasırga.”

“Komutanım, her şey bizim için, siz yine de göreve başlamadan hakkınızı helal edin,” dedi Yunus. Askerlik öyle bir şey ki beş dakika sonra ölebilecek olma ihtimalin varken bile yol arkadaşını düşünür, kendi canın için endişe etmezsin. Tek derdimiz vatanımız olurdu.

“O nasıl söz Yunus, helal olsun. Hepimiz sağ salim döneceğiz inşallah.”

“İnşallah komutanım.”

Beş yüz metre kaldığından herkes mühimmatlarını kontrol ediyor, ters bir duruma karşı önlemini alıyordu.

“Son kontroller de tamamsa harekete geçiyoruz kasırga, hedef bölge yüz metre ileride.”

“Her şey hazır komutanım,” dedi Şevval de.

“Hepimiz Allah’a emanetiz, göreyim sizi aslanlarım.”

Hepimiz önceden kararlaştırdığımız yerlere geçtik. Şevval hepimizi görebilecek şekilde konumlanmış ve olası bir durumda tehlikeyi indirecek olan keskin nişancımızdı. Emre, Deniz, Ozan kuzey tarafta; Şeyma, Yunus ve Doruk güney tarafında hazırda bulunuyordu. İçeriye ise ben ve Ayberk beraber girecektik.

“Herkes hazır mı?” diyerek telsize konuştum.

“Hazırız komutanım.”

“O zaman gazamız mübarek olsun. Kendinize dikkat edin, tek bir eksik istemiyorum.”

“Emredersiniz komutanım.”

Kasabadaki tek tük olan evleri kontrolle başladık. İçeride saklanmış olan bir sivil veya terörist varsa sivili kurtarıp teröristi indirmek için ama çoğu evi yağmalamışlardı zaten. Telsizden diğerlerinin raporunu duyuyordum. Şu an için herkes güvendeydi ama kayda değer bir şey elde etmemiştik. Kasaba boş gibi duruyordu ama burada yaşayan insanlar neredeydi peki derken telsizden yükselen Deniz’in sesini duydum:

“Komutanım, burada bir hareketlilik var.” Tek ben duymadığımdan diğerleri de anında Deniz’in olduğu konuma doğru ilerlemeye başladılar.

“Tek başınıza girmeyin, biz de geliyoruz.” Dediğim sırada Eren’in sesi duyuldu bu sefer de:

“Komutanım, sivilleri burada tutuyorlar.”

“Öncelik sivillerin güvenliği. Her birinin can güvenliğinden emin olun. Ben de geldim şimdi.” Dediğimde ben sanki konuşmuyormuşum gibi Ozan’ın sesi yükseldi:

“Komutanım, burada yedi kişi yakaladık.”

“Ulan ben burada bostan korkuluğu muyum? Ben size demedim mi tek girmeyin diye? Ya birinize bir şey gelse?” dediğimde silah patlama sesi yükseldi.

“Ne oluyor? Bu ses kimden geldi?” dediğimde devamı durmadı, çatışmaya girmiş olmalılardı. Bir kere de sözümü dinleseler olmuyordu zaten.

“Buradan dönelim, kendinize cezalardan ceza beğenin ama o ceza için de sağ kalmayı unutmayın.”

Silah sesine doğru Ayberk ile ilerlerken bu sefer telsizde Şevval’in sesi duyuldu.

“Doruk, Yunus ve Şeyma, sizin olduğunuz konumda çatışmaya doğru ilerleyen yedi kişi daha var. Dikkatli olun. İndireyim mi yedisini de komutanım?” İçlerinde Rebi olma olasılığı vardı. Rebi bize canlı lazımdı.

“İçlerinden biri Rebi olabilir mi Şevval?”

“Yok komutanım, her biri birer piyona benziyor.”

“Atış serbest o zaman, indirebilirsin hepsini.” Dediğimde Şevval’in telsizinden yedi tane kurşun patlama sesi duyuldu ve devamı gelmedi. Hepsini tekte indirmişti. Keskin nişancı olmanın hakkını veriyordu.

Çatışma alanına vardığımızda desteğe başladık. En azından birkaç kişiyi sağ yakalarsak sorguya çekebilirdik. “Etrafınız sarıldı, teslim olun. Yedi kişi çoktan öldü, sadece siz kaldınız ki burada da durum vahim gibi duruyor.” Dedim yerde yatan cesetlere bakarak. Dört kişiyi devirmişlerdi. Eğer on beş kişilerse geriye dört kişi kalmış olması lazımdı ama silah sesleri tekrardan yükselmeye başlayınca Ayberk’le ikimiz de saldırıya geçtik. Geriye bir kişi kalana kadar da durmadık. Burada sona bıraktığımız kişinin de şarjörü bitince mecburen teslim olmak zorunda kalmıştı ama sayıya göre bir kişi eksiklerdi. Toplamda on dört kişi vardı. Burada teslim olan teröristin ayağından tuttuğum gibi alnına silahı dayadım.

“Sen kimsin? Burada başka birisi kaldı mı? On beş kişi olmanız gerekmiyor muydu ve Rebi nerede, neden yanınızda değil?”

“Biz bundan daha fazlasıyız, bizden kurtulamazsınız, bu iş burada bitmez.” İnadına sinirime sinirime konuşuyordu. Yakasından tuttuğum gibi yere çarptım. Kafasını yere çarpmasıyla bir sarsıntı yaşamış olmalı ki gözleri gidip geldi ama sarsmaya devam ettim. Ağzından laf almadan son kişiyi de kaybedemezdik.

“Bana bak, benim asabımı bozma. Burada toplamda kaç kişiydiniz?”

“Her şeyi biliyorsun ya, bunu da bil komutan.” Dedi, ağzını yaya yaya pişkin pişkin sırıtıyordu bir de.

“Bana bak, senden kurtulmam saniyemi almaz. Senin öcünü alacak kimse de olmaz, geberip gidersin bu dağda. Anlat kaç kişisiniz, başkanınız nerede?” Bu sefer gözlerinden korktuğu belli oldu.

“Şimdilik on beş kişiyiz ve siz bizim on üçümüzü öldürdünüz ama benden hariç bir kişi daha var burada ve onun elinden kurtulmanız çok zor olacak. Hepinizin olmasa da mutlaka içinizden birinin canını yakmadan durmayacaktır.” Başını tekrar zemine çarpmamla adam bilincini kaybetti.

“Sivilleri güvenli bir yere götürdünüz mü? Bir firari var, çok dikkatli olmanız lazım.” Aramızdan An ve Ayberk’i sivillerin yanında bırakarak diğerlerimiz bir firariyi aramaya koyulduk. Nereye saklandıysa onu o delikten çıkaracak ve cezasını kesecektik. Kontrol ettiğimiz evleri tekrar kontrol ettik, gözümüzden kaçmaması için ama ortalarda yoktu. Belki de bize yalan söylemişti terörist, bilemezdik. Tam toplanacağımız sırada sessizliğin içinde bir patlama sesi yayıldı ve vücuduma yayılan derin bir sızı, ardından da Deniz’in bağırış sesi:

“Kasırga Komutanım vuruldu! Herkes acil tahliye edilsin! Zanlı ortalıkta yok, keskin nişancı olmalı! Tekrar ediyorum, acil tahliye!”

Deniz panikle beni sarsmadan sırtına almaya çalışırken benim aklımda tek bir şey vardı: Ayşe’ye verdiğim söz. “Geri döneceğim,” demiştim ama belki de bana ayrılan sürenin sonuna gelmiştim.

 

Bölüm kısa olduğu için bir bölüm daha gelecek, yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum.

 

 

 

Bölüm : 23.02.2026 15:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...